Anlatış: Le Guin’den Bir Başka Muhteşem Anlatı

Ursula Le Guin'in Bilimkurgu Klasikleri kapsamında yayınlanan "Anlatış" adlı eserini inceledik.

Herkesin ününe rağmen eserleriyle tanışmayı ertelediği isimler vardır. Ursula K. Le Guin de uzunca bir süre benim için öyle biri oldu. Hakkındaki bilgilerim nasıl bir yazar olduğuyla ilintiliydi hep. Kendini kurmaca yazılarla sınırlamayan feminist bir yazar… Entelektüel birikimi ve bitmeyen arayışıyla yoğurduğu hikâyeciliğe sahip bir yazar… Spekülatif edebiyata Yerdeniz ve Hainli Döngüsü evrenlerini kazandıran yazar… “Kraliçe” unvanıyla övülen yazar… “Öykücülük ve ev işlerinde iyiyimdir,” mütevazılığı gösteren yazar… Bazen girdiği hararetli tartışmalarla anılan yazar… Bunlar haricinde bir de adındaki “K”nin açılımın “Kroeber” olduğunu biliyordum; çok önemliymiş gibi…

İster kader densin, ister şans (isterse de “Novella bilimkurgu mu? Okuyayım ben bunu,” etkisi olsun) İthaki Bilimkurgu Klasikleri ansızın Le Guin’le yolumu kesiştiriverdi. Serinin 11. kitabı olarak tekrar yayınlanan Sürgün Gezegeni‘ni okumamla milat etkisi yaşamam bir oldu.[1] O romandan sonra Le Guin kaleminden çıkan spekülatif evrenleri de okumaya başlayıverdim. Türkçe basımlarına ulaşabilmenin kolaylığı bu coşkuda etkindi elbet. Kitapçı rafları bir-iki kitap haricinde uğramamış serilerin yurdu olabilmiştir. Sırf bu yüzden başlamaktan itinayla kaçınılan kitaplar vardır. Neyse ki Le Guin eserleri söz konusu olunca durum öyle değil. 1964’te yayınlanan Dowry of the Angyar[2] öyküsüyle başlayan, Karanlığın Sol Eli ve Mülksüzler gibi özel romanların yer aldığı Hainli Döngüsü için de durum buydu. Aslında ben öyle sanıyordum. Ülkemizde yayınlanmamış bir roman daha vardı. Varlığından haberdar olana dek keyfim gayet yerindeydi denilebilir.

Bekleyişleri Nihayete Erdirecek O Son Kitap

Hainli Döngüsü serisinin büyük bir bölümü 2017’ye kadar Metis Yayınları tarafından yayınlarken, İmge ve İthaki Yayınları birer, Ayrıntı Yayınları’ysa iki kitapla bu sürece katkı sağlamış.[3] Ama nedendir bilinmez, 2000’de yayınlanan The Telling’e, yani bu incelemenin konusu olan Anlatış‘a bir türlü sıra gelememiş. Böylece farkında olunmadan, seri için yazılan son hikâye, ülkemizde yayınlanmamış tek Hainli romanı olmanın şerefine ulaşıvermiş.

Bazı kitaplar 10. baskıyı çoktan aşmışken bu romana dokunulmaması tuhafıma gidiyordu. Sadece “tuhaflık” ama, fazlası değil. İlk üç romanı çoktan okuduğumdan seri hakkında iyi kötü bir fikre sahiptim. Hikâyeler arasında biri okunmazsa ötekisi anlaşılmaz durumu yoktu. Romanı okuyamamakla bir şey kaçırmış olmayacaktım. Okuma fırsatına erişirsem de Le Gunvari güzelliklerle karşılacağıma emindim. “Olmasa da olur, ama olursa da güzel olur,” bekleyişiyle Le Guin okumaya devam ettim.

Ne şanstır ki bu yarı-bekleyişim kısa sürdü. Ve bu, beni Le Guin’e başlattıran İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisiyle oldu tekrardan. Seri olağan seyrinde devam ederken, yolu gözlenen kitap, “Anlatış” adıyla ansızın çıkageldi – ve böylece 17 senelik unvanını (!) kaybetmiş oldu.

Hem Sıradan Hem Özel?

Anlatış’ı özel yapan sadece bunlar değil elbette. Yani, tamam, abartmaya gerek yok; Ursula K. Le Guin hayranları ve seriye aşina olanların romanı okurken pek şaşırmayacakları kesin. Alıştıkları tarz ve motiflerle haşır neşirleşecek, önceki hikâyelerde bulunmayan meseleleri masaya yatıracak ve anında katılınacak veya ilk defa fark edilecek incelikli tespitlerle karşılaşacaklar.

Önceki paragraf Anlatış’ı merak edenleri çekincelere sürüklemiş olabilir. Bazı endişeleri tahmin edebiliyorum: Romandan keyif almak için seriye hâkimiyet gerekli midir? Hainli Döngüsü’ne başlamak için doğru kitap mıdır? Alışıldık motifler nedir? Öncesindekilerde olmayıp bu romanda olan nedir?… vs.

Bunların hepsine ve daha fazlasına yazının ilerleyen kısımlarında değineceğim. Onlara geçmeden evvelse, romanın altyapısının ve ilk katmanının dayandırıldığı giriş öyküsünden bahsetmeliyim.

Bir Distopyadan Öbürüne Ziyaret

Yeryüzü, yaradan kelamı dışındaki her bilginin yanlış ve yok edilmesi gerektiğini savunan gelenekçi fanatiklerce uzun yıllar terörize edilmiştir. Sırf bu yüzden kitaplar ve kütüphaneler imha edilmeye çalışılmış, aynı görüşte olmayanlar baskı ve zulümle yüz yüze gelmiştir.

Süreç, Hainlilerin çıkagelmesine dek böyle devam etmiştir. Bu ziyaretçiler, ışık hızında seyahat eden gemileriyle galaksinin bir ucundan gelmişlerdir. Ekumen adlı gezegenlerarası topluluğunun temsilciliğinde fanatiklerin liderleriyle görüşürler. Görüşme sonucu, yeryüzündeki siyasi hava hemen olmasa da yumuşamaya başlar.

Sutty bu değişimi sevinçle karşılayanlardandır. Akrabalarının yanında şüphenin gölgesiyle yaşamış, yasaklılar listesindeki eserlerle büyütülmüştür. Gizlice aldığı eğitimi ve Hainlilerin varlığı neticesinde yeşeren umutlarıyla Ekumen okullarında eğitim alır. Elçi sıfatıyla mezun olduktan sonra da göreve atandığı ilk gezegen Aka olur. Oradaki Ekumen elçisi Tong Ov’un himayesinde edebiyat ve tarih araştırmaları yapacaktır.

Aka’ya gelir gelmezse ufak çapta şok geçirir; çünkü araştırma yapacağı kültürden geriye pek bir şey kalmamıştır. Ekumen’in ilk ziyaretinden sonraki yüzyıl içerisinde Aka medeniyetinin teknolojik gelişimi atağa geçmiştir. Sebebiyse, Aka iktidarının ilerlemeci prensipleri benimsemesidir. İktidardaki zihniyet ve yöntemleri Sutty’nin yabancısı olmadığı türdendir. Sadece roller değişmiştir. Sutty’nin anavatanından farklı olarak bu sefer gelenekçiler baskı altındadır. İlerlemecilikle ters düştüğü gerekçesiyle kökeni binlerce yıla dayanan kültürel miras yok edilmiştir. Onu yaşatanlarsa ya öldürülmüş ya da rehabilitasyon kamplarına gönderilmiştir. Bu değişimden dolayı Ekumen kendi kendini suçlamaktadır. İlk ziyaretlerinin Aka’da istenmeyen yan etkilere yol açtığından şüphelenmektedirler.

Elçi Tong Ov, görevini nasıl icra edeceğini bilemeyen Sutty’ye politik risklere sahip bir vazife verir. Amaç, geleneksel kültürün hala yaşatıldığından şüphelenilen Okzat-Ozkat şehrine giderek kayıp kültürden geriye ne kaldıysa araştırmaktır. Sutty biraz çekinceli yaklaşsa da aldığı yeni görevden memnundur. Sonuçta Aka’da olma sebebi o kayıp kültürdür. Bunun bilinciyle sandığından farklı güçlüklerle karşılaşacağı bir keşif yolculuğuna çıkar.

Kültür Kâşifliğinin Akla Gelmedik Zorlukları

Anlatış, bu hikâye altyapısından hareketle bir nevi kayıp kültür kâşifliğini konu ediniyor. Anlatıcıyla bütünleşebilen ana karakter bakış açısından anlatım temposuna kadar, romanın tüm yapısı bu temayla uyumluluk gösteriyor.

Sutty’nin gözlem ve deneyimlerini öğrenmek, bir araştırmacının araştırma süreciyle alakalı kişisel güncesini okumaya benziyor. Gizlice saha çalışması yürütürken, farklı teori ve metotlar uygularken ve kişisel sebeplerden dolayı yaşanılan zorluklar sıralanıyor. Gözlediğinin büyüsüne kapılmamaya çabalayan gözlemcinin dertleri bir an olsun hikâyeyi yalnız bırakmıyor.

Bu katman, okurunun kadim Aka kültürü Anlatış’ı keşfe ortak olmasını sağlıyor. İkinci katmansa, marifetine dikkat çekmedikçe fark edilmeyen spekülatif kurgunun ruhu.

Bu Anlatı(ş) Spekülatif Kurgunun Neresine Denk Düşer?

Güzel soru. Cevabıysa alınan kıstasa göre değişkenlik göstermekte. Okurdan okura, beklentiden beklentiye ve yorumdan yoruma değişiklik gösteren tanımlamalar okyanusundayız. Romanı spekülatifliğin genel tanımından sıyırıp bilimkurguyla sınırlamakla da sorun çözülmez. Bu sefer de romanın ne kadar bilimkurgu olduğu veya bilimkurgu olup olmadığı tartışmasının kısır döngüsüne sürüklenilebilir.[4]

Romana özel yeni tanımlar öne sürmeye niyetli değilim elbette. Kıstaslara ihtiyaç duyulacaksa sınır çizgilerini ait olduğu evrenden çizmek yeterli olacaktır. Merkezindeyse Le Guin’in bilimkurgu vasıtasıyla spekülatif kurguyu kullanışı olacak.

Ezici Başarının Gölgesinde Ruhu Parıldatılan Tür

Hikâyenin göstermelik sanılan bilimkurgu öğeleri, türün işlevsel ve felsefi altyapısıyla yakından alakadar. Anlatım esnasında öne çıkartılmadıklarından dolayı hikâyenin varoluşundaki önemleri hissedilmiyor sadece.

Seride kullanılan öğelerin kendilerinden kaynaklanan fark edilmezlikleri onları daha da görünmez kılıyor. Işık hızında seyahat, ışık yılı uzaklıktaki gezegenlerle anında iletişim kurulmasını sağlayan yansıtıcılar, çeşitli üst teknoloji taşıtlar, farklı şartlara sahip ve çeşitli canlı türlerine ev sahipliği yapan gezegenler, farklı ırklar, evrimleşip türleşmiş insanımsılar, galaktik birlik, telepatik iletişim… diye sıralanabilecek öğeler bilimkurguya aşinala okurların anında sıralayabileceği ve (ironiktir, büyük bir kısmı gerçekleşmediği halde) işlene işlene cazibesini yitirecek kadar eskitilebilmiş şeyler. Hikâyenin ait olduğu zaman çizgisi ve sahiplendiği altyapısının ihtiyaçlarına göre, öğelerin sayı ve ayrıntı oranı değişip duruyor. Ne kadar öne çıkartılırsa çıkartılsın öğe her zaman hikâyede bir iki adım geride duruyor.

Anlatış‘ta da genel öğelere yer veriliyor. Ayriyeten genel anlayışa uygun biçimde hikâyeye özel şeylere de sahip. Elektronik kimlik ve televizyondan hallice kitle iletişim araçları en öne çıkanları. Geriye kalanı, dondurulmuş hazır gıda ya da şehir trafiği (!) gibi yabancısı sayılmayacağımız sanayi toplumu ilerilikleri.

Onları değerli ve işlevsel kılan şey, spekülatif kurguyu anlam ve anlatım sanatına dönüştüren imkânlarından geliyor. Kinaye ve alegoriyi kullanarak olağan dünyanın meselelerine dolaylı yoldan değinilebiliyorlar. Kalıplaşmış yargıları gözden geçirtmek adına roller, şartlar ve durumlar tersyüz ediliyor, karmaşıklaştırılıyor veya yeniden imal ediliyor. Bunlar hikâyelerin sosyolojik, antropolojik ve psikolojik temellerinin ve onlarla bağlantılı tanıların yüzeye çıkartılmasında da etkin rol oynuyor. Le Guin de bu imkânlardan yararlanıyor. Onları tanım, yorum ve açıklayıcılığa sahip anlatım tarzıyla harmanlıyor. Böylece tür ve yazarın anlatım tarzı arasında simbiyotikleşmiş bir ilişki doğuyor.

Bilimkurgunun ruhuyla başrolde olmasına rağmen anlatımda konuk oyuncu sanılmasının sebebi bu ortaklıktır. Daha doğrusu, ortaklardan anlatımın ister istemez öne çıkmasıdır sebep.

Le Guin hikâyeciliği, felsefi altyapı yüzeye çıkartılırken anlatıcının tanım ve yorumlarına yüklemiyor. Özlü sözlere yakın gözlemler kullanıyor. Karşılıklı konuşma veya monolog esnasında bir yankılanma söz konusu; söyleyen kadar söyletenin de duygusu, düşüncesi, durumu ya da yarattığı algı açığa vuruluyor. Türlü olasılığın meydana getirdiği bütüncüllüğü ispatlamak istercesine uzadıkça uzayan cümleler kuruluyor. Bunlar gibi Le Guin’in alameti farikasına dönüşmüş anlatım kalıpları hikâyeleri dolduruyor. Sayelerinde spekülatif kurgunun nimetleriyle yüzeye çıkartılmış mevzular herkesin anlayacağı seviyeye tercüme ediliyor. Hedeflenen anlam ve yargılardan saptıracak bağımsız yorumların önü alınmış olunuyor. Olaylara, durumlara ve karakterlere bir köken, bir yaşanmışlık katılarak, gözlem ve tanıların sahibiyle uyuşmaması gibi etkiler bertaraf ediliyor.[5]

Bu iyi niyetli çabanın tesiriyle hikâyenin türü ve spekülatiflik silikleşmeye yüz tutuyormuş gibi görünüyor. Anlamlı ayrıntılar, hikâyeyi hikâye yapmaktan öteye gidemeyen detaylar gibi algılanabiliyor.[6] Bazen bilimkurgu olmaksızın da hikâyenin anlatılıp anlatılamayacağı şüphesine düşüyor insan.[7]

Serideki genel motiflerden yola çıkılarak hikâyelerin kendi özellerinde farklı meselelere eğilmesi bu etkiyi arttırıyor. Bir hikâyeyi özel kılan hususa bir başkasında tekrar değinilmez. Bu sebeple onunla ilişkilendirilmiş bilimkurgusal izlek geriye çekilir –ama kaybolmaz.

Le Guin de devamlılık üzerine fazla durmamış.[8] Hikâyeler farklı gezegenler farklı toplumlar mantığında işlenegeliyor. Her hikâyeyle serinin zaman çizelgesinde ileri-geri atlanılması, karakterlerin çevrelerinden yarı-soyutlanması, olayların farklı şart, çağ ve yaşantılar içeren gezegenlerde geçirtilmesi gibi ayrıntılar olağandır. Devamlılığın kısıtlamalarına tabii olmadan hikâyelerin dilendiği biçimde işleyebilmesine olanak tanımıştır.

Öğelerle ima edilen olgulara geri dönersem; onlar yaşamaya devam ediyor. Her hikâye özelinde, ana motiflerden beslenip geliştiği anlaşılan entelektüel bir birikim var. Le Guin bunu bir miras gibi sonraki hikâyelere taşıyor. Serinin söylem ve kapsamı böylece gelişiyor ve genişliyor. Bu özelliği sebebiyle seri için yazımı yıllar sürmüş inceleme tanımı yapılabilir. Roman ve öyküler içinse incelemeye eklenmiş bölümler yakıştırması yerinde olacaktır.

İşte Anlatış da yılların birikimiyle oluşmuş bu serinin -ya da incelemenin- son temsilcisi, ya da bölümüdür. Yazının bu noktasında sorulacak esas sorular, Anlatış‘ın neyi miras aldığı, üstüne ne eklediği ve -Le Guin yeni bir hikâyeyle çıkagelmezse- onu nereye taşıdığıdır.

Anlatıyı Analojileştirmek

İlk bölüm tam anlamıyla okurun bilincini hazırlama aşaması taşıyor. O bölümden itibaren okur her şeye pür dikkat kesilmeye ve anlatılanı anlamaya teşvik ediliyor. Devinimi oluşturup canlı tutansa aynı anda güven, şüphe ve merak uyandıran Sutty’dir.

Anlatış‘a özgü bir durum değil bu. Le Guin hikâyeciliğinde mesaj ve okur arasındaki köprüyü Sutty gibi karakterler kurar. Çünkü değinmeye çalıştığım Le Guinvari anlatım dili ve spekülatifliğin nimetleri tek başlarına okurun dikkatini çekmeye yetmez.

Okurun kendi dogmalarından ötürü alıştığı kalıplar vardır. Sorgulanmaya başlandıklarında duyulacak rahatsızlığa odaklanmaktan mesajları ıskalaması büyük olasılıktır. Sanat sizi sarsabilen şeyse, bu rahatsızlık da faydalıdır. Lakin mesajın alınabilmesi için rahatsızlığın kaynağı hakkında düşündürmek de gerekir. Okurun hikâyeyle bağlantıya geçebilmesi şarttır. Bunu gerçekleştirmek için belli başlı araçlar vardır. Anlayış, nefret veya yabancılıkla karşılanacak karakterler de onlardan biridir.

Le Guin’in sözcüsü, hikâyeninse katalizörü karakterler durumları bakımından müstesnalardır. Dışarıdan sakin ve işinde gücündedirler. Ruhlarıysa dinmeyen huzursuzluklar barındırırlar. Sebebi ne olursa olsun hep kısıtlanmışlıklarla cebelleşirler. Hainli Döngüsü boyunca ana karakterlerin yaşadığı iç ve dış çatışma bu tezatlıkla özetlenebilir. En hararetli olaylar bile gündelik hayatın heyecansız sıradanlığıyla aktarılır. Gerilim ve devinim kısıtlaştırıcılığıyla huzursuzluğu dolup taşan bireylerin varlığından gelir.[9]

Anlatış‘ın Sutty’si de bu müstesnalaşan Le Guin karakteri içerisinde yine müstesna bir yere sahip. Dinmeyen huzursuzluklarının kaynağı yalın gerçeklerdir. Bunlar da okurun onu ve mevcut durumları haksız çıkarmasını zorlaştırıyor. Etrafını olumsuzlayarak getirdiği eleştiriler, inkârı zor benzerliklerin gün yüzüne çıkmasını sağlıyor.[10] Okurun kendi kendine demagojik tartışmalar başlatabileceği ideolojiler ve ideologlar karşılaştırmasına girilmiyor. Ortada inançlar ve hedefler adına yapılan hataların deşifresi var sadece.

Bunların hepsi romanın ilk 29 sayfasında olup bitiyor. O noktadan sonra ideoloji ve distopya, karakterlerin varlığındaki etkileri kadar yer kaplıyor. Bölümün sonunda okur, Sutty’nin huzursuzluğu ve keşif yolculuğuyla baş başa kalıyor.

Tanımı ister okur refleksi ister beklenti olsun, kayıp kültür araştırmasından daha fazlasıyla karşılaşılacağı hissiyle başlanılıyor geriye kalmış 243 sayfaya. Bu güdü, Sutty’nin varlığıyla birleşince kuşku ve meraka dönüyor. Sutty’nin geçmişinden gelen yargılayıcı öfkesiyle mesleki profesyonelliğine dayalı idealizmi arasında tereddütte kalacağından kuşkulanıyorsunuz. Altını çizdirip okura bellettiği esaslara ihanet edip etmeyeceğini merak ediyorsunuz. Korku ve gerilimden ziyade merakın yer aldığı bir gerginlik oluşuveriyor. Üstelik bu sakin tereddüdünde okur yalnız değil. Görevinde başarısız olmak gibi farklı gerekçelere sahip Sutty de benzer gerginlikler yaşıyor.

Gerçek (okur) ve kurgu (Sutty) kişilerde meraksal-gerginlikler uyandırılarak birden fazlası hedefleniyor.

Okurun gerginliği, hikâyeyle bütünleşik olarak ana karakteri anlamaya teşvik ediyor. Herhangi bir açıklama olmadığında bile okurun çıkarımlarda bulunmasını sağlayan etkiler yaratılıyor. Ana karakterin gerginliğiyse iki işleve sahip: Birincisi, karakterin esas görevini ve onu icra ederken yaşadığı zorlukları hem ona hem de okura hatırlatıyor. İkinci olaraksa, hikâyenin temellendiği kavramları anlama ve anlatmada kendi kendini motive etmesini sağlıyor. Hikâyedeki rolüyle sınırlı kalmadan profesyonel kişiliğiyle de ana karaktere güven duyuluyor. Hem soru sor(dur)an hem cevap ver(dir)en bir işlev görmesini garipsemiyorsunuz. Gündelik işlerin sakinliğinde ilerleyen keşfin çok yönlü gerginliğiyse korunuyor.

Le Guin hikâyeciliğine aşina olanların pekte şaşırmayacağı üzere, genişleyen bakış açısı itibariyle kazançlı çıkan okur oluyor. Ana karakter, hikâyesini sonuca bağlatacak kadar fikirde vakıflaşırken, okur da ana karakterin işaret ederken farkına varamadığı esasların irfanına erişiyor.

Aynı Evren, Yeni Hikâye: Öze Dönerken Varılan Son Nokta

Serinin çekirdeğindeki yegâne konu hep ötekilik olmuştur. Anlatış‘ın seriden alıp devam ettirdiği miraslardan biri de budur. Öncülleri gibi hikâyenin neresi biraz eşelense o da oradan çıkar. Sutty’nin yabancılığından istifade, ana ve yan öykülerde varlığını hissettirir. Romanın büyük bölümünü kapsayan distopyacılık, ilerlemecilik-gelenekçilik çatışması ve kâşiflik ondan ayrı düşünülemez. Hatta öylesineymiş gibi sunulmuş ayrıntılar da bile onunla karşılaşılır.

Romanın aldığı mirastan faydalanarak yapmış olduğu entelektüel katkıysa öncekilerden farklıdır. Serinin ilk hikâyesinden Anlatış‘a kadar ki süreçte, çekirdek kavram ile hikâyeye has meseleler arasında net ayrımlar yapılabilmiştir. Hikâyeler, ötekilik ve ötekileştirme, ötekilik ve yalan, ötekilik ve bağışlanma gibisinden ana ve alt başlıklara ayrılarak incelenebilir.[11] Bazı alt başlıklar ana başlığın oluşmasını sağlayan kavramlardır; bazılarıysa, ana başlığın etkisiyle oluşmuştur. Anlatış‘ın alt başlığıysa bunların ikisini de sağlar. Kavram, ötekiliği ve seri boyunca ötekilikle ilişkilendirilmiş meseleleri kapsayacak kadar geniştir. Seri boyunca varlığını hissettirdiğinden seriye aşinaların da yabancısı olmayacağı bir özdür bu.

Ne Anlattığıyla Değil Ne İfade Ettiğiyle Anlamlanan

Sutty’nin kadim Aka kültürü Anlatış‘ı keşfetme çabası esnasında farkında olmadan dikkat çektiği hususlar “bilgi”nin kullanım biçimlerine denk düşüyor. Roman boyunca yaydırılmaya, yok edilmeye, öğretilmeye, öğrenilmeye, saklanmaya, kısıtlanmaya, zimmetleştirmeye, alıkonulmaya ve dönüştürülmeye çalışılan bilgilerle karşılaşıp duruyoruz. Bu vurgularla, kökenleri ve neden bahsettiği önemsenmeksizin, bilginin varoluş ve kullanılış biçimleri hakkında bakış açıları kazandırılıyor. Nokta atışlı minik ayrıntılar değinilmedik konu bırakılmıyor. Romanın bir yerinde modern yaşamın mutsuzluğuna değinmişken, öylesineymiş gibi verilen bir ayrıntı üfürükçülerin türemesine dair fikir verebiliyor.

Roman ilerledikçe, bilginin kullanımı ve hayata geçirilişinin yanına,“bilgi”nin yorumlanması dâhil oluyor. Hayat için felsefeyle başlayan irdeleme sürecine, o felsefeyi anlamak için felsefesini anlamak ekleniyor.

Bunun içinde hikâye ve hikâyecilik metaforlaştırılıyor. Sutty’nin Anlatış’ı öğrenmeye çabalarken karşısına çıkan “Sevgili Takieki” öyküsü bu yüzden çok önemli. Sutty onu anlamlandırmaya çalışıp duruyor; öğüt müdür, alay mıdır, yoksa kadim kültüre karışmış şaka mıdır anlamaya çalışıyor. Saf bilgi de o öykü gibi işte. Onu öğrenendeki karşılığı neyse onu geri yansıtıyor. Ne değer atfedilmişse artık yansımayı alan için o oluyor.

Bu perspektiften hangi hikâyenin nasıl yorumlandığı önem kazanıyor. Romanda yaşananlar bu şablonla tekrar mercek altına alınınca hemen hemen her şeyde “Hikâyeden yoruma ve yorumdan hikâyeye doğru anlamların dönüşüp yer değiştirmesi sebebiyle, bilginin sabit veya sebest çağrışıma bırakılmasının mücadelesi,” vardır sonucu ortaya çıkıyor.

Örneğin romanda değinilen çatışmaların temeline, tek hikâye kendininki olana kadar ötekinin hikâyesine aman vermemenin mücadelesi işlemiş durumda. Bilgilerin yayılımı konusunda ideolojik mücadeleler sürdürmek de, iki sevgilinin etnik kökenlerini bahane ederek tartışması da benzer itkilerden geliyor.

Tanının kapsayıcılığı öyle yerlere vardırılabilir ki, ister dini ister ulusal isterse ideolojik olsun hepsi bu şablona göre irdelenerek farklı çıkarımlarda bulunulabilir.

Hikâye mi Makale mi?

Le Guin’in anlatım dili keskin gözlemler ve tekrar tekrar okunacak tanımlar içerebiliyor. Ama bu hikâyesel gereksinimleri mesajın gereksinimlerinden ayrı tuttuğu anlamına gelmemeli. Önceden bahsettim üzere hikâyenin yaşamı için gereken gerilim mevcut. Hikâyeyi hikâye yapan tüm unsurlar yerli yerinde.

Özetlemeye çalıştığım tüm o alt metinler ana karakterin çevresiyle etkileşimi sonucu ortaya çıkıyor. Birileriyle konuşuyor, olaylara şahitlik ediyor, olaylar yaşıyor ve yaşamaya devam ediyor. Anlam ve felsefe okurun keşfetmesi için ortaya serilirken hikâye hız kesmeden devam ediyor. Tanı ve görüşlerde “Bakın! Şimdi size ne sır vereceğim,” bilgiçliği ve samimiyetsizliği yok. Muhatap yine karakterin kendisi olduğundan okur gözlemci konumundan şahitlik ediyor.

Ağrılığına rağmen havada süzülebilen bir hikâyeye ve anlatıma sahip Anlatış. Ve eminim, Le Guin hikâyeciliğine aşina olan kişiler buna da hiç şaşırmamışlardır.

Bu Kadarı Kâfi… Peki Ya Serideki Yeri?

Bu soruya ve daha fazlasına “Bu Anlatı(ş) Bilimkurgunun Neresine Denk Düşer?” başlığı altında değinmiştim zaten. Yazıyı en baştan taramamak için soruları hatırlatmadan cevaplarına geçiyorum: Serideki hikâyeler kendi içlerinde başlayıp biten özerklikteler; bağımsız okunmalarında hiçbir sakınca yok. Haliyle kronolojik sırayla okunmaları da önem arz etmiyor. Aynı sebeple Anlatış’ı okumak seriye hakimlik gerektirmiyor. Tüm hikâyeler ortak temalar ve tarzlar barındırdığından Anlatış seri hakkında genel fikir verecektir. Hangi hikâye hangi sırada okunursa okunsun farklı konulara değinildiğinden Anlatış’tan sonra istenilen hikâyeden başlanabilir.[12]

Çeviri, Editörlük, Kapak

Anlatış‘ın hem yazılan hem de ülkemizde yayınlanan son Hainli hikâyesi olması dolayısıyla kapak arkasında isimleri yazan ekibi bir bir sayacağım: Çeviri, Kemal Baran Özbek. Dizi Editörlüğü ve Dizi, Alican Saygı Ortanca. Yayına Hazırlayan, Yankı Enki. Yayın Koordinatörü, Tuğçe Nida Sevin. Grafik Uygulama, B. Elif Balkın. Kapak İllüstrasyonu ve Tasarımı, Hamdi Akçay.

Her biri kıymetinden kuşku duyulmayacak bu romana değer bir iş çıkarmışlar. Yeterince uzattığım -ve son sözler kısmıyla uzatmaya devam edeceğim- yazının bu kısmında takdirimi ayrıntılamaya gerek duymuyorum. Nasıl ki Le Guin hikâyeleri daha okumadan neler sunacağının güvencesini veriyorsa, İthaki’nin Bilimkurgu Klasikleri Serisi de öyle bir güven veriyor.

Son Sözler

Yazının bu noktasına kadar elimden geldiğince Anlatış’ı ve onun vesilesiyle Hainli Döngüsü’nü tanıtmaya çabaladım. İnceleme denince akla tarafsızlık ilkesi gelse de, öznelliğin satır aralarına sızmış olması muhtemeldir. Sonuçta bu yazı da, aynı romandaki Anlatış gibi, bir anlatının bir başka zihnin süzgecinden geçirtilerek anlamlandırılıp anlatılma çabasıdır. Aracıya gerek duymadan fikir sahibi olmak isteyenlereyse tavsiyem, 29 sayfacık ilk bölümün okunmasıdır. Ne düşündürürse düşündürsün, uzun uzun değindiğim gibi, merak uyandırabilmişse eğer, romana da bir şans verilmesine salık veririm.

(Hür iradenin kararına seslen, seçenekleri olabildiğince kısıtla ve ardından“Bence…”li yönlendirme cümlesi kur… Gerçek bilgiye giden yol böyledir dostlarım; kendinizin ki dâhil hiçbir zihnin tesirinden kurtulamazsınız.)


Açıklamalar

[1] Öyle bir milattı ki yaşadığım, açılımını öğrenmekle elime ne geçeceğini bilmediğim Kroeber’ın K’sına bile ad-soyad belirtirken dikkat eder olmuştum.

[2] Dowry of the Angyar (Angyar Çeyizi). 1964’te yayınlanmıştır. Hainli Döngüsü’yle beraber Le Guin’in de ilk romanı olan Rocannon’s World’un da giriş öyküsüdür. 1975’te yayınlanan The Wind’s Twelve Quarters adlı öykü derlemesinde Semley’s Necklace (Semley’in Kolyesi) adıyla tekrardan yayınlanmıştır.

[3] Metis Yayınları’ndan çıkan kitaplar: Rocannon’s World (1966, Rocannon’un Dünyası, 1995, 2017), The Word for World is Forest (1976, Dünyaya Orman Denir, 1996, 2017), The Dispossessed (1974, Mülksüzler, 1999, 2017), dört öyküden oluşan Four Ways to Forgiveness (1995, Bağışlanmanın Dört Yolu, 2001, 2013), seriden altı öykü barındıran The Birthday of the World (2002, Dünyanın Doğum Günü ve Diğer Öyküler, 2005, 2009), seriden üç öykü barındıran A Fisherman of the Inland Sea (1994, İç Deniz Balıkçısı, 2007, 2016).

Bir de seriye dâhil olup olmadığı kestirilemeyen The Eye of the Heron (1978, Balıkçıl Gözü,1995 (ya da 97), 2014) vardır. Doğruluğu onaylansa farkına varılmayacak kadar Hainli Döngüsü hikâyelerini çağrıştırır. Novellanın 1991’de Dünyaya Orman Denir’le tek kitap halinde basılması bu şüpheleri arttırmışsa da kesin cevaba varılamamıştır. Bazı yorumcular, romandaki Victoria kolonicilerinin Anlatış’ın başlangıcındaki dünyadan gelen sürgünler olduğunu varsayarak novellayı kronolojinin sonuna eklemişlerdir.

İmge Yayınları’ndan çıkan roman City of Illusions (1967, Hayaller Şehri, 1994, Yanılsamalar Kenti, 2004, 2016).

İthaki Yayınları’ndan çıkan roman Planet of Exile (1966, Sürgün Gezegeni, 1999, 2016).

Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan roman The Left Hand of Darkness (1969, Karanlığın Sol Eli, 1993, 2016). Seriden dört öykü barındıran The Wind’s Twelve Quarters (1975, Rüzgârın On İki Köşesi, 2011, 2015).

[4] Getirilen her tanımla, Anlatış ve öteki Hainli hikâyeleri, bir bilimkurgu olur, bir olmaz.

Teknolojik atılımların hayatı kökten değiştirmesi temel alınırsa, okurun beklentisine göre bilimkurgudur ya da kurgumsudur. Teknolojinin kullanım amacı hikâyeyi desteklemek içinse, bilimkurgudur. Gelecek tasviri bekleniyorsa, bilimkurguyla alakası yoktur; çünkü seri alternatif evrende geçmektedir. Alternatif evren, tarih ve gelecek hikâyeleri bilimkurgudan sayılırsa, bilimkurgudur. Tekno şovlu maceraysa beklenen, bilimkurgudan sayılmaz. Ortaya atılan sava göre böyle çekiştirilip durulur.

Dikkat edilirse çekişme biçem (Edebiyat sanatçının görüş, duyuş, anlayış ve anlatıştaki özelliği veya bir türün, bir çağın kendine özgü anlatış biçimi, biçem, tarz, stil.) ve biçim (Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form.) arasında süregelmektedir.

Anlatış, biçemciliğe yakın tanımlarla göre bilimkurgulaşır, bazı biçimciliklere yakınlaştıkçaysa bilimkurgumsulaşır.

[5] Bir tespiti ya da fikri anlatmaya çabalarken özlü söze yakın cümleler kurmak etkileyicilik babında çok işe yarayabilir. Elbette yerinde, zamanında ve doğru kişice sarf edildiği sürece. Le Guin, belli bir konuda düşünce ve tecrübe birikimiyle gözlemlerinin keskinleştiği karakterlere görüş bildirtir. Anlatış’taki Sutty ve karşılaştığı kimseler öyledir.

[6] Karanlığın Sol Eli’nde bitmeyen kışın hüküm sürdüğü Gethen’in doğası, coğrafyası ve kışı hakkında okur bilgiye boğulur. Amaçsa, öyle bir gezegenin varolabileceğine ikna etmekten çok daha fazlasıdır. Gezegen romandaki üçüncü ana karakter gibidir. Gethen -ya da nam-ı diyar adıyla Kış- ve halk birbirlerini çağrıştırır. Kış üç mevsime de benzemez; o insanlar da, ne erkek, ne dişi ne de ikisi birdendirler. Kış başka bir mevsime dönüşmenin eşiğinden döner hep; insanlarda biyolojilerinden ötürü çocuklukla (cinsiyetsizlik) ergenlik (cinsiyetlilik) dönemleri arasında gidip gelirler.

[7] Sutty’nin öyküsü mesela, günümüze çok rahat uyarlanabilir. Gerçek ülkeler, gerçek tarih, gerçek olaylar, gerçek kurumlar ve başına “gerçek” getirilebilecek her ne varsa o gerçeklerden yararlanılabilirdi.

Ama işte o zaman da okurun kalıplaşmış yargı ve algıları kolay kolay geçit vermemeye başlayacaktı. Çünkü “gerçekle” başlayan yer, inanç, toplum, kurum, tarih ve artık listeye eklenebilecek her ne varsa hikâyeyle asıl dikkat çekilmek istenenin önüne geçip kendi gündemlerini hatırlatıp duracaklardır. Bir söz ne kadar doğru, bir durum ne kadar tartışmaya yer bırakmayacak kadar sahi olursa olsun değerini algıda seçicilik belirler. Etnik köken, inanç, memleket, mevcut politik tansiyon, ülkeler arası ilişkiler, tarihe dayanan çatışmalar ve daha sayamadığım pek çok şey hayatı mayın tarlasına çevirmiştir. En içten ve olabildiğince tarafsız fikirler bile zihinlerdeki o mayın tarlasından geçmek zorundadır. Temas edilen her mayınla patlayan kısırdöngüsel tartışmalar asıl mesajı tuz buz eder.

Spekülatif kurgu, öfke, nefret ve inkâr üreticisine dönmüş biricik gerçeklerimizin arasından süzülerek geçilmesine olanak tanır. İnsanın gerçek dünyadan kopması genellikle kötü imalar taşır. SK içinse aşağılama tabiridir. İnsanı bir gerçekten kopardığı doğrudur; bizi biz yapan yanılsamalarımızın gerçeğinden kopartmaya çalışır. Ama asla dünyadan koparmaz. Zamandan ve konumdan bağımsız, dünyayı ve hayatı keşfettirmek için bilinen dünyanın dışına doğru ufak bir tura çıkartır sadece.

[8] Ursula K. Le Guin’in okuma sırası hakkında kendisine yöneltilen sorulara cevabı fikir verecektir:

“Okurlarımdan, Hainich veya Ekumen döngüsü ya da destanı diye anılan bilimkurgularımı hangi sırayla okumaları gerektiği hakkında mektuplar geliyor. Mesele, destan veya döngü olmaları değil. Onlardan tutarlı bir tarih oluşturulması son derece güç. Aralarında açık seçik bağlantılar olduğu doğrudur, fakat karanlıkta kalan bağlantıların olduğu da yadsınamaz. Aralarda büyük kesintiler/temassızlıklar vardır…”

[9] Le Guin kurmacasına gereken cansuyu gerilimini vermekten ötesini yapmaz aslında. Thomas Mann’e göre gerilim kavramı kurmacayla yakın ilişkidedir; öykü anlatmak demek gerilim yaratmak demektir. Öykü anlatıcısı en sıradan ve en tahmin edilebiliri bile ilginçleştirerek sanatını icra edebilir. Açıklandığı gibi huzursuzluklar barındıran sükûnetlerle, hem edebi gereklilik yerine getirilir hem de hikâye mesajla bütünleştirilir.

[10] Le Guin Mülksüzler’de, bürokrasi ve kurumsallaşmanın tuzağına düşen ideologlara değinirken “işleyen sistemin mutsuz bireyi” konusuna değinmiştir. Anlatış’ta bu meseleye daha temel, daha kapsayıcı ve daha karamsar yaklaşılır. İdeologlar iflah olmaz ütopyacılardır; ne yaparsalar yapsınlar şüphe ve mutsuzluğa mahkûmdurlar.

[11] İlk Hainli romanı Rocannon’un Dünyası misal. Ötekilik ana başlıktır. Hikâyenin odağıysa ötekilikle ilintili başka mevzulardır. Teknolojik gelişmişlik sebebiyle kendini üstün gören medeniyetin hataları irdelenir. Niyetler iyi bile olsa, belli koşulları yerine getirmediklerinden ötürü gelişkin bulunmamış ya da gelişemez hükmü verilmiş medeniyetlere verilen zararlara değinilir. İhtiyaç duyulan bilgeliğin, unutulmuş veya değersiz görülmüşte bulunabileceğine işaret edilir.

[12] Kronolojiyi öğrenmekte ısrar edenlere bir kere daha düşünmeleri konusunda ısrar edeceğim. İllaki bir sıralama takip edilecekse yayın yıllarına göre takip edilebilir. Kimi yorumcuların Anlatış ve Bağışlanmanın Dört Yolu gibi kitapları seriye dâhil etmediği bile olmaktadır. Yapmaya çalıştığım açıklamalar ve Le Guin’in de konuya getirdiği yorum malumunuz.

Ben, okuma başlangıcımdan dolayı farklı bir yol izlemiştim. Sürgün Gezegeni’nden itibaren, romanlardan Karanlığın Sol Eli ve Mülksüzler’i sona saklayarak başlamış, öykülereyse romanların hepsini okuduktan sonraya bırakmıştım.

Bazı olaylara veya teknolojilere göre kronolojik olduğu varsayılan bir sıralama mevcut. Ama emin olamıyorum. Merak edenler için, yayınlanış ve olası kronoloji sıralamasına göre listeler aşağıdaki gibidir:

Kitap olarak yayınlanış sıralamasına göre:

  1. Rocannon’un Dünyası
  2. Sürgün Gezegeni
  3. Yanılsamalar Kenti
  4. Dünyaya Orman Denir
  5. Mülksüzler
  6. Karanlığın Sol Eli
  7. Rüzgârın On İki Köşesi
  8. İç Deniz Balıkçısı
  9. Dünyanın Doğum Günü ve Diğer Öyküler (Derleme 2002’de çıkmış. İçindeki öykülerse 2000 ve öncesine aittir.)
  10. Anlatış

Kronolojik olduğu varsayılan sıralanış:

  1. Öykü, Rüzgârın On İki Köşesi: Devrimden Önceki Gün
  2. Roman, Mülksüzler
  3. Roman, Dünyaya Orman Denir
  4. Öykü, Rüzgârın On İki Köşesi: Semley’in Kolyesi
  5. Roman, Rocannon’un Dünyası
  6. Öykü, Rüzgârın On İki Köşesi: İmparatorluklardan Daha Büyük Ama Daha Yavaş
  7. Roman, Sürgün Gezegeni
  8. Roman, Yanılsamalar Kenti
  9. Öykü, Rüzgârın On İki Köşesi: Kış Kralı
  10. Roman, Karanlığın Sol Eli
  11. Öykü, Dünyanın Doğum Günü ve Diğer Öyküler: Karhide’da Ergen Olmak
  12. Öykü, İçdeniz Balıkçısı: Bir Başka Masal ya da İçdeniz Balıkçısı, Şobilerin Masalı, Ganam’a Dans
  13. Öykü, Bağışlanmanın Dört Yolu
  14. Öykü, Dünyanın Doğum Günü ve Diğer Öyküler: Kadim Ezgi ve Köle Kadınlar, Seçilmemiş Aşk, Dağ Usulü, Yalnızlık, Seggri Meselesi
  15. Roman, Anlatış

1986 İstanbul doğumlu. Bilimkurgu, korku ve fantastiği uzun süre televizyondan takip edebilmiştir. Ailesinden habersiz aldığı ucuz VCD oynatıcıyı saklayıp, onlar yokken kullanarak, bu konularda film açıklarını kapatmaya çalışmıştır. Edebiyata sonradan bulaşması; bilgisizliği; bilgisizlik de, "Raftaydı ve ben onu alıp okumadım zamanında." pişmanlıkları getirmiştir. Lem ile Küvette Bulunan Günce'yle tanışması; okumaya yeni başlayan biri için hem talih, hem de talihsizlik olmuştur. Film, kitap, animasyon, çizgi roman olsun; kendi sınırlı bilgisiyle, eserleri iç dinamikleri içinde değerlendirmeye çalışır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Anlatış: Le Guin’den Bir Başka Muhteşem Anlatı

Ursula Le Guin’in Bilimkurgu Klasikleri kapsamında yayınlanan “Anlatış” adlı eserini inceledik.

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün