Lúthien: Tolkien’in Amansız Elf Prensesi | Bölüm 3

Beren ile Luthien'in destansı öyküsünü samimiyetle anlatan, eğlenceli yazı dizimizin üçüncü ve son bölümü huzurlarınızda.

Önceki bölüme ulaşmak için tıklayın.

Bin bir badire atlatan ama yardan ne de serden geçen kahramanlarımız sonunda tüm kötülüklerin babası, Sauron’un efendisi, Kara Düşman Morgoth’un tahtının karşısına çıkarlar.

Genellikle bu erkek kahramanımızın kılıcını çekip kötü adamla cesurca yüzleştiği andır. Bu sefer değil! Beren, Morgoth hazretlerinden çekinerek, dönüştüğü köpek gibi Karanlık Efendi’nin ayağının dibine sürünür. Bu sırada Lúthien ise ‘Morgoth’un iradesiyle büründüğü suretten soyulmuştur’ ancak olduğu yerde kalır ve Morgoth’un aşağılık bakışlarına bile isteye katlanır.

Tehlikeli ve Güzel: J.R.R Tolkien’in Hayatında ve Eserlerinde Kadınlar adlı kitapta (okumaya değer, Janet Brennan Croft ve Leslie A. Donovan tarafından yayına hazırlanmıştır) akademisyen Cami D. Agan bu hayati gelişmeye dikkat çeker. “Tüyler ürperten bir şekilde bu an, Lúthien’in daha önce tasvir ettiği Sauron’u bekleyen aşağılanmayı sahneliyor.” Böyle bir zalimliğin karşısında savunmasızca durmak ciddi iştir: “Fiziksel ve mecazi olarak Morgoth’un bakışı altında çıplak kalan Lúthien nesneleştirilmenin, tecavüzün ve ebedi bir eziyetin tehdidi altındadır Ancak Lúthien kimliğini korur. Kendi ismini söyler ve böylece gücünü sağlamlaştırır. Kendi adını dile getirerek Morgoth’la eşitliğini talep eder. Onun gözlerinden, yenilen Sauron’un katlanmaktan korktuğu bakışlardan korkmaz ‘…onun bakışlarından korkmadı…’ Lúthien.”

Orta Dünya’da kibrin vücut bulmuş hali olan Morgoth kendine aşırı güvenerek Lúthien’in –savunmasız göründüğünden– onunla konuşmasına izin verir. Ve Lúthien  ‘bir ozan usûlüyle ona şarkı söylemeyi teklif eder.’ Morgoth durumun kontrolünün kendisinde olduğunu düşünerek buna kanar. Ama Agan’ın yazdığı şekliyle “Lúthien zayıf durumdaki birinin yapacağı şekilde ona ‘hizmetini’ sunuyor gibi görünür –Bu Morgoth’un “gördüğüdür” – gerçekte Lúthien onun bedensel arzusunu kullanarak Angband’ın hâkimiyetini ele geçirecek boşluk ve zaman yaratmaktadır.”

İllüstrasyon: Sam Hadley

Morgoth, pek çok kişi gibi Lúthien’in güzelliğiyle büyülenmişti. Bu güce karşı bir bağışıklığı yoktu çünkü bir zamanlar hâlâ Ilúvatar’ın yüce takımının en büyüğüyken kendisi de güzeldi. Lúthien, Morgoth’un şehvet dolu beğenisini ona karşı kullanarak odanın karanlığına karışıpmüthiş bir sevimlilikle, muhteşem bir gücü anlatan’ yeni bir şarkıya başlar. Zindanlar ve Ejderhalar’ın efsanevi seviyedeki bir ozan büyüsü gibi. Morgoth şaşkına döner ve gözlerine perde iner sanki. Lúthien’in gücüyle canlanan Silmariller ışıkla parlar ve onların ağırlığı altında Morgoth eğilir. Pelerinini –şu kendi saçıyla ördüğü–  ‘bir keresinde Öte Boşluk’ta tek başına dolaştığı zamanki kadar karanlık bir rüyayı’ Morgoth’un üzerine bırakmak için kullanır ve Morgoth yere devrilir, tacı yerde yuvarlanır, tüm odadakiler onunla birlikte uykuya dalar.

Lúthien’in bir dokunuşu uyuyan Beren’i –onu hatırladınız mı?– uyandırır. Görevinin esas anına ulaştığından kurt kılığını üzerinden atar ve demir-kesen bıçağı Angrist’i Silmarillerden birini düşen taçtan çıkarmak için kullanır. Hiç kimsenin ama hiç kimsenin bu şansı tekrar elde edemeyeceğinin farkına varan Beren, üç Silmaril’i de çıkarmayı dener ancak bıçak kırılır ve fırlayan parça –Murphy’nin Yasaları Orta Dünya’da bile hükmediyor– uyuyan Morgoth’un yanağına isabet eder. Karanlık Efendi kıpırdanır, Lúthien ve Beren ise Ent-hanımları gibi yaparlar ve… Giderler. Süratle!

Anke Eismann: “Beren Bir Silmaril’i Geri Alırken”

İçeriyi hayvanat bahçesine çeviren canavarlar yakın zamanda uyanıp onları kovalayamayacak olsalar da, kapıda onları şimdi tamamen uyanmış ve öfkeli olan Carcharoth bekliyordur. Lúthien, Morgoth ile mücadelesinden dolayı büyük kötü kurtla tekrar uğraşamayacak kadar bitkindir ama Beren’in elinde Valinor’un Ağaçları’nın ışığıyla parlayan bir Silmaril vardır. Beren kurdu gücüyle korkutup kaçırmak umuduyla mücevheri ileri sallar ‘çünkü burada seni ve tüm kötü şeyleri mahvedecek bir ateş var.’ Ancak Carcharoth, İskandinav mitolojisinin Fenrir’i gibi -ki şüphesiz Tolkien’in de ilham kaynağı-, Beren’in uzattığı sağ elini Silmaril ile birlikte ısırıp koparır.

‘Ve o anda ruhu acı aleviyle kavruldu; Silmaril, lanetli etini yaktı. Uluyarak kaçıp gitti, feryadı kapının önündeki vadide yankılandı.’

Böylece Silmaril’den muzdarip kurt, karnında Beren’in eli, kutsal ateşle yanarak kaçar gider. Taş onu öldürmez, yalnızca çileden çıkarır ve kurt bu kudurmuş haliyle her şeyi öldürür. Bu sırada Beren Carcharoth’un zehriyle yığılır. Beren bir kez daha ölüyordur ancak Lúthien zehri sanki açık, kopmuş bir el yarası değil de basit bir yılan ısırığıymış gibi dudaklarıyla emerek akıtır. Bu –İşte bu!– bahsettiğim amansız prensestir ve tam da ondan beklediğim şeyi yapar.

Gerçi bu aşk hikâyesinde yalnızca alelade bir gün! Oğlan kızla tanışır. Kız kötü yarı tanrıyı uyutur. Oğlan yarı tanrının mücevherini çalar. Yarı tanrının köpeği oğlanın elini koparır ve onu zehirler. Kız oğlanın kanlı kolundan zehri emerek oğlanın hayatını tekrar kurtarır.

Lúthien gücünün kalanını Beren’in yarasını sarmak için kullanır ancak Morgoth’un sürüsü üstlerine gelmek üzeredir. Her şey kaybedilmiş gibidir… Yüzüklerin Efendisi okurlarının aşina olduğu bir öykü unsuru hariç. Lúthien ve erkek arkadaşı gökyüzünden onları izleyen, özellikle ikisini aramak için bölgede uçan Kartalların Tanrısı –Thorondor– ve iki kulu tarafından kurtarılırlar. Rastgele veya aptalca bir şans gibi mi görünüyor? Hayır! Huan, dünyadaki en olağanüstü köpek, bütün hayvan arkadaşlarından ikiliye göz kulak olmalarını rica etmiştir. Kartallar da, tıpkı Huan gibi, Orta-Dünya’nın diğer hayvanlarından üstün olarak Valar tarafından özellikle Morgoth’un düşmanlarına yardım etmekle görevlendirilmiştir.

Beren ve Lúthien, Morgoth’un topraklarından çok uzağa taşınır, Doriath’ın sınırlarına bırakılırlar. Beren korkunç yarası yüzünden zayıf düşer ve neredeyse ölür, ancak toparlandığında sevgili Tinúviel’inin şarkı söyleyişine uyanır. Birçok Tolkien karakteri gibi, âdet olunduğu üzere yeni bir isim alır. Beren hâlâ Beren’dir ancak o artık ayrıca Erchamion, yani Tek Elli’dir. Âşıklar huzur ve birliktelik dolu bir süre geçirirler, her ne kadar aralarında bir el daha az olsa da. Ama görevleri teknik olarak yerine getirilmemiştir. Beren’in alması gereken Silmaril kudurmuş bir kurt canavarın karnındadır.

Aslında böylesi Lúthien için iyidir, kimseye kanmadığını kanıtlamış, babasının beklentileri için endişelenmeyi geride bırakmıştır. Gerçek anlamda cehenneme gidip dönmüş olduklarından, sevgilisiyle kaçmaya ve görevi olduğu gibi bırakmaya hazırdır. Ancak Beren hala Lúthien’in babasına ve daha önemlisi verdiği sözü onurlandırmaya sadık kalmayı diliyordur.  İkili Thingol’ün huzuruna döndüklerinde, Elf Kralı Beren’in hâlâ hayatta olduğunu gördüğüne tam olarak sevinmez. Beren söz verdiği Silmaril’in henüz onda olmadığını itiraf eder ve kesik elinin kökünü Thingol’e uzatır ve kendisine -ne olduğunu anlamışsınızdır- bir isim daha verir. O artık Camlost, yani Boş Elli’dir. Bunu görüp, maceralarının zorluğunun tamamını dinleyen Thingol sonunda yumuşar ve evliliklerine izin verir.

Ve böylece Doriath tahtının huzurunda ‘Beren Lúthien’in elini aldı.’ Doğrusu, olanları düşününce Tolkien bu kısmı biraz duyarsızca ifade etmiş sanki. Ama hey, Beren kızı alır! Ama aslında, ilk önce Lúthien oğlanı almıştı. Beren Lúthien’e ona “Tinúviel” ismini verdiği sıra tutulmuştu zaten.

Düğün olduktan sonra, Thingol bir Carcharoth avı başlatır çünkü kurt ızdırapla topraklarına zarar veriyordur ve herkesin peşinde olduğu, elde etmesi zor mücevher de hâlâ ondadır. İlk gönüllü–tabii ki– Huan olur. Ona Beren, Thingol ve birkaç önemli Elf daha katılır. Lúthien özellikle gitmez zira üzerine ‘karanlık bir gölge’ düşmüştür. Bunun yalnızca yeni verilen kaderinin ağırlığı olduğunu hayal edebiliyorum. Bir İnsana bağlanmıştı ve bu daha önce hiçbir Elf’in başına gelmemişti. Sonuçlarının ne olacağı belirsizdi, ancak hakikatte gerçek ölüm olasılığını tecrübe ediyordu. İnsanlar, Beren gibi, her zaman ölüme yakın yaşarlar ancak Elfler için, daha önce bahsedildiği üzere, bu hazmedilmesi zor bir gerçektir.

Sonunda büyük bir nehrin kıyısında Carcharoth’un izine ulaşırlar, su içmek için durmuştur çünkü yalnızca onun tatlı suları Silmaril kaynaklı yakıcı hazımsızlığın acısını geçici olarak dindiriyordur. Büyük kurt, avcılarla oynadığı bir kedi-fare oyunu sonrasında Thingol’ün üzerine atlar. Beren aralarına atılarak yeni kayınpederini kurtarırken Carcharoth tarafından korkunç şekilde yaralanır. Ardından kurt, Huan tarafından yakalanır. İkili devasa, dünyayı sarsan ve nehrin “çağlayanlarını tıkayan” bir mücadeleye girişirler. Yüzüklerin Efendisi’nin Wargları bu ikiliye kıyasla hiçbir şey.

Nihayetinde Huan Carcharoth’u katleder, ancak kehanetinde bulunan en güçlü kurdun çenesindeki ölüm de gerçekleşir. Huan, Beren’in yanına çöker, son sözlerini söyler ve veda eder. Beren ağır yaralı ve konuşamayacak kadar kederli, çünkü her zaman gerçek olamayacak kadar iyi olan, büyülü kutsal köpek artık ölmüştü. İki âşığa yardım ederken üzerine düşenden fazlasını yapmıştı. İnsanın ve Elfin en iyi dostu.

Anke Eismann: “Görev Tamamlandı”

Carcaroth kesilip açılır ve Silmaril kurtarılır! Thingol –nihayet– tatmin olur ve görev tamamlanır. Ancak zaferi tıpkı bir kabuk gibi içi boştur ve abartılmıştır çünkü kızını yine de bu cesur ve ahmak adam uğruna kaybediyordur… Ve bahsi geçen İnsan şu anda, bu sefer gerçekten can veriyordur. Beren’in vücudu ve Huan’ın cesedi Elf diyarına getirildiğinde Lúthien onları karşılamak için oradaydı. Lúthien Beren’e sarılır ve Beren ölür.

Son.

Daha değil! Sanki bu aşk hikâyesi büyülü kılıçlar, kutsal mücevherler ve canavar kılıklarıyla yeterince şaşırtıcı değilmiş gibi, işte bir İnsanın ve bir Elfkızının kuralları bozduğu yer burası. Çünkü Lúthien’in ricası üzerine Beren’in ruhu İnsanların öldükten sonra gittiği yere göçmeden önce Mandos’un salonlarında bekler – cidden, sadece Lúthien istediği için. Mandos, kararlarıyla dünyayı şekillendiren baş meleğimsi bir varlıktır ve onun salonları esasen, perdenin ardındaki sırların bekleme odasıdır. Ve Beren burada bekler çünkü nihayet Lúthien’i gerçekten dinler.

Lúthien bedenini ve büyük üzüntü içindeki ailesini Orta Dünya’da bırakarak Beren’le buluşmak için oraya gelir. Ve sonra Mandos’a “en kederli” şarkısını söyler. Şarkı onu epeyce üzmenin yanı sıra, büyük bir güçle zihninde döner durur:

Tek bir sözüne dokunulmadan hâlâ Valinor’da söylenir ve Valar’ı kedere boğar. Çünkü Lúthien bu şarkıda, Eldar’ın pişmanlığını, İnsanların kederlerini ve sayısız yıldızın ortasında Yeryüzü Krallığı Arda’da yaşamak için Ilúvatar tarafından yaratılan İki Soyu anlatıyordu.

Tolkien’in dünyasında çok önemli bir yeri olan bu öyküde pay sahibi ve kahraman olmanın yanı sıra Lúthien, Elf ve İnsan ırklarının sonradan birleşmesi için de öncülük eder. Mandos’un önündeki ağıtı, gerçekleşecek olaylar için bir kelebek etkisi yaratır. Mandos, Lúthien’in şarkısından etkilendiğini ancak kuralları değiştiremeyeceğini bildiği için ne yapabileceğini düşünür. Valar Efendisi (ve Morgoth’un kardeşi!) Manwë’ye, göklerde nüfuzunu kullanabilecek kişiye gider.

Manwë bu nedenle Lúthien’e seçim şansı sunar:

  • (A) Valar ile birlikte cennette yaşayacak, fakat Beren’siz, ve orada tüm dünyevi sıkıntılarını unutacak.
  • (B) Kocasıyla Orta Dünya’ya dönerek, onunla beraber bir ölümlünün belirsiz hayatını yaşayacak, ama orada hiçbir şeyin, hatta mutluluğun bile vaadi yoktur. (Kulağa tanıdık geliyor mu insan kardeşlerim?) Ve zamanla gerçek ölüm ikisini de bulacak.
  • (C) Şaka, C seçeneği yok.

Lúthien, Elflerin ölümsüzlüğünü ve halkına olan esrarlı bağlarını terk ederek B’yi seçer. Beraber, diriltilmiş olarak, bir süre yaşarlar ve hayatta olan sevdiklerini ziyaret edebilirler. Lúthien şimdi bir ölümlü olduğundan annesi ve babasıyla ayrılığının son derece acı verici olacağını bilir. Tolkien’in efsaneler dünyasının gizemli ahiretinde kesin olan, her şey söylenip bittikten sonra ölümsüzlerin ve fanilerin farklı yollara gittikleridir. İlginçtir, Silmarillion’da ölümün İnsanlara sunulan ve zaman zaman Elflerin kıskandığı bir hediye olduğu anlatılır ancak o başka bir günün başka bir konusu.

Sonunda Lúthien ve Beren doğal bir güzellik olan Tol Galen adındaki adada inzivaya çekilirler, bir daha kimse onları görmez veya nihayetinde ne zaman öldüklerini bilmez. Çocukları olur ama. Elrond onların torunudur ve kızı, Arwen Undómiel, Lúthien’in yaptığı seçimle karşı karşıya gelecektir. Belirli açılardan Arwen’in hayatı Lúthien’in yaşamının aynasıdır, hem gerçekleşen olay (Bir İnsanla evlenir ve onunla birlikte olmak için ölümlülüğü seçer) hem de şekil (Arwen Lúthien’e bayağı benziyordur) olarak. Yarı-Elf –İnsanların ve Elflerin birleşiminden doğan– denen yeni bir kavram, bu bireylerin hangi soyun kaderini paylaşacaklarını seçmelerini gerektiren bir kural ortaya çıkar. Örneğin Elrond, Eldar’ın ölümsüzlüğünü seçer ancak ikiz erkek kardeşinin ve kızının İnsanların kaderini seçmesine engel olamaz. Yitip gidenler bile dikkate değer ve uzun ömürler sürmüşlerdir. Elrond’un kardeşi Elros, Númenor’un kurucusu olur ve Arwen, tabii ki, Aragorn’un hayatının merkezi, dolaylı olarak Üçüncü Çağ’da Sauron’un yenilgisinin de odak noktası olur.

Nihai olarak, Beren ve Lúthien kendi temsil ettikleri ırklarının bir nevi ilk örneği olurlar. Ancak sonuç itibariyle bu bir aşk hikâyesi aslında, bir macera değil. Onlar Shakespeare’in Veronalı gençlerini yaz aşkı gibi gösteren talihsiz âşıklar. Elbette, Romeo ve Juliette birlikte olmak için kendi zengin İtalyan ailelerine karşı gelirler. Tristan ve Isolde tutkuları için feodal bürokrasinin engellerini zorlukla aşarlar. Catherine ve Heathcliff yalnızca İngiliz bozkırlarında birbirlerini özler ve düşünürler. Klasik eserlerde birçok ünlü âşık vardır ve çoğu sırf meraktan ve şiirselliklerinden dolayı okumaya değer. Ancak birçoğu –mitolojik ve fantastik türünde hepsi demeye cesaret edebilirim– erkekleri tarafından kendinden geçirilen, kurtarılan veya kazanılan bir genç kız bulundurur. Başka bakımlardan harika olan Prenses Gelin’deki Buttercup bile, Westley ve arkadaşları tüm işleri hallederken genelde sadece ağlar ve üzülür. Ama “Beren ve Lúthien’e Dair” adlı bu hikâye âşıkların birbirini kurtardığı, ikisinin de tek başına başaramayacağı ancak beraber tüm engelleri aştıkları (köpeklerinin ve arkadaşlarının yardımıyla) ve sonunda kadın kahramanın sevdiğiyle birlikte olmayı, onun kaderini –her ne olursa– paylaşmayı seçtiği bir öyküdür.

Bence Beren harika biri. Zamparalığa veya tehditkâr olmaya ihtiyacı olmayan bir kahraman. Onu tanıyoruz, çünkü onun Aragorn’a benzediğini hayal etmek kolay. Ama Lúthien sıradan bir Yüzüklerin Efendisi okurunun aşina olduğu bir kadın değil. Lúthien, Galadriel kadar tinsel, Éowyn kadar yürekli, Arwen kadar rahatlatıcı. Burada hatırlanmaya değer olan o; atılgan ve iradeli bir kahraman, dayatılan zincirlerden kaçan, kendi kararlarını veren, dosta da düşmana da aynı gözle bakan, kötülüğün karşısında cesurca duran ve gerekli olduğunda merhametin ve şifanın sesi olan bir kadın. Bazen süper kahraman gibi görünebilir (adil olmak gerekirse Silmarillion sıradan insanları anlatmakla pek vakit harcamıyor) ancak arada sırada hâlâ saf ve kusurlu olabiliyor. Bakımsız, terli, evsiz ve ölümlü bir gezgine âşık oldu ve ikisini de kendi halkıyla bir sürü derde soktu.

Böylece oğlan kızla tanışır. Oğlan kıza âşık olur. Kız ve oğlan herkesi yok sayarak, çılgınca uzun bir maceraya atılırlar ve sonuna kadar hüzün ve mutluluğun karışımıyla yaşarlar.

Ve tabii ki bu ayrıca, yaşlı J.R.R. ve ona ilham verip “baldıranın çiçeklendiği bir ağaçlıkta” dansıyla bir efsaneyi başlatan eşi Edith için epey özel bir öykü.

Fotoğraf: Álida Carvalho

– SON –


Yazan: Jeff LaSala

Çevirmen: Yusuf Ekici

Editör: Bülent Özgün

Not: Tek tırnak içinde yapılan Silmarillion alıntıları İthaki Yayınları baskısından alınmıştır. Çevirmen: Berna Akkıyal

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lúthien: Tolkien’in Amansız Elf Prensesi | Bölüm 3

Beren ile Luthien’in destansı öyküsünü samimiyetle anlatan, eğlenceli yazı dizimizin üçüncü ve son bölümü huzurlarınızda.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün