Ursula K. Le Guin: Yazmaya Nasıl Başladım

Ursula Le Guin eserlerinin Library Of America koleksiyonuna dahil edildiğinin haberini daha önce yapmıştık. Geçtiğimiz günlerde ünlü edebiyat dergisi The Paris Review, Ursula Le Guin’in LOA etiketiyle yayınlanan ilk eseri The Complete Orsinia için kaleme aldığı giriş yazısının bir kısmını bizlerle paylaştı. Biz de Le Guin’in yazmaya nasıl başladığını ve Orsinya’yı nasıl yarattığını anlattığı yazısını sizler için çevirdik.

Anavatanım

Sadece benim gördüğüm dünyaları bulmak… ve yazmak.

Lisedeyken, birçok zeki Amerikalı çocuk gibi, yaban diyarlardaki bir yabancıydım. Berkeley Halk Kütüphanesini sığınağım yapmıştım ve hayatımın yarısını kitaplarla geçiriyordum. Sadece Amerikan kitapları da değil, İngilizce ve Fransızca romanlar ve şiirler, Rus edebiyatı çevirileri. Üniversite için beklenmedik şekilde başka bir yaban diyara, Doğu Yakası’na taşındığımda Fransız edebiyatı üzerine eğitim aldım ve Avrupa edebiyatı okumaya devam ettim. Bazı yönlerden 1640 Paris’inde veya 1812 Moskova’sında 1948 Massachusetts’ine göre daha çok evdeymişim gibi hissediyordum.

Aldığım eğitimi sevsem de asıl amacı bir öğretmen olarak hayatımı kazanmama imkan sağlamasıydı, böylece yazmaya devam edebilecektim. Ve kısa hikayeler yazmak için çok çalıştım. Ama bu noktada Avrupai yönelimim bir sorun yaratıyordu. Çağdaş Amerikan gerçekçiliğinin konularını ve amaçlarını ilgi çekici bulmuyordum. Ernest Hemingway’e, James Jones’a, Norman Mailer’a veya Edna Ferber’a hayran değildim. John Steinbeck’e hayrandım ama o şekilde yazamayacağımı biliyordum. The New Yorker’da yazan Thurber’ı seviyordum fakat İngiliz Sylvia Townsend Warner’ı okumak için John O’Hara’yı es geçiyordum. Onlar gibi yazmak istediğim insanların büyük bir kısmı ya yabancıydı ya ölü, ya da ikisi birden. Okuduğum şeylerin çoğu beni Avrupa üzerine yazmaya itiyordu ama orada hiç bulunmamışken Avrupa’da geçen bir kurgu yazmanın çılgınca olduğunu biliyordum.

Sonunda Avrupa’nın benden başka kimsenin bulunmadığı bir parçası hakkında yazarak bu işten sıyrılabileceğimi fark ettim. Bu fikri bulduğum zamanı hatırlıyorum: Radcliffe’teki küçük öğrenci yurdumuzda, uyuyanları rahatsız etmeden geç saatlere kadar çalışıp yazabileceğiniz yemek odasında. Yirmi yaşındaydım; diğer ülkemin siluetini ilk gördüğümde gece yarısıydı, yemek masalarının birinde çalışıyordum. Orta Avrupa’da önemsiz bir ülke. Hitler’in mahvettiği ve Stalin’in mahvetmeye devam ettiği ülkelerden biri (Sovyetlerin 1947-48’de Çekoslovakya’yı ele geçirmesi bendeki politik ruhu uyandıran ilk olaydır). Çekoslovakya ya da Polonya’dan çok uzak olmayan bir yer, ama sınırları dert etmeye gerek yok. Kısmen Müslümanlaştırılmış milletlerden biri değil, daha Batı yönelimli. Romanya gibi, belki Slavcadan etkilenmiş ama Latince kökenli bir dil? Aha!

Yaklaştığımı hissetmeye başlıyorum. İsimler duymaya başlıyorum. Orsinya, ya da Latince ve İngilizce yazılışıyla Orsinia. Nehri görüyorum, Molsen, açık, güneşli bir kırsaldan eski başkente, Krasnoy’a (krasniy Slavca’da güzel demek) doğru akıyor. Krasnoy üç tepenin üzerine kurulu: Saray, Üniversite, Katedral. Aziz Theodora Katedrali, dikkat çekici bir şekilde azize olmayan bir azize… annemin adı. Burada, Orsinya’da, matrya miya, yani anavatanımda yolumu bulmaya, kendimi evimde hissetmeye başlıyorum. Burada yaşayabilir, başka kimlerin yaşadığını ve neler yaptıklarını bulabilir ve onlarla ilgili hikayeler anlatabilirim.

Ben de öyle yaptım.

1951 yılında Paris’te (sonunda Avrupa’ya gidebilmiştim), ufacık bir not defterinde başlayan ilk roman denemem gözükara, utanmaz ve akılsızcaydı. Orsenyalı bir ailenin on beşinci yüzyılın sonundan yirminci yüzyılın başlarına kadar olan yazgısını anlatma girişimiydi bu ve ismi A Descendance’tı (Bir Soy). İnsanlar hakkında bir roman yazacak kadar şey bilmiyordum. Rönesans’ı, Protestan Reformu’nu ve onun neden olduğu iç savaşı, birkaç istilayı, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu ve bir çift devrimi içeren uydurma tarihimi destekleyecek Avrupa tarihi bilgim ise ucu ucuna yeterliydi. Karakterlerin çoğu erkekti çünkü 1950’lerin başında kurgu romanlar çoğunlukla, tarihi romanlarsa tamamen erkeklerle ilgiliydi ve ben de kitapların erkeklerle ilgili olması gerektiğini düşünüyordum. Büyük bir heyecanla yazdım ve Alfred Knopf’a gönderdim, o da (özet olarak) on yıl önce olsaydı çılgınca şeyleri yayınlayabileceğini ama bugünlerde bu tür riskler alamayacağını söyleyen bir mektupla beni reddetti.

Böyle bir adamdan gelen böyle bir ret genç bir yazarı devam ettirmek için yeterlidir. Elimdeki taslağı başka kimseye göndermedim. Knopf’un haklı olduğunu biliyordum, yazdıklarım çok çılgıncaydı. Babamı tanıdığı için kibar olmaya çalıştığından şüpheleniyordum, fakat aynı zamanda bunun için fazla sert bir editör olduğunu da biliyordum. Bir nevi beğenmişti, yayınlayabilirdi. Bu kadarı yeterliydi.

Bundan sonraki bütün (satılmayan) romanlarım çağdaş Amerika hakkında oldu, Orsinia’da geçen bir tanesi hariç. Onu yazmaya 1952’de başladım. Çeşitli revizyonlarda ismi Malafrena ya da The Necessary Passion’dı (Gerekli Tutku). Avrupa’da 1820’lerde reşit olan ve 1830 devrimlerinde kalpleri kırılan kuşakla ilgiliydi. Kitabın erken versiyonlarında elimde bulunan tek parça, “2. versiyonun ilk sayfası” dipnotu düşülmüş bir daktilo sayfası kopyasıydı. Bu, 1820’lerin romantizmin yükselişe geçtiği Avrupa yazınından doğrudan etkilenen romanın erken taslaklarının havasını, tonunu ve stilini gösteriyor.

Ursula K. Le Guin

Kaynak: The Paris Review

Çeviri: Burak Mermer

İllüstrasyon: Drew Weing
Etiketler:  
1993’te Sivas’ta doğdu. Ortaöğretimini de burada tamamladıktan sonra Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun oldu. Okumayı, izlemeyi ve bilgisayar oyunlarını çok sever. Hayatın anlamının Radiohead şarkılarında gizli olduğuna inanmakta, başka dünyalara duyduğu tutku sayesinde yaşamayı sürdürmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ursula K. Le Guin: Yazmaya Nasıl Başladım

Ursula Le Guin eserlerinin Library Of America koleksiyonuna dahil edildiğinin haberini daha önce yapmıştık. Geçtiğimiz günlerde ünlü edebiyat dergisi The Paris Review, Ursula Le Guin’in LOA etiketiyle yayınlanan ilk eseri The Complete Orsinia için kaleme aldığı giriş yazısının bir kısmını bizlerle paylaştı. Biz de Le Guin’in yazmaya nasıl başladığını ve Orsinya’yı nasıl yarattığını anlattığı yazısını sizler için çevirdik.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün