Edebiyat

Stephen King’in Yayınlamayı Reddettiği 7 Öyküsü

İlk kitabından tutun da el yazmasını kaybetme hikayesine kadar, yayınlanmamış Stephen King öyküleri…

2 sene önce Yorum Yok Görülme

Diriliş: İsa mı yoksa Dr. Frankenstein mı?

“Bu bokların hepsi ‘mi’ ile başlar.”

2 sene önce Yorum Yok Görülme

Ijon Tichy’nin Hatıraları: Gelecekbilim Kongresi

“Günümüzde yapılan uzay yolculuklarının yeryüzündeki sorunlardan kaçmanın bir yolu olduğunu -üstüne basa basa- söyledi. Yani insan, olabilecek en kötü şeylerin kendi yokluğunda gerçekleşip sona ermesi umuduyla gidiyordu yıldızlara.”
-Stanislaw Lem

2 sene önce Yorum Yok Görülme

Onun Adı Auri. Belki Onu Duymuşsunuzdur

Şimdi ben bu yazıda bir şarkı çalacağım ve bu şarkının ezgisi duyulmayacak. Dahası bu şarkı, size bir geçmişi anlatmayacak, çünkü Şeyaltı’nda her gün bugündür.

2 sene önce Yorum Yok Görülme

Neil Gaiman’ın “Hiç Yazmamış Olmayı” Dilediği Kitap

Neil Gaiman, Galler’de düzenlenen Hay Festival’de hayranlarıyla buluştu ve pek çok soruya samimi cevaplar verdi.

2 sene önce Yorum Yok Görülme

Buz ve Ateşin Şarkısı Aslında Böyle Olacaktı!

İngiltere kitabevi zinciri Waterstones ve HarperCollins yayınevi Buz ve Ateşin Şarkısı serisinin ilk taslağını içeren bir mektubun fotoğraflarını yayınladılar. George R.R. Martin tarafından temsilcisi Ralph Vicinanza‘ya gönderilen mektup Ekim 1993 tarihli.

2 sene önce Yorum Yok Görülme

Le Guin ve Kazuo Ishiguro Kapışmasının Tüm Detayları

Bildiğiniz üzere geçtiğimiz haftalarda bilimkurgu edebiyatının yaşayan efsanelerinden Ursula K. Le Guin ile Kazuo Ishiguro arasında, kalemin kılıçtan keskin olduğu kanıtlamak isterlermişçesine, oldukça hararetli bir söz düellosu yaşandı. Peki neydi bu iki önemli yazarı birbirine düşüren şey? İşte bu konuyu sizler için masaya yatırdık ve tüm detaylarını tek bir makalede toparladık!

2 sene önce Yorum Yok Görülme

Güneşin Dönmeyi Bıraktığı Başka Bir Dünyaya Merhaba!

Önsözünden sonsözüne, çeviri notlarına kadar son derece özenli; şık bir çalışma “Zeplin”.

2 sene önce Yorum Yok Görülme

Korkunç Bir Distopik Gelecek: Maymun ve Öz

“Aşk, korkuyu yok eder; ama öte yandan korku da aşkı yok eder. Ve sade aşk değildir yok ettiği. Korku ayrıca zekayı, iyiliği, tüm güzellik ve doğruluk düşüncelerini yok eder. Nihayetinde, korku bir insanın insanlığını bile yok eder. Ve korku, benim sevgili dostlarım, korku modern hayatın en temel taşlarından biridir. Çokça çığırtkanlığı yapılan ve hayat standartlarını yükseltirken vahşice ölüm ihtimalimizi de yükselten teknolojinin korkusu. Tek eliyle, cömertlikle verdiğinden de fazlasını diğer eliyle alan bilimin korkusu. İntihara varan bağımlılığımızla, uğruna öldürmeye ve ölmeye hazır olduğumuz, ölümcüllüğü kanıtlanmış kurumların korkusu. Kaçınılmaz şekilde bizi öldürmek ve köleleştirmek için kullandıkları iktidarlarla, alkışlayan kalabalıklarla yükselttiğimiz “Büyük Adam”ların korkusu. İstemediğimiz, ama gerçekleşmesi için de elimizden gelen her şeyi yaptığımız “Savaş”ın korkusu.”

-Aldous Huxley

İki Türün Harmanlanışı: Roman & Senaryo

Aldous Huxley, kült eseri Cesur Yeni Dünya’nın ardından, bu eserinde de distopyanın sınırlarını zorluyor ve korkunç bir gelecek tasviri çiziyor. Maymun ve Öz, Cesur Yeni Dünya’dan tam on altı yıl sonra kaleme alınmasına rağmen, Huxley bu süre zarfında düşüncelerinden ödün vermiyor ve hayal gücünün ardında yatan karanlık güçleri ustaca kullanmasını biliyor, bunları okurlarına algı açıcı bir şekilde sunuyor.

Roman aslında iki bölümden oluşuyor: Roman ve senaryo. Anlatım olarak senaryo dili kullanılmış. Bu farklı yaklaşımı için Huxley’i tebrik etmek gerek. Kitaba özgün bir hava kattığını söyleyebilirim.

William Tallis adlı bir çiftçinin yazıp değerlendirmeye gönderdiği “Maymun ve Öz” adlı senaryo, diğer sayısız senaryo ile birlikte henüz okunmadan kamyon kasasında imha edilmeye gönderilirken, şans eseri yere düşüyor ve anlatıcı konumundaki karakterimizin de dikkatini çekmesi sonucu, hikaye bambaşka bir tarafa yöneliyor. Anlatıcı ve Bob Briggis adlı bu iki sinema yapımcısı, senaryoyu yazan çiftçiyi, yani William Tallis’i bulmak için yollara düşerler. Bu andan sonra ise biz Tallis’in bu senaryosunu okumaya başlıyoruz. Kitabın genel seyri bu yönde kısaca.

Senaryoyu okumaya başladıktan sonra, ana karakterimiz Dr. Poole çıkıyor ortaya. 3. Dünya Savaşı, dünyanın hemen her yerinde yıkıma yol açmıştır ve bunun sonucunda milyarlarca insan dolaylı ya da doğrudan, bu savaştan etkilenmiştir. Yeni Zelandalı bir grup bilimadamı, bir keşif gezisi düzenler. Dünyanın öteki ucuna, Amerika’ya bir yolculuk gerçekleştirilir.

Ekibimizin içinde Dr. Poole de bulunmaktadır. Ekip, karaya ayak bastıktan sonra tam bir enkaz ülke haline gelen ABD topraklarında gezinmeye başlar. Tam bu esnada Dr. Poole, yerliler tarafından kaçırılır. Ekipten uzaklaşan Poole, savaşın çok az uğradığı bir ülke olan Yeni Zelandalı modern insanı temsil etmektedir. Onu kaçıran insanlar ise, savaşın da etkisiyle adeta mutasyona uğramışlardır. Poole, bu vahşi insanlar arasında hayatta kalmaya çalışacak ve bir yandan da onları en ince ayrıntılarına dek tanıyacaktır.

Hep Kötü Şeyler Söyleyen Adam: Aldous Huxley

Huxley, bu yapıtında yine iyi şeyler söylememiş bize.

-Yarattığı gelecekte Şeytan’a tapan insanlar çoğalmakta ve Şeytan Günü’nde “Arınma” adı verilen bir sistem uygulanmakta. Savaşın ve kimyasal bombaların etkisiyle sakat ve sıradışı doğan çocukların yaşamasına izin verilmiyor ve “Arınma” ile yok ediliyorlar.

-Cinselliğin yok edildiği bu dünyada, annelerin göğüslerinin üzerinde de, onların yasaklı olduklarını belirtircesine “HAYIR” yazmakta. Ve tabii ki diğer cinselliği simgeleyen şeylerde de bu geçerli.

-Kitapların yakıldığı sahneler, Bradbury’nin Fahrenheit 451’ini anımsatmakta. Yanan kitapların ardından ekmeğin çıkması, kitaptaki “başkalaşmış” karakterleri daha çok mutlu ediyor. Çünkü ihtiyaçları olan tek okuma eylemi kıyafetlerine yamalar ile tutturulmuş “HAYIR”lar.

-Her ucube çocuğun annesi işaretlenir ve kafaları kazınır. Kamçılamanın ardındansa zamanı geldiğinde Riverside, San Diego ve Los Angeles’daki Arınma Merkezleri’ne gönderilir. Ardından Şeytan’ın izniyle törenler gerçekleştirilir ve ertesi gün, güneş doğmadan tüm ülke “arındırılmış” olur.

-Şeytan Günü’nden birkaç gün sonrasına dek cinsellik normal karşılansa da, diğer tüm günlerde yasaklı bir meyve olarak bilinir ve öyle kabul edilir.

-Bütün deformasyonları doğuran, kutsal olmayanın seçilmiş çanağı, kısaca insan ırkındaki lanet “Anne” olarak adlandırılır.

…gibi, daha birçok korkutucu unsur bir arada bulunuyor.

Huxley Yasaları: Düşüncenin Gücü

Çok fazla düşünüyorsun. Düşünmemelisin. Eğer düşünmeye başlarsan eğlenceli olmaktan çıkar. Eğer düşünürsen, bu kötü, çok kötü,” cümlesini sarf eden Loola ile bizleri sorgulamaya iten Huxley’nin asıl amacı, düşünmeyen insanları yönetmenin ne kadar kolay olduğunu vurgulamak. O halde bizim yapmamız gereken şey düşünmek. Çevremizdekilerin de düşünmesini sağlamak. Düşünen insanların artması değiştirecektir mutlaka bazı şeyleri. “Sanırım hayatın ne anlama geldiğini biliyorum,” diyen Dr. Poole gibi bizler de en azından bilmek için gayret göstermeli, yeri geldiğinde sesimizi yükseltmesini bilmeliyiz.

Özetle, rahatsız edici derecede gerçekçi bir şekilde kurgulanmış, tıpkı öncekiler gibi, etkileyici bir Aldous Huxley kitabı “Maymun ve Öz”. Huxley, teknolojiye, kapitalizme, dine ve daha birçok şeye kırbacını hiç çekinmeden indirmiş ve ortaya abartıdan uzak, olabilitesi yüksek bir senaryo/roman çıkarmış. Tebrik etmek lazım kendisini. Zira çok az yazar Huxley gibi yazın hayatının büyük bir bölümünde geleceği hayal etmiş ve çeşitli zaman dilimlerini kurgulamıştır.

Son olarak, Aldous Huxley’nin “Maymun ve Öz”ü, bence “Cesur Yeni Dünya”sından daha korkunç. Hayır, bu kesinlikle bir korku kitabı değil: Distopya!

Dip Not: Kitap ülkemizde 2004 yılında, Süreyyya Evren çevirisi ile İthaki Yayınları’ndan çıktı. Fakat günümüzde kitaba -fiziksel olarak- ulaşmak bir hayli zor. Sahafların tozlu raflarının arasında kalan birkaç nüshayı bulduğunuza sevinebilirsiniz fakat bu sefer de fiyatını duyduğunuzda dudağınız uçuklayacaktır. Yine de, bulmanız ve okumanız gereken güçlü bir eser Maymun ve Öz. Bulmak isteyenlere kolaylıklar, bulanlara ise keyifli okumalar dilerim.

“Politika alanında bir teorinin eşdeğeri, mükemmel disipline sahip bir ordu devletidir; bir sonenin veya resmin eşdeğeri ise diktatörlükle yönetilen bir polis devletidir.”

2 sene önce Yorum Yok Görülme

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün