İyi Sanat Yapın | Neil Gaiman

Çevirmenin Notu: Önünüzdeki metin Neil Gaiman’ın Philadelphia Sanat Üniversitesi’nde 17 Mayıs 2012 tarihinde 134. Mezuniyet töreninde yapmış olduğu konuşma metninin Türkçe çevirisidir. Metnin özü bir konuşma olduğu için cümlelendirme ve paragraflandırma konusunda okurken kafa karıştırıp akıcılığı bozan bazı noktalar vardır; ancak özgünlüğün korunması adına mümkün olabildiğince özgün haline sadık kalınmıştır. Metnin İngilizcesi, konuşmanın videosu ve sesi, internette birden fazla kaynakta bulunabilmekte, hatta farklı dilde çevirilerine rastlanmaktadır. Bu metin, Neil Gaiman’ın yaptığı iki farklı konuşmayla birleştirilerek Mayıs ayında “Fantastic Mistakes” (Fantastik Hatalar) adlı bir kitap altında yayımlanacaktır.

Kendimi bir yüksek öğretim kurumundan mezun olan insanlara tavsiyeler verirken bulmayı hiç beklemiyordum. Ben öyle bir kurumdan hiç mezun olmadım. Birine başlamadım bile. Olmak istediğim yazara dönüşmeden önce dört yıl daha zorla eğitim alacak olmak boğucu geldi ve ben de ilk fırsatta okuldan kaçtım.

Dışarıdaki dünyaya çıktım, yazdım, yazdıkça daha iyi bir yazar oldum; biraz daha yazdım ve hiç kimse yazdığım şeyleri kafamdan uydurmama takılmadı. Sadece yazdıklarımı okudular, bunun için para ödediler veya ödemediler ve genellikle de onlara başka şeyler yazmam için tuttular beni.

Bu durum bende yüksek öğretime karşı, üniversitelere giden arkadaşlarım ve akrabalarımın uzun süre önce zaten sahip olmuş olduğu sağlıklı bir saygı ve hayranlık bıraktı.

Geriye baktığımda harika bir yolculuk geçirmiş olduğumu görüyorum. Adına kariyer diyebileceğimden emin değilim; çünkü böyle söyleyince bir çeşit kariyer planım olduğu anlamına geliyor ama hiçbir zaman olmadı. Kariyer planına en yakın şeyim 15 yaşındayken yapmak istediğim her şeyi yazdığım bir listeydi: yetişkinler için bir roman yaz, bir çocuk kitabı yaz, bir çizgi roman senaryosu yaz, bir film senaryosu yaz, bir sesli kitap kaydet, Doctor Who için bir bölüm yaz1… diye gidiyordu. Bir kariyerim olmadı. Sadece listedeki bir sonraki şeyi yaptım.

O yüzden sizlere keşke bu işe başladığımda bilseydim dediğim her şeyi ve şu anda geriye baktığımda, aslında biliyor olduğum birkaç şeyi anlatabileceğimi düşündüm. Bir de kesinlikle uygulamamış olsam da, şimdiye kadar aldığım en iyi tavsiyeyi verebilirim.

İlk olarak: Bir sanat kariyerine başladığınız zaman ne yaptığınıza dair hiçbir fikriniz yoktur.

Bu harikadır. Ne yaptığını bilen insanlar kuralları da bilirler, neyin mümkün olup neyin mümkün olmadığını da. Siz bilmezsiniz ve bilmemelisiniz. Sanatta neyin mümkün olup olmadığına dair kurallar hiçbir zaman sınırları aşmayı test etmemiş insanlar tarafından konmuştur. Siz sınırları aşabilirsiniz.

İmkansız olduğunu bilmediğiniz bir şeyi yapmak daha kolaydır ve daha önce onu yapan hiç kimse olmadığı için, sizi alıkoyacak kurallar da konmamıştır… henüz.

İkinci olarak, eğer ne yapmak istediğinize dair, bu dünyaya neden geldiğinize dair bir fikriniz varsa, gidin ve onu yapın.

Bu söylediğimi başarmak kulağa geldiğinden çok daha zordur ama bazen de sonu hayal ettiğinizden çok daha kolay olur. Normal olarak, gelmek istediğiniz yere ulaşmadan önce yapmanız gereken şeyler vardır. Ben çizgi romanlar, romanlar, öyküler ve film senaryoları yazmak istedim. Ve bu yüzden bir gazeteci oldum; çünkü gazetecilerin soru sormaya izni vardır, gidip dünyanın nasıl işlediğini araştırabilirler. Ayrıca yapmak istediğim şeyleri gerçekleştirebilmem için yazmam, hatta çok iyi yazmam gerekiyordu. Gazetecilik yaparken hem idareli, düzenli, bazen zor koşullar altında ve hep zamanında yazmayı öğreniyor, hem de bunun için para alıyordum.

Bazen yapmayı umduğunuz şeye giden yol dümdüz çizilmiş olur ve bazen de doğru şeyi yapıp yapmadığınıza karar vermek neredeyse tamamen imkansızdır; çünkü hedef ve umutlarınızı, karnınızı doyurmak, borçlarınızı ödemek, iş bulmak ve aza tamah etmekle dengelemeniz gerekir.

Benim için işe yarayan şey olmak istediğim yerin – aslolarak kurguyla uğraşan, iyi kitaplar, iyi çizgi-romanlar yazıp sözcükleriyle geçinebilen bir yazar olmak – bir dağ olduğunu hayal etmekti. Uzak bir dağ. Hedefim.

Biliyordum ki o dağa doğru yürümeye devam ettikçe bir sorun yoktu. Ne yapacağıma dair bir fikrim olmadığı zaman durup düşünebilirdim; acaba yaptığım şey beni dağa doğru mu götürüyordu yoksa dağdan uzağa mı? Dergilerdeki editörlük işlerine, düzgün paralar verebilecek düzgün işlere hayır dedim; çünkü biliyordum ki ne kadar çekici olurlarsa olsunlar, benim için dağdan uzaklaşmak anlamına geleceklerdi. Eğer o iş teklifleri daha önce gelmiş olsaydı onları kabul edebilirdim; çünkü o zamana göre yine de beni dağa yaklaştıracak olurlardı.

Yazmayı yazarak öğrendim. Bir macera gibi hissettirdiği sürece yaptığım şeyleri yapmaya devam ettim, iş gibi hissettirdikleri zaman yapmayı bıraktım; bu da hayatı iş gibi hissetirmemek demekti.

Üçüncü olarak: Yola koyulduğunuz zaman başarısızlık sorunlarıyla uğraşmanız gerekecek. Her projenin hayatta kalmayacağını öğrenmek için kabuğunuzun kalın olması gerekir. Serbest meslek hayatı, sanat hayatı bazen ıssız bir adada şişelere notlar koymaya, birilerinin bu şişelerden birini bulacağını, açıp notunuzu okuyacağını ve şişenin içine size geri dönecek başka bir şey koyacağını ummaya benzer: takdir, iş teklifi, para veya aşk… Size geri dönecek her bir şişe için denize yüzlerce şişe bırakmanız gerekebileceğini kabullenmeniz gerekiyor.

Başarısızlık sorunları şevk kırma, umutsuzluk ve açlık sorunlarıdır. Her şeyin olmasını istersiniz ve bunu şimdi istersiniz; ama işler ters gider. İlk kitabım – sadece avansıyla elektrikli daktilo almamı sağlamış, para için yapmış olduğum bir gazetecilik işi – çok satanlara girmeliydi. Bana iyi para kazandırması gerekiyordu. Eğer yayınevi ilk baskının tükenmesiyle ikinci baskının çıkması arasında, telif ücretlerini ödeyemeden zorunlu tasfiyeye gitmemiş olsaydı, kazandırırdı da*…

Omzumu silktim. Hâlâ elektrikli daktilom ve iki aylık kiramı ödeyecek kadar param vardı, ben de gelecekte sadece para için kitap yazmamanın en iyisi olacağına karar verdim. Parayı alamadığınız takdirde size hiçbir şey kazandırmıyordu. Eğer gurur duyduğum işi yapsaydım ve parasını alamasaydım, hiç değilse gurur duyduğum o iş olurdu elimde.

Arada sırada bu kuralı unutuyorum ve ne zaman unutsam evren bana sağlam bir tekme atarak bunu hatırlatıyor. Bu konuda herkes benimle hemfikir midir bilmiyorum; ama gerçekten de sadece para için yaptığım hiçbir işin bana acı deneyimler dışında bir şey kazandırmadığı doğrudur. Genellikle sonunda parayı da alamadım bu işlerde. Beni heyecanlandıran ve hayata geçtiğini görmek istediğim için yaptığım şeylerse beni hiçbir zaman yüzüstü bırakmadı ve bunların herhangi birine harcadığım zaman için hiç pişman olmadım.

Başarısızlık sorunları zordur.

Başarı sorunları daha zor olabilir; çünkü kimse sizi bunlara dair uyarmaz.

Herhangi bir tür başarıyla, hatta sınırlı başarılarla bile ilgili ilk sorun, insanları kandırdığınız için başarılı olduğunuz ve bunun yanınıza kar kaldığı hissiyle birlikte her an bu korkunç sırrınızın ortaya çıkabilecek gibi gelmesidir. Bunun adı Sahtekar Sendromudur, eşim Amanda2 bunu Hile Polisi olarak adlandırır.

Benim durumumda, bir gün kapımın çalacağından emindim. Elinde not defteri taşıyan bir adam (Neden bir not defteri taşıdığını bilmiyorum; ama kafamdaki görüntüde taşıyordu) gelecek ve bana her şeyin bittiğini söyleyecekti. Beni yakalamış olacaklardı ve gidip gerçek bir iş bulmam gerekecekti. Kafamdan bir şeyler uydurup yazamadığım, okumak istediğim kitapları okuyamadığım bir iş. Sonra sessiz bir şekilde ortadan kaybolacak ve artık bir şeyler uyduramadığım bir işe girecektim.

Başarı sorunları. Bunlar gerçek sorunlardır ve eğer şanslıysanız onları tecrübe edeceksiniz. Bir nokta gelir ki artık her şeye “Evet” demeyi bırakmanız gerekir; çünkü okyanusa attığınız bütün şişeler geri dönüyordur ve “Hayır” demeyi öğrenmek zorundasınızdır.

Meslektaşlarımı, arkadaşlarımı ve benden büyükleri izledim ve bazılarının ne kadar mutsuz olduklarını gördüm: Bana sadece istedikleri şeyi yapabildikleri bir dünyayı artık düşleyemediklerini; çünkü sırf oldukları yerde kalabilmek için her ay belirli bir miktar para kazanmaları gerektiğini anlatmalarını dinledim. Kendileri için önemli olan ve gerçekten istedikleri şeyleri yapamıyorlardı ve bu durum herhangi bir başarısızlık sorunu kadar bir büyük bir trajedi gibi geldi bana.

Bundan sonraki en büyük başarı problemi tüm dünyanın yaptığınız şeyleri yapmanızı engellemek için size komplo kurmasıdır, çünkü artık başarılısınızdır. Bir gün kafamı kaldırıp baktım ve profesyonel olarak e-postalara cevap verip, hobi olarak yazı yazan birine dönüştüğümü farkettim. Daha az e-postaya cevap vermeye başladım ve daha çok yazdığımı fark edince çok rahatladım.

Dördüncü olarak, umarım hatalar yaparsınız. Çünkü eğer hata yapıyorsanız, bir şeyler yapıyorsunuz demektir ve hatalar kendi içlerinde çok kullanışlıdırlar. Bir seferinde, bir mektup yazarken Caroline’ı yanlış yazdım, A ve O’nun yerlerini karıştırdım ve “Coraline gerçek bir isim gibi duruyor…” diye düşündüm.

Unutmayın ki eğitiminiz ne olursa olsun, müzisyen veya fotoğrafçı olun, güzel sanatlarla ya da karikatürle uğraşıyor olun, bir yazar, dansçı, tasarımcı olun, ne yaparsanız yapın eşsiz bir şeye sahipsiniz. Sanat yapma yeteneğine sahipsiniz.

Benim için, ve tanıdığım çok fazla insan için bu durum bir cankurtarandı. En büyük cankurtaran! İyi zamanların ve diğer zamanların üstesinden gelmenizi sağlayacak şey budur.

Hayat bazen zordur. İşler hayatta, aşkta, işte, arkadaşlıkta, sağlıkta ve kötü gidebilecek diğer tüm kulvarlarda kötü gidiverir. İşler zorlaştığı zaman yapmanız gereken şey şudur:

İyi sanat yapın.

Ciddiyim. Kocanız bir politikacıyla mı kaçtı? İyi sanat yapın. Bacağınız mutasyon geçirmiş bir boa yılanı tarafından parçalanıp yendi mi? İyi sanat yapın. Vergi dairesi peşinize mi düştü? İyi sanat yapın. Kediniz havaya mı uçtu? İyi sanat yapın. İnternette birileri yaptığınız şeyin aptalca ya da şeytani veya zaten önceden yapılmış bir şey olduğunu mu düşünüyor? İyi sanat yapın. Muhtemelen işler bir şekilde yoluna girer ve zaman eninde sonunda acıyı siler; ama önemli olan bu değildir. Sadece sizin en iyi yaptığınız şeyi yapın. İyi sanat yapın.

İyi günlerde de iyi sanat yapın.

Ve beşinci olarak; hazır sanat yapıyorken kendi sanatınızı yapın. Sadece sizin yapabileceğiniz şeyleri yapın.

Başlangıçta insan kopyalama dürtüsü duyar ve bu kötü bir şey değildir. Çoğumuz kendi sesimizi bulmadan önce pek çok farklı insanın sesini çıkarırız. Unutmayın ki başka kimsede olmayan, sadece sizde olan tek şey sizsiniz. Sizin sesiniz, sizin aklınız, sizin öykünüz, sizin bakışınız. O yüzden sadece sizin yapabileceğiniz şekilde yazın, çizin, oynayın, dans edin ve yaşayın.

Böyle hissettiğiniz tek an, muhtemelen, sokağın ortasında çıplak yürüdüğünüz, kalbinizi, aklınızı ve içinizde var olan şeylerin çok fazlasını teşhir ettiğiniz, kendinizi çok fazla gösterdiğiniz andır. Bunu hissettiğinizde doğru yolu bulmaya yaklaşmışsınız demektir.

Yaptığım şeylerden en çok işe yarayanlar, en az emin olduklarımdı. Öykülerin başarılı olacağından ya da daha büyük bir olasılıkla insanların bir araya gelip sonsuza kadar hakkında konuştukları utanç verici türden bir başarısızlık olacağından emindim. Her zaman böyle bir ortak noktaları vardı: şimdi geri dönüp baktığımda onların neden kaçınılmaz birer başarı olduğunu açıkladığını görüyorum insanların. Ama onları yaparken hiçbir fikrim yoktu.

Hâlâ da yok. Zaten işe yarayacağından emin olduğunuz bir şeyi yapmanın ne eğlencesi var?

Bazen de yaptığım şeyler hakikaten başarısız oldu. Asla yeniden basılmayan öykülerim var. Bazıları evi dahi terk etmedi; ama onlardan da başarılı olanlar kadar çok şey öğrendim.

Altıncı olarak: Şimdi bazı gizli serbest meslek bilgilerini paylaşacağım. Gizli bilgiler her zaman güzeldir ve başkaları için sanat yaratmayı planlayan, herhangi bir serbest meslekle uğraşacak olan herkes için çok kullanışlıdırlar. Bunu çizgi-romanlardan öğrendim; ama başka alanlarda da geçerli. İşte o gizli bilgi:

İnsanlar işi yapmaları için tutulurlar; çünkü bir şekilde tutulurlar işte. Benim durumumda, bugünlerde yapacak olsam çok kolay kontrol edilebileceği için başımı belaya sokacak bir şey yaptım. İnternet öncesi o günlerde işe başladığım zaman bu bana mantıklı bir kariyer taktiği gibi gelmişti: Editörler bana daha önce kimle çalıştığımı sorduklarında yalan söyledim. Çalışmamın mümkün olabileceği bir takım dergilerin adını verdim, kendine güvenen bir duruş sergiledim ve işleri aldım. Daha sonrasında aldığım o ilk iş için adını vermiş olduğum her dergiye bir şey yazmış olmayı kendime gurur meselesi yaptım; böylece gerçekten de yalan söylemiş olmayacaktım. Sadece kronolojik olarak şaşırmış olacaktım. Alabildiğiniz her şekilde iş almaya bakın.

İnsanlar serbest bir dünyada serbest çalışmaya devam ediyorlar ve bugünün dünyasının çok daha büyük bir kısmı artık serbest çalışıyor; çünkü işlerini iyi yaparlar, kolay geçinilen insanlardır ve işlerini zamanında teslim ederler. Üstelik bunların üçüne birden ihtiyacınız yoktur. Üçte iki yapsanız yeterli. Eğer yaptığınız iş iyiyse ve zamanında teslim ediyorsanız insanlar ne kadar nahoş biri olduğunuzu önemsemez. Eğer yaptığınız iş iyiyse ve sizi seviyorlarsa işi geciktirmenizi affedeceklerdir. Eğer işinizi zamanında yapıyorsanız ve sizinle sohbet etmek her zaman bir zevkse işinizde diğer insanlar kadar iyi olmasanız da olur.

Bu konuşmayı yapmaya karar verdiğim zaman, yıllar boyunca bana verilen en iyi tavsiyenin ne olduğunu düşünmeye çalıştım.

O tavsiye yirmi yıl önce, Sandman başarısının zirvesindeyken Stephen King’den gelmişti. İnsanların sevildiği ve ciddiye alındığı bir çizgi-roman yazıyordum.3 King, Sandman’i ve Terry Pratchett’la birlikte yazdığım romanım “Kıyamet Gösterisi”ni sevmişti, çılgınlığı, uzun imza kuyruklarını ve her şeyi görmüştü. Ve bana şu tavsiyeyi vermişti:

Bu gerçekten harika. Tadını çıkarmalısın.

Ve ben tadını çıkarmadım. Aldığım en iyi tavsiyeyi sallamadım. Onun yerine onun hakkında endişelendim. Bir sonraki teslim tarihi, bir sonraki fikir, bir sonraki öykü hakkında endişelendim. Sonraki on dört – on beş yıl boyunca kafamda bir şeyler yazmadığım veya bir şey düşünmediğim bir dakika bile olmadı. Durup, etrafıma bakıp bunun ne kadar eğlenceli olduğunu göremedim. Keşke daha çok keyfini çıkarsaydım. Harika bir yolculuk oldu. Ama yolculuğun kaçırdığım kısımları var, çünkü o sırada kötü gidebilecek ve sonrasında gelebilecek şeylerden keyif alamayacak kadar endişeleniyordum.

Benim için en zor ders bu oldu galiba: kendinizi salıverip yolculuğun tadını çıkarmak; çünkü yolculuk sizi bazı harika ve beklenmedik yerlere götürüyor.

Ve burası, bu platform, bugün, o yerlerden bir tanesi. (İnanılmaz bir keyif alıyorum.)

Bugün mezun olan herkes: Sizlere şans diliyorum. Şans işe yarıyor. Sıklıkla daha çok çalıştıkça, daha bilgece çalıştıkça, daha şanslı hale geldiğinizi keşfedeceksiniz. Şans diye bir şey var ve yardım ediyor.

Şu an değişen bir dünyadayız. Eğer herhangi bir sanat alanındaysanız, dağıtımcılığın doğası değiştiği için yaratıcıların işlerini dünyaya duyurduğu ve bunu yaparken tepelerinde bir çatı bulundurup sandviçler alabildikleri modeller hep değişiyor. Yayıncılığın, kitap satışının ve tüm o alanlardaki besin zincirinin en tepesindeki insanlarla konuştum ve hiç kimse, bırakın on sene sonrasını, bundan iki sene sonra nasıl bir manzarayla karşılaşacağımızı bilemiyor. İnsanların geçtiğimiz yüzyıl boyunca matbaa, görsel sanatçılar, müzisyenler ve her tür yaratıcı insan için inşa ettikleri dağıtım kanalları şu anda eriyor.

Bu durum bir yandan korkutucu; ama diğer yandan da inanılmaz bir biçimde özgürleştirici. Yaptığınız işin görünmesini sağlayan kurallar, varsayımlar, şimdi-yapmamız-gereken-şu’lar ve sonrasında yapacaklarınız çöküyor. Bekçiler kapıları terk ediyor. İşinizin görülmesi için gerektiği kadar yaratıcı olabilirsiniz. YouTube ve internet (ve YouTube ve internetten sonra gelen şey) size televizyonun hiçbir zaman vermediği izleyicileri verebilir. Eski kurallar dağılıyor ve yeni kuralların ne olduğunu kimse bilmiyor.

Bu yüzden kendi kurallarınızı yaratın.

Yakın zamanlarda birisi bana zor olduğunu düşündüğü bir şeyi nasıl yapacağını sordu. Onun örneğinde bu bir sesli kitap kaydetmekti. Ben de ona bunu başarabilen biri taklidi yapmasını söyledim. Bunu başarmayı taklit etmek değil; ama başarabilecek birinin taklidini yapmak. Stüdyoya bunu söyleyen bir afiş astı ve yardımcı olduğunu söyledi.

Bu yüzden bilge olun; çünkü dünyanın daha çok bilgeliğe ihtiyacı var. Eğer bilge olamazsanız, bilge biri gibi taklit yapın ve onlar nasıl davranırsa öyle davranın.

Şimdi gidin ve ilginç hatalar yapın. Harika hatalar, ışıltılı ve fantastik hatalar yapın. Kuralları yıkın. Burada olduğunuz için daha ilginç olan bir dünya bırakın. İyi sanat yapın.

1 Neil Gaiman gerçekten de bahsi geçen listedeki her şeyi yaptı. En son 2011 yılında yayınlanan Doctor Who sezonunda “The Doctor’s Wife” (Doktor’un Eşi) adında bir bölümün senaryosunu yazdı. Doctor Who’nun yeni sezonunda da yazdığı bir bölüm bulunmakta. Beowulf, Coraline, Stardust filmlerinin senaryosunu yazmasıyla birlikte kendi kurup genişlettiği bir sesli kitap oluşumu var. Sevilen kitapların kayıtlarının alınarak sesli kitaplara dönüşmesini amaçlayan oluşumda “Neil Gaiman Sunar” adında özel bir seçki de var.

2 Eşi Amanda, Amanda Palmer adlı ünlü müzisyendir. Dresden Dolls adlı ikili grupla üne kavuşan Amanda Palmer’ı en son medyanın ilgisine taşıyan durum son albümünde internette insanlardan “crowdfunding” yoluyla para toplayarak 1 milyon 100 bin dolar para toplamasıdır.

3 Gerçekten de Neil Gaiman’ın dediği üzere Sandman işi herkes tarafından sevildiği kadar ciddiye de alınmaktadır. Öyle ki 1991 yılında çizgi-romanlar “En İyi Kısa Kurgu/Öykü” dalında Dünya Fantazya Ödülü’nü kazanmıştır ve bir yazılı edebiyat ödülü kazanan ilk çizgi roman olmuştur.


çeviri
A. ORÇUN CAN

düzelti
M. İHSAN TATARİ

#

Etiketler:  
Alanya’da doğdu. Uzun süre Ankara’da, bir süre de Londra’da yaşadı. Uluslararası İlişkiler ve Sinema-Televizyon alanlarında öğrenim gördü. Kitapları Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkıyor, öyküleri Kafasına Göre Dergi ve Kayıp Rıhtım’da yayımlanıyor. Şu an İstanbul ’da yaşıyor; metrolara, çift satır aralığına, kablosuz teknolojiye ve kırmızıya ilgi duyuyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İyi Sanat Yapın | Neil Gaiman

Neil Gaiman’dan İyi Sanat Yapma rehberi! Önünüzdeki metin Neil Gaiman’ın Philadelphia Sanat Üniversitesi’nde 17 Mayıs 2012 tarihinde 134. Mezuniyet töreninde yapmış olduğu konuşma metninin Türkçe çevirisidir.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün