Sabahattin Ali’yle Poe’nun Kesiştiği Öykü: Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi

Ünlü edebiyatçılarımızdan Sabahattin Ali'nin, Edgar Allan Poe'nun etkisinde kalarak yazdığı öykülerden "Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi"ne naçizane bir bakış atıyoruz.

Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi, Sabahattin Ali’nin Değirmen adlı yapıtında yer alan bir öyküsüdür. Onun Edgar Allan Poe öyküleriyle benzerliğini sağlayan en önemli yönü de içindeki gotik ve doğaüstü unsurlardır. Sosyal Realizm dediğimiz ve Türkçe olarak toplumcu-gerçekçilik olarak ifade edilen akım çerçevesinde öykü ve romanlar yazan Sabahattin Ali’nin Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi, Poe etkisiyle yazdığı bireysel bir öykü olarak gösterilebilir.

Sabahattin Ali bu etkiyi yadsımaz ya da reddetmez. Hatta 1930 yılında, Resimli Ay dergisinde Ahmet Kutsi Tecer’in “Neredesin ” adlı şiirine yazdığı eleştiri yazısında da “Ah neredesin” nidası tıpkı Poe öykülerinde olduğu gibi kâbuslu uykular arasından gelir.[1] Sabahattin Ali, etkilendiği kitapları ve yazarları açıkça kendi ağzından onaylamaktadır. Yazarın Gorki’den etkilendiğini söyleyen çağdaşlarına yanıtı da olumludur.

Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi‘ndeki Poe etkisi daha önce apaçık bir şekilde Tomris Uyar tarafından da düşünülmüştür. Ayırca yazarın sağlığında Nurullah Ataç tarafından da ortaya konulmuş ve Ali’nin tarzı Poe’ya benzetilmiştir. Ataç, örnek olarak Usher’in Konağının Yıkılışı (ya da Dost Körpe çevirisiyle “Usher ‘in Evinin Çöküşü”), Kara Kedi ve M. Valdemar Olayındaki Gerçekler gibi öykülerinin adını verir. Ben de bu yazı da Ataç’ın adını verdiği öykülerden biri olan Kara Kedi‘yi örnek alacağım.

Konu

Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi, kısaca yoldan geçmekten olan birinin şekli kandile benzeyen bir binaya denk gelmesi, merak edip ona bakması ve orada oturan esrarengiz bir adam tarafından içeriye davet etmesiyle başlar. Bina tıpkı kandil şişesi gibi yükselirken, en tepede cam bir kubbeyle sona ermektedir. Başkarakterimiz, kendisini davet eden adamın çevresine yaydığı tuhaf büyünün de etkisinde kalarak sorgusuz sualsiz içeri girer ancak başına kötü bir şey geleceğine dair bir korku da duymaktadır. Buna rağmen cam kubbeli odaya çıkana kadar adama üç soru sorar. Muhtemelen bu üç soru, tıpkı masallarda olduğu gibi sırlı, kutsal bir sayı olarak gösterilen 3 ile ilişkili olabilir. En tepeye vardıklarında odanın ortasındaki masada bir kandil, onun önündeyse siyah kadife kaplı bir kitap görür: Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi. Dahası, köşedeki bir divanda yatan, iskelete dönüşmüş genç bir kadın vardır.

Edgar Allan Poe’nun Kara Kedi adlı öyküsünde ise konu, küçüklüğünden beri hayvansever olan birinin tıpkı kendisi gibi hayvansever bir kadınla evlenmesi ve evlerine çeşitli hayvanlar almasıyla başlar. Bir de kara kedi sahiplenirler, daha sonra adam bu kediden nefret ederek onu ağaca asarak öldürür. Ancak o gece evinde gizemli bir yangın çıkar ve neredeyse her şeyini kaybeder. Dahası evin ayakta kalan duvarlarından birinde boynunda ip olan bir kedi silueti görülür. Adam daha sonra bir barda gördüğü başka bir kara kediyi sahiplenir. Fakat önceki kedi gibi bu kedinin de sol gözü oyulmuştur ve adam bir süre sonra ondan da nefret etmeye başlar. Ancak onu öldüremez, çünkü önceki olayın vicdan azabını hâlâ taşımakta ve kediden korkmaktadır. Kediden korkma nedeni de hayvanın göğüs bölgesinde yer alan beyaz tüylerin tıpkı önceki kedisini astığı darağacına benzemesidir. Beyaz tüylerin şekli ve kedinin önceki kediyle benzer şekilde sol gözünün oyuk olması adamı korkutmaktadır. Aynı döngü içinde yeniden yaşarken en sonunda kedisi ve karısıyla birlikte indikleri mahzende kediye baltayla saldırır, karısı onun önüne geçerek engel olmaya çalışır. Adam da o sinirle karısını öldürür ve cesedi mahzen duvarının arkasına saklar. Ancak polis eve kontrole geldiğinde cesetle birlikte gömülen kedi duvarın arkasından miyavlayarak adamı ele verir ve tutuklanmasına sebep olur.

Bu iki öykünün de temel kesişim noktaları şudur: Karakterlerin adları bilinmez. Sabahattin Ali’nin öyküsünde anlatıcı olan başkarakter, kendi adını belirtmez. Onu binaya alan adam da ne kendini ne de divanda ölü olarak yatan genç kadını tanıtır. Başkarakterin binanın cam kubbesinde, tepe katında, okuduğu kitapta da ad verilmez.

Kara Kedi‘de, yine öykünün anlatıcısı olan başkarakter adsızdır. Aynı şekilde karısının da adı yoktur. Öyküde geçen tek isim, kara kedinin adı olan Pluto’dur. Bu da Roma mitolojisine bir gönderme içerir; Pluto, Antik Roma’da Ölüm tanrısıdır. Bir nevi Antik Yunan’ın Hades’inin karşılığı.

Anlatım

Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi‘nde öykünün genel havası oldukça gotiktir. Mekânlar ve çevrenin tasviri Poe’nun öykülerinin tasvirlerine benzer. Karanlık ve kasvetlidirler. Başkarakter sağlığı açısından iyi geleceği söylenilerek tavsiye edilen bir gece yürüyüşünde dış görünüşü kandile benzeyen bir yapı görünce merak ederek oraya gider.

Kara Kedi öyküsündeki anlatım da Poe’nun çoğu eserinde olduğu gibi birinci şahıs açısından yapılır. Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi’nde her şeyi başkarakterin gözlerinden görürüz. Kara Kedi‘de de cinayeti işleyen başkarakter olayı bize anlatır.

Burada anlatımın ayrıldığı bölge metnin zamanıdır. Sabahattin Ali’nin eserinde karakter o an olan olayı, şimdiki zamanla anlatır. Poe’nun öyküsünde ise cinayeti işlemiş, hapiste yatan ve idamını bekleyen bir karakter geçmişte yaşanan bir olayı, geçmiş zamanla anlatır.

Olayın Olağanüstülüğü

Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi‘nde, başkarakter olayı anlatırken olağanüstü bir hadise yaşadığının pekâlâ farkındadır. Bu da pek çok yerde delilikle bağdaştırılarak verilir. Başkarakter kendisinin delirdiğini ya da delireceğini belirtir.

Kara Kedi‘de ise başkarakter aynı şekilde olayların olağanüstülüğünü bilmektedir. Bu olağanüstülüğü de öykünün genelinde mantıklı açıklamalar bularak, mantık kılıfına sokmak ister. Olağanüstülüğü bilse de onu kabul etmez. Ancak öykünün sonunda pes ederek, bütün bunların şeytan işi olduğu kabul edercesine, “Tanrı, beni şeytanlardan korusun!” der.

Aynı şekilde Kara Kedi‘de, eve sonradan giren ikinci kedi ilk başta başkarakter tarafından öldürülen Pluto adlı kedinin reenkarne olmuş hali gibidir. Sanki başkarakterin gözünü oyduğu ve ağaçta astığı kedi ona sadece evinin yanmasının lanetini vermekle kalmayıp bir de intikamı için yeniden doğarak ona musallat olur. Bu olay en çok kedinin ilk kez görüldüğü barda birdenbire ortaya çıkması, göğüs tüylerindeki darağacına benzeyen beyaz lekeler ve Pluto gibi sol gözünün oyulmuş olmasıyla hissedilir.

Öte yandan ev yandıktan sonra kedinin ağaçtaki yerinde olmaması ve evin yeni sıva yapılmış duvarında kedinin izine rastlanması en azından kedinin reenkarne olarak geri gelmesini bize düşündürür.

Teknik

Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi‘nin sonunda Sabahattin Ali tıpkı Poe gibi bize bir sürpriz yaparak okurlarını şaşırtır. Divanda ölü olarak yattığını sandığımız genç kadının gözlerinden bir yaş akar. Öykünün gidişatının tamamında ve kubbe katında bulunan kitapta kadının ölmüş olduğu belirtilse de o aslında tam bir ölü değildir. Böylece öykü sadece konu, anlatım ve tasvir bakımından değil, teknik bakımdan da bir Poe öyküsü kimliği kazanır.

Kara Kedi öyküsünde ise buna benzer bir şekilde öykünün sonunda cinayet işlenince ve ceset gömülünce kedi ortalarda gözükmez. Başkarakter ile birlikte kedinin adamdan kaçtığını düşünürüz. Daha önceki kedi, adam onun sol gözünü oyunca bir daha ona yanaşmadığından, bu kedinin de aynı şekilde kaçmış olması olasıdır. Öykünün ilerleyen satırlarında da kedi ortaya çıkmaz. Polislerin birkaç kere inmelerine rağmen mahzenin duvarının arkasına cesetle birlikte gömülen kedi hiç ses çıkarmamıştır. Ancak polislerin son gelişlerinde başkarakter duvara vurunca kedi miyavlayarak onu ele verir. Kedinin kaçmadığı ve onca zaman cesetle birlikte duvarın arkasında durduğu böylece ortaya çıkar. Bu Poe’nun öykülerinde genel olarak görülen bir sürpriz unsurudur.

Sabahattin Ali’nin 1930 yılında üzerindeki Poe etkisini açıkça gösterdiğini daha önce belirtmiştim. Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi ise 1929’da yazılmış ve yine kitapta yer alan bilgiye göre Atsız Mecmua‘da 15 Mayıs 1931 yılında yayımlanmış. Tarih bakımından da Sabahattin Ali muhtemelen Poe’yu bu yıllarda okumuş.

“…Sabahattin Ali ilk hikâyelerinde kimi zaman Oscar Wilde’vari bir estetiğe (“Viyolonsel”, “Kurtarılamayan Şaheser”), kimi zaman Edgar A. Poe -Maupassant karışımı korku hikâyelerine öykünür. (“Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi”)…”
– Tomris Uyar-Kitapla Direniş, s:110


Kaynakça:

[1]Sabahattin Ali’nin Okuduğu Yabancı Yazarlar ve En Çok Etkilendiği Yazar, Sevengül Sönmez

Tomris Uyar, Kitapla Direniş, YKY, 2011, Haz. Handan İnci

Sabahattin Ali, Değirmen, YKY, 2016

Edgar Allan Poe, Bütün Hikayeleri, İthaki, 2015

13 Ağustos 1996’da İstanbul’da doğdum. Halen Medeniyet Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyorum. Daha önce Kayıp Rıhtım forumunda ve Aylık Öykü Seçkisi içerisinde yer aldım. Gölge E-Dergi, Bilimkurgu Kulübü, Genç Yazı ve Pejmürde Dergisi bünyesinde gerçekleştirilen Ortak Hikâye projesi gibi elektronik platformlarda ve basılı olarak da Adı Yok dergisinin 75. sayısında yazılarım yayımlandı. Yaklaşık olarak 12 yaşımdan beri yazıyorum.

PORTAL YORUMLARI

  1. Emrecan Dogan dedi ki:

    Yazı da yer veremedim ama buraya yazacağım: Incelemeyi yazı fikri ve işin arkasına düşecek meraka beni düşürdüğü için Duygu Korkmaz’a (firtina_kiz30) ithaf ediyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sabahattin Ali’yle Poe’nun Kesiştiği Öykü: Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi

Ünlü edebiyatçılarımızdan Sabahattin Ali’nin, Edgar Allan Poe’nun etkisinde kalarak yazdığı öykülerden “Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi”ne naçizane bir bakış atıyoruz.

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün