Brandon Sanderson’dan Robert Jordan’ı Anma Yazısı

Fantastik edebiyatın üretken ismi Brandon Sanderson, ölümünün onuncu yılında üstat Robert Jordan’ı unutmadı.

Hani derler ya, Yüzüklerin Efendisi söz konusu olduğunda dünya ikiye ayrılır: okumuş olanlar ve okuyacak olanlar. Aynı söz fantastik edebiyatın bir başka muazzam külliyatı olan Zaman Çarkı için de geçerlidir. Okuyanlar bir daha başka bir eserden kolay kolay keyif alamadıklarından yakınır, okuyamayanlarsa göz korkutucu sayfa sayısından (ve ülkemizde de fiyatından).

Ama ne olursa olsun her iki kesimin de büyük saygı duyduğu bir isimdir Robert Jordan. Öyle ki 16 Eylül 2007’de hayata gözlerini yumduğunda taraflı tarafsız herkes büyük üzüntü yaşamış, eşit derecede de endişe duymuştu. Çünkü seri yarım kalmıştı, hikâyenin sonunu görememiştik. Fırtına Toplanıyor’u kim tamamlayacaktı? Peki ya sonraki iki cilt? Kim Jordan gibi büyük bir ustanın yarım bıraktığı işi tamamlayabilecek kadar iyi bir yazardı? Cevabı Jordan’ın eşi ve editörü Harriet McDougal vermişti: Sissoylu ve Warbreaker ile muazzam bir çıkış yapan Brandon Sanderson.

Sanderson sadece seriyi tamamlamakla kalmamış, aynı zamanda Jordan’ın mirasını hakkıyla kâğıda dökerek hem Zaman Çarkı hayranlarının takdirini hem de fantastik edebiyatseverlerin büyük ilgisini kazanmıştı. Ve şimdi, üstat Jordan’ın ölümünün 10. yılında, Sanderson hem büyük ustayı anıyor hem de ondan öğrendiklerini anlatıyor bize, yazdığı bir blog yazısında. Sizin için çevirdik, keyifli okumalar.

***

Robert Jordan’ın ölümünün üstünden 10 yıl geçti.

Bu yazıyı yazmak bazı açılardan benim için zor oldu. Bugün geldiğinde bu konuyla ilgili bir şeyler kaleme almak isteyeceğimi yıllardır biliyordum. Öte yandan birinin ölüm gününü hatırlamayı her zaman tuhaf bulmuşumdur. Çünkü her ne kadar yaşantıları kutlanılacak bir şey olsa da, ölümleri kesinlikle öyle değil.

Ama bu aynı zamanda biz Zaman Çarkı hayranları için çok anlamlı bir gün. Bugün büyük bir adamı, hiç tanışmadığım akıl hocamı kaybetmiştik.

Robert Jordan’ın ailesiyle beş yıl boyunca yoğun bir şekilde çalıştıktan sonra onları çok iyi tanımanın ama üstadın kendisini hiç tanımamanın benim için ne kadar tuhaf olduğundan daha önce de bahsetmiştim sanırım. Robert Jordan benim için hâlâ tıpkı kitaplarındaki gibi efsanevi bir figür. Bir şapkası, bir bastonu ve bilmiş bir tebessümü olan vakur bir adam.

Muhtemelen fantastik edebiyatın çehresini pek çok açıdan nasıl değiştirildiğiyle ilgili uzun uzadıya konuşabilirim ama bugün sadece bir tanesinden bahsetmeye çalışacağım. Robert Jordan bana bir bardak suyu nasıl betimleyeceğimi öğretti.

Oldukça kolay bir şeymiş gibi geliyor. Suyun nasıl göründüğünü, ağzımızda nasıl bir his yarattığını hepimiz biliriz. Her yerde bulunan bir şeydir. Bir bardak suyu tasvir etmek az da olsa bir natürmort tablo çizmeye benzer. Çocukken hep şunu merak ederdim: Neden insanlar bir ejderha çizmek varken meyve kâsesi tablolarına bu kadar çok vakit harcıyor? Neden asıl hikâye havalı büyülerle ve (eh) ejderhalarla alakalıyken bir bardak suyu tasvir etmeyi öğrenecektim ki?

Genç bir yazarken sorun yaşadığım bir şeydi bu; ilginç bölümlere gelebilmek için “sıkıcı” kısımları aceleye getirir, sıkıcı kısımları ilginç kılmaya çalışmazdım. Ve bir bardak su bu noktada hayati bir önem taşıyor. Robert Jordan bana bir bardak suyun kültürel bir ayrım çizgisi, iki nehrin arasında büyüyen biri ile birkaç hafta önceye kadar hiç nehir görmemiş biri arasındaki fark olabileceğini gösterdi.

Bir bardak su, süslü bir kadeh biçimindeyken zenginliği vurgulamanın dolaylı bir yolu olabilir. İçecek daha iyi bir şeyiniz olmadığında zorlu bir yolculuğa işaret edebilir. Daha iyi zamanlara, saf ve temiz bir şeylere sahip olduğunuz günlere dair bir sembol olabilir. Bir bardak su asla sadece bir bardak su değil, karakteri yansıtmanın bir yoludur. Çünkü hikâyeler bir bardak su, hatta büyü veya ejderhalar hakkında değildir. Resmedilmiş, betimlenmiş, büyü ve ejderhalar tarafından değiştirilmiş insanlar hakkındadırlar.

Eskimiş, yıpranmış Dünyanın Gözü kitabıma (1990 sonbaharında satın aldığım ve beni yazar olmaya iten asıl nüshaya) ne zaman baksam hep bunu düşünüyorum. Çünkü, en nihayetinde, kitaplar da hikâyeler hakkında değildir; o hikâyelerin bize kattıklarıyla alakalıdırlar.

Bize böyle şeyleri öğrettiğin için teşekkürler Robert Jordan. Seni özlüyoruz.

Brandon Sanderson
16.09.2017


Çevirmen: M. İhsan Tatari

(Gökçe Mehmet Ay’a bu yazıya dikkatimi çektiği teşekkürlerimle – ç.n.)

Yazının orijinal metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Genel Yayın Editörü

On beş yılı aşkın bir zamandır fantastik edebiyat, bilimkurgu, çizgi roman ve bilgisayar oyunlarıyla haşır neşir oluyor.

Fantastik edebiyat alanında dört basılı kitabı bulunan yazar, Kayıp Rıhtım’ın yanı sıra Oyungezer dergisinde de serbest editör olarak çalışmakta, çeşitli yayınevlerinde çevirmen ve editör olarak görev almaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Brandon Sanderson’dan Robert Jordan’ı Anma Yazısı

Fantastik edebiyatın üretken ismi Brandon Sanderson, ölümünün onuncu yılında üstat Robert Jordan’ı unutmadı.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün