Kaçakçılıktan Bağımsızlığa Uzanan Yol: Kitap

19. yüzyılda, yasaklanan dillerini korumak ve bağımsızlıklarına kavuşmak için sınırlardan gizlice kitap kaçıran Litvanyalıların silahlarla ve kumpaslarla dolu, kurgu tadı veren tarihine göz atın.

1899’da iki kaçakçı Litvanya ile Doğu Prusya arasında bulunan sınırı geçiyorlarmış. Sırtlarında çantalarıyla Prusya tarafında kalan Šešupe Nehri’nin kıyısına yatmışlar ve saatlerce diğer taraftaki muhafızların hareketlerini gözlemlemişler; yakalanma lüksleri yokmuş. Karanlık çökünce Šešupe’yi geçmiş ve 16 kilometre koşarak Litvanya’nın Pilviškiai isimli köyündeki dağıtım noktasına varmışlar. Orada Rus yetkililerin onları aradığını öğrenmişler.

Çok geçmeden bölgeyi temelli terk etme kararı alarak birkaç hafta saklanacakları Prusya’ya döneceklerdi. Bir yıl içinde de İskoçya’ya giden bir teknede olacaklardı. Gelgelelim o ilk gece, yani bunlar olmadan önce, yetkililerin kendilerini arama sebebi olan kaçırdıkları malları teslim etmeleri gerekiyordu. Böylece açtılar çantalarını ve döktüler kitapları.

Tarih bu kez 2004 yılını gösteriyor ve bize bu hikayeyi Jonas Stepšis adında bir adam anlatıyor. O iki kaçakçıdan birisi babası, diğeriyse amcasıymış ve birleşerek Rus İmparatorluğu’na karşı ulusal çapta bir kitap kaçakçılığı hareketi başlatmışlar. Aslında olayın detaylarını okuyunca distopik bir romanın özetini okuyormuşsunuz gibi hissedebilirsiniz, çünkü kitapların yasaklanmasını veya yakılmasını konu edinen eserler pekâlâ mevcut. Bu kez karşımızda tamamen gerçek insanlara ve olaylara dayanan, kurgusal olmayan bir olaylar dizisi mevcut. Günümüzde aşırı milliyetçilik göz çıkarırken, asıl milliyetçilik nedir, nasıl olmalıdır ve zarardan ziyade faydası nasıl dokunur gibi soruları çok güzel bir şekilde özetleyen bir kıssa bu. Ancak zeki milletperverlerin, bilginin ve okumanın esas sevdalılarının yapacağı türden bir hareket. Çağının ötesinde olan, benzerine az rastlanır bir macera. Gelgelelim bu maceranın varacağı boyutları ve yapılan fedakârlıkların önemini anlamak için biraz da döneme bakmak gerekiyor, o yüzden sizi cümle cümle Çarlık Rusyası’nda tarihi bir yolculuğa götürüyoruz.

Çarlık Rusyası,  ilk önce Litvanya’yı sadakate zorlamayı denemiş ve bilhassa Roma Katolik Kilisesi’ne ait bir hedef bulmuş: Rusya’ya karşı tehdit olarak gördüğü tarihi bir Litvanya binası. Rus yetkililer sayısız şapel yıkmış, zaten Litvanya’da her yol üzerinde adım başı denk gelebileceğiniz sunakların inşasını yasaklamış, ki bir kilometre başına iki sunağın düştüğünü hesaba katarsanız yasağın önemini anlayabilirsiniz. Kültürlerinden vazgeçmek istemeyen Litvanyalılar ise yeni sunaklar yapmışlar elbette.

Litvanya’nın yol kenarı sunakları.

1831’de bir grup Litvanyalı üniversite öğrencisi ve din adamı Rusya’ya karşı şiddetle direnmiş. Bu direniş küçük çaplı da olsa uzun bir süre devam etmiş. Litvanya’nın nüfusu bir milyon civarındaymış, bu sebepten ötürü Rus İmparatorluğu gibi bir askeri gücü yenmeyi hayal bile edemezlermiş.

Ne var ki 19. yüzyılın ortalarına doğru bu durum değişmeye başlamış. Direniş güçlenmiş. 1863’te 66.000 civarında Litvanyalı köle, tüccar ve din adamı Rusya hükümetine karşı silahlı bir isyanda bulunmuş. Kısa sürede isyanları bastırılmış, binlercesi hayatını kaybetmiş ya da Sibirya’ya sürgüne yollanmış ve sonuç olarak Çar II. Aleksandr sert bir yaptırım uygulamış.

1864’te Litvanya Başbakanı Mikail Muravyov, Latin Litvanca dilinin yazılı olarak kullanılmasını yasaklamış, bu durum iki yıl sonrasında Litvanca baskının her türlüsünün yasağına kadar varmış.

Dil uzun bir süre boyunca Çarlık Litvanyası’nın tartışma konusu olmuş. 19. yüzyılın ortasında, kendisi de bir eğitimci olan Aleksandr Hilferding, köylü sınıfını asimile etmek için Latin harfleri kullanan Litvanca yerine Kiril alfabesi kullanan Rusça kullanmayı önermiş.

Baskı yasağı, Litvanca’yı bitirmek ve Rus davasına bağlılığı artırma teşebbüsüymüş. Bunlara ek olarak bir de Litvanyalı çocukların, Rusya hükümeti tarafından basılmış kitaplardan Kiril alfabesini öğrenmeleri için Rus devlet okullarına gitmeleri mecbur kılınmış.

Aynı dua kitabının iki farklı baskısı. Solda Kiril harfleri kullanılan yasal baskı, sağda Latin harfleriyle yasa dışı baskı.

Tarihçilere göre Rusya, yürürlüğe koyduğu yasağı ince eleyip sık dokumamıştı. Litvanyalıların da kendi hakimiyetlerindeki diğer uluslara benzediklerini düşünmüşlerdi ve eğer bir direniş gösterirlerse bunun ufak çaplı olacağını tahmin etmişlerdi.

Yanılmışlardı.

Hiç vakit geçmeden insanlar, Litvancayı yaymak için harekete geçmişler. Memleketlerinde kitap basamadıklarından çoğu Litvanyalı yurtdışında basıp kendi ülkelerine gizli gizli sokmuşlar. Ve ufukta “kitap taşıyıcıları” anlamına gelen öncü “knygnešiai” gözükmüş; dillerini kurtarmak için biçare olmuş, sınırdan gizlice kitap sokan ve el altından yayan kuryeler.

Başlarda knygnešiai üyeleri tek tabanca çalışmış. Sırt çantalarında yahut üstü kapalı vagonlarda kitap taşımış ve Litvanya’ya kadar uzanan tren hatları boyunca dağıtmışlar. Operasyonların çoğunu, sınır korumaların sayısının en az olduğu gece vakitlerinde gerçekleştirmişler. Kış ayları, hele tipi varken, sınırın en çok geçildiği zamanlarmış.

Litvanyalılar kaçak kitaplarını saklamak için çok ileri gitmişler. Kırk Yıllık Karanlık’ın yazarı Juozas Vaišnora, kadın kaçakçıların dilenci kılığına girdiklerini ve peynir, yumurta veyahut ekmek çuvallarına kitap sakladıklarını söylüyor. Hatta işbu kaçakçıların bazıları bellerine alet kemeri takarak zanaatkâr numarası çekmişler ve gazeteleri kalın elbiselerinin altına saklamışlar.

Daha sonraları “19. yüzyılda Litvanya’dan çıkmış en harika zat” unvanını alan tarihçi ve hem din hem de din dışında yazılar yazan Piskopos Motiejus Valančius, Litvanya sınırındaki ilk büyük çapta kitap kaçakçılığını organize etmiş. Daha fazla dua kitabı bastırma gayesiyle komşusu Prusya’ya, bir baskı makinesi üretimi için para yollamış. 1867 itibariyle birkaç rahibi Litvanya’ya kitapları getirmek ve halka dağıtmakla görevlendirmiş.

Motiejus Valančius (1801-1875)

Tabii ilk başlarda sadece Latin harflerle dinî metinleri basmış olsa da operasyonu büyüdükçe hırsları da beraberinde büyümüş. Kendini, aralarında kendi yazdıkları da bulunan edebî eserlere adamış ve giderek büyüyen ekibi sınırda mekik dokumuş.

Öncü kaçakçıların çoğunun rahip olması şaşırtmasın sizi, çünkü Çarlık Rusya’nın eskiden beridir süren Katolik Kilisesi nefreti ve Litvanya’nın güçlü Katolizm bağları, Rus yönetimine gösterilen direnişin bir anda sembolü olmuş. Gelgelelim kaçakçılık ilerledikçe Valančius de iyice dünyevi bir karaktere bürünmüş. Dua kitaplarının yanında Litvanya tarihi ve kültürünü öğretme umuduyla bir de almanak ve dergiler yayınlamaya başlamış. Doğu Prusya’daki 19.000 küsur baskıdan sorumluymuş.

Valančius’un izinden devam eden bireysel knygnešiai kısa sürede örgütlenerek daha büyük kaçakçı topluluklara dönüşmüş. Daha iyimser adlar taşıyan bu topluluklardan birkaçı ise; Kanı Kaynayanlar, Yarına Bırakmayanlar, Fidan, Hakikat, Sabah Yıldızı ve Işık Zerresi. Çok sayıda Litvanya asıllı Amerikalının baskıya yardım etmesiyle Amerika kadar uzak bir yerden kitap getirmeye başlamışlar (700’den fazla Litvanca kitap ABD’de çoğaltılmış). Bu yeni topluluklar ders kitapları, bilim kitapları, edebî kitaplar, yıllıklar, halk hikayeleri, dinî söylevler ve buna benzer diğer baskıların dağıtımını yapmışlar.

Çok popüler de olsa uzaklardan yapılan kaçakçılık kolay olmamış. Alınan riskler yüksek ve Litvanya sınırı da öyle geçilmesi kolay değilmiş. Üç kademeli Rus güvenliği, knygnešiaileri aşırı dikkatli olmaya zorlamış. İlk kademedeki askerler o kadar yakınlarmış ki, ellerini uzatsalar birbirlerine değebilirlermiş. İkinci kademedeki askerler biraz daha geride beklerlermiş. Son kademeyi ise Rus İmparatorluğunun polis kuvvetleri olan jandarmalar oluştururmuş ve bu polisler at sırtında köyleri gezerek halkın arasındaki muhbirlerden istihbarat alırlarmış.

Çarlık Rusya’nın jandarmaları.

Sınır güvenliğini geçemeyenlerin sonuysa direğe bağlanıp kamçılandıktan sonra Sibirya’ya sürgün edilmekmiş ya da kaçmaya teşebbüs ederlerse sırtlarına kurşunu yiyiverirlermiş.

Kaçakçıların üzerinde yakalanan kitaplara el konulmak suretiyle yakılırmış.

Yakalanan veya cezalandırılan kaçakçıların sayısı kesin değil fakat ilk toplu gözaltına alma eylemi, 1870-1871 yıllarında gerçekleşmiş ve Valančius’un on bir yardımcısı cezaya çarptırılmış. Sekiz kaçakçıdan beşi rahip, biri çiftçi ve biri soylu olup Sibirya’ya sürgün edilmiş. Valančius’un operasyonları ilelebet durmuş ki, zaten kendisi de 1875’de vefat etmiş.

Onun görevini şiar edinen varisiyse bir köylü olan Jurgis Bielinis, politik yanını babasından alan, tüm kalbiyle Litvanyalı bir milletpervermiş.

Bielinis, Valančius’la Latvia’daki Rīga’ya bağlı bir üniversiteden mezun olduğu sene, 1873’te tanışmış. O zaman direniş şahikasını yaşarken, Litvanya’nın tutkulu bir savunucusu olan Bielinis de bu işin içinde olmak istemiş. Valančius’la olan bağlantısı; Bielinis’in, aşık olduğu dili korumaya ikna etmiş. “Moskovalılar Litvanya’dan defolana kadar” dinlenmeyeceğini söylemiş.

Bielinis, 1885’te, zamanla Litvanya’daki en büyük kaçakçılık organizasyonu olan ve daha sonra kendisine “Kitap Taşıyıcılarının Efendisi“ sıfatını kazandıracak olan “Garšviai knygnešiai” topluluğunu kurmuş. Kısa sürede sayısı binleri bulan Garšviai knygnešiai‘nin üyeleri, aralarında para toplayarak Prusyalı yayınevlerinden kitaplar almış ve kendilerine ödeme yapan “abone”lerine dağıtmışlar. Bielinis, Doğu Prusya’dan Litvanya’ya giren kitapların yarısını sokmasıyla nam salmış.

1890’lar itibariyle, Rus yetkililer, Bielinis’in durumuyla ilgilenmeye başlamışlar ve kellesine ödül bile koymuşlar. Birçok insan avı düzenlenmiş, ne var ki Bielinis sürekli kaçmayı başarmış.

Jurgis Bielinis (1846-1918)

Asrın sonuna doğru, aranan bir suçlu olmasına rağmen kendi adına bir Litvanya gazetesi çıkarmış ve kendisine abone olanlara gazetelerinden dağıtmış. Beyaz Kartal olarak bilinen bu gazete, Litvanya’daki tek tük açık olan matbaalardan birinde basılmış.

Gazete işinde beraber çalışan Steponas Povilionis isimli başka bir kaçakçı şöyle anımsıyor:

Evimde Bielinis’in kitap deposu bulunurdu ve ciltler ha bire artar yahut azalırdı. 1896 güzünde Prusya’dan getirdiği küçük bir baskı makinesiyle kendi gazetesini basmaya karar vermişti. Ben harfleri bastım, Bielinis de nasıl dizilir öğretti.

Aslına bakılırsa Bielinis’in köylülükten aydınlığa ve Litvanya’nın ateşli bir savunucusu olmaya uzanan merdivenleri hızla çıkması o zamanlar çok da sıra dışı değilmiş, zira Rus İmparatorluğu 1861’de kölelik sistemine son vermiş ve yeni bir köylü-aydın sınıfı Litvanya’da oluşmaya başlamış. Bu sınıfın çoğu üyesi ulusal davalarında boy göstermiş.

Bielinis tarafından basılan gazeteden bir parça.

İşin aslı, Zigmantas Kiaupa’nın Litvanya Tarihi’nde belirttiği gibi: “Köylüler Litvancanın en sadık kullanıcılarıdır.” Kitap taşıyıcıların çoğunluğunu da gene bu sınıf oluştururmuş. Bielinis, ulusal köylü hareketinin sadece sivrilen bir üyesiymiş.

1800’lerin sonlarına doğru knygnešiai iyice yaratıcı olmaya başlamış. Bazıları Rus polisinin yardımını almayı bile başarmış. 1895’de, Litvanya’nın göbeğinde yer alan Ariogala şehrinin başkomiseri bile kaçakçılık komplosuna karışmış. Ötekiler de uyanıklık edip baskı yasağındaki açıkları kullanmış. Mesela bir keresinde Litvanyalılar, tıpkı Babilliler gibi kil tabletlere baskı yapmışlar. Görevliler bu durumu görünce yerin dibine girmişler, çünkü düşününce kil tabletler kitaptan sayılmıyor, haliyle yasa dışı da olmuyormuş.

Ayrıca yerel halk da boş durmayıp, çocuklarına yasa dışı kitaplarıyla Litvanca öğretmek için gizli okullar kurmuşlar. Dikkat çekmemek içinse çocuklarını Rus hükümetinin kontrolündeki devlet okullarına yollamaya devam etmişler ama çocuklarına asıl eğitimin Litvanya okullarında verildiğini tembihleyip durmuşlar.

Litvanca basılıp, ülkeye sokulan kitapların sayısı belirsiz fakat 1891-1901 yılları arasında Rus yetkililer 173.259 baskıya el koymuşlar. Bu sayı, yasağın kalan birkaç yılında (1901-1904) ikiye katlanmış. Tarihçilere göre kaçırılan kitabın toplam sayısı milyonları bulmuş olabilir. Tüm bu olanlara rağmen neredeyse her köy ve kasabada yığınla kitap ve çocukların gidebildiği gizli okullar varmış.

19. yüzyılın sonunda kaçakçılığın boyutu artınca her kesimden Litvanyalı yardım etmiş, seyyar satıcılardan tutun da dul kadınlara, çiftçilere, öğrencilere, doktorlara ve çalgıcılara kadar herkes kitap dağıtımının bir parçası olmuş. Üzerinizde kitap bulundurmak bile ağır cezalara sebebiyet verse de bu, kaybedecek fazla bir şeyi olmayan Litvanyalıları yıldırmamış.

1880’ler itibariyle, huzursuzluğun büyümesini fırsat bilen, Şafak anlamına gelen, Aušra gibi gizli gazeteler halka, Ruslaştırmaya karşı silahlanma çağrısında bulunmuş ve bağımsızlığı fısıldamış.

Litvanyalılar, koro ve gizli oyunlar düzenleyerek, özüne sadık kalmanın ve Litvancanın güzelliğinden dem vuran oyunlar sergilemeye başlamışlar. 1900’lerin sonuna doğru, Litvanyalıların toplanıp siyaset konuştuğu “piknik gezmeleri” çaktırmadan peyda olmuş.

Litvanya’nın ulusal yeniden doğuşu emin adımlarla devam ediyormuş.

Peder Julijonas Kaspervacivius bir keresinde şöyle yazmış:

Litvanya’nın bağımsızlığı 1918’den (Litvanya’nın bağımsızlık tarihi) sonra değil, kitap taşıyıcılarından sonra başladı. Sırtlarına yüklendikleri çantalarda taşıdıkları kitap ve kitapçıklarla bu savaşçılar, herkesten önce bağımsızlığa zemin hazırlamış ve halka, Rus baskısının ağır yükünden kurtulmanın elzem olduğu fikrini aşılamıştır.

İşin ironik kısmı ise Litvanyalıları Ruslaştırmak ­isterken, halihazırda bağımsızlık isteyen bölge halkının bağımsızlık sevdasını iyice körüklemiş olması.

19. yüzyılın başlarında Litvanya köylüleri, yetkililerin bulunduğu toplantılar düzenleyip Rus hükümetine yasağı kaldırması için dilekçe yazmışlar. Hükümet yüzden fazla dilekçeyle karşılaşmış.

Yasak, Rusya’da bile hoş karşılanmıyormuş, hele aydın kesim yasağın geniş ve belirsiz tanımına karşı çıkıyormuş. 1897’de, Rusya Bakanlar Meclisi ilk kez yasağı başarısızlık olarak nitelemiş ve nihayet 1904 yılında resmi olarak kaldırmış. Bunun sebebi olarak, Rusya-Japonya savaşında, İmparatorluk’taki azınlığın kalbini kazanma düşüncesi gösteriliyor.

Basım yasağının bitimini kutlayan bir Litvanya gazetesi. Başlık: Basım Serbest Bırakıldı!

Fakat artık iş işten geçmiş, Litvanya’da yükselen direniş çok fazlaymış.

Davasının verdiği tutkuyla Bielinis kısa süre içinde, bağımsızlıkla ilgili daha açık bir şekilde konuşmaya başlamış. 1918 Litvanya Bağımsızlık Bildirgesi’nin ardındaki destek güç olacak olan Litvanya milliyetçiliği adına gönüllü konuşmacı olmuş. Hayatın bir cilvesi olsa gerek, bağımsızlığı görmeye ömrü vefa etmemiş ve Ocak 1918’te, yani bağımsızlıktan bir ay önce hayata gözlerini yummuş.

Bielinis bugün sadece pullar ve heykellerle anılmıyor; her yıl doğum gününe denk gelen ve adına Knygnešys Günü veya Kitap Taşıyıcı Günü denen tatil gününde de yâd ediliyor.

Bielinis birçok yönden hem Litvanya hem yurt dışında gururun sembolü olmuş. Sadece ulusal bir kahraman olarak değil; ayrıca yazının gücünü hafızalara kazıyan bir kahraman olarak da anılıyor ki, bir grup çapulcunun kitaplarla koca bir imparatorluğu devirmesi buna kanıt olarak tarihteki yerini sağlam bir şekilde almıştır. Kitap kaçırarak, bir nevi Robin Hoodçuluk yapmakla başlayan bu serüven bağımsızlıkla sona ermiş.


Faydalanılan kaynaklar: Atlas Obscura

1996'da Bilinmeyen'de doğdum. Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisiyim. İyi ki blues, elektrogitar, kamera, 1970 yılı, bilimkurgu, "Kuzgun" ve turuncu var. Bolca okurum çünkü kitaplar olmadan hayat zaten sıkıcı. Dante'nin "Komedyası"yla girdiğim dünyada Samuel T. Coleridge'ın "Yaşlı Denizcinin Ezgisi"yle devam ettim. Uzak doğu sinemasına, genel olarak da sinemaya aşığım. Zaman makinesi bulup önce İngiltere'ye gidip H. G. Wells’le, ordan da Japonya'ya gidip Akira Kurosawa'yla tanışabileceğime inancım tam. Ölmeden önce Japonya’yı görmek istiyorum. Şu an yaptıklarımın çoğunu ileride Japonya'da yaşamak için yapıyorum, çünkü -önceki hayatımda feodal lord olmamdan kaynaklı da olabilir- bir şekilde ruhum oraya bağlı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kaçakçılıktan Bağımsızlığa Uzanan Yol: Kitap

19. yüzyılda, yasaklanan dillerini korumak ve bağımsızlıklarına kavuşmak için sınırlardan gizlice kitap kaçıran Litvanyalıların silahlarla ve kumpaslarla dolu, kurgu tadı veren tarihine göz atın.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün