Supra: Sonsuzluktan Kopan Bir Parça

Bilimsel konuların eski usul maceralarla harmanlandığı Taner Güler imzalı Supra Serisi'nin ilk kitabı Bir Parçacık Sonsuzluk'u sizler için inceledik!

Bir Parçacık Sonsuzluk, yazar Taner Güler’in üç cilt olarak tasarladığı Supra Serisi’nin ilk kitabı. Roman, serinin nasıl ve ne yönde ilerleyeceğini açık seçik şekilde gösteriyor. Günümüz popülaritesinde de dikkat çeken bilimsel konular, eski usul maceralarla harmanlanıyor. Bu maceraları ele almadan önce gelin birlikte kitabın tanıtım yazısına bir göz atalım.

Şafak Eryurt’un uzun zamandır hazırlandığı doktora sınavına az kalmıştır. Bu sıralarda kendisine gelen bir e-posta onu çok şaşırtır. Çünkü mesajın sahibi, yıllar önce görüşmeyi kestiği Nikos Partsalidis’tir. Mesajın içeriğinde, verdiği telefon numarasından Nikos’a ulaşması istenmektedir. Şafak vakit kaybetmeden Nikos’u arar. Nikos, Şafak’ın seneler önce ortaya attığı teorinin gerçekleştirilebileceğini ve derhal Yunanistan’a gelmesini söyler. Şafak’ın önünde iki seçenek vardır; ya profesör olma yolunu seçip teklifi reddecektir ya da doğruluğu kanıtlanmamış teorisinin peşinden Yunanistan’a gidecektir.

Lakin Şafak’ın ve dostunun bilmediği bir şey vardır. Teorisi ve vereceği karar çok öncesinden bilinmektedir. Sadece Şafak’ın harekete geçmesi beklenmektedir. Perde arkasında, gizli örgütlerin amacı kestirilemeyen faaliyetleri vardır. Şafak bunlardan habersiz, kaderinde yazılı olan maceranın içine sürüklenecektir.

Ana karakter Şafak, duygu ve dünya görüşleri vesilesiyle derinleştirilmeye çalışılırken, içinde bulunduğu duruma kolayca uyum sağlayabilen serüvenci özelliklerini de göstermekte. Her durum karşısında hazır ve nazır olan ideal kahraman prototipine daha yakın. Sorunların üstesinden soğukkanlılıkla geliyor. Okurun tam kavrayamadığı teorik konularda kesin sonuçlara ulaşabilmesi de söz konusu. Tabii burada karakterin sorunlara dair elde ettiği ipuçlarının sınırlı olmasının payı da büyük. Bu durum, sonuçlara nasıl varıldığını anlayabilmek açısından okur için de kolaylık sağlıyor.

Diğer karakterlerin derinlikleri ve olaylar karşısındaki icraatlarıysa, onlara biçilen rollerle sınırlanmış. Davranışları olayları ve dolayısıyla hikâyeyi şekillendirmiyor; hikâye ve durumlar öyle gerektiği için belli başlı davranış kalıplarında hareket ediyormuş gibiler. Birden fazla olay, paralel ve hızlı bir kurguyla verilirken, karakterizasyonun basite indirgenmesini yadırgamıyorum. Zaten romanda da karakterler üzerinden gizem yaratılmaya çalışılmıyor. Tarafları ve amaçları belli karakterlerin olması, anlatımın ve hikâyenin yapısı gereği olayların anlaşılabilirliğini arttırıyor. Sorunum, ileride de değineceğim gibi, onların üzerinden serüven duygusunu tam anlamıyla hissedememek oldu.

Bir Parçacık Sonsuzluk, ilk başta paralel giden ama sonunda birbirine bağlanan olaylar zincirinden oluşuyor. Bahsettiğim olaylar zinciri de, Şafak’ın tecrübe ettiği olaylar ve Şafak’ın farkında olmadığı olaylar olmak üzere iki başlık altında toplanabilirler. Şafak’ın tecrübe ettiği olaylar zinciri, Bir Parçacık Sonsuzluk’ta başlayıp bitiyor. Şafak’ın bilgisi dışında gelişen olaylar ise onun hikâyesinin arka planını oluşturuyor. Ama hikâye ilerledikçe anlaşılıyor ki, Şafak’ın bilgisi dışında gelişen olayların kökeni de Şafak’la bağlantılı. Böylece de olaylar arası bağlantılar açısından bütüncüllük elde edilmiş oluyor.

Yani, romandaki hikâye bütünlüğü, öyküsel ve anlatısal olarak örtüşen paradoksallığa bağlı. İlk başlarda paralel olayların bağımsız başlayıp bir noktada birleşeceğini sanıyordum. Aksine, başından beri olayların doğrudan veya dolaylı olarak bağlantılı olduğu ortaya çıkıyor. Paradoks sayesinde, prensipte bir kısım olayların meydana gelme süreci mantık kazanıyor. Ama şöyle de bir durum söz konusu; paradoksun etrafında şekillenen hikâyeyi anlatmak için kullanılan anlatım yöntemlerinin uygulanmasında sorun oluşuyor.

Supra Bir Parçacık Sonsuzluk’un kusurlu tarafı, temellendiği fikirlerden kaynaklanmıyor; onları pratiğe dökerkenki anlatımsal tercihlerden kaynaklanıyor. Sıkıntı, kabul görmüş ve kullanılan anlatım formüllerinin kendilerinde de değil. Yazarın, onu yeni anlatım biçimleri bulup kullanmaya zorlayacak bir hikâyesi olmadığı sürece, alışılagelen anlatım formüllerinin kullanılmasında sakınca yok. Sorun, anlatım formüllerinin formüllüklerini fazlaca hissettirerek kullanılması sonucu, dramatik etkinin azalmasıydı. Yazar hikâyenin o kısmında neye dikkat çekmek istiyorsa, anlatım, önceki bölümlerdeki dramatik yatırımı geri plana itecek biçimde değişiyor. Olaylar daha iyi anlaşılsın derken bazı ayrıntıların üstünden tekrar geçilmesi ya da üstünde fazla durulması da benzer etkiler yaratıyor.

Anlatım zaaflarına gerekçe olarak, hem seri hem de tek roman olabilme uğraşının “bir şeylerin eksik kalabileceği” endişesi yaratmasına bağlıyorum. Ortada iyi niyetli bir çaba var. Sonuçlarıysa romanı mekanikleştiriyor. Romanda kullanılan anlatım biçimlerine değinirsem, anlatımdaki aksaklıklar daha iyi anlaşılacaktır.

Çapraz Bir Kurgu ve Fazla Ayrıntılı Bir Anlatım

Paradoksal ve olay örgüsel zenginliği anlaşılır biçimde aktarabilmek büyük mesele. Bunun üstesinden gelebilmek için kitaptaki bölümlendirme, farklı zaman, mekân, karakter ve olay içerecek biçimde yapılmış. Her bölüm farklı karakterlerin bakış açısına dayanıyor. Onların bakış açılarından, kâh geçmişe gidiliyor, kâh paralelinde yaşanan olaylar anlatılıyor, kâh bir önceki bölümde ortaya atılan soru cevaplanmaya çalışılıyor ya da karakterlerin neyi neden yaptığı gerekçelendiriliyor. Farklı zaman ve mekânlarda yaşanan olayların birbirini tamamlayacak biçimde kurgulanması, romanda geçen olayları idrak edebilmemizi sağlıyor. Aslında bu tarz paralel kurgular gerilim veya heyecan yaratmak içinde elverişlidir. Bir Parça Sonsuzluk’taysa, kurgu tarzının bu avantajından yararlanılmıyor. Amaç önceden de belirttiğim gibi, ana ve yan olaylar çerçevesinde hikâyeyi eksiksiz biçimde verebilmek.

Teknik açıdan, karakter ve olayların çaprazlandığı bu kurgu anlayışıyla da yetinilmiyor. Romanın başından sonuna doğru yoğunluk derecesi, yüksekten orta-alt dereceye doğru düşecek biçimde kullanılan sahneyi ayrıntılandırma mantığında. Özellikle Şafak karakterinin davranışlarını, fikir ve ruh hallerini ayrıntısıyla anlatma çabası ilk bölümlerde oldukça yoğun. Bazen karakterin her hareketini an be an verecek kadar ileriye gidilebiliyor. Okurun, ana karakterin ruh halleri ve tecrübeleri aracılığıyla karakterle özdeşleşmesi ve oradan da maceranın içine çekilmesi için yerinde bir tercih.

Şafak’ın ve bizlerin hikâyenin başından beri gerçekleşmesini beklediğimiz olay yaşanana kadar bu ikili yapı koordineli biçimde sürüyor. Şafak’ın yeni tecrübesi esnasında ve sonrasındaysa bu ikili yapının kullanımı değişime uğruyor. Şafak’ın macerasına daha fazla odaklanılıyor. Başlarda Şafak’ın durumundan görece bağımsız geliştiği sanılan yan olaylar, sebep-sonuç bağlamında Şafak’ın hikâyesinin arka planını oluşturuyorlar.

Bu anlatım tercihlerinin sorunlu tarafıysa, bazı tercihlerin olay ve kişileri mekanik bir düzlemde algılatıp, hikâye anlatımını ayrıntılarla şişirmesinden kaynaklanıyor.

Karakterin neyi neden yaptığını ya da sonrasında başına ne geldiğini öğrenirken, heyecan unsuru eksik kalıyor. Anlatımın odağında ne olup bittiği olduğundan, ilk başta bu sorunmuş gibi algılanmayabilir. Yine de, olayların okurda yaratacağı etkide karakterlerin tepkileri de önemli. Yazarda bunun farkında olarak karakterlere geçmiş ve davranış özellikleri veriyor. Lakin bunlar daha çok, karakterin o anki davranışları için motivasyon olarak sınırlı kalıyor. Onlara karşı duygusal tavır alabilmek için, okurun özel bir çaba harcaması gerekiyor. Olayların ön planda olduğu bir hikâyede bu tavır sorun teşkil etmeyebilir. Kullanılan anlatım tercihleriyse, okurun karakterlere karşı sevgi, nefret, anlayış vb. duygular beslemesini sağlayarak serüvenin içine çekilmesini amaçlayan yöntemler olunca; hafif bir olmamışlık hissi oluşuyor.

Bazen verilen ayrıntıların daha kısa veya farklı bir kurgu eşliğinde verilmesi anlatımı güçlendirirmiş dediğim oldu. Örnek vermek gerekirse: Biri, korunması gereken aile emanetinin son anda çalınmasının engellendiğini anlatan bölüm, diğeri de o bölümün sonunda suçüstü yakalanan karakterin yakalanana kadar suçu nasıl işlediğini açıklayan bölüm olmak üzere iki kısım var. İlk bölümün sonunda, suçlunun suçu işleme gerekçesini öğreniyoruz. İkinci bölümdeyse ayrıntılı bir biçimde, yakalanana kadar suçu nasıl işlediği anlatılıyor ve bölüm, ilk bölümün sonundaki paragrafla bitiyor. Buradaki hatalı yaklaşım, bakış açısının korunamamasından kaynaklanıyor. Birinci bölümün sonunda sadece suçüstü yapıp, ikinci bölümün sonunda suçlunun bakış açısından suçu işleme sebebi verilse, dramatik etki daha büyük olurdu. Suçlu için ilk bölümün sonunda “Demek amacı buymuş?” derdik; ikinci bölümün sonundaysa “Demek sebebi buymuş?” diye düşünürdük. Bu da dramatik etkiyi arttırırdı. Gerekçesini sonradan öğrendiğimiz karakterin eylemi nasıl gerçekleştirdiğini takip etmesi, sonunu bilmemize rağmen daha heyecanlı olurdu. Çünkü kafanızda “Bu riske girmesinin gerekçesi ne acaba?” sorusuyla ve o sorunun yarattığı merakla karakterin yaptıklarını daha dikkatle takip ederdiniz. Okur olarak, bana karakterin hedefine nasıl ulaştığını takip ettiren, o hedefe neden ulaşmak istediğidir. Anlatının geneline sinmiş okuru ne olup bittiğinden haberdar et güdüsü, bu türden dramatizasyon eksikliklerine sebebiyet verebiliyor.

Karakter Profilleri ve Ufak Pürüzler

Romanın ilk başlarında Şafak’ın her hareketinin, duygu ve düşüncesinin ayrıntısı veriliyor. Endişeleri ve tutkuları olan bir birey profili çizilmesi için uğraşılıyor. Bunun için babasıyla olan anılarına bile yer veriliyor hatta. Karşılaştığı durumlara verdiği tepkiler okuru hikâyeye bağlama konusunda önem arz ettiğinden bu gibi ayrıntılara girilmesi önemli. Duygusal tepkileri, teorisinin ne olduğu ve amacına ulaşıp ulaşamayacağı konusunda okurda merak oluşturabilirler. Şafak’ı tanıtmak için verilen dramatik yatırımın karşılığını bulamamasıysa bunun önüne geçiyor. Roman için önemli olaylar gelişirken karşılaştığı sıra dışı durumlara verdiği tepkiler fazla serinkanlıca. Olacakları öncesinden tahmin edip hazırlık yapmış gibi bir izlenim oluşuyor. Aslında bu hali serüvenci kahraman mizacına daha yakın. Ama bu da, Şafak’ın duygusal ikilemlerinin romanın başlarında yer etmesini biraz anlamsızlaştırıyor. Onun merak ve ikilemleri üzerinden, hikâyedeki olayları duygusal manada tecrübe edebilmemizin önü tıkanmış oluyor.

Ortaya atılan olasılık ve fikirler, hikâyeden bağımsız olarak değerlendirilince de ilginçler tabii. Ama olayları bizzat yaşayan karakterlerin tepkisi sorunları çözmek üzerine yoğunlaşmışken; olayların enteresanlığına kendinizi vermeniz için biraz daha çaba sarf etmeniz gerekiyor. Şafak’ın durumlar karşısındaki fikirlerini belirtmedeki zamanlaması “Böyle bir durum var. Şimdi bunun üstünden fikir veya mesaj belirtilmesi gerek.” mekanikliğinde oluyor. O ana kadar serinkanlı davranıp, sorunları çözmeye odaklı olduğundan, mesaj kısımları yapay kaçıyor. Şafak’ın karakterini o an için dondurup yerine yazar geçiyor ve bizzat kendisi mesaj veriyor sanki. Yazarların bizzat anlatıcı olduğu, doğrudan okura seslenerek hikâyeyi anlattığı anlatılar var tabii ki. Anlatıcının ve yazarın varlığı ne kadar görünmez kılınmaya çalışılırsa çalışılsın hep var olacaktır. Bana eğreti gelense, okuyucuya mesaj verilmek istenirken, anlatıcı bakış açısının ve durumu anlatılan karakterin şeffaflaşıp, yazarın kurguya ani bir müdahalede bulunuyor gibi algılanması oldu.

Bu konuda hissedilen bir başka eksiklik de, belirttiğim gibi Şafak’ın duygusal dünyasına yatırım yaptıktan sonra bunun devamının gelmemesi oldu. Bizim yerimize macerayı yaşan kişi olarak “Ne yapardım acaba?” sorusunu hikâye içinde simüle eden o. Olaylar karşısında kolayca şaşırmayan ideal kahraman gibi davrandıktan sonra, bir anda hayatın beyhudeliği gibi konulara değinmesi tuhafıma geldi. Bu konulara değinilecekse, romanın başından itibaren serüvenci Şafak ile ikilemlere sahip Şafak’ın bir arada verilmesi daha uygun olurdu. Kabul, romanın başlarında, teorisinin sonucunu öğrenmek için ülkesini ve kariyerini geride bırakacak kararlılıkta biri olduğu anlatılıyor. Ama aynı zamanda, içinde hüzün ve çekinceler barındıran da biriydi. Roman ilerledikçe, biz gözü kara Şafak’la daha çok muhatap olurken öteki Şafak aniden ve kısa süreliğine gözüküyor. Tehlike karşısında sert, tehlike geçince insani tepkiler verilmesi mantığını anlayabiliyorum. Şafak’ın duygusal manada yükseldiği ve normale döndüğü anlar arasında doğal geçişlerin olmaması, okurken “Bu nereden çıktı?” tepkisi oluşturuyordu. Olaylar Şafak’ın söylemlerine zemin hazırlıyorken bu hissiyatın oluşması hayli ilginç.

Serüvenci Şafak profilini inceleyince de ufak bir pürüz çıkıyor. Olayları önceden deneyim etmiş gibi hazırlıklı davrandığından söz etmiştim. Konusunun uzmanı karakterlere has bir özellik. Uzmanlıkları hakkındaki bilgi ve profesyonelliğine güvendiğiniz karakterlerin, sorunlar karşısında cevaba nasıl ulaştığını tam kavrayamasanız bile, bu o kadarda rahatsız etmez. Zaten karakterlerimiz bu tip durumlarla karşılaşmıştırlar. Belli bir tecrübeye sahip olduklarından, yeni sorunlar karşısında eski deneyimleri çözüm bulmalarına yardım edecektir. Şafak’ın ve hikâyenin bir noktasında karşılaştığı arkadaşının bu konudaki tuhaflığı, ilk defa karşılaştıkları durumlara, eldeki kıt kanaat bilgilere dayanarak kesin hükümlerle yaklaşmaları. Şafak’ın ve dostunun alanları üzerindeki bilgilerinden kuşku duyulmuyor. Orası kesin. Ama içine düştükleri durumlar ilk defa deneyim ediliyor. Tecrübelerinin öncesi yok. Yani onlar da ilk defa tecrübe ediyorlar. Neyin ne olduğu sonucuna çabucak varabilmeleri, eldeki az veriyle mümkün oluyor.

Önceden bahsettiğim gibi bu, okurun da yaşanan olayı anlayabilmesi için oldukça yararlı oluyor aslında. Tabii olayı tecrübe eden karakterlerin çözüm arayışları için de kolaylık oluyor. Lakin ipuçlarının azlığı, sağlam teoriler üretilebileceği anlamına da gelmiyor. Ki ikilinin başlarına gelen hadiselerin sebepleri de, teorilerini test ederken beklenmedik sonuçlarla karşılaşmalarına dayanıyor. Karakterler, bir yandan teorilerin beklenmedik sonuçlarını tecrübe ederken, bir yandan da, az veriye dayanan teorilerle kesin yargılara ulaşılmaya devam ediyorlar. Ellerindeki bir kaç ipucuyla ürettikleri teorilere umut-umutsuzluk hissiyatıyla sarılmış olsalar ve sonucun umdukları gibi gelişmesini onlar kadar biz de merakla beklesek daha etkileyici olurdu. Hem bu uyuşmazlık kalkar, hem de karakterlerin içine sürüklendikleri maceranın heyecanı okura da yansıtılmış olunurdu. Bazı tehlikelerden ve karakterin deneyimsizliğinden bahsedildiği olmuyor değil. Ama bahsettiğim etkinin verilmesini sağlamada yetersiz kalıyorlar.

Bu açından Şafak’ın birlikte küçük bir macera yaşadığı dostuna biraz daha değinmek istiyorum. Kendisi de bilimsel alanda becerikli biri. Ama hikâyedeki konumu gereği Şafak’a çok yardımı dokunacak katkıları sağlaması güç geliyor. Bunun hikâye içerisinde belli bir izahı var tabii ki. Aslında bir yere kadar mantıklı da geliyor. Hatta bu sayede Şafak’ın hikâyedeki önemine açıklama da getirilmiş olunuyor. O karakterin, yeteneğine rağmen ve mevcut imkânlarının kısıtlılığı da göz önüne alınınca bir soru oluşuyor; hikâyeye yön veren bazı kilit noktaların merkezine Şafak’ı koyacak sistemi yapıp yapmayacağından emin olamadım. O karakterin icatları tasarlayabilmesi hususunda hala kararsızım. Bir yanım, karakterin zekâ ve bilgisi dâhilinde bunun üstesinden geldiği yönünde görüş bildiriyor. Bir yanımsa, yine “imkân kısıtlılığı” fikrine takılı kalıp şüpheye düşürüyor. İleriki romanlarda bunun gibi durumlara açıklık getirileceğini umuyorum. Tabii, bu beraberinde öyküsel ve anlatısal olarak yeni yüklerde getirecektir. Seri olmanın avantajını kullanarak bu gibi ufak pürüzleri giderirken, dikkat çeken yeni yan hikâyelere de olanak sağlayacaktır. Romanın, üç kitaba yayılmış bir hikâyenin ilk parçası olmasının ve daha sonra çözülecek gizemler barındırmasının payını da unutmamalı.

Peki ya sonrası?

Şafak’ın ve yakınlarının macerası biterken, bazı yan olaylar belirsizliğini koruyacak biçimde sonlanıyor ve yeni olayların başlangıcı müjdeleniyor. Kitap en başından bir serinin parçası olarak tasarlandığı için bu beni fazla rahatsız etmedi. Elbette, devam kitapları olacağını bilmesem, bu tatminsizlik yaratabilirdi. Bu durumda tek kitaplık bir serüven olacak biçimde tasarlanır ve Şafak’ın deneyimlediği maceraya odaklı bir romanla karşı karşıya olurduk. Ana olaylara bağlı yan olayların anlatımı seyreltilebilse, bunun oldukça mümkün olduğunu düşünüyorum. Sonuçta yazarın takdiri. Yazılmamış iki kitabı da unutmamakta fayda var.

Serinin son kitaba kadar bir ana bir de yan hikâyeler eşliğinde devam edeceği belli. Nasıl bir kurguyla, hangi karakterlerle, ne gibi olaylarla karşılaşacağımızın yanı sıra, ilk kitaba özel olarak, bundan sonraki maceranın kıvılcımını ateşleyen hadiseleri öğrendik. Bir Parçacık Sonsuzluk, kendi içinde başlayıp biten bir macera barındırmakla birlikte, devam kitapları içinde bir hazırlık. İçimden bir ses, asıl maceranın ikinci kitapta başlayacağını söylüyor. Bir eseri devamı gelecek mantığıyla değerlendirmenin sıkıntısı da bu sanırım; bazı şeyler, devamı ileride çözüme kavuşturulacak biçimde bölümlenince, sadece bildiğiniz kısmı için yorumlamaya çalışılması değerlendirmeyi zorlaştırıyor.

Okurken keşkelerim hep anlatım tarzı üzerine oldu. Haliyle anlatımdaki aksaklıklar, hikâyeyi ve değinilmek istenen mesajları etkilemiş. Bundan sonraki romanların anlatım dili ve kurgusu, olayları anlatma gayretinden doğan mekaniklikten kurtulursa, amaçlanan serüven duygusu daha iyi yakalanmış olacaktır.

1986 İstanbul doğumlu. Bilimkurgu, korku ve fantastiği uzun süre televizyondan takip edebilmiştir. Ailesinden habersiz aldığı ucuz VCD oynatıcıyı saklayıp, onlar yokken kullanarak, bu konularda film açıklarını kapatmaya çalışmıştır. Edebiyata sonradan bulaşması; bilgisizliği; bilgisizlik de, "Raftaydı ve ben onu alıp okumadım zamanında." pişmanlıkları getirmiştir. Lem ile Küvette Bulunan Günce'yle tanışması; okumaya yeni başlayan biri için hem talih, hem de talihsizlik olmuştur. Film, kitap, animasyon, çizgi roman olsun; kendi sınırlı bilgisiyle, eserleri iç dinamikleri içinde değerlendirmeye çalışır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Supra: Sonsuzluktan Kopan Bir Parça

Bilimsel konuların eski usul maceralarla harmanlandığı Taner Güler imzalı Supra Serisi’nin ilk kitabı Bir Parçacık Sonsuzluk’u sizler için inceledik!

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün