Atwood’un Başka Dünyaları

Yaşayan ustalarımızdan Margaret Atwood'un distopyaya ve bilimkurguya dair görüşlerini kaleme aldığı "Başka Dünyalar: Bilimkurgu ve Hayalgücü"nü inceledik.

Margaret Atwood hakkında Türkçe kaleme alınan her yazı ne yazık ki fazlasıyla benzer girişlere sahip olmak zorunda kalıyor çünkü yazarın en popüler kitabı yıllarca bu dilde basılmadı. Bu yazının kısmen aynı serzenişle başlayacak son yazılardan olması dileğiyle.

Atwood’un Batı Berlin’den ‘Duvar’a bakarak yazmaya başladığı ve 1985 yılında yayınlanan kitabı The Handmaid’s Tale, 1992 yılında Afa Yayınları tarafından Damızlık Kızın Öyküsü adıyla Türkçeye kazandırılmış. Dönemi için hayli hızlı sayılabilecek bu çaba, ne yazık ki başladığı noktadan bir adım öteye gidememiş ve kitap bir daha basılmamış; dolayısıyla Atwood’un Türkçedeki yolculuğu çok dar bir patika ile başlamış.

Son günlerde Orwell’ın ünlü romanı 1984’ün Amerika’da yeniden çok satanlar listesine girmesini de göz önüne alarak yeniden ve yeniden dönüp distopyalara bakmamızı gerektirecek bir çağda yaşadığımızı gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz.[1] 1984’ün bu yükselişi yeni bir örnek olabilir ancak aslında ünlü distopyalara ilginin artması o kadar yeni bir olgu değil. Örneğin 2015 yılında Dick’in Yüksek Şatodaki Adam’ı diziye uyarlanmıştı. Bir süredir konuşulan Damızlık Kızın Öyküsü için de sona yaklaştık; dizinin 2017 Nisan ayında yayına başlayacağı duyuruldu. Bu haberin ardından ülkemizde de Damızlık Kızın Öyküsü’ne olan ilginin artacağını öngörebiliriz. Hatta yıllarca süren bekleyişin ardından kitap yeniden basıldı bile. Sıklıkla “feminist bilimkurgu” ya da “feminist distopya” olarak tanımlanan eserin bu yeniden yükselişini, Atwood’un distopyaya, bilimkurguya dair görüşlerine göz atmak için bir fırsat olarak değerlendirebiliriz.

Atwood’un Başka Dünyalar: Bilimkurgu ve Hayalgücü kitabı Selin Siral’ın başarılı çevirisi ile 2014 yılında Kolektif Kitap tarafından basıldı. En popüler bilimkurgu romanının basılmadığı bir dilde yazarın bu türe ait görüşlerini anlatan bir kitabı basarak oldukça cesur bir adım atan Kolektif Kitap’a selamla “Başka Dünyalar”ı okumanın işte tam zamanı.

Başka Dünyalar: Bilimkurgu ve Hayalgücü, Atwood’un da belirttiği gibi bilimkurguyla ilgili teorik bir metin, bilimsel bir çalışma ya da açıklayıcı bir eser değil kesinlikle. Atwood eserinde bilimkurguya hayatı boyunca kurduğu ilişkiyi keşfe çıkıyor ve bu yolculukta bizim de kendisine eşlik etmemizi istiyor.

Mesele Atwood ve bilimkurgudan açıldığında ilgililerinin aklına ilk olarak Le Guin’in eleştirileri ve ardından başlayan ünlü Le Guin – Atwood tartışması gelecektir. Atwood’un ironik bir şekilde Le Guin’e ithaf ettiği kitap Le Guin’in eleştirilerine atıfla Atwood’un bilimkurgu anlayışını açıklama çabasıyla açılıyor. “Bilimkurgu” ve “varsayımsal kurgu[2]” kavramlarını tartışan Atwood, Wells’in Dünyalar Savaşı’nda ve mirasçılarında olduğu gibi gerçekleşmesi mümkün olmayan şeyleri anlatan kitapları bilimkurgu olarak adlandırırken; Jules Verne’in kitaplarında olduğu gibi olabilecek ama yazar kitabı kaleme aldığında henüz gerçekleşmemiş olayları anlatan kitapları ise varsayımsal kurgu olarak tanımlıyor. Dolayısıyla kendi kitaplarını da varsayımsal kurgu olarak gördüğünü ifade ediyor.

Sonuç olarak Atwood’a göre kitaplarını bilimkurgu olarak görmemesinin nedeni Le Guin’in yönelttiği gibi eleştirmenlerin ve ödül veren mercilerin dışladığı bir türden kaçınmak değil, türün tanımı ile ilgili olduğunu söylüyor ve hatta Le Guin’in eleştirilerinin terminoloji üzerine basit bir yanlış anlaşılmadan kaynaklanıyor olabileceğini ifade ediyor:

“Kısacası Le Guin’in ‘bilimkurgu’ terimiyle kastettiği benim ‘varsayımsal kurgu’ tabiriyle kastettiğimle aynı şey ve onun ‘fantastik edebiyat’ dediği şey benim ‘bilimkurgu’ dediğim şeyle aynı.”[3]

Bu kısa giriş bir polemiğin devamı olmanın ötesinde okur için bir uyarı niteliğinde aslında. Kitabın ilerleyen bölümlerini okurken Atwood’un bilimkurgu tanımının sürekli akılda tutulması gerekiyor. Çünkü Atwood’un izlediği yolu takip edebilmenin; açıklamalarını ve kurduğu analojileri bağlamınca değerlendirebilmenin anahtarı burada yatıyor.

Başka Dünyalar üç bölümden oluşuyor. Kitaba da adını ve ağırlığını veren ilk bölüm Atwood’un bir çocuk, bir lisans öğrencisi ve bir araştırmacı/yazar olarak bilimkurgu ile kurduğu ilişki üzerinden türe ait değerlendirmelerini içeriyor. İlk bölümle birlikte kitabın “yeni” kısmı da sonlanmış oluyor.

İkinci bölümde Atwood’un daha önce çeşitli bilimkurgu eserleri hakkında yazmış olduğu eleştiri, giriş yazısı veya konuşmalardan oluşan bir derleme ile karşılaşıyoruz. Son bölüm ise yazarın beş kısa bilimkurgu öyküsünden oluşuyor. Açıkçası bu iki bölüm doğrudan bu amaçla kaleme alınmamış olmalarına rağmen Atwood’un bir okur/eleştirmen ve yazar olarak türe yaklaşımı konusunda ilk bölüme nazaran daha doyurucu bir bakış sağlıyor.

Kitabın ilk bölümü olan “Başka Dünyalar” yazarın 2010 yılında Emory Üniversitesi’nde vermiş olduğu Ellman Dersleri’ne dayanıyor. Üç kısımdan oluşan bu bölümü Atwood “bir nevi şahsi tarih” olarak tanımlıyor.

Yazarın çocukluğunda süper kahramanlarla kurduğu ilişkiden temelini alan “Uçan Tavşanlar” adlı ilk kısım Atwood’un süper kahramanların ortak özelliklerinin kökleri hakkındaki düşüncelerini içeriyor. Süper kahramanların ortak özelliklerinden ve bu özelliklerin kökenlerinden bahsetmeye kostümler üzerinden giriş yapıyor Atwood. Süper kahramanların çift kişiliklerinden bahsederken ayaküstü de olsa Batman’ın Jung’cı bir çözümlemesini yapmaktan da geri kalmıyor. Atwood, uçuş ile dönüşüm ve hile özelliklerine değinerek ilk kısımı sonlandırıyor.

Şüphesiz “bilimkurgu ve hayalgücü” alt başlıklı bir metnin süper kahramanlar ile açılması birçok okura garip gelecektir. Ancak daha önce de bahsedildiği üzere Atwood’un bilimkurguyu nasıl tanımladığını anlamanın anahtarını sunuyor bu bölüm bize. Atwood’un çocukluğunda yarattığı “Uçan Tavşanlar” da diğer süper kahramanlar gibi uzak yerlerin sakinleridir. Atwood’a göre Kripton gezegeni de Moore’un Ütopya’sı gibi, Mısırlıların öbür dünyası gibi, Hristiyanlığın cenneti ve cehennemi gibi bir “başka dünya”dır. Başka dünya ise bilimkurgunun ta kendisidir.

İkinci kısım olan “Yanan Çalılar” ise Atwood’un özellikle lisans döneminde antik çağ mitolojisine duyduğu ilgiye dayanıyor. Bu kısımda Atwood bilimkurgunun öncülü ve habercisi olarak gördüğü mitler ile bilimkurgunun benzerliklerini tartışıyor. Bunu da; dünya nasıl ortaya çıkmıştır, insanlar nereden geldi, tanrılar ne istiyor ve erkeklerle kadınlar arasındaki ilişkiler nasıl olmalıdır gibi bilimkurgu ve mitlerin ortak olarak ortaya koyduğunu düşündüğü sorular ve bu soruların cevapları üzerinden anlatıyor. Mitlerin sorduğu her sorunun bilimkurgu tarafından da sorulduğunu söyleyen Atwood bu noktadan hareketle gerçeklik, kurgu, gerçekçi kurgu ve bilimkurgu ilişkisine de yeniden değiniyor. Bilimkurgunun özellklerinden bahsederken şöyle diyor Atwood:

“Son olarak, bilimkurgu öyküleri hayal gücünün sınırlarında gezinerek bizi daha önce kimsenin gitmediği ya da daha doğrusu hiç gidemeyeceği yerlere cesurca taşır.”[4]

Bu tanımlamayla bir kez daha bilimkurguyu bulacağımız yerin başka dünyalar olduğunu belirtiyor.

İlk bölümün son kısmı “Melun Kartografyalar: Üstopyaya Varan Yollar” olarak adlandırılmış. Yazarın hiç tamamlanmamış doktora tezini temel alan bu bölüm Atwood’un ütopya ve distopya kavramlarına bakışını içeriyor. Aynı zamanda yine yazarın ifadesiyle bu kısım Atwood’un üç romanı; Damızlık Kızın Öyküsü, Antilop ve Flurya ile Tufan Zamanı hakkında.

Atwood her distopyanın içinde az da olsa bir ütopya, ütopyaların da aynı şekilde distopya içerdiğini bu nedenle türü üstopya terimi ile ifade ettiğini belirtiyor. Ardından More’dan Tolkien’e uzanan örneklerle ütopya ve harita ilişkisinden bahsediyor:

“Çünkü biz okurlar ancak üstopyaların haritası çıkarılma ihtimali taşıyan yerler olduğuna inanırsak inançsızlığımızı askıya almaya gönüllü oluruz.”[5]

Başta Damızlık Kızın Öyküsü olmak üzere kendi yazdığı üç üstopyayı neden yazdığına ve bu romanları yazarken aklından neler geçtiğine çok kısa değinerek “Başka dünyalar”ını sonlandırıyor Atwood.

Kitabın Başka Tasarılar adlı ikinci bölümü Atwood’un yıllar içinde kaleme aldığı giriş yazılarından eleştirilere uzanan çeşitli yazılarından oluşan bir seçkiyi içeriyor. Neden bu eserler hakkında yazdığı sorusuna seçimin kendisine ait olmadığı şeklinde cevap veriyor Atwood:

“Her seferinde yazmamı isteyen bir başkası oldu ve ben de karşı koyamadım.”[6]

Ancak bu bölümde bahsi geçen eserleri kitabın bütünlüğü içerisinde değerlendirince bunların rastgele seçimler olduğunu iddia etmek oldukça güç olacaktır.

Piercy’nin Zamanın Kıyısındaki Kadın’ı hakkında bir yazıyla açılan bölüm, Wells’ten Orwell’a, oradan Jonathan Swift’e on ayrı yazarın eserlerine ait yazıları bir araya getiriyor. Bu eserleri Atwood’un gözüyle incelemek okura ilginç bir deneyim sunarken aynı zamanda yazarın daha önceki bölümlerde anlatmaya çalıştığı kavramlara açıklık getirmeyi de kolaylaştırıyor. Ancak türün ilgilerinin bu bölümde de hoşlanmayacakları fikirlerle karşılaşmaları olası görünüyor. Özellikle Paul Kincaid’in Atwood’a yönelttiği Dünyanın Doğum Günü’nün çoğunu gözden kaçırmış olma eleştirisine kolaylıkla itiraz etmek mümkün değil.[7]

Kitabın son bölümü Beş Hediye’de yazar sunduğu beş kısa bilimkurgu hikayesi ile bu bölümü Atwood hayranları için gerçekten bir hediye haline getiriyor.  Atwood’un kimi zaman fazlasıyla karmaşık hale gelen kimi zaman ise aşırı basit görünen bilimkurgu anlayışını doğrudan inceleme fırsatını da tanıyan bu bölüm kitaba da noktayı koymuş oluyor.

Kendi üstopya terimini her distopyanın içinde bir ütopya vardır şeklinde açıklarken, bilimkurguyu tanımlarken gösterdiği titizliğin çok azını kullanıyor Atwood. Dünyanın bu gününü açıklarken sıklıkla başvurduğu Sovyetlerin çözülmesi ile Cesur Yeni Dünya’nın 1984’ü yendiği ancak 11 Eylül’ün ardından tekrar 1984’ün güçlendiği açıklaması da hayli indirgemeci görünüyor. Ancak bütün bunlarla birlikte Atwood’u tanımanın, eserlerini anlamanın yolu yine buradan geçiyor.

Sonuç olarak tekrarlara düştüğü kadar sürükleyici de olan, kimi zaman bütünlükten uzaklaşsa da güçlü ifadesini kaybetmeyen, adındaki iddianın hakkını vermekte zorlansa da hayal kırıklığına uğratmayan bir kitap Başka Dünyalar: Bilim Kurgu ve Hayal Gücü. Özellikle bilimkurgu, fantastik, ütopya ve distopyalar hakkında düşünen, okuyan, yazan, çizen hiç kimsenin ıskalamaması gereken bir kitap.

Yazan: Barış ATA


[1] Trump’ın ‘alternatif gerçekleri’, 1984’ü en çok satanlar listesine soktu

[2] Kitapta “speculative fiction” kavramının Türkçe karşılığı olarak “varsayımsal kurgu” kullanılmış.

[3] Margaret Atwood, Başka Dünyalar: Bilim Kurgu ve Hayalgücü, Çev: Selin Siral, Kolektif Kitap, sf:19

[4] Age, sf:74

[5] Age, sf:85

[6] Age, sf:22

[7] In Other Worlds: SF and the Human Imagination by Margaret Atwood: review

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Atwood’un Başka Dünyaları

Yaşayan ustalarımızdan Margaret Atwood’un distopyaya ve bilimkurguya dair görüşlerini kaleme aldığı “Başka Dünyalar: Bilimkurgu ve Hayalgücü”nü inceledik.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün