Aralığın Onu | Tanıtım

Amerikalı yazarlardaki dertsizlik canımı sıkarken George Saunders’la tanıştım ve çok etkilendim. Bu tanışmayı sitemiz yöneticilerinden Hazal Çamur’un kaleme aldığı Phil'in Dehşet Verisi Kısa Saltanatı roman incelemesine borçluyum. O incelemenin etkisiyle Saunders’ın öykülerini okumaya karar verdim.

araliğin-onu

Romandan ziyade öyküye meyleden bir yazar olduğunu biliyordum. Dert sahibi bir yazar, hele hele bunu kısa ve çarpıcı aktaran bir yazar bulmak zor. Saunders’ı bulduğuma memnunum. Uzun uzun anlatmanın maharet sayıldığı günümüzde Saunders’ın etkili kısalığı ışıldıyor.

Amerika’da 2013 yılının Ocak ayında yayınlanan “Aralığın Onu” (Tenth of December), Saunders’ın son öykü kitabı şimdilik. Ülkemizde Mayıs 2014’te, Delidolu Kitap tarafından Niran Elçi çevirisiyle yayınlandı. Türkçe’ye şu ana dek dört kitabı çevrildi. “Aralığın Onu” dahil üç kitabı Delidolu Yayınları tarafından neşredildi.

Bu kitap özelinde önce çevirmen Niran Elçi’yi, nitelikli çevirisi için; sonra yayınevini, yayına hazırlama konusundaki özeni için tebrik etmek gerek.

Aralığın Onu, on adet öykü barındırıyor. Kitaba ismini veren öykü kitabın son öyküsü. Ayrıca, kitabın başında, Joel Lovell tarafından yazılan ayrıntılı bir giriş yazısı var. Yazarın dünyasına dair bilgiler ve öykülere dair ipuçları sunsa da okuma keyfini baltalamayan güzel bir yazı. Yine de kitabı bitirdikten sonra okumanızı tavsiye ederim.

Aralığın OnuHer öyküye ayrı ayrı değinmeden evvel Saunders’ın sizi dürtüp rahatsız eden bir tavrı olduğunu belirtmeliyim. “Derdi var” derken bunu kastediyorum. Yazar, içinde yaşadığımız çağdaş dünyada, ilerlemek adına yaptıklarımızın, insanlığımızdan neler götürdüğüne dair okuyucuyu düşünmeye sevk ediyor.

Öykülerin hepsi destursuz başlıyor. Anlatıcının neden bahsettiğini anlamanız için hayli emek harcamanız gerekiyor. Okuyucuya yük bindiren, ondan katılım talep eden öyküler. İkinci bir okumayla daha iyi kavranmaları olası.

Tüm öykülerin umutsuz, karanlık bir havası var. Saunders pek umutlu bakmıyor yarattığımız geleceğe. Belki bu yüzden çoğunlukla, karanlığı geleceğe taşıyor; en çarpıcı öyküler bilimkurgu öğeleri taşıyanlar.

Gelecekten bahsettiği öykülerde evrilmiş bir dilin parçalarını da kullanıyor. Yeni durumlar için daha evvel duymadığınız isimler icat ediyor. Öyküler genellikle sade bir dille yazılmış ama zaten anlatının kuvveti, bakış açısında ve bu açıyı aktarırken kullanılan doğru sözcüklerde gizli:

“Dürüst mü konuşuyoruz,” dedi. “Yoksa kavga etmekten mi kaçınıyoruz?”

Ortasından dalıverdiğiniz öykülerin sonları da çoğu zaman belirsiz, okurun zihninde genişlemeye müsait bir şekilde bırakılıyor. Öykülerde çoğunlukla, gülünç durumlarla dehşet verici durumlar bir arada resmediliyor. Öykünün dünyasına alıştığınızı düşündüğünüz bir anda garip bir şey oluyor ve birden yabancılaşıyorsunuz.

Öykülerin yarattığı hisleri en iyi Joel Lovell tanımlamış:

“ ‘… hayatın bir gün sona ereceğini bilerek yaşayabilseydik. İşin numarası bu.’

Bu arzuya, bu farkındalığa sahip olmaya, daima, güzelliğe, zalimliğe, aptalca insani kusurlara, beklenmedik nimetlere mümkün olduğunca açık olmaya ‘George Saunders Deneyimi’ adını verebilirsiniz.”

 

Ve öyküler:

Zafer Turu:

Kuralcı ailesi tarafından yaşam sınırları katı biçimde belirlenmiş bir gencin, bir kızı kurtarmak adına bu sınırların ötesinde geçmesi anlatılıyor. Kontrolcü aile eleştirisi mi yoksa etrafı kalın çizgilerle belirlenmiş hissiz hayatımızın öyküsü mü?

Alison, başına neler geleceğini şimdi fark etmiş ve bu konudaki duygularını yeterince ifade edebilecek bir ses icat etmeye çalışıyormuş gibi, kısık bir sesle inkâr nidasını tekrarlayıp duruyordu.

Direkler:

Kitabın en kısa öyküsü. Anlatıcı, babasının evin önüne diktiği direklerle olan hastalıklı bağından bahsediyor. Yaşlandıkça ölüme ve unutulmaya karşı verilen mücadeleyi temsil ediyormuş gibi geldi bana.

Köpek Yavrusu:

Üçüncü öykü ve ebeveyn-çocuk ilişkisi meselesinin sürdüğünü görüyoruz. Bu öyküde iki farklı anne-çocuk ilişkisi okuyoruz. Biri çok çarpıcı.

Aşk, birini olduğu gibi sevmek ve onun daha da iyi bir insan olmasına yardımcı olmaktır.

Örümcek Kafasından Kaçış:

Bir denek grubu hakkında. Bu denek grubundaki insanlara bazı sıvılar enjekte ediliyor. Her sıvı deneklerin zihninde, çok hızlı işleyen, aşırı gerçekçi hisler uyandırıyor. Örneğin LatifSöz denilen ilaç deneklerin, duygularını muhteşem sözcüklerle ifade etmesini sağlıyor. Bana göre kitabın en sert öyküsü. Distopik bir geleceğe işaret ediyor.

Ne mutluluktu! Kusursuz bir mutluluk. Olanaksız bir şeydi: Solduğu zaman, ardında bir başka arzunun filizlerini bırakmayan bir mutluluk.

Uyarı:

Ne iş yapıldığı belli olmayan bir iş yerindeki bölüm müdürünün çalışanlara bildirisi. Daha verimli çalışmaları için elemanlarını uyarırken ima ettiği şeyi tam olarak anlamıyorsunuz. Bu tekinsiz belirsizlik okuyucuyu rahatsız ediyor.

Al Roosten:

Al Roosten’ın Larry Donfrey’nin sahip olduklarına duyduğu yoğun kıskançlığı okuyoruz. Bu kıskançlık, Roosten’ı ufak bir kötülüğe sürüklüyor. Ardından zavallı bir vicdan azabı ve acınası bir mutluluk umudu.

Semplika Kız Günlükleri:

Korkutucu bir gelecek tasviri. Her distopya gibi korkutuculuğunu, insanların en ürkütücü eylemleri bile doğallaştırmasından alıyor. Orta halli bir ailenin, kızlarının doğum günü için o sırada moda olan bahçe süslerini alma çabası anlatılıyor.

Eve Dönüş:

Savaştan dönen bir asker her şeyi eskisinden farklı buluyor. Öyküde tam belli olmasa da Orta Doğu’da hala süren bir savaş bu. Tanıdığı, sevdiği hiç kimse onu umursamıyor. Sadece ülkesi uğruna yaptıkları için kuru bir teşekkür ediyorlar.

Benim Kahramanca Fiyaskom:

Aslında bundan evvelki üç öyküde de belirgin bir “kaybeden” teması var. Öykü kişileri “kahraman” olmaya çabalarken büyük hayal kırıklıkları yaşıyorlar. Öykü, Ortaçağ Tema Parkı’nda çalışan ve görmemesi gereken bir şeyi gören bir adamla ilgili. Bu konuda yapması gerekenlere dair bir vicdan muhasebesine girişiyor ve fos bir kahramanlığa soyunuyor.

Aralığın Onu:

Yaşlı bir adamın, bir çocuğu kurtarırken yaşama tutkusunu bulmasını anlatıyor bu öykü.

Üzgünüm, diyorlardı bedenleriyle, birbirlerini yine kabulleniyorlardı ve o duygu, o tekrar tekrar kabullenilme duygusu, birinin sana duyduğu sevginin genişlediği ve sende açığa çıkan her ne yeni kusur varsa onu da kapsadığı duygusu, yaşadığı en derin, en kıymetli şeydi…

Aralığın Onu, mutlaka şans vermeniz gereken, dert sahibi bir öykücünün sıra dışı kitabı.

Edebiyat ve sinema hayranı (bazen hangisini daha çok sevdiğini kendisi de bilmiyor), İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu, öğretmen; yazmayı, okumayı, konuşmayı, öğretmeyi ve bunların hepsi üzerine düşünmeyi seven bir ademoğlu. Bir hayaledici. Ne yazık ki hep böyle kalacak.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aralığın Onu | Tanıtım

Amerikalı yazarlardaki dertsizlik canımı sıkarken George Saunders’la tanıştım ve çok etkilendim. Bu tanışmayı sitemiz yöneticilerinden Hazal Çamur’un kaleme aldığı Phil’in Dehşet Verisi Kısa Saltanatı roman incelemesine borçluyum. O incelemenin etkisiyle Saunders’ın öykülerini okumaya karar verdim.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün