Isaac Asimov’un İnterneti ve Daha Pek Çok İcadı Öngördüğü Makale

Bilimkurgunun en büyük ustalarından Isaac Asimov'un 40 yıl öncesinden interneti, öneri mekaniğini ve arama motorunu öngördüğü makaleyi çevirdik.

Isaac Asimov… Zamanının diğer büyük bilimkurgu yazarları gibi, kendisinden sonra gelen yeni dimağları etkileyen büyük bir insan. Adı daima ustalarla anılan, hatta onların en büyüklerinden biri olarak görülen bir yazar. Ve bugün, yani 2 Ocak, bu büyük ustanın doğum günü.

Onu yarattığı kehanetlerle ve kurallarla daha çok tanıyoruz aslında. Çünkü kendisi de bir öğretmen olduğundan sürekli bir eğitim hâlindeyiz eserlerinde. Buna en büyük örnek “3 Robot Yasası” gösterilebilir. Genel kabul edilen bir manifesto hâlini alması çok uzun sürmeyen mantıklı, basit ve bir o kadar da düşünüldüğünde hayretlere uğratan bir yasa.

Ayrıca dilimize çevrilmeseler de Asimov’un bilgisayar teknolojisi ve psikoloji üzerine yazdığı makaleler, diğer eserlerinin önemli bir kısmını oluşturuyor. Sadece kurgu değil, kurgunun dışına da el atan bilinçli bir kurgucu kendisi. Yazdığı kehanetlerle fantastik yanı olan fakat akla yatkın açıklamalarıyla gayet olası bir şeye inandıran bir büyücü. Ve inandığınız için de artık o fikir fantazyaya değil, bilimkurguya ait olmaya başlıyor.

Aşağıdaki makalelerde yapılan öngörülerden pek çoğu günümüzde çoktan gerçekleşti bile. İnternette sıkça karşılaştığımız “bunu beğenenler bunu da beğendi” fikrinin asıl sahibinin de yine Asimov olduğunu ve hemen aşağıda ima edildiğini söylesek şaşırır mıydınız? Bakalım siz de diğerlerini bulabilecek kadar dikkatli misiniz?

Büyük ustayı doğum gününde saygıyla anıyor, sizi onun bu enteresan makaleleriyle baş başa bırakıyoruz.

***

Yeni Nesil Öğretmenler

Dünyamızda yaşlı nüfus yüzdesi giderek artarken genç nüfus ise düşüyor ve doğum oranı düşüp, tıp ortalama insan ömrünü uzatmaya devam ettiği takdirde bu akım da böyle sürecek.

İhtiyar insanların yaratıcılığını ve hayal güçlerini diri tutmak, sayısı giderek azalan yaratıcı gençliğin üzerindeki daimî birer engel olmalarını engellemek için sürekli şunu öneririm: Eğitim sistemimiz değişmeli ve ömür boyu süren bir aktivite olarak görülmeli.

Ama bu nasıl olacak? O kadar öğretmen nereden gelecek?

Ancak her öğretmenin bir insan, hatta bir canlı olması gerektiğini kim söylüyor?

Varsayalım ki önümüzdeki yüzyıldan itibaren iletişim uydularının sayısı fazlasıyla artmış ve şu an uzaya fırlattıklarımızdan daha karmaşık hâle gelmiş olsunlar. Varsayalım ki radyo dalgaları yerine kapasitesi daha geniş olan, gözle görülür lazer ışınları temel iletişim aracı olsun.

Bu şartlar altında, milyonlarca farklı ses ve görüntü kanalı mümkün olur ve Dünya’daki her insanın kendine has televizyon dalgaboyları olduğunu hayal etmek de kolaylaşır.

Her bir birey (çocuk, yetişkin veya yaşlı), istediği zaman kendi kişisel eğitim makinesine bağlayabildiği özel soketlere sahip olabilir. Bilgisayar teknolojisi de o zamana dek iyice gelişeceğinden şimdi yapabileceğimizden çok daha farklı ve etkileşimli bir makine olacaktır.

Eğitim makinesinin öğrencinin girdilerinin sonuçlarına bağlı olarak kendi programını baştan programlayabilecek (yani “öğrenebilecek”) kadar karmaşık ve esnek olacağını pekâlâ umabiliriz.

Başka bir deyişle öğrenciler soru sorabilecek, soruları cevaplayabilecek, beyanda bulunabilecek, fikir sunabilecek ve makine tüm bunlardan yola çıkarak dersinin hızını ve içeriğini ayarlayabilecek, hatta öğrencinin ilgi alanına göre değiştirebilecek.

Ne var ki kişisel eğitim makinelerinin çok büyük olacağını düşünemeyiz. Görüntü ve büyüklük olarak bir televizyona benzeyebilirler. Peki böylesine küçük bir nesne öğrencilere bilmek istedikleri her şeyi öğretebilecek, o anda merak ettikleri şeye yönelebilecek kadar bilgi içerebilir mi? Hayır, eğer makinenin içinde bir depolama alanı yoksa içeremez. Fakat buna gerek var mı?

Bilgisayar teknolojisi, eğitim makineleri üretecek kadar gelişmiş olan herhangi bir medeniyette detaylı, bilgisayara destekli merkezî kütüphaneler de olacaktır elbette. Bu tür kütüphaneler tek bir küresel kütüphaneyle birbirlerine bağlanabilirler bile.

Tüm eğitim makineleri işbu kütüphanelere bağlanıp orada bulunan herhangi bir kitaba, dergiye, belgeye, ses kaydına veya video kasede erişebilirler. Makinenin bunlara erişim olunca öğrencin de olacak ve isterse bu bilgileri ekranda görüntüleyebilecek veya kağıda bastırıp boş vaktinde çalışabilecek.

Tabii ki insan öğretmenler tamamen saf dışı edilmeyecek. Bazı konularda insan etkileşimi olmazsa olmazdır: atletizm, tiyatro, hitabet vesaire. Ayrıca belli alanlarda çalışan öğrenci gruplarının kendi aralarında ve insan öğretmenlerle tartışmak ve teori üretmek için toplanmaları, birbirlerine farklı bakış açıları kazandırmaları da önemli ve ilgi çekicidir.

Bu insanî etkileşimden sonra biraz rahatlamış olarak bilgisi, esnekliği ve de en önemlisi sabrı sonsuz olan makinelere geri dönebilirler.

Peki ama bu makineleri kim eğitecek?

Tabii ki aynı zamanda hem öğrenen hem de öğreten öğrenciler. Kendilerini ilgilendiren alan ve faaliyetlerde özgürce öğrenen öğrenciler düşünmeden, gözlem ve deney yapmadan, teori üretmeden yapamaz ve artık daha önce bilinmemiş bir fikirle çıkagelebilirler.

O bilgiyi kütüphanelere kaydedecek (muhtemelen bir ücret karşılığında) olan makinelere aktaracaklar ve böylece o bilgi diğer makinelerin kullanımına açık hâle gelecek. Tüm birikim ana veritabanına yerleştirilerek yeni ve üst bir başlama noktası görevi görecek. Eğitim makineleri de insan ırkını şu anda hayal bile edemeyeceğimiz yüksekliklere ve yönlere taşıyacak elbette.

Ne var ki sadece öğrenmenin teknik kısımlarını anlatıyorum. Ya içeriği? İnsanlar, eğitim makinelerin çağında ne öğrenecekler? Gelecek makalemde bunlara değineceğim.

Canınız Ne İsterse O

Geleceğin mesleklerinde karar kılmanın zorluğu, nasıl bir gelecek istediğimizde yatıyor. Eğer medeniyetimizin yok olmasına göz yumarsak geleceğin tek mesleği hayatta kalmak için çer çöp toplamak olur ve bunu çok azımız başarabiliriz.

Ama diyelim ki medeniyetimiz gelişip serpildi ve hâliyle teknoloji de gelişmeye devam etti. Böyle bir geleceğin bilgisayar programcılığı, ay madenciliği, füzyon mühendisliği, uzay inşaatı, lazerli iletişimler, nörofizyoloji vb. gibi meslekler içermesi mantıklı görünüyor.

Yine de, bilgisayar teknolojisinin ve otomasyonun gelişmesiyle birlikte insan iş gücünün tedavülden kalkacağını düşünmeden edemiyorum. Zorluğu olmayan basma, itme, iteleme, yumruklama, düğmeye basma, doldurma ve tüm o basit ve rutin hareketler -hem ruhsal hem de fiziksel- şu anda üretebileceğimiz makineler tarafından kolayca, mükemmel ve daha iyi şekillerde bile yapılabilir.

Uzun lafın kısası, dünya farklı uzmanlık ve danışmanlık gerektiren mesleklerle meşgul olarak gezegenin nüfusunu doyuran, konaklamasını sağlayan ve bakımını yapan bir avuç “ustabaşıyla” gayet geçinip gidebilir.

Makinenin egemen olduğu bir istikbalde, insan ırkının çoğunluğuna ne olacak peki? Çalışabilecek durumları ve gönülleri olmayanların veya bu mesleklerde kendilerine ihtiyaç duyulmayanların hâli ne olacak? Bugün meslek olarak gördüğümüz şeyler gelecekte olmayacağından, insanların çoğunun boş boş durma ihtimali var.

Korkutucu olabilir. İnsanlar iş olmadan ne yapacaklar? Öylece oturup sıkılmayacaklar mı? Ya da daha kötüsü dengesizleşecek, vahşileşecekler belki de? Bir atasözünün de dediği gibi, “Boş eller günah işler.”

Ama durumu insanların çürümeye terk edildiği mevcut duruma göre değerlendiriyoruz.

Tarih boyunca bir aristokratın, adına köle yahut köylü denen kanlı canlı makinelerin sırtından geçinerek hiçbir şey yapmadığı zamanlar olduğunu göz önünde bulundurun. Gelgelelim böyle bir durum yüksek tabakayla birleştiğinde aristokratlar boş vakitlerini edebiyatta, sanatta ve felsefede eğitim görmek için kullanırlardı. Bu türden eğitimler meslek icra etmek için uygun olmasalar da, zihni meşgul etmiş ve konuşmaları çekici, hayatı keyifli kılmıştır.

Bunlar liberal ilimlerdir, yani elleriyle çalışmak zorunda olmayanların ilmi. Ve bunlar sadece maddi açıdan faydalı teknik ilimlerden daha önemli ve tatminkârdır.

Belki de o zaman gelecek, insan köleler gibi olan karmaşık makinelerin hizmetiyle dönen aristokrat bir dünyayı görecek. Ve yenilik ve kapsamlılık yönleriyle sınırsız olan, her bir kişinin seçtiğini öğreten liberal ilim programları olacak.

Bazıları bilgisayar teknolojisini, füzyon mühendisliğini, ay madenciliğini veyahut dünyanın işleyişi için daha elzem gibi görünen herhangi bir mesleği seçebilir. Neden olmasın ki? Yüksek hayal gücü ve beceri gerektiren bu tür meslekler çoğu kişi için cazip gelebilir ve açığı kapatmaya yetecek kadarı gönüllü olacaktır kesin.

Lakin seçimi yapacak kişilerin büyük bir kısmı çok daha küçük düşünebilir. Pul koleksiyonculuğu, çömlekçilik, ahşap boyamacılığı, aşçılık, oyunculuk vesaire. Her iş sahası seçmeli olacak ve tek rehberiniz “canınız ne isterse o” olacak.

İnsan aktivitelerinin örneklerini sunabilecek kadar karmaşık eğitim makinelerinin rehberliğinde her kişi en iyi ve istekli yaptığı şeyi seçebilecek.

Birey hangi konuda iyi olduğunu bilecek kadar akıllı mı? Neden olmasın ki? O bilmeyecek de kim bilecek? Hem bireyler en çok istedikleri şeyin dışında, ellerinden gelenin en iyisini yapabilirler mi?

İnsanlar hiçbir şey yapmamayı mı tercih edecekler? Hayatlarını uykuyla mı geçirecekler?

İstedikleri buysa neden olmasın? Ama içimden bir his böyle olmayacağını söylüyor. Boş durmak zor bir iştir ve bana öyle geliyor ki sadece kendilerini aşıp daha ilginç ve hâliyle de yapması kolay bir şeye yönelmeyenler tarafından benimsenecektir.

Adamakıllı makineleşmiş ve eğitimli bir dünyada makineler, insanlaştırmanın etkisinin haklılığını ispatlayabilirler. Yaptıkları işlerle hayatı kolaylaştırabilir ve insanlığın keyifli ve dolu dolu yaşamalarını sağlayabilirler.


Kaynak: 1976’da kaleme alınan The New Teachers ve Whatever You Wish isimli, birbirini takip eden makalelerin çevirisidir.

Etiketler:  

Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisiyim. İyi ki blues, elektrogitar, kamera, 1970 yılı, bilimkurgu, "Kuzgun" ve turuncu var. Bolca okurum çünkü kitaplar olmadan hayat zaten sıkıcı. Dante'nin "Komedyası"yla girdiğim dünyada Samuel T. Coleridge'ın "Yaşlı Denizcinin Ezgisi"yle devam ettim. Uzak doğu sinemasına, genel olarak da sinemaya aşığım. Zaman makinesi bulup önce İngiltere'ye gidip H. G. Wells’le, oradan da Japonya'ya gidip Akira Kurosawa'yla tanışabileceğime inancım tam. Ölmeden önce Japonya’yı görmek istiyorum. Şu an yaptıklarımın çoğunu ileride Japonya'da yaşamak için yapıyorum, çünkü -önceki hayatımda feodal lord olmamdan kaynaklı da olabilir- bir şekilde ruhum oraya bağlı.

PORTAL YORUMLARI

  1. Senem Aksakal dedi ki:

    Isaac Asimov tam bir fütüristmiş 🙂

    1. Bayram Sarıkaya dedi ki:

      Üç ustadan biri sayılmasının sebebi, bilimsel yanını hayal gücüyle harmanlamasında yatıyor galiba (^_^)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Isaac Asimov’un İnterneti ve Daha Pek Çok İcadı Öngördüğü Makale

Bilimkurgunun en büyük ustalarından Isaac Asimov’un 40 yıl öncesinden interneti, öneri mekaniğini ve arama motorunu öngördüğü makaleyi çevirdik.

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün