Batman: Gotham Kapıları – İnceleme

Gotham’ın geçmişine uzanan karanlık bir hikâye. Kendisine Mimar diyen steampunk bir kötü. Ve karşısında Kara Şövalyemiz Batman. Ne kötü gidebilir ki, değil mi?

JBC Yayıncılık’ın Gotham Kapıları’nı bastığını ilk duyduğumda bayağı bir heyecanlanmıştım doğrusu. Bir kere hikâyesi, Ailenin Ölümü gibi efsanevi bir macerayı yazan Scott Snyder’ın ellerinden çıkıyordu. Buna ek olarak bizlere yüzyıllar öncesine, Gotham şehrinin kuruluş zamanlarına dek dayanan karanlık bir sır vadediyordu. Bir de bunların üstüne steampunk esintileri taşıyan bir zırh giyen ve kendine Mimar diyen yeni ve gizemli bir kötü adam ekleyin: işte size harika bir karışım. Değil mi? Maalesef değil.

Yanlış zaman, yanlış insan

Gotham Kapıları, gerek çizimleri gerek işlenişi gerekse de konusuyla klasik bir macera olmaya aday gibi görünüyor ilk başta. Hikâye geçmişte ve gelecekte geçen bölümler olmak üzere ikiye ayrılıyor. Geçmişte geçen bölümler geçtiğimiz yüzyılın başında, Gotham’ın henüz yeni yeni geliştiği yıllarda başlıyor ve Bruce Wayne’in dedesi Alan Wayne, Hush’ın dedesi Edward Elliot ve Penguen’in dedesi Theodore Cobblepot’un şehri bildiğimiz görkemine kavuşturmak için ortaklaşa çalışmalarını konu alıyor. O zamanlar bile maddi açıdan gayet zengin olan bu üç ortak, finansal güçlerini oldukça yetenekli iki mimarı desteklemek ve Gotham’a o gotik yapısını katan köprülerle binaları diktirmek için kullanıyor.

Günümüzde geçen bölümlerdeyse kendine Mimar diyen gizemli kötümüz hem Gotham’ın simgesel yapıtlarını hem de üç büyük köklü ailesini hedef alıyor. İşe de şehrin üç eski köprüsünü havaya uçurarak başlıyor. “Aileler Gotham’ın Kapılarında düşecek!” diye bırakıyor mesajını. Bu yüzyıllık sırrı çözmek, çılgın bombacıyı durdurmak ve şehri korumaksa her zamanki gibi Batman’e düşüyor.

Sizin anlayacağınız büyük dedektifimizin çözmesi için harika bir senaryo var ortada. Ama dedektifin kendisi yok… Çünkü bu macerada Batman’in pelerinini kuşanan kişi Bruce Wayne değil, Dick Grayson. Hikâyeyi mahveden şey de tam olarak bu.

Gece Kanatları

Beni yanlış anlamayın. Koskoca cilde sırf Bruce’un yerine Dick’in maceralarını okuyoruz diye haksızlık ediyor değilim. Batman: Kara Ayna’dan da çok iyi bildiğimiz gibi, iyi kotarıldığı takdirde farklı bir Batman’in serüvenlerini okumak da gayet keyifli olabiliyor. Ama bunun için Dick’in yeteneklerine daha uygun bir serüven gerekiyordur belki de…

batman-gotham-kapilariÖnce ilk Robin, daha sonraysa Nightwing olarak okurların karşısına çıkan Dick Grayson, her ne kadar Gotham Kapıları’nda Batman’in pelerinini kuşansa da o kostümün içini bir türlü dolduramıyor. Hiçbir zaman doğru zamanda doğru yerde olamıyor, hiçbir zaman zekâsını kullanıp bir şeyleri çözemiyor ve daima ekibinin – Red Robin, Robin ve Black Bat – yardımına ihtiyaç duyuyor. Soruşturmayı yürütmek için gereken tüm veri araştırmalarını Tim (Red Robin) yaparken saha araştırmalarınıysa Damian (Robin) ve Cassandra (Black Bat) üstleniyor. Batman ise sadece dövüş anlarında öne çıkıyor.

Zayıflıkları olan, kusursuzluktan uzak bir Batman fikri kulağa ilginç gelse de ne yazık ki Dick’in devamlı olarak arkadaşlarına bel bağlaması pratikte pek de keyif vermiyor. Aynı şey gizemin ortaya çıkış şekli ve hikâyenin çözüme kavuştuğu an için de geçerli. Çünkü Batman ve ekibi, düşmanlarının kimliğini zekâları sayesinde değil, şansları yaver gittiği için keşfediyor. Mimar’ın neyi neden yaptığının açıklandığı kısımsa tatmin edici olmaktan çok uzak.

Öte yandan ucu ta Bruce’un dedesi Alan Wayne kadar dayanan ve Wayne Ailesi’nin inşa ettiği her şeyi yok etmekle tehdit eden bu macera dramatik bir etkiden de yoksun. Neden? E Bruce yok. Dolayısıyla da ailesinin adı lekelenmiş, inşa ettikleri şeyler yerle bir olmuş vs gibi konular için endişelenen biri de yok… Harcanmış bir potansiyel…

Sanırım cildin en çok keyif aldığım yanı çizimleri oldu. Günümüzde geçen sahneler gayet karanlık ve modern, geçmişi anlatan bölümlerse temiz ve nostaljik çizgilerle betimlenmiş. Penguen’in 90’lardaki çizgi filmi anımsatan çizimi ve çizgi romanın genel grafikleri de beğenimi kazandı.

Bunun yanı sıra JBC Yayıncılık yine adına yaraşır bir çalışma ortaya çıkarmış. Çeviri ve editörlükte Emre Taşkıran ile Aslı Dağlı her zamanki gibi gayet akıcı, kolay anlaşılan ve keyifle okunan bir Türkçeleştirme koymuş ortaya. Tam da kendilerinden beklediğimiz gibi… Baskı kalitesiyse her zamanki JBC standartlarında…

Keşke Scott Snyder böyle bir hikâyeyi Dick’le harcamasaydı da dedektifliğe böylesine elverişli bir macerayı Bruce birlikte yaşayabilseydik. O zaman şiddetle tavsiye edeceğim bir macera olurdu. Bu hâliyle ise kendini Kara Şövalye’nin tüm maceralarını okumaya adamış okurlara önerebiliyorum sadece.

Genel Yayın Editörü
On beş yılı aşkın bir zamandır fantastik edebiyat, bilimkurgu, çizgi roman ve bilgisayar oyunlarıyla haşır neşir oluyor. Fantastik edebiyat alanında dört basılı kitabı bulunan yazar, Kayıp Rıhtım'ın yanı sıra Oyungezer dergisinde de serbest editör olarak çalışmakta, çeşitli yayınevlerinde çevirmen ve editör olarak görev almaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Batman: Gotham Kapıları – İnceleme

Gotham’ın geçmişine uzanan karanlık bir hikâye. Kendisine Mimar diyen steampunk bir kötü. Ve karşısında Kara Şövalyemiz Batman. Ne kötü gidebilir ki, değil mi?

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün