Deadpool Yaşayan Ölülerin Gecesi | Tanıtım

“Bir dakika önce tacoları mideye indirirken, bir dakika sonra… ölümle burun buruna!”

deadpool-yasayan-olulerin-gecesi-ust

Zombi felaketleri çoooook uzun bir zamandır gerek filmlerin gerek video oyunlarının gerekse de çizgi romanların vazgeçilmez konularından biri olmuştur. Bu çılgınlığın 1968 yılında, George A. Romero’nun Yaşayan Ölülerin Gecesi adlı filmiyle başladığını söylersem “ne kadar” uzun bir zaman olduğunu daha iyi kavrayabilirsiniz sanırım.

O zamandan beri Michael Jackson’ın unutulmaz Thriller klibi, Resident Evil film ve oyunları, 28 Hafta Sonra, Marvel ve DC’nin zombi özel sayıları ve tabii ki son yılların en büyük fenomenlerinden biri olan The Walking Dead gibi pek çok yazılı ve görüntülü medyada karşımıza çıkar oldu bu “beyin dostu” yaşayan ölülerimiz…

Deadpool Yaşayan Ölülerin Gecesi de onlardan biri. Hatta yukarıda saydığım tüm bu yapımların ortak yönlerini tek bir potada eriten, hepsine şapka çıkaran ama üstüne bol miktarda Deadpool sosu döken hâli demek daha doğru olur.

Her şey geveze paralı askerimizin “Yiyebildiğin kadar Chimichanga” gününde ipin ucunu kaçırması ve mide fesadı geçirerek komalık olmasıyla başlıyor. Birkaç gün sonra (!), komaya girdiği restoranda kendisine geldiğinde tüm şehri terk edilmiş olarak bulur. Sokaklar kordon altına alınmış, caddeler boşaltılmış, New York karantina altına alınmıştır. Ve tabii ki yaşayan ölüler dört bir yanda kol gezmektedir.

Başlangıçta Deadpool bunu o kadar da dert etmiyor. Ama bir süre sonra kafasını şişirip canını sıkabileceği birini bulamadığı için keyfi kaçıveriyor. Tam bu noktada zombilerden birkaçıyla karşılaşıyor ve çekiyor kılıçları. Ama o da ne? Zombiler o bizim bildiğimiz, beyinsiz yaratıklar olmaktan çok uzaklar. Evet, yine insan etine açlık duyuyor, önlerine çıkan yaşayanlara dişlerini geçirmekten geri kalmıyorlar. Fakat tüm bu süre zarfında hareketlerini kontrol edemiyor olsalar da yaptıkları şeyin tamamen farkındalar. O nedenle “Lütfen öldür beni!” “Bunu yapmak istemiyorum, ah tanrım,” ve “Çok üzgünüm,” gibi şeyler söylüyorlar. Zombilerin bu hâlinin çok daha korkunç olduğunu söylemem gerek. Geveze paralı askerimiz bu noktadan sonra hayatta kalan bazı gruplarla karşılaşıyor, güvenli bir yer bulabilmek için oradan oraya dolaşıyor ve çeşitli maceralara atılıyor.

Çizgi romanın en etkileyici olduğu kısımlardan biri Deadpool’un kırmızı kostümü haricindeki her şeyin siyah-beyaz çizilmiş olması, ki bu da maceraya çok özel bir görsel tat katıyor. Bununla birlikte geveze paralı askerimizin her zamankine nazaran kahramanlığa biraz daha fazla soyunması, olayları kendisinden beklenmedik bir şekilde ciddiye alması ve dördüncü boyutu hiç kırmaması işin tadını biraz kaçırıyor. Evet, hiç durmadan konuşuyor, göndermeler yapıyor, hatta şarkılar söylüyor ama… ne bileyim. Deadpool’un o çılgın havasını soluyamadım bir türlü.

Bununla birlikte maceranın öyle beklenmedik bir sonu var ki son sayfayı da çevirip cildi kapattığınızda okuduğunuza kesinlikle pişman olmamanızı sağlıyor. Uzun lafın kısası iyi bir çizgi roman Yaşayan Ölülerin Gecesi, ama şimdiye dek okuduğumuz en iyi Deadpool cildi de değil. Favorim hâlâ Wade Wilson’ın Savaşı. Bu da hemen onun ardından ikinci sırada geliyor.

Chimichanga!

Genel Yayın Editörü
On beş yılı aşkın bir zamandır fantastik edebiyat, bilimkurgu, çizgi roman ve bilgisayar oyunlarıyla haşır neşir oluyor. Fantastik edebiyat alanında dört basılı kitabı bulunan yazar, Kayıp Rıhtım'ın yanı sıra Oyungezer dergisinde de serbest editör olarak çalışmakta, çeşitli yayınevlerinde çevirmen ve editör olarak görev almaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Deadpool Yaşayan Ölülerin Gecesi | Tanıtım

“Bir dakika önce tacoları mideye indirirken, bir dakika sonra… ölümle burun buruna!”

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün