Ben’in Ötekiyle Savaşı: Öteki Filmi ve Kitabı Üzerine Eleştirel Bir Yazı

Dostoyevski; üzerinde sıklıkla durduğu gerçekçi karakter tahlilleri, güçlü ve etkileyici anlatımıyla 19. yy’ın en önemli yazarlarındandır. Onun Öteki (Dvoynik) romanı ise Freud’un bile dikkatini çeken ve üzerinde çok fazla etki bırakan eseridir. Freud bu roman üzerine çeşitli makaleler yazmıştır. Yayımlandığı dönemde çok fazla ilgi görmeyen roman sonraki dönemlerde okuyucu tarafından hak ettiği değeri görmüş ve yazarın en önemli romanları arasında yerini almıştır.

Dostoyevski’nin, İnsancıklar romanından sonra, 1846 yılında yayımladığı ikinci romanı Öteki, çağının çok ötesinde bir anlayış ve kavrayış gerektirir; aynı zamanda muhteşem olay örgüsü ve akıcı anlatımı sayesinde paranoid şizofreniyi en iyi anlatan eserlerden de biridir. Günümüzde, sıklıkla sinema ve edebiyatta işlenen şizofreniyi doğrudan konu edinen bir eser olması itibariyle ilk sayılabilir. Gogol’un roman karakterlerinin paranoyak davranış şekilleri ile Rus edebiyatının kendine özgü realist tavrı ve gerilimini de içinde barındıran gizemli atmosferi Dostoyevski’yi oldukça etkilemiştir. Sonuç olarak paranoid şizofreninin bile tam olarak tanımlanmadığı bir dönemde Dostoyevski’nin muazzam gözlem gücü ve yazma yeteneği sayesinde Öteki romanı ortaya çıkmıştır.

Kitabın konusuna gelecek olursak; Dostoyevski’nin romanlarında sıklıkla kullandığı bir tema olarak kahramanımız Bay Goladkin 9. dereceden devlet memurudur. Bir sabah iş yerine geldiğinde kendisiyle aynı adı taşıyan ve kendisine çok benzeyen başka bir kişinin iş yerinde memur olarak çalışmaya başladığını öğrenir. Fakat kendisi dışında kimse bu durumu garip bulmaz. Öteki Bay Goladkin bir hayli yetenekli, zeki, insan ilişkilerinde başarılı, dikkatleri üzerinde toplayan bir kişidir. Kahramanımız da kendisine ikizi kadar benzeyen öteki Goladkin ile yakınlaşmayı dener. Onunla arkadaş olduğunu düşündüğü esnada işlerin hiç de düşündüğü gibi gitmediğini öğrenir. Kitabın ilerleyen bölümlerinde öteki Bay Goladkin’in kendisinin yerine geçtiğini, asıl kendisinin öteki Goladkin’in kötü bir kopyası olduğunu düşünmeye başlamasıyla kahramanımız iyiden iyiye kendisini kaybedecektir.

 “Goladkin’in gözlerinin nemlendiğini gören iyi yürekli Anton Antonoviç… İşte bu memur dedi ve sustu.

– Ne var?

– Demek istiyorum ki şubemize yeni bir memur geldi.

– Evet. Onun da soyadı sizinki gibi Goladkin.

– Nee! diye bağırdı Yakov Peroviç, Goladkin mi?

– Evet, yoksa kardeşiniz mi?

– Hayır, Antonoviç asla.”

Yazarın roman kahramanlarını sıklıkla devlet memurlarından seçmesi ve devlet içindeki teamülleri, mesleğin ast-üst ilişkisindeki değişkenlerini, bürokrasiyi bu kadar gerçekçi anlatmasının altında yatan neden kendi hayat hikâyesidir. Yazar, eğitim hayatını başarıyla sonlandırmasının ardından İstihkâm Müdürlüğü’nde çalışmaya başlamıştır. Bir yıl sonra istifa ederek buradan ayrılmış ve edebiyata yönelmiştir. 1846 yılında ilk kitabı İnsancıklar’ı yazmıştır.

Rusya sokaklarından devlet dairelerine uzanan bir var olma mücadelesi içerisinde bize karanlık bir atmosfer sunan yazar, sonu bilenen bir hikâyeyi okuyucuya sürükleyici bir dille anlatıyor ve etkileyici diyaloglar vasıtasıyla Bay Goladkin’in hayatındaki eksiklikler ya da aşırılıklar üzerine düşünmemizi sağlıyor. Ömrü boyunca kendisinden beklenen adam olmaya çalışmış Goladkin öteki nevronuzuna yenik düştüğünde kendisine tıpatıp benzeyen fakat bütün iyi özellikleri içerisinde barındıran bir üstkimlik yaratmak zorunda kalıyor. Hikâye boyunca devam eden Goladkin’lerin mücadelesi aslında roman kahramanımızın benliği ve üst benliği arasında sürüp giden mücadelen başka bir şey değil.

“Goladkin şaşkınlıktan taş kesildi, bir an konuşamaz hale geldi. Evet, göze batar bir benzerlik vardı aralarında. Bu görülmemiş, gerçekten yüz binde bir insanın başına gelen hal en dikkatsiz adamın gözüne batardı. Birbirlerinin ayna hayaliymiş gibi benziyorlardı.”

“Varoluşçu felsefenin önde gelen isimlerinden Sartre’da öteki, dünyayı algılayışımızı donuklaştıran, kavrayışımızı zorlaştıran, bir başkasının olumsuz bakışı olarak kullanılır. Öteki, benim varlığımı, varoluşumu çalandır. Birey kendine ait bir dünya kurar, onu oluşturur ve dünyaya o kurduğu pencereden bakar. Buraya kadar her şey normaldir. Fakat birden öteki sahneye girer ve tüm yapı bir anda dağılır, bozulur. Bu noktadan sonra bana ait bütün sıfatlar, ötekine göre belirlenmeye başlar.”
– Heteroseksizim ve Ötekileştirme Eleştirisi

“Julia Kristeva bunu Freud’un izini sürerek insanların kendi içlerindeki yabancıya atıfla açıklamaya çalışır. Ona göre yabancı bizim içimizde yaşar ve her birimizdeki farklılık bilinci oluştuğunda yabancı ortaya çıkar, herkes kendini yabancı olarak değerlendirirse de kaybolur.” (Kristeva, 1991)
– Ötekileştirme ve İşlevleri – Sevil Özçalık

the double

Dostoyevski’nin öteki romanı The Double ismiyle 2013 yılında sinemaya uyarlandı. Filmde kitaptakinin aksine distopik bir gelecek tasvir edilmiş; karakterin kendi iç dünyasındaki mücadeleden çok, dış dünyanın Simon (Jesse Eisenberg) üzerinde yarattığı etki ve baskı mekanizması üzerinde durulmuş. Simon’ın iç dünyasında yaşadığı buhran ve gelgitler, çekim teknikleri ile kurgulanan distopik atmosfer üzerinden verilmeye çalışılmış.

Filmde kitaptakiyle benzer bir şekilde ‘doppelganger’ hastalığından muzdarip orta derece bir memurun hikâyesi anlatılır. Doppelganger kişinin benzeri, tıpkısı, onun hayaletimsi ya da gölgemsi karşılığı anlamına gelmekte olup kişinin alter-egosunu temsil eder. Herkes tarafından silik ve işe yaramaz bir karakter olarak görülen Simon James, bir gün iş yerine gittiğinde turnikeden geçemez. Görevliye kendini tanıtmaya çalışsa da yedi yıldır o merkezde çalıştığını bir türlü kanıtlayamaz. Misafir olarak girdiği binada iş arkadaşları tarafından da tanınmaz. Kendisinin fiziksel anlamda kopyası olan ve isim benzerliği de yaşadığı James Simon onunla aynı yerde işe başlar ve kısa sürede tüm iş arkadaşları tarafından kabul görülüp sevilir. Hatta Hanna’nın dahi gönlünü çalar. Neler olduğuna bir türlü anlam veremeyen Simon yavaş yavaş delirmeye başlar.

Simon’ın âşık olduğu kadın tarafından görmezden gelinmesi, annesi tarafından beceriksiz, işe yaramaz bir adam olarak görülmesi, gittiği kafedeki kadın çalışanca bile kötü muameleye maruz kalması karakterin hayatında kadınların da önemli bir yere sahip olduğunun göstergesi adeta. Simon’ın kadınlar tarafından ciddiye alınmaması ve aşağılanması psikolojik sorunlar yaşamasında etkili gibi görünüyor.

Simon karakterine hayat veren Jesse Eisenberg’in minimalist oyunculuğu yönetmenin performansıyla desteklenmiş. Abartılı bir oyunculuk performansının film içinde sırıtacağı düşünülünce, özensiz gibi duran oyunculuk performanslarının filmin geneli için en iyi tercih olduğunu söyleyebilirim. Belirsiz bir zamanda geçen filmde; devlet, insanların hayatlarını belirleyen mutlak güç, hatta big brother olarak betimlenmiş.

“İnsanlar… Temel dayanağımız.  Fakat bazı işlere göre hepsi birbirlerine benziyor. Albay insanların farklı olduğunu biliyor. O işin insan olduğunu biliyor ve insanların da iş olduğunu. İşinizi yapmanız onun işidir.”

Sanat yönetmeni başarılı bir iş çıkarsa da filmin teknik tarafı üzerine çok fazla düşünülmüş; entelektüel ve duygusal tarafı biraz esik kalmış gibi gözüküyor. Filmde temponun zaman zaman kesintiye uğradığını, alt metninin klişe, diyalogların da çok da sağlam olmadığını söylemem gerekiyor. Yine de böylesi bir başyapıtın üzerinde çok fazla oynama yapılmadan, kendine has üslupla, sulandırılmadan sinemaya aktarılmasının bile yüzümü güldürdüğünü söyleyebilirim. Böyle bir eseri sinemaya uyarlamak ve bu işin altından kalkmak hiç de kolay bir iş değil.

1992 yılında Tekirdağ’da doğdum. 2015 yılında Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldum. Üniversitedeyken sinemayla ilgilenmeye başladım. Şimdiye kadar birçok farklı dergide ve internet sitesinde sinema üzerine kaleme aldığım eleştiri yazılarım yayınlandı. Edebiyatla haşır neşir olmam ise çok daha öncelere dayanmakta. Uzun zamandır şiirler ve kısa öyküler yazmaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ben’in Ötekiyle Savaşı: Öteki Filmi ve Kitabı Üzerine Eleştirel Bir Yazı

Dostoyevski; üzerinde sıklıkla durduğu gerçekçi karakter tahlilleri, güçlü ve etkileyici anlatımıyla 19. yy’ın en önemli yazarlarındandır. Onun Öteki (Dvoynik) romanı ise Freud’un bile dikkatini çeken ve üzerinde çok fazla etki bırakan eseridir.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün