Gelecek: Bilimkurgu Ne Zaman Gerçek Olacak?

Bilimkurgu eserlerinde gördüğümüz türlü türlü icadın hangileri gerçek oldu, hangileri gerçek olacak? Gelecekte dünyamızı ve içinde bulunduğumuz evreni ne gibi bilimsel gelişmeler bekliyor? Hepsini filmlerden ve kitaplardan örnek göstererek araştırdık, derledik, yazdık.

Bilimkurgu eserlerini okuyup izlerken orada gördüğümüz teknolojik gelişmelerin ne zaman hayatımıza gireceğini merak ederiz. Bilimkurgu eserleri geleceğe yönelik öngörülerde bulunur. Bunlardan bazıları beklenenden erken gerçekleşmiştir, bazıları da beklendiğinden geç. Bazıları ise hiçbir zaman gerçekleşmeyecek.

2015’te yayınlanan Yarının Dünyası (Tomorrowland) filmi, haklı bir sitemde bulunmuştu. Hani gelecekte evrene yayılacaktık, uçuk kaçık teknolojilere sahip olacaktık, hizmetçi robotlarımız olacaktı, teknoloji herkesin hayatını kolaylaştıracaktı? Hani gelecek güzel olacaktı?

Bu, haksız bir sitem değil. O ütopyaların hiçbiri gerçek olmadı ama distopyalar gerçek oldu. İnternetteki casusluk skandalları, demokrasinin adım adım ortadan kaldırılması ve sürmekte olan savaşlar George Orwell’in 1984’ünün gerçekleştiğini gösteriyor. Sosyal medyanın tetiklediği popüler olma kaygısı ve onun getirdiği duyarsızlaşma Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’da (Brave New World) çizdiği, insanların arzularının kölesi olduğu toplumun gerçekleştiğini gösteriyor. Geçmişte ve günümüzde pek çok ülkede yaşanan hukuk skandalları Franz Kafka’nın Dava adlı eserinin gerçekleştiğini gösteriyor.

Arthur C. Clarke’ın romanından uyarlanan 2001: Bir Uzay Destanı (2001: A Space Odysey), 2001’de Ay’da kolonilerimiz olacağını, Jüpiter’in o taraflara kadar astronot göndereceğimizi, HAL9000 gibi gelişmiş yapay zekâlara sahip olacağımızı iddia ediyordu. 2017’ye geldik ve bunlar hâlâ gerçekleşmedi. Geleceğe Dönüş 2 (Back to the Future 2) filmi 2015’i uçan kaykaylar, uçan arabalar, hologramlar ve robot garsonlarla resmetmişti. 2017’deyiz şu an, peki bunların kaçı gerçekleşti?

Yani çoğunlukla iyi şeyler değil, kötü şeyler gerçek oldu. Öte yandan gerçekleşmediği için mutlu olmamız gereken kötü şeyler de var. Örneğin Terminator (Yok Edici) filmi 90’lı yıllarda makinelerin insanlara savaş açacağını, çok sayıda insanın öleceğini, insan uygarlığın çökeceğini, insanlığın çok uzun bir savaştan sonra zafere ulaşacağını ama bunun asla kesin bir zafer olmayacağını öngörmüştü. Eserin devam filmlerinde ve dizisinde bu tarih sürekli ileri atılmıştı ama sonuç olarak gerçekleşmedi. İyi ki de gerçekleşmedi ama gelecekte gerçekleşme olasılığı ortadan kalkmadı.

Peki, hiç mi güzel öngörüler gerçekleşmedi? Bir sürü teknolojik yenilik yapıldı. Bilimde ve kültürde güzel gelişmeler oldu. Ortalama insan ömrü uzadı. Bizim Güneş Sistemimiz dışında da gezegenlerin var olduğunu öğrendik. Bunlar gibi başka güzel gelişmeler de oldu elbette. Fakat en önemlisi insanlığın Ay’a ayak basmasıdır. Jules Verne’in 1865’te kaleme aldığı Ay’a Yolculuk adlı romanın 104 yıl sonra gerçekleşmesi, bilimkurgunun en büyük zaferlerinden biridir.

Uzay Yolu dizisinde kullanılan pek çok teknolojik alet bugün günlük hayatımızın sıradan araçları hâline geldi. Örneğin cep telefonu. Kaptan Kirk ve ekibinin ana gemiyle iletişime geçmek için kullandığı bu kablosuz iletişim araçları o zamanlar bizim için rüya gibi bir şeydi. Şimdiyse çoğumuzda iki, her evde dört-beş tane var. Kablosuz kulaklıklar ve taşınabilir bellekler de yine ilk kez Uzay Yolu dizisinde kullanılmış, hayatımıza girmesiyse 40 yılı bulmuştur. Buna otomatik açılıp kapanan kapıları da dâhil edebiliriz. Bu kapılara o kadar alıştık ki bugün Uzay Yolu’nu izleyen bir kişi o kapıları fark etmeyebilir, fakat 50 yıl önce öyle değildi.

Yine günümüzde pek çok fabrikada rahatlıkla görülebilen ve parçaları otomatik olarak birleştirebilen kocaman, mekanik kollar Robert A. Heinlein’ın 1940’ta kaleme aldığı Waldo adlı romanı sayesinde ortaya çıkmıştır. Hatta bu makinelere doğrudan waldo denmektedir. Günümüzün vazgeçilmez araçlarından olan ve bize artık sıradan bir şeymiş gibi gelen görüntülü konuşmanın kökenleri ta 1926’da çekilen Metropolis filmine dayanır.

Gerçekleşen bunca gelişmeden bahsetmişken yapay zekâya değinmemek olmaz elbette. 2001: Bir Uzay Destanı’ndaki HAL9000, System Shock’taki SHODAN, Halo’daki Cortana ve daha nice kendi kendine düşünüp konuşabilen, ekrana yüzünü yansıtabilen ve kullanıcısıyla iletişime geçen YZ gördük bugüne kadar. Belki onların seviyesine henüz gelemedik ama Microsoft’un Cortana’sı ve Apple’ın Siri’si bu yolda atılan en somut adımlardır desek kimse bizi taşlamaz.

Şu günlerin en popüler teknolojik aracı olan dronları da es geçmeyelim. Çoğu filmde, oyunda ve kitapta gördüğümüz, kendi kendine uçup insanların fotoğraflarını çeken ve nereye gittiklerini havadan gözetleyen o küçük robotlar var ya… İşte dronlar onların ilk adımı.

Eski çağlarda bilimkurgu yoktu. Çünkü bilim çok yavaş ilerliyor, teknolojik gelişmeler pek fazla olmuyordu. Hayat fazlasıyla durağandı. Gelişmeler yavaş ama beklenmedikti. Günümüzde ise ihtiyaçlar belirleniyor, fikirler ortaya atılıyor ve onları gerçekleştirmek için çaba sarf ediliyor. Beklenmedik teknolojik yenilikler hayatımızı değiştirmiyor. Hayatımızı değiştirmek için biz istediğimiz teknolojileri yapıyoruz. Böylece geleceği öngörmek mümkün oldu. Böylece bilimkurgu doğdu. Bilimkurgu geleceği tahmin etmekle kalmadı, yeni fikirlerin öncüsü oldu, bilim insanlarına fikirler verdi.

Bu yazıda bazı gelecek tahminlerini kronolojik sırasına göre sizlerle paylaşacağız. Fakat hepsi olumlu tahminler değil. Çünkü bilimkurgu her zaman olumlu bir gelecek düşlemedi. Bazı tahminlerse bilimkurgu eserlerinde yok, ama önemli bulduğumuz için bu yazıya dâhil ettik. İyi okumalar.

2017: Robot Polisler

Güncel bir gelişmeyle başlangıç yapalım. 80’li ve 90’lı yılların Robocop filmlerini izleyenler robot polisleri bilirler. Serinin son filmi 2014’te çekilmişti. Robot polisleri öngören bir başka film de Chappie. Bilimkurgu müptelalarıysa emniyet güçlerine yardım eden robotların çok daha eskiye, Asimov’un 1954’te kaleme aldığı Çelik Mağaralar’a dayandığını bilirler. R. Daneel Olivaw’dan bahsediyoruz elbette. Gerçi kendisi daha çok ipuçlarını birleştirerek olayları çözen türden bir dedektifti. Etrafta copları, kaskları ve motorlarıyla kanun dağıtan ilk robotlarsa George Lucas’ın ilk uzun metrajlı filmi THX 1138’de (1971) karşımıza çıkmıştı.

Robot polislerin ilk örnekleri göreve başladı bile. Bu yıl mayıs ayında Dubai’de emniyet yetkilileri ilk robot polisleri tanıttı. Dubai hükümeti, 2030’a kadar polis gücünün %25’ini robotlaştırma hedefinde. 21. yüzyılın sonlarında pek çok ülkede robot polisler görev yapıyor olacak. Yani gelecekte işsiz kalacaklar arasında polisler de var.

2017: İlk Mega Şehirler

Devasa bir alan kaplayan, neredeyse bir kıta boyunca uzanan mega şehirler doğadan geriye pek bir şey bırakmasa da ortaya çıkmaya başladı. Bilimkurguda bunun akla gelen ilk örneği Yargıç Dreed’dir. Film, mega şehirlerin gerçek olduğu bir geleceği anlatıyordu. Olayların yaşandığı Mega City One’ın (Mega Şehir Bir) nüfusu şehrin kurulduğu yıl olan 2032’de 350 milyondu. Daha sonra 800 milyon insana ev sahipliği yapmaya başladı. Yıldız Savaşları’ndaki Coruscant şehri bunun daha da uç bir örneğidir. Şehir tüm gezegeni kaplamakta ve nüfusu trilyonlarla ifade edilmektedir. İşin roman tarafına baktığımızdaysa Vakıf Serisi’ndeki Trantor ve Neuromancer’daki Sprawl şehirleri ilk akla gelenlerden. Demolition Man filmindeki San Angeles şehri de sayılabilir.

Günümüz dünyasında nüfus artıyor, şehirler kalabalıklaşıyor ve çok daha fazla yer kaplıyor. Daha önce mega şehre en yakın yer Japonya’nın başkenti Tokyo’ydu. Tüm Tokyo Metropolitan Alanı’nın nüfusu Temmuz 2016 verilerine göre 37.800.000’dir. Şimdiyse Çin, dünyanın en büyük mega şehrini tamamlıyor. Ülkenin ikinci ve üçüncü büyük şehirleri Guangazhou ve Shenzhen de dâhil olmak üzere dokuz şehri kaplayan mega şehir alanında 42 milyon insan yaşıyor. Belki bir gün bizim bu taraflarda da bir mega şehir doğabilir. İstanbul bu yolda emin adımlarla ilerliyor.

2017: Işınlanma

Yeni bir haberle devam edelim. Bu haber duyulduğunda biz bu yazıyı hazırlıyorduk ve makalemizi biraz değiştirmemiz gerekti. Uzay Yolu’nu (Star Trek) izleyip de ışınlanmanın ne zaman hayatımıza gireceğini merak etmeyen yoktur. “Işınla bizi Scotty,” repliğini duymamış kişi sayısının ketçabı hiç duymamış kişi sayısından az olduğu söylenir.

Işınlanma teknolojisi üzerine yapılan çalışmalar yavaş yavaş ilerliyor. Daha önce fotonların çok kısa mesafelerde ışınlanmasıyla ilgili çalışmalar yapılmıştı. Fakat geçtiğimiz günlerde Çin’de bir foton, gezegenimizin yörüngesine ışınlandı. Aslında bu beklediğimiz ışınlanma değil. Çünkü bu bir foton. Katı bir madde değil. Canlı bir madde hiç değil. Uzay Yolu’nda gördüğümüz seviyeye ulaşmasına daha çok var, ama ilk adımlar bugünlerde atılıyor.

Kompleks organik maddelerin teleportasyonunun 2030’ların sonlarına doğru gerçekleşeceği tahmin ediliyor. Elbette bu, bir canlıyı bütünüyle sağlıklı bir şekilde ışınlamak anlamına gelmiyor. Bir insanı sağlık bir şekilde ışınlamak uzak bir tarihte mümkün olacak.

2017: İlk Kafa Nakli

Organ nakilleri bir süredir insanların hayatını kurtarıyor. Fakat bu konuda daha önce görülmemiş bir şey denenecek: Bu yılın sonlarında ilk defa kafa nakli gerçekleşecek. Bu işlem 45 yıl önce maymunlarda denendiğinde başarısız olmuştu. Doktor Sergio Canavero’nun geçtiğimiz yıl bunu başardığı ve hayvanın yirmi saat hayatta tutulduğu yazılıyor. Aynı doktor şimdi bu işlemi iki insan üzerinde yapacak.

Doğuştan gelen bir kas hastalığı nedeniyle tekerlekli sandalyeye mahkûm olan Valeriy Spiridonov’un kafası, beyin ölümü gerçekleşmiş bir başkasının bedeni ile birleştirilecek. İşlem başarılı olacak mı göreceğiz. Bazı meslektaşları Doktor Canavero’nun deli olduğunu ve operasyonun başarısız olacağını iddia ediyor.

Kafa nakli tarihte ilk olarak 1908’de, bir köpek üzerinde gerçekleştirilmiş. İşin kurgu boyutuna baktığımızdaysa akla hemen Aleksandr Belyaev’in meşhur romanı Profesör Dowell’in Başı (1925) geliyor elbette. Romanın 1985 tarihli sinema uyarlaması Professor Dowell’s Testament (Profesör Dowell’in Mirası) da bir o kadar ünlüdür. İzlemediyseniz bile o kafayı illaki bir yerlerde görmüşsünüzdür.

2018: Ameliyat Robotları

Prometheus ve Passengers (Uzay Yolcuları) filmlerindeki, insanları bir doktor olmadan kendi kendine ameliyat eden makineler de çok uzağımızda değil. Robot cerrahların ilkel örnekleri 90’lardan beri var. Fakat bu teknoloji gitgide gelişiyor. 2018’e gelindiğinde gelişmiş ülkelerdeki büyük hastanelerde otomatik sistemler yoğun olarak kullanılır hâle gelecek. Elbette filmdeki kadar ileri örnekler olmayacak ama zamanla o noktaya da gelecek.

Bilimkurgu romanlarındaki ilk robot cerrahsa Harl Vincent’ın Rex adlı romanında görülmüş (1934).

2018: Dünyanın Manto Tabakasına Ulaşılıyor

Kor (The Core) filmi, dünyanın kabuğunun delinip manto tabakasına ulaşan bir ekibin hikâyesini anlatıyordu. Manto tabakasına 2018’de ulaşılacak. Bunun için seçilen yer ise yerkabuğunun daha ince olduğu Büyük Okyanus. Böylece manto tabakasından örnekler alınacak ve incelenecek.

2018: Sanal Seks, Gerçek Seksin Yerini Alıyor

1993’te yayınlanan Demolition Man (Cezalandırıcı) 90’lı yılların efsane bilimkurgu filmlerinden biriydi. Bu film, gelecekte sanal seksin, gerçek seksin yerini tamamen alacağı öngörüsünde bulunmuştu. Cezalandırıcı’da insanlar, kafalarına taktıkları sanal gerçeklik cihazlarıyla birbirlerine bağlanarak sanal ortamda seks yapıyorlardı. Gerçek seks tiksindirici ve sağlıksız bir şey olarak görülüyordu. Üreme ise üreme merkezlerinde teknolojik yöntemlerle sekse ihtiyaç duyulmadan yapılıyordu. Caprica adlı dizi de sanal seksi öngören eserlerden biridir.

Bu öngörünün büyük ölçüde gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Günümüzde tüp bebek yöntemi ile seks yapmadan da çocuk sahibi olmak mümkün ki bu imkân filmden önce de zaten mevcuttu.. VR adını verdiğimiz ve kafamıza taktığımız sanal gerçeklik gözlükleri de gerçek oldu ve gittikçe büyüyen bir pazara dönüştü. VR sadece oyun oynamak için değil, iletişim kurma, bilgi edinme, kitap okuma, film ve dizi izleme ve diğer çeşitli etkinlikler için kullanılabiliyor.

VR ile porno izlemek de çok ilgi gören bir fikir. 2016’da Tokyo’da bir yetişkin VR festivali o kadar ilgi gördü ki izdiham riski sebebiyle iptal edildi. Sanal seks için bütün altyapı, teknoloji ve tüketici talebi hazır. Çok yakında insanlar VR gözlükleri ile seks yapmaya da başlayacaklar.

Filmdeki gibi üç istiridye kabuğu da tuvalet kâğıdının yerini alacak mı, merakla bekliyoruz.

2018: İlk Hızyuvarı

Hyperloop (hızyuvarı), basınçlı tüpler sayesinde geleneksel trenlerden çok daha hızlı bir ulaşım şeklidir ve denemeleri yapılmaktadır. Girişimci Elon Musk’ın ortaya attığı bu fikir hızla gerçeğe dönüşmeye başladı. Hızyuvarı ile 1200km/s hızla seyahat etmek mümkün olacak. İlk hızyuvarı 2018’de Los Angeles ile San Fransisco arasında açılacak(Musk’ın son açıklamalarına bakılırsa Washington ile New York arasında da olabilir), ardından bu teknoloji tüm dünyaya yayılacak.

Benzer ulaşım yöntemlerine bilimkurgu türündeki roman ve filmlerde de sıklıkla rastlamak mümkün. Örneğin Harry Harrison’ın 1972 tarihli Tunnel Through the Deeps adlı kitabı, ki kendisi steampunk türünün ilk örneklerindendir. Genesis II adlı meşhur bilimkurgu dizisinde de benzer bir ulaşım yöntemi görürüz.

2019: Güneş Yelkenlisi

Güneş yelkenlisi, güneşin enerjisini kullanan yeni nesil bir uzay yolculuğu yöntemidir. Böylece uzay yolculukları kısalacak. Bu tekniğin gelecekte yıldızlararası yolculuklarda kullanılması bekleniyor. 2019’da ise bu teknolojiyle Jüpiter’e bir araç gönderilecek.

Güneş yelkeni fikri çok eskilere, ta Galileo’nun dönemlerine denk gelir. Kuyrukluyıldızları gözlemleyen Kepler, 1610 yılında Galileo’ya yazdığı bir mektupta bu konuya değinmiş ve uzaya dayanıklı yelkenler yapılabildiği takdirde güneş enerjisini rüzgâr gibi kullanarak seyahat edilebileceğinden bahsetmiştir.

Güneş yelkenlilerinin bilimkurgu romanlarında ilk kez kullanılışı ise 1960 yılında basılan Cordwainer Smith imzalı The Lady Who Sailed The Soul ile gerçekleşmiştir. Daha sonra Arthur C. Clarke’ın Sunjammer adlı eserinde de görülür. Kim Stanley Robinson’ın da Yeşil Mars ve 2312 adlı romanlarında bu teknolojiden bahsettiğini görmüştük hatırlarsanız.

Güneş yelkenlilerinin bilimkurgu filmlerindeki örnekleri, Avatar’daki Pandora gezegenine insanları taşıyan uzay gemisi ile Yaratık: Covenant (Alien: Covenant) filmindeki Covenant uzay gemisidir.

2019: İnsansız Taşımacılık

Geçen sene Kayıp Rıhtım sayfalarında yer verdiğimiz Logan filmindeki şehirlerarasında seyahat eden insansız tırları hatırlarsınız. İnsansız, otonom araçlar günümüzde çok büyük gelişme gösterdi. Şehirlerarası çalışan sürücüsüz kamyon ve tırlar 2019’da yollarda olabilir. Ben, Robot (I, Robot) ve Demolition Man filmlerinde de gördüğümüz sürücüsüz de gidebilen araçlar aslında hazır bir teknoloji, sadece daha fazla denenmesi ve yasal izinlerin alınması gerekiyor.

Bu teknolojinin edebiyattaki bilinen ilk kullanımı büyük üstat Isaac Asimov’un Sally adlı kısa hikâyesindeki positronik beyinli arabalara denk geliyor. Bir başka usta yazar Robert A. Heinlein da The Number of the Beast adlı romanında benzer bir aracı kaleme almıştır.

2020: Uçan Arabalar

Geleceğe Dönüş (Back to the Future), Beşinci Element (The Fifth Element), Yıldız Savaşları (Star Wars), Blade Runner ve diğer bazı bilimkurgu eserlerinde bol miktarda uçan araba gördük. Aslında uçan arabalara pek uzak değiliz. Çünkü bir süredir zaten ilk örnekleri üzerinde çalışılıyor. Fakat bunlar daha ilk adımlar olduğu için filmlerde gördüğümüz uçan arabalara şimdilik pek benzemeyecek. Tasarımlar uçaklardan ve helikopterlerden esinlenmiş.

Şu an bazı girişimciler uçan araçları geliştiriyorlar. Hatta Amerika’da bir tanesi uçuş testleri için yetkili makamlardan izin almayı başardı. Japonya’da ise 2020’deki Tokyo Olimpiyatlarında uçan arabanın görücüye çıkması ve satışının başlaması bekleniyor.

Kısacası her şey beklendiği gibi giderse 2020’de uçan arabalar satışa çıkacak, fakat bilimkurgu filmlerinde gördüğümüz gelişmiş örnekler ve şehirlerin üstündeki hava trafiğinin gerçekleşmesi zaman alacak.

2021: Yapay Et Tüketime Hazır

Şu an başta et üretimi olmak üzere hayvancılığa dayanan pek çok sektörün doğa üzerindeki etkisi büyük. Bunun bir de ahlaki boyutu var. Her gün milyonlarca hayvan, biz et yemek istediğimiz için öldürülüyor. İnsanın bu türcülüğünü eleştiren bilimkurgu eserleri de görülmüştür. Maymunlar Gezegeni ve ondan uyarlanan filmler bu konuda başı çekmektedir. Bu yıl yayınlanan Okja adlı film de et endüstrisini eleştiriyordu.

Hayvanların eti için öldürülmesine karşı çıkan bir kişinin şu an atabileceği başlıca adım vejetaryen ya da vegan olmaktan geçiyor. Fakat bu iki akım ne kadar yayılırsa yayılsın, et yemekten asla vazgeçmeyecek insanların sayısı da az değil. Peki, ne yapacağız? Bilimkurgu ikinci bir yol daha öngörmüştü: Yapay et.

Auf Zwei Planeten (İki Gezegen), Ashes (Küller), The Space Merchants (Uzay Tüccarları), Neuromancer, The Restaurant at the End of the Universe (Evrenin Sonundaki Restoran), Orxy and Crake (Oryeks ve Kürek), Deadstock, Ware Tetralogy, Divergent (Uyumsuz), La morte ha fatto I’uovp (Ölüm Yumurtası), L’aile ou la cuisse (Kanat veya Uyluk), Antiviral, Star Trek (Uzay Yolu), Heroes (Kahramanlar) adlı eserlerde yapay eti görmek mümkün.

Yapay et deyince sentetik bir şey aklınıza gelmesin. Bildiğimiz etten tek farkı üretim yöntemidir. Günümüzde et üretmek için bir hayvan, aylar ve yıllarca besleniyor ve öldürülüp kesiliyor. Yapay ette ise hayvandan kök hücre alınıyor. Hayvan bu işlemden hiçbir zarar görmüyor. Kök hücre uygun bir ortama yerleştiriliyor ve çoğalmaya başlıyor. Bu hücreler daha sonra biyoreaktördeki iskele yapının üzerine yerleştiriliyor ve çeşitli uyaranlarla kas lifleri oluşturmaya teşvik ediliyor. Yeterince kas lifi oluştuğunda plaka şeklindeki et hasat ediliyor.

Yapay et gelecekte yapılacak bir şey değil, zaten yapıldı. 2013’te yapay et ile hamburger köftesi üretildi. O günden beri sadece sığır eti değil, tavuk ve ördek eti de üretildi. Gelecekte başka hayvanların eti de bu yöntemle üretilebilir. Bunun dışında geçen yıl impossible burger (imkânsız burger) adıyla üretilen hamburger yapay etle üretilmiş olmasa da içeriğindeki bazı maddeler sayesinde gerçek etten tat ve görüntü olarak ayırt edilemiyor.

Yapay etin denemelerinin tamamlanması ve üretiminin ucuzlamasının ardından piyasaya sürülmesi bekleniyor. Bu alanda faaliyet gösteren yeni şirketlerden biri, yapay etin piyasaya sürüleceği tarih olarak 2021’i hedeflediğini açıkladı.

Yapay etin piyasaya girmesi sayesinde hem hayvancılık endüstrisinin doğaya verdiği zarar büyük oranda azalacak, hem sayısız hayvanın hayatı kurtulacak, hem et fiyatları düşecek, hem de etin daha sağlıklı koşullarda daha sağlıklı bileşenlerle üretilmesi mümkün olacak.

Yapay et, türünün tek örneği olmayacak. Diğer bazı hayvansal ürünler de hayvanlara ihtiyaç duymadan üretilebilecek. Aynı yöntemle yapay deri üretildi, üç boyutlu yazıcı ile inek sütü üretildi. Jelatin ve diğer bazı ürünler üzerinde de çalışılıyor.

Gerek vegan/vejetaryen yaşam tarzını benimseyenler, gerekse de yapay et gibi hayvanlara ihtiyaç duyulmaksızın üretilen hayvansal ürünler sayesinde hayvanlar da bir gün özgürlüğü tadabilirler. İnsanlığın hayvan sömürüsü olmadan yoluna devam ettiği bir kurguya örnek vermek gerekirse ilk akla gelen örnek Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler adlı romanıdır. Bu romanda Anarres gezegeninde hiç hayvan bulunmamaktaydı. Sadece birkaç deniz canlısı vardı ve onlar da koruma altındaydı. Komşu gezegenlerle de pek ticaret yapılmıyordu. Bu nedenle bütün gezegenin vegan olduğunu söylemek mümkün. Demolition Man filmi de sağlığa zararlı olduğu gerekçesiyle et yemenin yasaklandığı bir geleceği öngörmüştü.

2023: Anılar İçin Beyin İmplantları

Black Mirror’un bir bölümünde insanların beyinlerine yerleştirdikleri elektronik parçalar sayesinde hayat boyu bütün anıların hatırlanması ve istendiği zaman tekrar izlenmesi mümkündü. Tam olarak onun gibi olmasa da 2023’te piyasaya sürülecek beyin implantları sayesinde kaybolmuş anıların yeniden hatırlanması sağlanacak. Bu, özellikle alzheimer hastalarının çok işine yarayacak. Bu teknoloji, Black Mirror’da gördüğümüz teknolojinin ilk adımı olabilir.

Beyin implantı teknolojisiyle ilgili eserleri düşününce akla ilk olarak William Gibson’ın Johnny Mnemonic adlı kitabı geliyor elbette. Romanın başrolünü Keanu Reeves’in oynadığı bir sinema uyarlaması da var hatta. Ve tabii ki Neuromancer.

2024: Güneş’e Yaklaşmak

Danny Boyle’un 2007’de yayınlanan Gün Işığı (Sunshine) adlı filmi Güneş’e doğru yapılan bir görevi konu edinir. Amacı ve içeriği aynı olmasa da 2024’te Solar Probe Plus, Güneş’e yaklaşacak ve araştırmalar yapacak.

2025: Sanal Telepati

İnsan beyniyle bağlantı kuran teknolojiler ve yüksek hızlı internet bağlantıları sayesinde düşünerek mesaj gönderebileceğiz. Bu, telepatinin ilkel bir örneği olacak. Şu an mevcut bulunan bazı girişimler bu alanda araştırma ve deneyler yapıyorlar. Önümüzdeki sekiz yıl içinde hedefe ulaşma arzusundalar. Fakat 2040 yılına gelindiğinde telepati, başlıca iletişim yöntemine dönüşecek.

2025: İşsizlik Patlaması Başlıyor

Yer yer bilimkurgu tarafından ele alınsa da (örneğin Humans dizisi) aslında zaten bilinen ve hatta yaşanmakta olan bir olgu da makinelerin ve yapay zekânın insanların işlerini ellerinden alması. 2025’ten itibaren 2050’ye kadar işsizlik çığ gibi büyüyecek. Sebebi ise makinelerin, her geçen gün insanların yaptığı bütün işleri yapabilecek kapasiteye doğru ilerlemesi.

Robotların insanların yerini alması ve işsizliğe yol açması Asimov’un Robot Serisi’nde işlenen bir konudur. Hatta serinin ilk kitabı olan Çelik Mağaralar’da insan dedektifimiz Elijah Baley bu konudan sık sık şikayet eder. Yeni ortağının R(obot) Daneel Olivaw olması da kaderin bir cilvesidir elbette.

2025: Biyoterörizm

Biyoteknolojinin kullanımı kolaylaşıyor. Orphan Black dizisindeki biyohack artık bir gerçek. Avrupa’da, evinin garajında biyohack yapan gençler var. Fakat gelecekte bazı insanlar, şimdiki gençler gibi bu işi barışçıl amaçlarla kullanmayacak. 2025’ten itibaren biyoterörizm zirve yapacak. Yeni virüsler ve hastalıklar yaratmak kolay olacak. Geleceğin terör örgütleri bu fırsatı kaçırmayacak.

Biyoterörizm sadece bilimkurguda değil, çoğu askeri ve macera filminde/kitabında/oyununda da uzun yıllardır işlenen, oldukça popüler bir konu. İlk akla gelenler Resident Evil, 28 Gün Sonra, Dying Light ve 12 Maymun. Roman olaraksa Richard Matheson’dan Ben, Efsane, Stephen King’den Mahşer ve Frank Herbert’tan The White Plague (Beyaz Veba) sayılmazsa olmaz.

2025: Railgun Silahları

Railgun silahları, geleneksel topçu silahlarının aksine üzerinde bulunduğu aracın ızgarasından elektrikle besleniyor. Transformers 2: Yenilenlerin İntikamı filminde bir Amerikan gemisi bu silaha sahipti. Tam da filmdeki gibi Amerikan Donanması bu silahı kullanmaya hazırlanıyor.

Bu silahın daha uç bir örneği ise Command & Conquer: Tiberium Wars oyununda vardı. O oyunda bu silah uzaydan ateşleniyor ve dünya üzerindeki herhangi bir hedefi yerle bir ediyordu. Quake 3 oyununda ise elde taşınan küçük bir versiyonunu kullanıyorduk. Zaten ondan sonra pek çok FPS’de kendine yer bulur oldu.

2026: Robotik El, İnsan Elinin Kapasitesine Ulaşacak

Yıldız Savaşları’nda Anakin Skywalker’ın robot kol sahibi olduğunu görmüşsünüzdür. Robotik eller önümüzdeki yıllarda insan elinin yapabildiği her şeyi yapabilecek kapasiteye ulaşacak. Birileri Terminator’da pres makinesinin arasından uzanıp Sarah’nın burnunun ucunda kalan eli sahiden keşfetti galiba. Skynet’e çeyrek kaldı diyebiliriz yani.

2028: Yok Olan Türler Yeniden Doğuyor

Nesli tükenen canlı türlerini yeniden ortaya çıkarmak bilimkurgunun uzun zamandır öngördüğü bir şeydi. Bu konuda öngörüde bulunan eserlerin arasında başı çeken tabii ki Jurassic Park. Yok olan bazı türler yeniden hayata dönecek ama bunlardan biri dinozorlar olmayacak. Çünkü onlar çok uzun zaman önce yok oldu, DNA kalıntıları günümüze ulaşamayacak kadar uzun zaman geçti. Daha yakın zamanlarda yok olan ve DNA örneğine sahip olduğumuz türleri ise 2028’den itibaren yeniden yeryüzünde görebileceğiz.

Aslında bu konuda dinozorlardan hâlâ umut kesilmiş değil. Jurassic World filminde daha farklı bir yöntem öngörülmüştü. Canlılar evrimleşmeye devam ettikçe, atası olan türlerin DNA’sı tamamen yok olmaz. Bir sonraki türün içinde kalıntı olarak bulunur. Örneğin insan DNA’sının önemli bir kısmının bu nedenle hiçbir işlevi olmadığı düşünülüyor. Dinozorların torunları ise kuşlar. Belki kuşların içindeki kalıntı DNA ile yeniden dinozor üretmek de mümkün olabilir.

2029: İnsan Benzeri Yapay Zekâ

Bilimkurgunun en çok ilgi gören, olmazsa olmaz konularından biri insan benzeri yapay zekâdır. Kimi yapay zekâyı dost, kimi ise düşman ilan etmiştir. Bazıları da bambaşka açılardan bakmıştır. Robot sözcüğünün babası Karel Capek, robotların efendilerine isyanını konu edinen bir tiyatro oyunu yazmıştı. Isaac Asimov robotların isyanına karşı tedbir olarak robot yasalarını önerdi. Bu konuda başlıca eserleri o verdi. Matrix, Terminator, Battlestar Galactica gibi yüksek oranda izlenen eserler insanlığın yapay zekâ ile olan savaşını konu edindi. Ex Machina’da Eve, 2001’de Hal9000 insanlara oyunlar oynadı. Yapay Zekâ adlı film ise sevebilen bir robotun hikâyesini anlattı. Sayısız bilimkurgu romanı, dizisi, filmi, çizgi romanı, oyunu bu konuyu ele aldı. Hatta bizim Yeşilçam bile bu konudan uzak kalamadı. Kemal Sunal ve Fatma Girik’in başrolde oynadıkları Japon İşi adlı film bunun bir örneği.

Bu arada Mehmet Emin Arı’nın 2003’te TBD Bilimkurgu Öykü Yarışmasında birinci olan Bul Beni Bebek adlı öyküsü de yapay zekâ konusunda en başarılı eserlerden biridir. Kısacası bilimkurgu denilince akla gelen ilk konulardan biri yapay zekâdır.

Yapay zekâ alanında çalışmalar ve yatırımlar her yıl artarak devam ediyor. Teknoloji haberlerini takip edenler, her hafta bu konuyla ilgili en az bir haber görmeye alışmıştır. Bazı yapay zekâ uygulamaları şimdiden hayatımıza girmeye başladı. 2020’lerin sonlarına gelindiğinde bir Turing testinde bir yapay zekâ ile bir insanı birbirinden ayırt etmenin tamamen imkânsız olması bekleniyor.

2030: Uzay Çöpleri Büyük Bir Soruna Dönüşüyor

Uzayda başıboş dolaşan, yörüngeye oturmuş çöpler soruna dönüşecek. Bir bakıma Wall-E animasyon filmi gerçek olacak.

2030: Hiper Hızlı Olay Yeri İnceleme

Polisiye bilimkurgu eserleri gerçek olacak. Bir suç mahallinde polisler çok hızlı bir inceleme yapabilecekler. Gattaca’daki gibi polisler anında DNA analizi yapabilecek. PKD’nin romanlarındaki gibi çok ilginç olay yeri incelemeleri olacak.

2030: Cinayetler İşlenmeden Tespit Ediliyor

Philip K. Dick’in Minority Report (Azınlık Raporu) adlı kısa hikâyesi ve ondan uyarlanan sinema filminin konusu, cinayetlerin işlenmeden tespit edildiği ve engellendiği bir gelecektir. Tabii bunun bazı ahlaki ve hukuki sonuçları olmuştu. Cinayeti henüz işlememiş kişiler, gelecekte işleyecekleri cinayet için işlemiş gibi ceza alıyorlardı. Geleceğin %100 kesin olmadığın ortaya çıkması da sorunu daha çok büyütüyordu.

Sıcak bir haberle devam edelim. Bugünlerde yayınlanan bir habere göre, cinayetler işlenmeden şüphelileri engellemek için kullanılacak suç tahmin çözümleyicileri üzerinde çalışılıyor. Yapay zekâ ve yüz tanıma teknolojileri ile insanların davranışları yorumlanabilecek ve niyetleri anlaşılacak. Buna bir de internet üzerindeki her hareketimizin takibi ile neler düşündüğümüzün anlaşılmasını ekleyin. Sistem; kişileri gittiği yere, ne zaman gittiğine ve davranışlarına göre suç işleme riski açısından puanlandıracak.

Bu sistemlerin ilkel örnekleri günümüzde kullanılmakta. ABD’deki en büyük 50 polis departmanından 20’sinde kullanılan Predpol sistemi, suçun nerede ve ne zaman gerçekleşeceğini öngörüyor. Çin’de ise hükümetin bütün gözetleme olanakları ile bir sistem geliştirilecek. Çin, 2030’un sonuna kadar 150 milyar dolarlık bir yapay zekâ endüstrisi kurmayı hedefliyor. Bu yatırımın büyük bölümünün suçla mücadeleye gitmesi bekleniyor.

Fikir güzel ama bazı ahlaki sorunları var. Birincisi, gelecekte suç işleyeceği tespit edilen insanlara nasıl davranılacağı. Bir nasihatle serbest bırakılıp gözetim altında mı tutulacaklar, suça teşebbüsten mi cezalandırılacaklar, yoksa Azınlık Raporu’ndaki gibi henüz işlemedikleri suçtan işlemişler gibi ceza mı alacaklar? Ayrıca, sistemin %100 kesinlikle geleceği öngörmesi gerekecek. Aksi takdirde bazı insanlar belki de işlemeyecekleri veya işlemekten vazgeçecekleri suçlardan dolayı zanlı durumuna düşecekler.

Bir başka sorun da bu teknolojinin sadece cinayet ve diğer suçlarla mücadele amacıyla değil, aynı zamanda baskıcı yönetimleri korumak için de kullanılabilecek olması. Çünkü bu teknoloji, her bir bireyin çeşitli yollardan fişlenmesine dayanıyor. Dolayısıyla baskıcı yönetimler, kendilerine muhalif vatandaşlarının düşüncelerini öğrenip onları tez zamanda ortadan kaldırabilirler ki bu George Orwell’in 1984‘te öngördüğü distopyanın kusursuz bir örneği.

2031: Çikolata ve Kahve Artık Lüks

Küresel ısınmanın getirdiği iklim değişiklikleri, kuraklık ve toprak yetersizlikleri, hasatları azaltacak. Bunun yanı sıra pek çok çiftçi yetersiz kazanç nedeniyle şehirlere göç edecek. Bütün bunların sonucunda çikolata üretimi, tüketimin çok gerisinde kalacak ve çikolata fiyatları yükselecek.

Çikolata için olmasa da kahve için Fringe dizisinde böyle bir dünya tasvir edilmişti. Paralel evrende kahve son derece zor bulunan ve oldukça pahalı olan bir lükstü. Ş. Yüksel Yılmaz da M4Y4: Nesil adlı romanında büyük bir savaş sonucu kahve üretilen bütün alanların tahrip olması nedeniyle kahve bulmanın imkânsız olduğu bir durumu öngörmüştü. Ve yine Demolition Man filmi sağlığa zararlı olduğu gerekçesiyle kafeinin(dolayısıyla kahve, çikolata ve diğer kafeinli gıdaların) yasaklandığı bir geleceği öngörmüştü.

Kahve üretimi de küresel ısınmadan olumsuz etkilenecek ve hatta etkilenmeye başladı. Dünyanın en büyük kahve üreticisi Brezilya’da, son üç yıldır yaşanan aşırı kuraklık yüzünden kahve üretimi %60 oranında düştü. Diğer bazı kahve üreticileri olan Nikaragua, El Salvador ve Meksika’nın da etkilenmesi bekleniyor. Kahvenin anavatanı Etiyopya’da ise sıcaklıklar böyle artmaya devam ederse kahve tarımı yapmak olanaksız hale gelecek.

Kahve zincirlerindeki kahveleri pahalı bulan arkadaşlar, bu fiyatları gelecekte mumla arayacaksınız.

2033: Asteroid Kuşağında Madencilik

Enginlik Serisi’ni (The Expanse) okuyan veya dizi uyarlamasını izleyenler Jüpiter ve Mars arasındaki Asteroid Kuşağı’ndaki cüce gezegen Ceres’te yaşayan insanların başlıca geçim kaynağının asteroid madenciliği olduğunu görmüşlerdir. Asteroid madenciliğinin 2020’li yıllarda Dünya’ya yakın göktaşlarında başlaması bekleniyor ama 2033’ten itibaren Asteroid Kuşağı’ndaki madenlere de erişilecek. Bu sene Asteroid Kuşağında keşfedilen bir asteroiddeki madenlerin değerinin 10 kentilyon (10 bin katrilyon) dolar olduğu ortaya çıkmıştı. Bunun ne kadar büyük para olduğunun anlaşılması için Dünya ekonomisinin toplam büyüklüğünün sadece 73.7 trilyon dolarcık olduğu belirtelim. NASA bu asteroidi incelemek için 2023’te bir araç gönderecek.

2033: Holografik Duvar Ekranları

Bilimkurgu filmlerinde sık sık gördüğümüz holografik duvar ekranları 2033’te gerçek olacak. Ayrıca çeşitli metropollerin meydanlarında holografik reklamlar sık sık görülecek. Yani sizin anlayacağınız Blade Runner ve Ghost in the Shell’dekine benzer manzaralar göreceğiz.

Akla hemen Ray Bradbury’nin unutulmaz başyapıtı Fahrenheit 451’deki duvar ekranlar geliyor, değil mi? Hani saçma sapan filmler ve reklamlarla sürekli insanların beynini yıkayanlar…

2035: Evrende Yalnız Değiliz

Bilimin, sanatın ve dinin en çok cevaplamaya çalıştığı sorulardan biri, “evrende yalnız mıyız” sorusudur. Bilimkurgu sayısız eserle bu konuyu ele aldı. İnsanlığın uzaylılarla tanışmasını konu edinen Üç Cisim Problemi, Mesaj (Contact), Geliş (Arrival) gibi eserler başlıca örneklerdir. Tabii ki insanlığın evrendeki diğer türlerle tanıştığı, onlarla diplomatik ve kültürel ilişkiler kurduğu Uzay Yolu’nun da büyük hayran kitlesi var.

Drake Denklemi ile bir süredir galaksimizdeki zeki uygarlıkların sayısını hesaplamaya çalışıyoruz. Uzay teleskopları ile başka yıldız sistemlerindeki gezegenleri keşfediyoruz. SETI gibi bilim programları ile uzayı dinliyoruz. Önümüzdeki yıllarda bu çabalar artarak devam edecek. Uzaktaki gezegenler hakkında daha çok bilgiye ulaşacağız ve yaşanılır olup olmadıklarını anlayabileceğiz. Elde edilen veri büyüklüğü 2035-2045 arasında kritik bir noktaya ulaşacak. Bu tarihlerde uzaylı zeki yaşamını keşfetmemiz mümkün. Hatta belki ondan daha yakın bir tarihte SETI programı aracılığıyla sinyal yakalayabiliriz.

Evrende yalnız olmadığımızın keşfi, insanlık tarihindeki en büyük keşif olacaktır. Bu keşfin çok büyük bilimsel, sosyal, siyasi, kültürel, felsefi ve dini sonuçları olacaktır.

2035: Ay’da Koloniler

2025’ten itibaren yeniden başlayacak olan Ay görevlerinin ardından kolonileşme başlayacak. Gerek hükümetler gerekse özel girişimlerin katkısıyla Ay’da yerleşim alanları oluşacak.

Bu alanda sayılabilecek eserlerin sayısı o kadar çok ki… Ay Zalim Bir Sevgilidir, Enginlik Serisi, Yaşlı Adamın Savaşı, Uzay Yolu, Rüyanın Öte Yakası, 2001: Uzay Destanı, Rama’yla Buluşma, Hyperion, Kızıl Yükseliş, Yıldız Gemisi Askerleri… saymakla bitmez.

Ay’da koloni kurma fikri bugün bile bilimkurgu yazarlarının ilgisini çeken bir konu. Öyle ki Marslı ile hatırı sayılır bir başarı yakalayan Andy Weir’ın yeni romanı Artemis de yine gümüşi uydumuzda geçiyor.

2035: Robotlar Savaş Alanlarında

Terminator filmlerindeki savaşçı robotları hatırlamayan yoktur. Savaş her zaman teknolojik gelişmelerde başı çekmiştir. Askeri üstünlük sağlamak için teknolojik üstünlüğe başvurulmuştur. Günümüzde de silah araştırmalarında robotlar ve yapay zekâ öne çıkıyor. 2035 yılına gelindiğinde savaş alanlarında ağırlıklı olarak robotlar bulunacak.

Bu da sinema ve edebiyatın her alanında sayılamayacak kadar çok işlenen bir konu elbette. Fallout, StarCraft, Halo, Metal Gear ve Mass Effect gibi oyunlar da örnek gösterilebilir.

2035: İnsanlar Mars’ta

Bilimkurgunun başlangıcından beri Mars ilgi çeken bir konu olmuştur. Bir zamanlar insanlar John Carter çizgi romanları okuyorlardı. Robinson Crouse’un Mars’ta yaşanan bir film versiyonu yapılmıştı. Bir zamanlar Marslıların var olduğuna ve gezegenimizi istila edeceğini öngören filmler yapılıyordu. Dünyalar Savaşı, Çılgın Marslılar bunlardan bazılarıydı. 2020: Görev Mars filmi Mars’a ilk insanlı yolculuğu anlatıyor, Kızıl Gezegen filmi de gezegenin dünyalaştırılmasını konu ediniyordu. Kim Stanley Robinson’ın Mars Üçlemesi bilimkurgu tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. Andy Weir’in Marslı adlı eseri olağanüstü bir ilgiyle karşılandı. Mars hakkında sayısız eser üretildi. Hepsinden önce de Ray Bradbury’nin unutulmaz eseri Mars Yıllıkları geliyor elbette.

Mars seyahati için teknolojik imkânlar ise yeni yeni oluşuyor. Bu nedenle Mars’ın gündemdeki yeri büyüyor. Son yıllarda hazırlık giderek artmış durumda. Ve nihayet bu yıl Amerikan Kongresi bu konuyu açıklığa kavuşturdu. NASA’nın bütçesi onaylanırken NASA’ya 2030’ların ortalarına kadar Mars’a insan gönderme görevi verildi.

NASA bu iş için her ne kadar istekli olsa da ayrılan bütçe yeterli olmayabilir. Belki de National Geographic’in geçen sene yayınlanan Mars dizisinde olduğu gibi bu iş için uluslararası bir işbirliği yapmak en iyi yoldur.

Mars’ın dünyalaştırılması (terraforming) işlemi de vakit kaybedilmeden başlayacak ve birkaç yüzyıl sürecek. Kim Stanley Robinson’ın Mars Üçlemesi Mars’ın dünyalaştırılması sürecini anlatan en önemli bilimkurgu eserlerindendir. Büyük bir okur potansiyeline sahip olmasına rağmen üçlemenin sadece ilk bölümü Türkçeye çevrildi ve şimdi baskısını bulmak zor, diğer iki cildi hâlâ çevrilmedi. Yayınevlerine duyurulur.

2036: Breakthrough Starshot Yola Çıkıyor

İnsanlığın başka yıldızlara ulaşması da bilimkurgunun olmazsa olmaz konularından biridir. Başka yıldızlara insan göndermek için erken olsa da insansız araç göndermek mümkün olacak. 2016’da Yuri Milner, Stephen Hawking ve Mark Zuckerberg’in desteğiyle duyurulan Breakthrough Starshot projesi bunu hedefliyor.

Görüntü alması için yapılmış çok küçük bir uzay aracı, bir güneş yelkenlisi sayesinde ışık hızının beşte biri hıza ulaşabilecek. Böylece, bize en yakın yıldız sistemi olan 4,37 ışık yılı uzaklıktaki Alpha Centauri’ye 20 yılda, yani 2056’da ulaşacak. Çektiği fotoğraflar ise ışık hızıyla döneceğinden 2060’da elimizde olacak. Bu projenin geliştirilmesi sırasında yapılacak keşif ve icatlar da bilimin ve teknolojinin ilerlemesini hızlandıracak.

Alpha Centauri sisteminin bir parçası olan Proxima Centauri sisteminin çevresinde geçtiğimiz sene yaşanılabilir bölgede bulunan bir gezegen keşfedilmişti.

2045: Cyborglar Doğuyor

İnsan ile makinenin birleşimi olan cyborglar da bilimkurgunun ilgi duyduğu konulardan biridir. Bu konuda yıllardır zaten araştırmalar yapılıyor. Beyne takılan implantlar, vücudun çeşitli yerlerine yerleştirilen çipler şimdiden hayatımıza giriyor. VR gözlükleri ve giyilebilir teknolojiler şimdiden bizi bir nevi cyborg yaptı.

Gelecekte makinelerle bütünleşme süreci en ileri düzeye ulaşacak. Bilgisayarlar, telefonlar beyinlerimizin içinde olacak. Belki ensemizde birer USB girişi de olur. Sonuç olarak biraz Ghost in the Shell, biraz Matrix ve biraz da Black Mirrorvari bir çağ yaşanacak.

Cyborglar bilimkurgunun en çok işlenen konularından biridir. Altı Milyon Dolarlık Adam ve Biyonik Kadın gibi filmler, Cyborg, Cable ve Uzay Şövalyesi ROM gibi çizgi romanlar ve Bionic Commando akla ilk gelenlerden. Müfettiş Gadget’ı da unutmayalım tabii.

2047: Tam Otonom Savaş Uçakları

Günümüzde var olan insansız savaş uçakları, gerçek anlamda insansız değil. İnsanlı uçaklardan tek farkı pilotunun içinde oturmaması, uzaktan kumanda ile yönetmesi. Yani günümüzdeki insansız uçaklar hâlâ onları kullanacak pilotlara ihtiyaç duyuyor. Fakat yapay zekâ alanındaki gelişmeler sayesinde bu yüzyılın ortalarında hiçbir konuda insana ihtiyaç duymayan savaş uçakları görev yapmaya başlayacak. Böylece 2005’te yayınlanan Stealth adlı film de gerçek olacak.

2059: Mars’ta Kalıcı Yerleşim

Mars’taki koloniler kalabalıklaşacak. Mars’a seyahat daha hızlı ve daha ucuz olacak. Mars’ta tarım yapılacak. Yani Andy Weir’in Marslısı da gerçek olacak. Mars kolonileri Dünya’dan gelen yardımlar olmadan kendi kendini idare edebilecek düzeye ulaşacak. Mars’ta yeni çocuklar doğacak. Doğma büyüme Marslı olacaklar. Umarız, Bu Dünyanın Dışında (The Space Between Us) filmindeki Gardner Elliot gibi gereksiz tipler olmazlar.

2060: Doğa Tahribatı En Yüksek Seviyesinde

İnsanlığın doğa üzerindeki tahribatı devam edecek. Ormanların yok oluşu rekor düzeye ulaşacak. Sayısız hayvan ve bitki türü yok olacak. Kaynaklar tükenmeye başlayacak. Dünyanın ortalama sıcaklığı daha da artacak. Kuraklık ve su sıkıntıları büyüyecek.

2060: Modern Eğitim

Yapay zekâ, yeni iletişim teknolojileri, insan beyni üzerine araştırmalar vb. pek çok yenilik, yepyeni ve daha faydalı bir eğitim sistemi doğuracak. Yapay zekâlı öğretmenler sayesinde insan öğretmenler işsiz kalacaklar.

2065: Kendi Kendini İnşa Eden Binalar

İnşaat işçileri de işsiz kalacak. Nanoteknoloji, üç boyutlu yazıcılar ve programlanabilir maddeler sayesinde binalar kendi kendilerini plana uygun şekilde inşa edebilecekler.

2067: Anti Madde Yakıtı ile Çalışan Uzay Araçları

Yaklaşık olarak 2067’de anti madde yakıtı kullanan ilk uzay araçları yapılacak. Bu teknoloji çok daha hızlı uzay seyahatlerinin önünü açacak. Işık hızı aşılamamış olsa da bu teknolojiler geliştikçe ışık hızına yaklaşılacak. Böylece 22. ve 23. yüzyıllardaki yıldızlararası seyahatin önü açılacak.

2075: İlk Uzay Asansörü

Bu da bilimkurgunun çok sevdiği fikirlerden biridir. Fikri ilk ortaya atan 19. yüzyıldaki Rus bilim insanı Konstantin Tsiolkovsky’dir. Yaşlı Adamın Savaşı, Gece Oturumları, Üç Cisim Problemi, 2312 adlı bilimkurgu romanlarında da bu fikre yer verilmiştir.

Büyük hukuki, mali ve teknik engellerin aşılmasıyla birlikte inşa edilebilecek. Böylece uzaya çıkmak için roketlere ihtiyacımız kalmayacak. Uzaya çıkmak daha da az maliyeti ve daha çok kolay olacak.

2083: Hiper Zekâ

Bilgisayarların yıldan yıla katlanarak daha zeki olması durumu nedeniyle bilgisayarlar gelecekte insanlardan daha zeki olacak. Yapay zekâ öylesine gelişecek ki sadece 1000 dolarlık bir bilgisayar, bir milyar insanın toplam zekâsına eşit olacak.

2095: Dünya Dillerinin Pek Çoğu Ortadan Kalktı

Bilimkurgu eserlerinde farklı kültürlerden gelen insanların hep aynı dili konuşması absürt gelebilir. Hatta farklı gezegenlerden gelen farklı türler bile aynı dilleri konuşuyordu. Örneğin Stargate SG-1 dizisinde bütün galaksi İngilizce konuşuyordu. Aslında bu, bilimkurgunun bir öngörüsü değildi. Tembelliklerinden herkesi aynı dilde konuşturmuşlardı. Yine de gerçek olma ihtimali var. Normalde kulağa mantıklı gelmese de günümüz dünyasında var olan dillerin büyük çoğunluğu bu yüzyılın sonlarında ortadan kalkmış olacak. İnsanlık adım adım tek bir ortak dile doğru ilerliyor. Bu dilin hangisi olacağını kestirmek zor. Şu an en büyük aday İngilizce gibi görünebilir ama günümüzden yüz yıl önce yaşayan biri Fransızcayı aday gösterirdi. Gelecekte dünyanın dominant dilinin hangisi olacağını ülkelerin politik ve kültürel gücü belirleyecek. Bu amaç için ortaya çıkarılan Esperanto gibi bir yapay dil de neden ortak dil olmasın?

2100: Yüzen Şehirler

1995’te yayınlanan ve Kevin Costner’ın başrolü oynadığı Waterworld (Su Dünyası) adlı film, diğer post-apokaliptik filmlerden ayrılıyor. Çünkü bu filmde Dünya çöl olmamış, sular altında kalmıştır. Bu filmde; küresel ısınma, kutuplardaki buzulları eritmiş, suları yükseltmiş ve kara parçası bulmayı imkânsız hale getirmiştir. İnsanlar denizlerin üzerindeki şehirlerde yaşamaya çalışmaktadır.

Küresel ısınma sonucunda 22. yüzyıla kadar dünyanın ortalama ısısının 4-5 derece yükselmesi bekleniyor. Bu da su seviyelerini yükseltip, dünyadaki kara oranını azaltacak. Buna bir de yüksek nüfus eklenince yerleşim alanı sorunları doğacak. Bu nedenle dev yüzen şehirler yapılacak ve bu şehirler okyanusları dolaşacak. Bu şehirler tam teşekküllü olup tarıma da ev sahipliği yapacaklar. Yani yine dönüp dolaşıp Su Dünyası filmine geleceğiz. Yıldız Geçidi: Atlantis dizisi de böyle bir şehri konu ediniyordu.

2110: Güç Kalkanları

Başta Yıldız Savaşları, Under the Dome ve Yıldız Geçidi: Atlantis (Stargate: Atlantis) olmak üzere pek çok bilimkurgu eserinde kullanılan bir başka fikir de savunma amaçlı kullanılan güç alanlarıdır. Bu teknolojinin kullanıma girmesi için öngörülen tarih ise 22. yüzyıl.

2120: Yeniden Doğmak

Caprica’dan Lucy’ye, Black Mirror’dan Ghost in the Shell’e kadar bazı bilimkurgu eserleri insanların zihnini bilgisayara yüklemeyi öngörüyor. İnsan beyninin gizemleri önümüzdeki yüzyıl içinde büyük oranda çözülecek. Bunun yanı sıra bilgisayarların kapasitesi de artacak. Bu sayede bir insanın beynindeki bütün bilgiler ve kişilik, bir bilgisayar ortamına aktarılabilecek. Bedenlerimiz ölse bile sanal ortamda yaşamaya devam edeceğiz. Yani bir çeşit ölümsüzlük.

Sadece sanal ortamda yaşamak isteyenler değil, yeni bir bedene geçmek isteyenler de bundan faydalanabilecekler. Yeni robotik veya isteğe göre organik bedenlere zihinleri naklederek yeniden doğabilecekler. Black Mirror, Battlestar Galactica ve Yaşlı Adamın Savaşı’nda ele alınan bir konuydu bu.

Bunun tıbbi bazı sonuçları da olabilir. Mesela cinsiyet değiştirmek isteyenler uzun ameliyatlar ve hormon tedavileri yerine daha kolay bir süreçle istedikleri gibi yepyeni bir bedene nakledilebilirler.

2160: Ölümsüzlük

Kabul ediyoruz, ölümsüzlük demek abartı oluyor, çünkü her fani elbette bir gün ölümü tadacaktır ama gelecekteki insanları görseniz onların ölümsüz olduğuna inanabilirdiniz. Çünkü çok uzun ömürlü olacaklar. Tıptaki gelişmeler pek çok ölümcül hastalığı tedavi edecek. Yaşlanma durdurulacak ya da yavaşlatılabilecek.

Bunun için 22. yüzyılı beklemeye gerek olmayacak. Kulağa ilk başta mantıksız bir öngörü gibi gelebilir. Fakat şimdiden yaşlanmanın nedenleri ve nasıl durdurulabileceği üzerine etkileyici araştırmalar yapılıyor. 2016’da yaşlanmanın bazı nedenleri bulundu. Aynı yıl embriyonik kök hücre geniyle bazı yaşlanma belirtileri durdurulup tersine çevrilmesi konusunda önemli sonuçlar elde edildi. Şu an yaşlanmayı engelleyen bir ilaç üzerinde çalışılıyor. 2016’da Nikotinamid Mononükleotid adlı maddenin farelerin ömrünü uzattığı görüldü. Şimdi de insanlar üzerinde denenmesi gündemde. Bir son dakika haberini de sizinle paylaşalım: Hayvanlar üzerinde yapılan bir deneyde, kök hücre transferi ile yaşlanmanın durdurulduğu ve ömrün %10-15 oranında uzadığı görüldü.

In Time (Zamana Karşı) filmindeki gibi insanlar çok uzun süre genç kalabilecekler. 1960’ta doğan bir insanın 200 yıl sonra hâlâ hayatta ve sağlıklı olması şaşırtıcı olmayacak.

2180: Anti Madde Santralleri

Dan Brown’ın Melekler ve Şeytanlar adlı eseri anti maddenin potansiyeli hakkında önemli bir bilimkurgu eseriydi. Anti maddeyi şu an elde etmek ve kullanmak çok zor. Fakat gelecekte düşük maliyetle yüksek miktarda elde etmek ve kullanmak mümkün olacak. Anti madde santralleri fisyon santrallerinden 1000, füzyon santrallerinden 300 kat daha güçlü olacak.

2180: Asteroid Terörizmi

Her teknolojide olduğu gibi uzay teknolojileri de zaman içinde ucuzlayacak ve kolaylaşacak. Bunlardan biri de asteroid madenciliği için kullanılan teknolojiler. Bu sayede geleceğin terör örgütleri asteroidleri kullanarak gezegenlere saldırabilecek, çok büyük tehditler yaratabilecekler. Bunun bir örneği Robert Heinlein’in aynı adlı romanından uyarlanan Yıldız Geçidi Askerleri’nde görülmüştü. Düşman uygarlık, gezegenimize asteroidler ile saldırıyordu.

2200: Çalışmak Ortadan Kalktı

Paul Lafargue’ın Tembellik Hakkı adlı kitabı, teknolojinin insanları işsiz bırakmasına farklı bir açıdan bakıyordu: Kapitalizmin varlığı altında makinelerin insanların yerini alması, daha fazla işsizlik ve yoksulluk demektir. Fakat sınıfsız toplum ve planlı ekonomide, insanların çalışmaya olan ihtiyaçlarının ortadan kalkması ve özgürlük anlamına gelir. Yapay zekâ, robotlar, her alandaki otomatik sistemler, insan emeğine duyulan ihtiyacı ortadan kaldıracak. İnsanların bütün zamanı kendilerine ait olacak ve robotlar insanlara hizmet edecek. Lafargue’ın tembellik hakkı gerçek olacak. Bilimkurgu bu konuda öngörüde bulunan eserlerden ilk akla geleni ise tabii ki Wall-E.

2210: Doğa Tahribatı Onarılıyor

19, 20, 21 ve 22. yüzyıl dönemlerinde insanlık doğaya çok büyük zararlar vermiş olacak. Sayısız türün yok olması, çölleşme, deniz seviyelerinin yükselmesi, hava kirliliği, ormanların yok edilmesi gibi çok kötü durumlar yaşanacak. Fakat bu, 23. yüzyıldan itibaren tersine dönebilir. Bu tarihten itibaren tamamen yenilenebilir enerji kaynaklarına geçilebilir (petrol ve kömür çoktan tükenmiş olacak). Ormanlar yeniden dünyaya kazandırılırken yok olmuş türlerin diriltilmesi için çalışmalar yapılacak. Suni yağmurlar ile çöller yeşillendirilecek. Bundan sonra doğa sıkı bir şekilde korunacak ve zarar verenler en ağır şekilde cezalandırılacak. Yine de asla tam olarak eskisi gibi olmayacak.

2250: İnsanlık Tip 1 Medeniyet Oluyor

Kardashev Ölçeği’ne göre gelecekteki medeniyetler Tip 1, Tip 2 ve Tip 3 olarak sınıflandırılmıştır. Carl Sagan’a göre Tip 1 seviyesi, 1016 Watt enerji üretebilen bir uygarlık seviyesidir. Michio Kaku’ya göreyse bir gezegene vuran tüm güneş ışığını ve gezegenin tüm enerji kaynaklarını etkin şekilde kullanabilen uygarlık seviyesidir. Biz şu an Tip 0,7 seviyesindeyiz ama 23. yüzyılın ortasında Tip 1 seviyesine ulaşabiliriz.

2260: Güneş Sistemi Fethediliyor

Enginlik Serisi büyük oranda gerçekleşecek. Mars ve Venüs’ün dünyalaştırılması tüm hızıyla devam edecek. Mars, Dünya’dan bağımsızlığını ilan edecek. Asteroid Kuşağında yaşam alanları, enerji santralleri ve araştırma istasyonları kurulacak. Jüpiter ve Satürn’ün uydularında yerleşimler kurulacak. Madencilik ve turizm gelişecek. Uranüs ve Neptün’ün uyduları ile Kuiper Kuşağı’ndaki cüce gezegenler ve asteroidlerde bile madenci kolonileri kurulacak. Burası aynı zamanda komşu yıldız sistemlerine göç eden insanların uğrayacağı bir durak olacak.

2280: Uzak Gezegenlerde Mikrobik Yaşam

Diğer yıldız sistemlerine ulaşan insanların, oralarda zeki yaşam bulmasalar bile mikrobik düzeyde yaşam bulmaları bekleniyor. Fakat ondan önce endi Güneş Sistemimizde mikrobik yaşam bulabiliriz. Geçtiğimiz Nisan ayında Enceladus’un yaşam için gerekli bütün temel bileşenlere sahip olduğu keşfedildi. 2312’deki Enceladuslu bakteriler gerçek olabilir yani. Aman, sakın yutmayın.

2300: Süper İnsan

Transhumanizmin öngörüleri doğrulanacak. Süper insanlar yaratılacak. Bu insanlar; kendi görünüşlerini sonsuz biçimlerde değiştirebilecek, moleküler yapılarını değiştirerek duvarların içinden geçebilecek, yıldırım hızında koşabilecek, lavlar bile onlara etki etmeyecek, bir gökdelen yüksekliği kadar sıçrayabilecek, görünmez olabilecek, başka bir kişiye tamamen dönüşebilecek, kollarını lastik gibi uzatabilecek, kendi vücut ısısıyla ateş yakabilecek, cansız nesneleri ileri teknolojili eşyalara dönüştürebilecek, bir kişiyi sadece dokunarak iyileştirebilecek, düşünceleri okuyabilecek, binlerce ton ağırlığındaki nesneleri kaldırabilecek, atomları çıplak gözle görebilecek kadar keskin bir görüşe ve kelebeğin kanat çırpışını duyabilecek kadar keskin bir işitme gücüne sahip olacak, asla uykuya ihtiyaç duymayacak, yemek ve su olmadan uzun süre hayatta kalabilecekler.

Kısacası mutantlar ve süper kahramanlar gerçek olacak. Açıkçası bu öngörü fazlasıyla fantezi ürünü gibi geliyor ama böyle bir öngörü var ve konumuzla ilgisi olduğu için sizlerle paylaşmak istedik.

2500: Mars’ın Dünyalaştırılması Tamamlandı

Mars gezegeninin birkaç yüzyıl süren dünyalaştırılma süreci tamamlandı. Mars artık göller, nehirler, okyanuslar, çayırlar ve ormanlarla kaplı. Havası solunabilir. Artık, uzay giysileri olmadan Mars çayırlarında gezebilir, kuzey yarım küredeki okyanus kıyısında bronzlaşabilir, Olimpos Dağı’nda kayak yapabilir, Valles Marineris’i baştan sona yürüyerek geçmek gibi zorlu bir maceraya atılabilirsiniz. Kısacası Kim Stanley Robinson’ın Mars Üçlemesi gerçek olacak.

2700: Venüs’ün Dünyalaştırılması Tamamlandı

Venüs de tıpkı Mars ve Dünya gibi yaşam için uygun bir gezegen.

3100: Tip 2 Uygarlık

İnsanlık Kardashev Ölçeği’ne göre Tip 2 uygarlık olacak. Tüm Güneş Sistemimizi içine alacak bir Dyson Küresi inşa edilecek. Böylece Güneş’in enerjisinin en küçük parçası bile boşluğa dağılmayacak. Bilimkurguda buna en yakın şey Yaşlı Adamın Savaşı‘nda görülmüştür. Consu adlı bir uzaylı uygarlık, beyaz cüce sınıfı bir yıldızı kontrol altına almıştı.

800.000: Yeni İnsan Türleri

Evrim Teorisi, her ne kadar geçmişle ilişkilendirilse de gelecek hakkında bir şeyler söylüyor. Günümüzde “evrende yalnız mıyız” diye soruyoruz ama geçmişte bırakın evreni, kendi gezegenimizde bile yalnız değildik. Biz Homo Sapienslerden başka insan türleri vardı (Neanderthal, Denisova, Erectus, Florinensis, Naledi ve diğer) ve bu türler çok uzun bir süre aynı anda var oldular. Günümüzden binlerce yıl önce diğer hepsi yok oldu ve geriye sadece biz kaldık.

Bizim türümüz, en son keşiflere göre 300.000 yıldan uzun bir süredir varlığını sürdürüyor. Fakat evrim sona ermiş değil. O zaman yaşayan Homo Sapiensler ile günümüzde yaşayanlar arasında bazı farklılıklar var. Yani evrimleşmeye devam ediyoruz. Önümüzdeki binlerce yıl içinde farklı insan türleri ortaya çıkacak. Hem bu dünyada yaşayan insanlar evrimleşecek, hem diğer gezegenlere göç etmiş olan insanlar o gezegenlerin şartlarına göre evrimleşecek. Bir örnek vermek gerekirse, Mars’ta yaşayan insanlar, Mars’ın düşük yer çekiminden dolayı daha uzun ve daha ince yapılı olacaklar, uzun ve ince kemiklere sahip olacaklar. Bu, The Space Between Us filmindeki Gardner Elliot örneğinde kısmen bilimkurgu tarafından ele alındı. Enginlik Serisi‘nde de benzer bir öngörü mevcut.

Bilimkurgunun bu konuyu öngördüğü başlıca yapım, H.G. Wells’in eserinden uyarlanan 2002 yapımı Zaman Tüneli (The Time Machine) filmidir. Bu filmde 800.000 yıl sonrasına zaman makinesiyle giden kahramanımız iki farklı insan türünün ortaya çıktığını ve çatışma halinde olduklarını görür.

1.000.000: Tip 3 Uygarlık

Galaksinin her bir köşesi keşfedilmiş, çeşitli uygarlıklarla tanışılmış olacak. Bu diğer uygarlıklarla birlikte insanlığın torunları (insanlık değil, insanlığın torunları diyoruz. Çünkü evrim devam ediyor, bir milyon yıl sonraki torunlarımız Homo Sapiens değil, başka bir tür olacak) bir Tip 3 uygarlığa dönüşecek. Yani bir galaksinin tüm enerjisini kullanabilecek.

Yıldız Savaşları’ndakinden çok farklı olsa da bir galaktik medeniyet kurulmuş olacak. Fakat ışıktan hızlı seyahat imkânsız olacak. Yine de belki bu bir sorun olmaktan çıkabilir. İletişim kuantum dolaşıklık, ulaşım ise solucandelikleriyle (gerçekten varlarsa) halledilebilir.

250.000.000: Kıtalar Birleşiyor

Gezegenimizdeki bütün kıtalar tekrar birleşecek ve böylece yeniden bir süper kıta oluşmuş olacak.

1.000.000.000: Dünya Artık Yaşanmaz Halde

Güneş’in parlaklığı %10 artacak ve bu da çevresindeki gezegenlerin daha sıcak olmasını sağlayacak. Okyanuslar buharlaşmaya başlayacak. Atmosferde çoğalan su buharı sera etkisi yaparak ısıyı daha da arttıracak. Venüs ve Dünya çok sıcak olacağı için yaşama pek elverişli olmayacak. Mars ise bir süreliğine daha yaşanılabilir olsa da orası da terk edilecek. Dünya’dan sonrasını anlatan bilimkurgu eserleri de böylece gerçekleşmiş olacak. Interstellar, After Earth, Wall-E, Titan A.E. filmlerindeki gibi gezegenin sakinleri, gezegeni tamamen terk etmek zorunda kalacak.

3.800.000.000: Samanyolu ve Andromeda Birleşiyor

Galaksimiz Samanyolu ile onun komşularından Andromeda çarpışacak ve birleşecek. Böylece dev bir galaksi oluşacak.

5.000.000.000: Güneş Artık Bir Kırmızı Dev

Güneş’in yarıçapı 200 kat büyüyecek ve iç gezegenler(Merkür, Venüs, Dünya ve Mars) yok olacak.

12.000.000.000: Güneş Artık Bir Siyah Cüce

Güneş, kütlesinin çoğunu dışarı atmış olacak. Önce bir beyaz cüce, daha sonra da siyah cüceye dönüşecek.

10100: Hikâyenin Sonu

Evren, başlangıcından beri ne olduğu hakkında henüz bir şey bilmediğimiz bir karanlık enerji nedeniyle genişliyor. Galaksiler, kendi içlerindeki kütleçekim gücü sayesinde parçalanmadan varlıklarını sürdürebilseler de birbirlerinden uzaklaşıyorlar. Gelecekte galaksilerin kendi içlerindeki kütleçekim gücü de karanlık enerjiye daha fazla direnemeyecek ve galaksiler parçalanacak. Yıldızlar sönecek. Yaşam son bulacak. Her şey atom altı parçacıklarına kadar parçalanacak. Karanlık enerjiye uzun bir süre direnebilecek tek şey, çok yüksek kütleçekim gücünden dolayı karadelikler olacak. Evrende trilyonlarca yıl boyunca karadelikler ve atom altı parçacıklar dışında bir şey bulunmayacak. En sonunda karadelikler de karanlık enerjiye daha fazla direnemeyecek ve onlar da Hawking Radyasyonu ile sönmeye başlayacaklar. 10100 yılına gelindiğinde son karadelik de sönmüş olacak. Bu noktadan sonra evrende sadece fotonlar, nötrinolar, elektronlar ve pozitronlar kalacak ama bunların da birbirleriyle etkileşime girme imkânı olmayacak. Evren genişlemeye devam etse de ölü bir boşluk olacak.

Evren böyle sona erecek olsa da insanlığın torunları için bu bir son olmayabilir. Bunun için bazı çözümler var:

  1. Çoklu evren modeline göre evrenimiz aslında çok daha büyük bir evrenin küçücük bir parçası. Bizimki gibi veya bizimkinden farklı bambaşka sayısız evrenler var. Bu çok daha büyük evreni bir köpük, içinde bulunan evrenleri de köpükteki kabarcıklar olarak düşünebilirsiniz. Biz de bu kabarcıklardan birisindeyiz. Geçtiğimiz Mayıs ayında çoklu evrenlerin bir kanıtının bulunmuş olabileceği duyuruldu. Bize 3 milyar ışık yılı uzaklıktaki Büyük Soğuk Leke denilen devasa bölgede evrenin kalanına göre çok daha az galaksi bulunuyor. Bu lekenin, evrenin bir zamanlar başka bir evrenle çarpışmasının mirası olduğu düşünülüyor. Fakat henüz kesin kanıtlanan bir şey olmadığını da belirtelim. Geçtiğimiz aylarda keşfedilen kütleçekim dalgalarının da paralel evrenlere kanıt olabileceğini düşünen bilim insanları var. Fakat bunun da kanıtlanan bir şey olmadığını belirtelim. Evren hakkında bilgimiz arttıkça bu sorulara cevap alacağız. Gelelim konumuza. Eğer çoklu evrenlerin varlığı kesin olarak kanıtlarsa ve insanlığın torunları, bizim evrenimizdeki yaşam son bulmadan önce başka evrenlere geçişin bir yolunu bulabilirse bu evreni terk edip uygun bir evrene geçerek kurtulabilir. Fringe dizisindeki gibi paralel evrenlerin varlığı da kanıtlanırsa eğer bilimkurgunun bir başka öngörüsü daha doğrulanmış olacak.

  2. Evrendeki yaşamın sona ermesinden önce kurtulmak için bir başka çözüm daha olabilir. İnsanlığın torunları devasa bir bilgisayar simülasyonu yapıp kendisini buraya yükleyebilir. Gerçek hayatta bir saniye geçerken simülasyonun içinde trilyonlarca yıl geçer. Böylece yaşam evrenin yok olmasından önce uzun süre daha varlığını sanal âlemde de olsa devam ettirebilir. Bu da pek çok bilimkurgu eserinin öngörülerinden biridir. Matrix, Başlangıç (Inception), Vanilla Sky, 13. Kat (13th Floor) Ready Player One gibi bilimkurgu filmlerinin ve Black Mirror’ın bazı bölümlerinin ve Caprica dizisinin konusu da insanların sanal bir âlemde yaşamlarına devam etmesi olmuştur.

  3. Evrenin sonuna şimdiden gidip orada bir restoran açabilir, mekânınızı bir zaman kapsülü içine sıkıştırarak zarar görmemesini ağlayabilir, galaksinin dört bir köşesinden müşteri çekip paraya para demeyebilirsiniz. Ama havlunuzun nerede olduğunu unutmayın…


Bilimkurgunun Diğer Öngörüleri

Bilimkurgunun çok sık işlediği üç konuya yer vermediğimizi fark etmişsinizdir. Bu konular ışıktan hızlı seyahat, zamanda yolculuk ve insan-makine savaşı. Şu anki bilinenlere dayanarak konuşacak olursak ışıktan hızlı seyahat gerçekleşmeyecek. Zamanda yolculuk ise sadece ileriye doğru gerçekleşecek, geçmişe gitmek mümkün değil. Makinelerin insanlara savaş açması ise tartışmalı bir konu.

Açıklayalım. Zaman, evrenin dördüncü boyutudur ve bildiğimiz zaman boyutu daima ileri akar. Hızınız arttıkça sadece uzayda değil, zamanda da ilerlersiniz. Işık hızına yaklaştıkça da uzay geminizin enerji ihtiyacı artar. Işık hızına ulaşıldığında ise enerji ihtiyacı sonsuz olur ki bunun da karşılanması imkânsızdır. Ayrıca ışık hızına yaklaştıkça zaman daha yavaş akar. Işık hızına ulaşıldığında ise zaman durur. Bu nedenlerle %100 ışık hızına ulaşmak, onu geçmek imkânsızdır. En fazla ışık hızının %99,999999…’una çıkabilirsiniz.

Peki, bunun doğru olduğunun kanıtı nedir? CERN’de yapılan proton hızlandırma deneyleri. Enerji verilerek hızlandırılan protonlar ışık hızının %99,999999…’una çıktı. Bu noktadan sonra enerji miktarı arttırılmasına rağmen protonlar daha fazla hızlanmadı, onun yerine ağırlaştılar.

%100 ışık hızına ulaşsaydınız eğer, zamanın sizin için duracağını söylemiştik. Peki, bir anlığına ışık hızını geçtiğinizi farz edelim, ne olurdu? Bu sefer zaman geriye akmaya başlardı. Kendinizi geçmişte bulurdunuz. Aslında takyon adı verilen ışıktan hızlı parçacıklardan da söz ediliyor. Eğer takyon diye bir şey varsa, bizim ışık hızını aşamamamız gibi onlar da ışık hızından aşağıya düşemeyeceklerdir. Üstelik zamanda sürekli geçmişe gideceklerdir. Fakat ortada bir sorun var: Takyonlar sadece kurgusal. Gerçekten varsalar bile bu konuda hiçbir veri yok. Yine de bilimkurguya esin kaynağı oldular. John Scalzi, Yaşlı Adamın Savaşı adlı romanının bir bölümünde, insanlığın, gelecekten gelen takyonlardan faydalanarak gelecekte olacakları bilebilen bir düşmanla savaştığını kurgulamıştır. Kısacası, bir dahaki sefere Uzay Yolu’nu izlerken Kaptan Kirk’ün ağzından “Bay Sulu, buradaki işimiz bitti, yörüngeden çıkalım. Warp Faktör 7” türünde bir replik duyarsanız bunun bir gün gerçek olmasını beklemeyin, sadece eğlenmenize bakın. Uzay Yolu bazı konularda gerçekçi olmayabilir, ama nice çocuğun bilime ilgi duymasını sağlayan, onları bilim insanı yapan da Uzay Yolu’dur.

Zamanda yolculuk da bu bilgilerle yorumlanmalı. Geleceğe yolculuk etmek gayet mümkün. Işık hızına yaklaştıkça zaman sizin için daha yavaş akacak ve geri döndüğünüzde tanıdıklarınızı yaşlanmış bulacaksınız. Yıldızlararası (Interstellar) filmi ile Stanislaw Lem’in Yıldızlardan Dönüş adlı romanı bu konuda üretilmiş gerçekçi bilimkurgu eserlerindendir.

Fakat konu geçmişe yolculuk olunca gerçekçi bir eser söyleyemiyoruz. Çünkü geçmişe seyahat olanaksız. Çünkü ışıktan hızlı seyahat etmek olanaksız. Geleceğe Dönüş’teki gibi bir DeLorean arabaya atlayıp, gitmek istenilen tarihi girip saatte 88 mil hıza çıkmakla olacak iş değil. Fakat bu, Geleceğe Dönüş’e olan sevgimizi azaltmıyor.

Makinelerin insanlara isyan edip etmeyeceği ise fazlasıyla tartışmalı olan bir konu. Kimi futuristler bunun gerçekleşeceğini, kimisi ise hiç ihtimali olmadığını söylüyor. Ve Asimov gibi bazıları da önlem alma şartıyla bu tehlikeden korunabileceğimiz görüşündeydi. Yapay zekâ yıldan yıla önem kazanan bir konu. Fakat insanlık için tehdit olacak mı bu konuda bir öngörüde bulunmak için henüz erken. Şimdilik sadece tek bir konuda tehdit olacağından emin olabiliriz. O da işlerimizi elimizden alacağı.

Sonuç

Burada yer verdiğimiz öngörüler genellikle futuristler, bilim insanları ve yazarların tahminleri. Çok büyük çoğunluğu Future Timeline sitesinden alındı. Oradaki pek çok öngörüyü konumuzun dışında kaldığı için buraya eklemedik. Geleceğe ilgi duyuyorsanız göz atmalısınız. Öte yandan çok yakın geleceğe dair bazı öngörüler, teknoloji blogları ve haber sitelerinden toplandı. Özellikle Dünya Halleri sitesindeki haberler bu konuda çok faydalı oldu. Takip etmenizi tavsiye ederim. Yapay et, ışıktan hızlı seyahat gibi bazı konularda ise Açık Bilim‘den faydalandım.

Bu öngörülerin büyük çoğunluğu aslında bilimkurgunun öngörüleri olsa da gerçek hayatta ne zaman gerçekleşeceklerini bilmek kolay değil. Neil DeGresse Tyson, bu yıl William Shatner (Kaptan Kirk) ile yaptığı bir sohbette, çocukluğunda Uzay Yolu’nu izlerken dizide asla gerçekleşmeyecek bir şey varsa o da birisi yaklaştığında kendiliğinden açılan kapılar olduğunu düşündüğünü söylemişti. Kaderin cilvesine bakın ki Uzay Yolu’nda gördüğümüz teknolojik yenilikler içinde ilk gerçekleşenlerden birisi bu oldu.

Bunun gibi çok sayıda örnek verilebilir. Yukarıda her öngörünün yanında gerçekleşeceği yıl yazıyor. Fakat bu yıllara ilişkin tahminler genellikle her şeyin beklendiği gibi gitmesi üzerine kurulu. Her şeyin gerçekte beklendiği gibi olacağının garantisi yok. Haberlerde gördüğüm gelişmeler bana pek çok şeyin eğer bir şeyler yapmazsak gerçekleşmeyeceğini anımsatıyor. Hemen yarın bir nükleer savaş başlayabilir, yüz milyonlarca insan ölebilir, eğer geriye insan kalırsa onlar da kendilerini post-apokaliptik bir dünyada bulabilirler. 2050 yılı için öngörülen insanlığın yol ayrımına gelmesi çok daha erken bir tarihte gerçekleşebilir. Elbette bilimkurgu bunu da öngördü ve post-apokaliptik denilen bir alt tür ortaya çıktı.

Sonuç olarak geleceğin dünyası bizim ayaklarımıza gelmeyecek, biz ona gideceğiz. Alternatif geleceklerden hangisinin gerçekleşeceğine karar verecek olanlar biz insanlarız. Bizim davranışlarımız, aldığımız kararlar, nasıl bir dünya kurmak istediğimiz, belirleyici olacak.

Peki siz gelecek ve bilimkurgu hakkında ne düşünüyorsunuz?


Katkıda bulunan: M. İhsan TATARİ

Etiketler:  
1986’da Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde doğdu. 1998’den beri ailesiyle birlikte Adana’da yaşıyor. 2010’da Mustafa Kemal Üniversitesi Muhasebe Önlisans bölümünden ve 2013’te Anadolu Üniversitesi İktisat bölümünden mezun oldu. Katı bilimkurguya bayılıyor, kendi çapında öyküler yazıyor. Şu sıralar en büyük hobisi yeni diller öğrenmek ve bir gün tüm dünyayı görebilmek istiyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gelecek: Bilimkurgu Ne Zaman Gerçek Olacak?

Bilimkurgu eserlerinde gördüğümüz türlü türlü icadın hangileri gerçek oldu, hangileri gerçek olacak? Gelecekte dünyamızı ve içinde bulunduğumuz evreni ne gibi bilimsel gelişmeler bekliyor? Hepsini filmlerden ve kitaplardan örnek göstererek araştırdık, derledik, yazdık.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün