Aldous Huxley’den George Orwell’a İki Yazar Arasındaki Çekişmeye Işık Tutan Mektup

Mektuplar kalbin aynasıdır. Hele de iki yazarın birbirine yazdığı mektuplar söz konusuysa teşvikler ve beğenilerin yanı sıra kıyaslamalar ve ego çatışmaları da gün yüzüne çıkabilir. Aldous Huxley'nin eski öğrencisi George Orwell'a gönderdiği mektup da aynı ipte oynayan ve aynı konuları kaleme alan iki yazarın arasındaki ilişkiyi daha yakından görmemize yardımcı oluyor.

1949 yılının Ekim ayında, yani George Orwell’in distopik başyapıtı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört raflardaki yerini aldığında, Orwell kitabın bir kopyasını da lisedeki Fransızca öğretmenine gönderdi. Fakat Orwell’in bu hareketi yalnızca öğretmenine duyduğu şükrandan ötürü yapılmış bir jest değil, kendisinden çok daha deneyimli bir yazarın fikrini almaya yönelik bir girişimdi. Çünkü Orwell’in kitabının yayımlanmasından 17 yıl önce, çağımızın bir diğer kült distopyasına imza atan bu meşhur Fransızca öğretmeni, Cesur Yeni Dünya‘nın yazarı Aldous Huxley‘den başkası değildi.

Kitabı okuduktan Huxley, Orwell’ın bu jesti için teşekkürlerini ve kitap hakkındaki yorumlarını ilettiği bir mektup yazmayı ihmal etmedi elbette. İşin ilginç yani ise şu: Huxley’nin mektupta kullandığı bazı ifadeler, deneyimli yazarın boynuzun kulağı geçebileceğine pek de ihtimal vermediğini ortaya koyuyor.

Aslında mektup, Huxley’nin roman hakkındaki tebrikleriyle başlıyor fakat ilerleyen satırlarda Huxley’in kendi romanıyla Orwell’ınkini sıkı bir kıyasa tabi tuttuğunu görüyoruz. Ve bu kıyas da bir nevi Huxley’in kendi romanın daha olası noktalara parmak bastığı sonucuna varmasıyla sonlanıyor. Huxley, Orwell’ın yapıtını “İyi” ve “oldukça önemli” olarak nitelese de mektuptaki satırları, kendi gelecek vizyonunun öğrencisinden daha iyi olduğunu düşünen bir öğretmene ait.

Letters of Note isimli internet sitesinin paylaştığı mektup, Huxley’nin Bin Dokuz Yüz Seksen Dört hakkındaki görüşlerinin yanı sıra derslerinde Orwell’a aktardığı bilgilerin yazarı nasıl etkilediğini de gördüğünü ortaya koyuyor.

Aldous Huxley'den George Orwell'a Mektup

Wrightwood. Cal.
21 Ekim 1949

Sevgili Bay Orwell

Yayıncılarınıza kitabınızın bir kopyasını da bana göndermelerini söylemeniz çok nazik bir davranış. Kitap bana fazlaca okuma ve kaynakça taraması yapmam gereken bir işin ortasındayken ulaştı ve zayıf görüşüm okumamı parçalara bölmemi zorunlu hale getirdiğinden Bin Dokuz Yüz Seksen Dört‘e başlamadan önce epeyce bir zaman beklemek zorunda kaldım.

Yazılan tüm eleştirilere katıldığım için bu kitabın ne kadar iyi ve ne denli önemli olduğunu size bir kere daha söylememe gerek yok. Bunların yerine kitabın değindiği şeyden, yani nihai devrimden bahsedebilir miyim? Nihai devrim – politika ile ekonominin ötesine geçen ve bireyin psikoloji ile fizyolojisinin topyekun yıkımını hedefleyen devrim – felsefesinin ilk ipuçları, kendisini Robespierre ve Babeuf’un halefi ve tamamlayıcısı olarak gören Marquis de Sade’de bulunabilir. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört‘te yönetimde olan azınlığın felsefesi, cinselliğin ötesine geçerek ve onu reddederek mantık dayanaklarına taşınan bir sadizmdir. Gerçekte yüzünüzü-çiğneyen-çizme yönetimi benimseyenlerin politikalarının sonsuza kadar sürebilmesi şüpheli görünüyor. Benim düşünceme göre, siyasi gücü elinde tutanlar, yönetmenin ve güce olan şehvetlerini tatmin etmenin daha az meşakkatli ve müsrif yollarını bulacaklardır. Ve bu yollar benim Cesur Yeni Dünya‘da tarif ettiğime benzeyecektir. Geçenlerde cinsel çekim ve hipnoz konularına göz atma fırsatım oldu ve 150 yıldır dünyanın öğrenmeyi reddettiği Mesmer, Braid, Esdaile ve diğerlerinin keşifleri beni epeyce etkiledi.

Bir yandan hakimiyetini kuran materyalizm, bir yandan da saygınlıklarını koruma kaygısı nedeniyle 19. yüzyıl filozofları ve bilim insanları, politikacılar, askerler ve polisler gibi pratik insanların yönetim alanlarında kullanabilmeleri için insan psikolojisinin daha tuhaf yanlarını araştırmaya pek yanaşmadılar. Babalarımızın gönüllü cehaleti sayesinde, nihai devrimin ayak sesleri beş ya da altı jenerasyon sonrasına ertelendi. Bir başka şanslı rastlantı ise Freud’un başarılı bir hipnoz gerçekleştirmede yetersiz kalması ve sonuç olarak hipnozu küçümsemesiydi. Bu durum hipnozun psikiyatride genel kullanımını en az kırk yıl erteledi. Ama artık psikanaliz hipnozla birlikte uygulanmaya başladı, ve hipnoz, yatıştırıcıların kullanılmaya başlanmasıyla birlikte çok daha etkili ve süresi belirsiz olarak uzatılabilir hale geldi. Bu da en boyun eğmeyen ve tedaviye cevap vermeyen deneklerde bile hipnoid ve kolay etkilenebilir bir durum yaratılmasını sağladı.

İnanıyorum ki sonraki kuşaklarla birlikte dünyayı yönetenler, çocukları koşullandırmanın ve narkohipnozun bir yönetim aracı olarak hapishanelerden ve kulüplerden daha etkili olduğunu görecekler ve güce duyulan şehvetin, insanları esaretlerini sevmeye teşvik ederek ve onları itaate iterek de tamamen tatmin edilebildiğini fark edecekler. Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, bence Bin Dokuz Yüz Seksen Dört‘te yaratılan kâbusun kaderi, benim Cesur Yeni Dünya‘da yarattığıma benzer bir dünyanın kâbusuna uyarlanmaktır. Bu değişim de verimi arttırmak için duyulan ihtiyacın bir tezahürü olarak ortaya çıkacaktır. Bu sırada, tabii ki geniş çaplı bir biyolojik ve atomik savaş da gerçekleşebilir ki bu durumda daha başka ve hayal edilmesi zor türde kabuslarımız olabilir.

Kitap için tekrar teşekkürler.

Saygılarımla,

Aldous Huxley

Editör
1996 yılının Ekim ayında İstanbul’da doğdum. Sainte Pulchérie Fransız Lisesi’nde başladığım eğitim hayatımı Galatasaray üniversitesi Karşılaştırmalı Dilbilim bölümünde sürdürmekteyim. Fantastikle Harry Potter sayesinde tanışıp, okuma sevgisi kazanmış çocuklardanım. Aktif olarak Kayıp Rıhtım’da yer almaya ve irili ufaklı yazılar yazmaya devam ediyorum.

Aldous Huxley’den George Orwell’a İki Yazar Arasındaki Çekişmeye Işık Tutan Mektup için 1 yorum

  1. Emrecan Doğan dedi ki:

    Çevirisinden anladığım kadarıyla Huxley “Cesur Yeni Dünya sonuçsa, 1984 ona giden yoldur.”

    Demiş. Tabii algı her şeydir ama ben Huxley’in öğrencisinin kendisini geçemeyeceğini söylediği şeklinde yorumlayamadım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aldous Huxley’den George Orwell’a İki Yazar Arasındaki Çekişmeye Işık Tutan Mektup

Mektuplar kalbin aynasıdır. Hele de iki yazarın birbirine yazdığı mektuplar söz konusuysa teşvikler ve beğenilerin yanı sıra kıyaslamalar ve ego çatışmaları da gün yüzüne çıkabilir. Aldous Huxley’nin eski öğrencisi George Orwell’a gönderdiği mektup da aynı ipte oynayan ve aynı konuları kaleme alan iki yazarın arasındaki ilişkiyi daha yakından görmemize yardımcı oluyor.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün