Christopher Tolkien Röportajı

Yüzüklerin Efendisi üçlemesiyle tüm dünyanın tanıdığı J.R.R. Tolkien’in resmi vârisi ve yayınlanmamış eserlerinin yayınlayıcısı Christopher Tolkien’in ilk röportajını Türkçe olarak siz okurlarımıza sunuyoruz.

BABAMIN ‘BOZULMUŞ’ ESERİ
HOBBİT’İN YAZARI J.R.R. TOLKIEN’İN OĞLU SONUNDA KONUŞTU

Önemli not

Okuyacağınız bu röportaj 9 Temmuz 2012 tarihli olduğundan bazı bilgiler güncelliğini yitirmiştir. Lütfen bu ayrıntıyı dikkate alınız.


Bu, J.R.R. Tolkien’in mal varlığının resmi vârisi ve babasının yayınlanmamış eserlerinin yayınlayıcısı olan Christopher Tolkien’in basılan ilk röportajıdır. Orijinal metin ve röportaj 9 Temmuz 2012’de Le Monde gazetesinde yayınlanmıştır. Hobbit’in film versiyonu sinemaları alt üst ederken biz de Türkçe olarak sizlerle paylaşıyoruz.


Bu olağanüstü değilse de nadir bir olay. Birçok insanın kendileri hakkında konuşulması için ruhlarını satabilecekleri bir çağda, Christopher Tolkien 40 yıl boyunca medyayla hiç konuşmadı. Ne bir röportaj, ne bir duyuru, ne de bir toplantı… Hiçbir şey.

Bu babasının, yani devasa bir ünü bulunan Yüzüklerin Efendisi’ni (3 cildi 1954-1955’te yayınlandı) kaleme alan, 150 milyona yakın kitap satışı ve 60 dile çevrilen eserleriyle dünyanın en çok okunan yazarlarından biri olan John Ronald Reuel Tolkien’in (1892-1973) ölümünden sonra aldığı bir karardı.

Peki, bu uzun süreli aleni yalnızlık sadece bir kapris miydi? Tabi ki hayır. Üstat Tolkien’in 87 yaşındaki oğlu hayal edilebilecek en sakin adam. 1975’te karısı Baillie ve iki çocuğuyla birlikte Fransa’nın güneyine yerleşen, oldukça üst sınıf bir aksana sahip olan seçkin bir İngiliz. Peki, bu sessizliği umursamadığı için mi devam ettirdi? Tam tersi. Tüm bu sessizlik yılları boyunca hayatını durmadan, aralıksız, nerdeyse Herkül-vari bir şekilde – kendisinin de yazınsal yöneticisi olduğu – babasının yayınlanmamış tüm eserlerinin üzerinde çalışarak geçirdi.

Hayır, Christopher Tolkien’in ağzının sıkılığının daha farklı bir açıklaması var: babasının yazdıkları ile onların ticarete dökülmüş hâli arasında yaratılan o muazzam boşluk, neredeyse dipsiz bir uçurum… Özellikle Yeni Zelandalı yönetmen Peter Jackson’un 2001-2003 yıllarında çektiği 3 başarılı Yüzüklerin Efendisi filmi başta olmak üzere tanımayı reddettiği eserler. Yıllar geçtikçe Tolkien’in eserlerinin etrafında bir tür paralel evren oluşmaya başladı. Işıltılı imge ve figürlerle dolu, kültleşmiş orijinal kitaplarla renklendirilmiş ama çoğunlukla onlardan çok farklı olan bir dünya. Tıpkı asıl kara kütlesinden çok uzaklara sürüklenmiş bir ada gibi.

Bu ticari galaksi şu anda trilyonlar değerinde ve çoğu Tolkien’in mirasçılarına gitmiyor. Bu durum ise resimler ve nesneler üzerine değil, Tolkien kelamlarına saygı üzerine kutuplaşmış aile mirasının yönetimini güçleştiriyor. İlginç bir tesadüfle bu durum Yüzüklerin Efendisi’nin her şeyin bir miras problemiyle başlayan konusunu çağrıştırıyor: hâkimiyeti her kesimi kıskandıran, önünde sonunda kötülüğe neden olan ünlü güç yüzüğünün yaşlı kahraman Bilbo’dan kahraman Frodo Baggins’e miras kalması.

Peter Jackson’ın yeni filmi Hobbit’in (1937) dünya çapında çıkış tarihi olan Aralık ayı beklenirken, Tolkienler her türlü ısrarcı taleple ve eserin yeni fazlalıklarıyla başa çıkmaya hazırlanıyor. “Barikat kurmak zorunda kalacağız,” diyor Christopher’ın eşi Baillie, yüzünde bir gülümsemeyle.

ZİHİNSEL ÜMİTSİZLİK

Fakat ondan önce Christopher Tolkien, Le Monde ile hayatının işi hâline gelen ancak aynı zamanda da kesin bir “zihinsel ümitsizlik” kaynağı olan baba mirası hakkında konuşmayı kabul etti. Tolkien nesli için hem babadan oğula geçen sıra dışı bir edebi hikâye, hem de bir yanlış anlama hikâyesi. En tanınan ve diğer hepsini gölgede bırakan eserler, yazarının gözünde sadece ikinci planda. Onlar Tolkien’in bile kısmen terk ettiği geniş dünyanın küçük birer köşesi.

Yazar 1969’da Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit’in film haklarını, yan ürünlerden elde edilecek haklarla birlikte 100.000 £ – şu an ki değerler göz önüne alındığında cüzi, ancak o zamanın parasıyla yüksek bir miktar – karşılığında United Artist’e sattı.

Bu miktar yazarın çocuklarının gelecekteki miraslarının vergilerini ödeyebilecek olmaları anlamına geliyordu. Tolkien’in bunu erkenden yapmasının sebebi İngiltere’nin o zamanki aktif hükümetinin vergilerin çok yüksek olmasıydı. Aynı zamanda, Amerikan telif hakları yasalarındaki değişikliklerin çocuklarının haklarına zarar vereceğinden korkuyordu. Ama Yüzüklerin Efendisi özellikle Amerika’da çabucak müthiş bir başarı yakaladı.

İş arkadaşlarının eleştirilerinin yazarı çok fazla etkilediği Oxford Üniversitesi dışında, genel bir hayranlık vardı. “Tolkien çılgınlığı tıpkı Harry Potter’ın çevresindeki gibiydi,” diyor, sonbaharda Fransa’da çıkacak olan ‘Tolkien Sözlüğü’nün yayın yönetmeni, Paris XIII Üniversitesi profesörü Vincent Ferré. Yüzüklerin Efendisi 1960’lardan itibaren özellikle Amerika’da karşıt kültürün sembolü oldu. “Bir grup kahramanın zulme karşı isyanlarının fantezi temalı hikâyesi, özellikle California, Berkeley’de solcu militanların sancağı hâline geldi.”

Vietnam Savaşı zamanlarında ‘Başkan adayımız Gandalf!’ ve ‘Frodo yaşıyor!’ gibi sloganlar görülmeye başlandı. İşte efsanelerin zor öldüğünü gösteren bir kanıt: İkinci Irak savaşı boyunca, ‘Frodo başarısız oldu. Yüzük Bush’ta,’ yazılı hicivli stickerlar görüldü.

FRANSA’DA BİR İNZİVA

Ancak Tolkien hayatı boyunca Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi’nin dışında çok az kitap yayınladı ve hiçbiri bu iki liste başı kitabın başarısına erişemedi. 1973’te öldüğünde eserlerinin büyük bölümü yayınlanmamış hâldeydi.

Aslında Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi, binlerce yıldır devam eden hayali bir tarihin bölümleridir yalnızca. Christopher Tolkien bu kısmen parçalara ayrılmış mitolojiyi açığa çıkarmak için kolları sıvadı, hem de oldukça alışılmadık bir yolla. Kendini çoktan yayınlanmış olanlarla tatmin etmektense, bu hakkında konuştuğunda fark edildiği üzere gerçek bir tutkuya dönüşen bir şeyin üzerinde çalıştı: bilinmeyenin su yüzüne çıkarılması.

Christopher Tolkien röportajcıyı mütevazı bir kibarlıkla evinde, ananas ve zeytin ağaçları arasında ağırladı. Bir Hobbit kovuğundan daha iyi gizlenmiş ve bulunması da kolay olmayan bir yer. Koyu sarı, toprak bir yoldan aşağı indiğinizde iki çukur arasında pembe bir ev görüyorsunuz. Bastide[1] kır çiçeklerinin arasında büyüleyici bir güzellikte duruyor ve büyük bir servete işaret eden hiçbir emaresi yok. Burada sakin ve sıcak bir atmosfer hüküm sürüyor, tıpkı ev sahiplerinin çizdiği imaj gibi.

Burada yaşayan adam, J.R.R. Tolkien’in dört çocuğundan üçüncüsü ve kız kardeşi Priscilla ile birlikte hayatta kalan son evladı. Christopher, babasının mirasının vârisi ve ‘Tolkien Estate’in, yani mal varlığının ve eserlerin telif haklarının mirasçılara dağıtımını gerçekleştiren firmanın genel yöneticisi: Tolkien’in çocukları Priscilla ve Christopher’a, 6 torununa ve torunlarının 11 çocuğuna.

‘Estate’ firması, biri Christopher ve Baillie’nin oğlu Adam’dan oluşan 3 kişilik kadrosuyla mütevazı boyutta ve Oxford’taki bir hukuk bürosu tarafından da yardım görüyor. Aynı zamanda çoğunluğu eğitim ve insancıl projelerle ilgili olan bir bağış bölümüne de sahip: ‘Tolkien Trust’.

Ancak Christopher Tolkien kitaplar üzerindeki çalışmalarını ve ısrarcı taleplere cevaplar vermeyi Fransa’daki inzivasından yürütüyor. İçerisi kitaplar, kilimler, rahat koltuklar ve aile fotoğraflarıyla sıcak ve sade. Fotoğraflardan birinde Tolkien, iki büyük oğlu, karısı ve Christopher adında, annesinin kucağındaki küçük bir bebek var. Hiç şüphesiz, o başından beri babasının eserinin en yenilikçi takipçisi ve daha sonra da eserin değişimiyle en üzgün olanı.

SIRA DIŞI BİR HAYAL GÜCÜ

Yanlış anlaşılma 1930’ların ortasında Hobbit ile başladı. Tolkien o zamana kadar yalnızca Beowulf – orta çağlarda yazılmış, canavarla dolu, muhteşem ve destansı bir şiir – üzerine yazdığı o ünlü makaleyi yayınlamıştı. İkinci Dünya Savaşı sırasında başlayan kurgusu görünmez olarak kaldı.

Tolkien zeki bir dilbilimci, bir Eski İngilizce uzmanı, Oxford’da bir profesördü ve kendisine sıra dışı bir hayal gücü bahşedilmişti. Onun tutkusu diller üzerineydi ve birkaç tane lisan yarattı, daha sonra da onların sığınabileceği bir dünya inşa etti. ‘Dünya’ ile kastımız sadece hikâyeler değil, aynı zamanda tarih, coğrafya ve kültür… Kısacası öyküleri için bir arka plan görevi gören bütün bir evren.

Hobbit, 1937’de yayınlandıktan hemen sonra hızlı bir şekilde önemli ve popüler bir başarı yakaladı ve yayıncıların, Allen ve Unwin’in acil olarak bir devam kitabı talep ettikleri noktaya ulaştı. Buna rağmen Tolkien aynı tarzda devam etmek istemiyordu. Onun yerine Silmarillion diye adlandırdığı, kendi evreninin en eski zamanlarının hikâyesini nerdeyse bitirmişti. Onu rahatsız etmeye devam eden yayıncısından ‘çok zor’ hükmü geldi. Yazar, oldukça gönülsüz bir şekilde yeni bir hikâye yazma projesini kabul etti. Aslında daha sonra Yüzüklerin Efendisi hâline gelecek bir yapıtın ilk taşını koymak üzereydi.

Ancak Silmarillion’u asla unutmadı, oğlu da öyle… Christopher Tolkien’in en eski hatıraları babasının sürekli çocuklarıyla paylaştığı başlangıç hikâyesiyle dolu. “Ne kadar garip görünse de ben onun yarattığı dünyada yetiştim. Benim için Silmarillion’un şehirleri Babil’den daha gerçektir.”

Oturma odasında, Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi’ni yazdığı el yapımı ahşap koltuktan çok uzak olmayan bir rafta, oyalarla süslenmiş küçük bir tabure var. Bu Christopher’ın 6-7 yaşlarındayken babasının hikâyelerini dinlemek için oturduğu tabureydi. “Babamın bir katip tutmaya yetecek kadar parası yoktu,” diyor Christopher Tolkien. “O taslakları hazırladıktan sonra haritaları çizen ve yazıları daktiloya döken kişi bendim.”

Yavaş yavaş, 1930’ların sonlarında başlayan Yüzüklerin Efendisi şekil almaya başladı. Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne katılan Christopher, 1943’te Güney Afrika hava üssüne gitti. Burada her hafta babasından uzun bir mektupla birlikte yolda olan romanından bölümler aldı. “Ben savaş pilotuydum. Yere her indiğimde bir bölüm okurdum,” diyor eğlenerek, babasının uygun bir ismin oluşumu üzerine tavsiyesini istediği bir mektubu gösterirken.

Babasını ölümünden sonra hissettikleri üzerine ilk hatırladığı şey ağır bir sorumluluk duygusu. Tolkien, hayatının son yıllarında tıpkı Yüzüklerin Efendisi’nde yaptığı gibi kadim mitolojiden bazı imgeler ödünç alarak Silmarillion üzerinde yeninden çalışmaya, hikâyeyi düzenlemek adına beyhude bir çabaya başlamış. Bu da Silmarillion’da bazı kronolojik hatalara ve çelişkilere sebep oldu.

“Tolkien yapamadı” diye ekliyor Baillie. Kendisi uzun bir süre Christopher’ın asistanı olarak çalıştı ve daha sonra ‘Babamın Yılbaşı Mektupları’ adını verdiği derlemenin editörlüğünü yaptı. “Kronolojik detaylarda boğulmuştu, her şeyi yeniden yazdı, gittikçe daha da karmaşık hâle geldi. Baba ve oğul, yazarın bitiremeden ölmesi hâlinde görevi Christopher’ın devralacağını anlamıştı.”

SAKLI HAZİNE

Aynı zamanda ölümünden sonra babasının çalışmalarını da elde etti: her biri binlerce yayınlanmamış sayfalarla dolu 70 kutuluk bir arşiv. Öyküler, hikâyeler, dersler, 4.000 satırdan daha uzun şiirler, mektuplar ve daha çok mektuplar. Hepsi de korkunç bir karışıklık içinde. Hemen hiçbir şey tarihlenmemiş veya numaralandırılmamış, sadece gelişigüzel bir biçimde kutulara doldurulmuştu.

“Sık sık kaldığı Oxford ile Bournemoth arasında seyahat etme alışkanlığı vardı,” diyor Baillie Tolkien. “Giderken yanından eksik etmediği çantasına kucak dolusu kâğıt koyardı. Geri geldiğinde, bazen arasından rasgele bir yaprak çeker ve onunla başlardı!” Bütün bunların üzerine, el yazması taslaklar neredeyse okunaksızdı, çünkü el yazısı çok karışıktı.

Yine de bu sıra dışı karışıklıkta bir hazine vardı. Sadece Silmarillion değil, aynı zamanda Hobbit’te ve Yüzüklerin Efendisi’nde sadece şöylece bir göz atılmış olan her tür efsanenin tamamlanmış versiyonları – Christopher’ın varlıklarından kısmen bihaber olduğu batık takımadalar. Eser ikinci hayatına bundan sonra başladı… Christopher da öyle. Eski İngilizce profesörlüğü yaptığı Oxford’daki New College’dan istifa etti ve kendisini babasının işlerini düzenlemeye verdi. Üniversiteyi hiç pişman olmadan bıraktı, daha da ileri giderek her profesörün sahip olduğu ve yıl sonundaki törende sergilenmesi gereken anahtarı çalılara fırlattı (bu anın hatırasıyla gözleri parlıyor).

Önce İngiltere’de daha sonra da Fransa’da Silmarilion’un parçalarını tekrar birleştirdi, daha uyumlu hâle getirdi, oraya buraya bir şeyler ekledi ve 1977’de biraz da vicdan azabıyla kitabı yayınladı. “Kitabın iyi olduğunu düşünür düşünmez yayınladım, ama bazı kısımları kendim yazmam gerektiği için biraz da hatalı olduğunu düşünüyordum,” diye açıklıyor. O zamanlar can sıkıcı bir rüya bile görmüş. “Oxford’da babamın ofisindeydim. İçeri girdi ve büyük bir endişeyle bir şeyler aramaya başladı. Korku içinde fark ettim ki aradığı Silmarillion’du ve ne yaptığımı öğreneceği düşüncesiyle dehşete düşmüştüm.”

Bu arada arabasının arkasına doldurup Fransa’ya getirdiği pek çok el yazması Oxford’a geri gitmek zorundaydı. Ailenin geri kalanı bu yer değişikliğinden rahatsız olmuştu, onların talebi üzerine sayfalar şu anda tutulduğu ve dijitale dönüştürüldüğü Bodleian Kütüphanesi’ne geldikleri yolla geri götürüldü. Bu yüzden Christopher işlerini fotokopilerle yürütmek zorunda kaldı, bu da büyük bir sorun oluşturuyordu. Bu imkânsızdı, örneğin belgeleri numaralandırırken mürekkebin rengini veya sayfaların dokusunu kullanamıyordu. “Ama sesi kulaklarımda çınlıyordu,“ diyor Christopher Tolkien. Bu kez “eserin tarihçisi, tercümanı” o olacaktı.

ZİHİNSEL EŞYA

18 yıl boyunca tam hızla Tolkien’in dünyasını gelişimini izleyen 12 ciltlik devasa Orta Dünya Tarihi üzerinde çalıştı. “Tüm bu zaman boyunca onu babasına ait eski bir daktiloda 3 parmağıyla yazı yazarken izledim,” diyor karısı. “Daktilonun sesini sokağın aşağısından bile duyabilirdiniz!”

Bu, edebi bir altın madeniydi ama aynı zamanda Christopher’ı hem yorgun bırakan hem de bunalıma sokan zahmetli bir işti. Ama ne önemi vardı ki, o durmayacaktı. 2007’de sağda solda ortaya çıkan metinlerden derlediği çalışmayı, yazarının ölümünden sonra basılan Tolkien romanını, Hurin’in Çocukları’nı yayınladı. İngilizce’de 500,000 kopya sattı ve 20 dile çevrildi.

Bu yeni ve edebi coğrafya eski daktilosundan doğarken, Tolkien’in evreni de dış dünyada tamamen bağımsız olarak hızla çoğaldı. Ölümünden sonra Tolkien’in hayal gücünün kudreti yeni ve bazen de çalkantılı işlere yol açtı. “Bu kitapların esneklikleri başarılarını açıklıyor,” diyor Vincent Ferré. “Bu, okuyucunun girip kendi hayallerinin aktörleri olabilecekleri bir dünya yaratan bir eser.”

Yazarın edebi çevredeki etkisi ilk olarak, eserlerinin on dokuzuncu yüzyıla uzanan bir türü yeniden canlandırdığı fantastik edebiyat alanında hissedildi. 1970’lerin başında ve özellikle 1980’lerde efsanevi arka planlar, elfler, ejderhalar, büyü ve kötülüğün güçlerine karşı verilen mücadelelerle, Tolkien’le demlenen kahramansal fantastik edebiyat türü gelişti.

Tıpkı geçen yüzyıl Grimm Kardeşlerin peri masallarının yaptığı gibi, Tolkien’in dünyası da batı dünyasının zihinsel eşyalarının bir parçası hâline geldi,” diye yazıyor Tolkien’e atfedilmiş bir makalede İngiliz Thomas Alan Shippey.

Fransa’da ve diğer ülkelerde çoğu yayıncı özellikle karlı olan bu pazara yatırımlar yaptı. Yalnızca 2008’de dört milyondan fazla kitap satıldı. 1970’lerde ortaya çıkan diğer efsanelerden biri de Stephen R. Donaldson’un ‘Thomas Coventant’ın Günlükleri’ adlı eseridir (1977).

Çok geçmeden bu tür önce Amerika, daha sonra Avrupa ve hatta tüm Asya boyunca çizgi-romanları, rol yapma oyunlarını, video oyunlarını, filmleri ve hatta progressive rock ile beraber müziği de içeren devasa bir endüstri hâline geldi. 2000 yılında ‘hayran yapımı öyküler’ internete ulaştı, her katılımcı Tolkien dünyasını kendi isteğine göre şekillendirdi.

Yüzüklerin Efendisi kendi hayatını yaşayan bir tür özerk birime dönüştürüldü. İlk filmi 1977’de yayınlanan Star Wars serisinin yazarı George Lucas’a ilham kaynağı oldu. ‘Battle for Evermore’ dâhil olmak üzere pek çok şarkılarında kitaptan referanslar kullanan rock grubu Led Zeppelin’e de…

Ancak bunların hiçbiri Peter Jackson’un filmleri ortaya çıkana kadar aileyi rahatsız etmedi. Her şeyin seyrini değiştiren, üçlemenin ilk filminin 2001’de ortaya çıkmasıydı. İlk olarak kitap satışlarının üzerinde çok büyük bir etkisi oldu.

“Üç yıl içinde, 2001’den 2003’e kadar on beş milyonu İngilizce, on milyonu ise diğer dillerde olmak üzere yirmi beş milyon Yüzüklerin Efendisi kopyası satıldı. Birleşik Krallık’ta üçlemenin ilk filmi olan ‘Yüzük Kardeşliği’ gösterime girdikten sonra satışlar %1000 arttı,“ diyor David Brown, Amerika hariç İngilizce eser haklarını elinde tutan HarperCollins’teki Tolkien yayıncısı.

BULAŞICI ETKİLER

Ancak hızlı bir şekilde, tanınmış ressamlar Alan Lee ve John Howe tarafından Yeni Zelanda’da tasarlanan filmin edebi eserin üstünü örtme tehlikesi ortaya çıktı. Filmlerde kullanılan görüntülerin çoğu video oyunlarına ve ticari ürünlere ilham verdi. Çok geçmeden, bulaşıcı bir etkiyle, kitaptan çok filmin kendisi fantastik edebiyat yazarları için bir ilham kaynağı olmaya başladı, derken oyunlar da filmden ilham almaya başladı ve bu böyle devam etti.

Çılgınlık, Tolkien ailesinin avukatlarını, eğer filmler karlı olursa Tolkien Estate’in kardan yüzde alması gerektiğini şart koşan sözleşmeyi yeniden gözden geçirmek zorunda bıraktı. İnanılmaz gişe rakamlarının ardından ailenin avukatları sözleşmenin üzerindeki tozu silkeledi ve Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit’in film haklarını satın alan Amerikan film üreticisi New Line’dan haklarını talep ettiler. Ve sürpriz! Tolkien Estate‘in Oxford’daki avukatı Cathleen Blackburn kinayeli bir şekilde “Görünüşe göre çok popüler olan o filmler hiç kar etmemişti! Üreticilerin Tolkien Estate’e bir sent bile borçlu olmadığını söyleyen açıklamalar aldık,” diye anlatıyor.

Olay 2003’ten 2006’ya kadar sürdü ve sonra işler daha berbat hâle geldi. Tolkien Trust ve Tolkien Estate’in avukatları ile Tolkien’in yayıncısı HarperCollins, eserlerin sonraki uyarlamaları üzerinde gözetme haklarıyla birlikte zararları için 150 milyon dolar talep etti. 2009’da imzalanan anlaşmadan önce bir mahkeme yapılması gerekti. Üreticiler kârlarının %7,5’ini Tolkien Estate’e ödedi ancak rakam vermeyi reddeden avukat şunu ekledi: “Bu rakamın ileride ne kadar olacağını söylemek için çok erken.”

Ancak Tolkien Estate, New Line’ın kitapları uyarlama şekli hakkında hiçbir şey yapamadı. Örneğin, yeni Hobbit filminde seyirciler, Tolkien’in asla yaratmadığı, özellikle kadın karakterlerle karşılaşacak. Aynı şey kurulama havlularından tavuk budu kutularına kadar pek çok ticari ürün, sonsuz çeşitlikteki oyuncaklar, yazı takımları, tişörtler, oyunlar vb. gibi eşyalar için de geçerli. Sadece kitapların başlıkları değil, aynı zamanda karakterlerinin isimleri de marka olarak kullanılıyor.

“Biz arka plandayız,” diyor Cathleen Blackburn. Diğer bir deyişle Estate, ölçüsüzlük derecesinde olaylar dışında seyirci kalmaktan fazlasını yapamıyor – örneğin, Yüzüklerin Efendisi isminin Las Vegas’taki kumar makinelerinin üzerinde ya da eğlence parklarında kullanılmasını önlemek gibi. “Orijinal anlaşmada bu tür bir kullanımın bulunmadığını kanıtlamayı başardık.”

AKSİYON FİLMLERİ

“Aldığım aptalca istekler üzerine bir kitap yazabilirdim,” diye iç çekiyor Christopher Tolkien. O, edebi eseri çevresinde oluşan sirkten korumaya çalışıyor. Genel olarak Tolkien Estate, hemen hemen bütün teklifleri reddediyor. “Normalde bir mülkün sahipleri yapabildikleri kadar o şeyin reklamını yapmak ister. Ama biz tam tersiyiz. Biz dikkatleri ‘Yüzüklerin Efendisi Olmayan’a çekmek istiyoruz,” diyor Adam Tolkien, Christopher ve Baillie’nin oğlu.

Tolkien Estate, bir Amerikan çizgi-filmi olan Lord of the Beans’i[2] engelleyemedi ancak onun çizgi-roman versiyonunu durdurdu. Ama yine de bu politika aileyi, eserin artık onu tasarlayan yazardan kültürsel olarak arınmış dev bir izleyici kitlesine ait olduğu gerçeğinden koruyamıyor.

Peter Jackson’la buluşmak için davet edilen Tolkien ailesi bunu yapmamayı tercih ediyor. Neden mi? “Kitabı 15-25 yaş arası gençler için bir aksiyon filmine çevirerek mahvettiler ve Hobbit de aynı tür bir film olacakmış gibi gözüküyor,” diyor Christopher pişmanlıkla.

Bu ayrılık sistematik olarak Hollywood mantığında sürdürülüyor. “Tolkien kendi ünü tarafından yenilip bitirilen ve zamanımızın saçmalığına çekilen bir canavar hâline geldi,” diye gözlemliyor Christopher Tolkien hüzünle. “Eserin güzelliği ve ciddiliği ile geldiği nokta arasındaki uçurum beni şaşkına uğratıyor. Ticari amaçlar, eserin estetik ve felsefi etkisini ‘hiçbir şey’e düşürdü. Benim için sadece tek bir çözüm var: kafamı çevirip görmezden gelmek.”

Ün ve esere saygı arasındaki bu sessiz savaşı kimin kazanacağını söylemek zor. Ya da sonunda ‘Yüzük’e kimin sahip olacağını da… Kesin olan bir şey var: Babadan oğula, J.R.R. Tolkien’in eserlerinin büyük bölümü şu an oğlunun sınırsız azmi sayesinde kutularından çıkmıştır.


[1] Bir tür malikane

[2] Bezelyelerin Efendisi


Röportajı yapan Raphaëlle Rérolle (Le Monde)
İngilizceden Çeviren Zeynep Tok
Düzelti M. İhsan Tatari

Röportajı Fransızca aslından okumak için buraya, İngilizce çevirisinden okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Paylaşın!
  • 5
    Shares

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Christopher Tolkien Röportajı

Yüzüklerin Efendisi üçlemesiyle tüm dünyanın tanıdığı J.R.R. Tolkien’in resmi vârisi ve yayınlanmamış eserlerinin yayınlayıcısı Christopher Tolkien’in ilk röportajını Türkçe olarak siz okurlarımıza sunuyoruz.

Paylaşın!
  • 5
    Shares

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün