Canavarın Çağrısı (Film): Vahşi Hikayelerin Sanatsal Başarısı

Hikayeler vahşidir. Tıpkı filmleri gibi.

İnsanın aşık olduğu kitapları beyaz perdede görmesi zordur. Bir yanınız onu hayal gücünüz dışında, dünya gözüyle görmek için yanıp tutuşur, ama içinizdeki aşk tam tersini söyler. O alev alev, karmakarışık duygular onu bazen sadece kafamızın içindeki haliyle muhafaza etmek ister. Ama engel olamayız. Böylece endişeyla kıvranırken, öfke, bir canavarın uzaktan gelen çağrısı gibi dalga dalga bize vurur. İşte bu yüzleşmeyi Filmekimi‘nde, filmin resmi olarak vizyon giriş tarihinden yaklaşık 1 ay önce, erkenden yaşadım.

Korkmayın. Canavarın Çağrısı’nın film uyarlaması o alıştığımız hayal kırıklıklarından biri değil. Elbette kitabı daha güzel. Kitabı “çok” güzel. Fakat film, Patrick Ness’in güçlü kaleminin ve Jim Kay’in insanı derinden etkileyen çizimlerinin gücünü taşıyacak sağlam temellere sahip.

Conor, annesi kanser olan bir çocuk. Conor bir görünmez. Annesinin adım adım hastalıkla olan savaşını kaybedişini izlerken evi çekip çeviren, her şeye karşı dimdik duran ve geceleri de aynı kabuslardan muzdarip bir çocuk o. Görünmez, çünkü onun durumuna acıyan pek çok kişi yaptığı her şeyi görmezden gelir. Bu sırada Conor pasif agresifliğin kölesi olur adeta. Ama teker bir yerde patlar illa ki, değil mi? O şişip duran balona iğneyi batıracaksa kadim bir canavardan başkası değildir.

Sizi uyarıyorum. Bu okuyacağınız en etkili kitap. Bu sizi derinden sarsacak ve salya sümük içinde bırakacak bir film. Ama bu, çivi çiviyi söker etkisinin de en nadide örneklerinden biri.

İçinizdeki canavarı serbest bırakın. Çağrıya kulak verin. Hikâyeleri dizginleyin. Unutmayın, onlar vahşidir ve şimdi içimizdeki vahşiyi keşfette zamanı!

a-monster-calls-trailer

Karanlık Çizimlerin Karanlık Filmi

Canavarın Çağrısı, kitaptaki kimi şeyleri filme hiç yansıtmamış, ama temelini olduğu gibi korumuş başarılı bir uyarlama olmuş. Hem senaryo Patrick Ness’in bizzat kendisinin elinden çıktığı için gönüllerimize de su serpti.

Conor’ın oyuncusu Lewis MacDougall, onun içindeki kabaran öfkeyi güzel yansıtmış. Öte yandan Canavar’ı hem seslendiren, hem de yeşil fonlarda hareketleriyle hayat veren Liam Neeson çok yerinde bir seçim. Conor’ın kabuslarından uyandığı ve önce uzaklardan ona seslendiği, sonra ufukta köklerini sökerek dev bir ağaç-adama (ent diyesi geliyor insanın) dönüştüğü sahneden başlayıp, Conor’a hikâyelerini anlattığı tüm o sahneler boyunca benim hayallerimdekiyle fazlasıyla örtüşüyordu. Özellikle sesinin canavarın doğasına uyumu başarılıydı.

Bu kurgunun en güzel yanı olan canavarın hikâyeleri, filme birebir aktarılmıştı. En çok korktuğum kısım buydu; neyse ki hepsi ne eksik ne de bir şeyler eklenmiş halde çıktı karşıma. Ayrıca Jim Kay’in mürekkep ağırlıklı siyah-beyaz çizimleriyle örtüşen bir yapıya da sahipti. Her hikâyenin siyah bir suluboyanın yayılışıyla başlayıp, 3 boyutlu animasyonlar olarak devam edişi harikaydı. Ayrıca öykülerin ana karakterlerinin hiçbirinin bir yüze sahip olmaması da çok güzel bir sinemasal detaydı.

Öte yandan, kitapta çizimle bir alakası olmayan Conor, sürekli resimler çiziyordu. Annesi gibi. Oysa annesi de kitapta resimle haşır neşir olan biri değildi. Buna özellikle değiniyorum, çünkü bu iki detay filmin sonuna doğrudan etki ediyor. Kitaptaki son filmde olmakla birlikte, birkaç adım daha öteye de götürülmüş durumda ve bu çizim olayına bağlanıyor.

Kitabın başından beri bizimle olan ve Conor’ın toplum içinde görünmez bir bireye dönüşmesine istemeden neden olan en yakın arkadaşı Lily, filmde hiç yer bulmadı. Bu detayın atlanmasına da üzüldüm. Çünkü Lily’nin bu sürece istemsiz katkısı yine bir okur olarak benim için oldukça önemliydi.

Sigourney Weaver, büyükanne rolüne cuk oturmuş. Ne diyebilirim ki, böyle önemli bir rol için biçilmiş kaftan kendisi. Klasik bir büyükanne yerine tam bir iş kadını ve aynı zamanda tam bir ayakları yere basan, yaşlı ve bekar kadın olan Conor’ın büyükannesini omuzlarında rahatlıkla taşımış. Conor ile olan sahneleri ve o malum, 2. hikâyenin anlatıldığı sahnedeki tepkileri muazzamdı. Eh, kendisinin oyunculuğuna diyecek yok. Ama ben özellikle o 2. hikâyenin anlatılışından sonra Conor’ın büyükannesini evinde yaptıklarına tepkilerini çok dikkatli izledim. Harikaydı.

Anne rolünde Felicity Jones‘u izledik. Kendisini yakında vizyona girecek olan Inferno’da da (Cehennem) göreceğiz. Bence Conor’ın annesine düşen payı gayet güzel yerine getirmiş.

Conor’ın tekrar eden kabusu filmde görsel ve taşıdığı duygularıyla güzel biçimde yansıtılmış. Ancak kitabı okuyanlar biliyor ki, o kabustaki uçurumun dibinde bir canavar yatar. Bizim hikâyeci ve kadim canavarımız değildir o. Habistir. İşte o sahnelerin hiçbirinde uçurumun dibindeki canavar yoktu maalesef. Conor umduğum gibi canavara ondan korkmadığını bütün öfkesiyle haykırdı. Ama korktuğu canavardan bahsettiği replik devamında gelmedi, çünkü kabusunda o canavar yoktu.

Conor’a zorbalık eden Harry (James Melville), kurgudaki o küçük ama önemli yerini kitaptaki gibi aynen taşıyor. Oyuncusu James Melville de beni tatmin eden bir başka unsurdu.

Duygular, her şeyiyle birlikte filmin tüm karelerine adeta dokunmuş. Böyle bir kitap için hayati önem arz ediyor bu durum. Yalnız Conor’ın babasıyla (Toby Kebbell) ilgili kimi detaylar filmde yok. Kitapta olduğundan daha kısa süre filmde görünüyor ve evli olduğu Amerikalı yeni eşi ve bebek kızıyla ilgili çarpıcı birkaç detaydan hiç bahsedilmiyor.
Diğer taraftan bakacak olursak, Conor’ın babasını ilk görüşü, yüzündeki o ifade, tüm umutsuzluğun silinişi ve ardından hemen lunapark sahnesine geçiş sinemasal bir başarı. Conor’ın yüzündeki ifadeler, babasıyla karşılaşmasının hemen ardından, resmen ruhundaki coşkuyu ve mutluluğu yansıtır biçimde lunapark sahnesiyle seyirciye somutlaştırılmış. Yönetmen J. A. Bayona’ya burada bir şapka çıkartıyorum.

monster-calls-3

Çivi Çiviyi Söker ve Sökmelidir

Canavarın Çağrısı’nın film uyarlaması, sinema salonundaki pek çok kişiyi gözyaşlarına elbette boğdu. Tıpkı kitabı gibi. Bu da onun bir başka güzelliği aslında.

Bu eserin en önemli yanı, yakınlarını kaybetmek üzere olan kişilerin içlerinde sakladığı o suçluluk duygusunun, suçlu düşüncelerinin bir yansıması olması. Hem de böylesine fantastik bir yöntemle. O nedenle film, özellikle bir yakınını kanserden kaybetmiş kişileri darmadağın edecek, ama aynı zamanda iyileştirecek de.

Annesini kanserden kaybetmiş (tıpkı Conor gibi) bir arkadaşım var. Kitabı okuduğunda gerçekten darmadağın oldu, ama ona çok iyi geldiğini de söyledi. Hikâyelerin iyileştirici gücü, psikanalizin belli aşamalarında kullanılan şeylerdir. Ve canavar en başından beri haklıdır: onlar vahşidir.

Filmle alakası ne bunun peki? Film de kitaptaki gibi, canavarın Conor’ı hikâyeler aracılığıyla iyileştirdiği gerçeğini tüm çıplaklığıyla veriyor. Bu kurgunun kalbinde yatan şey sonuçta. Bunu yapabilmesi onu başarılı kılıyor.

Vahşi Hikayelerin Vahşi Yazarı

Bu karanlık bir film. Çocuk filmi diye giderseniz çocuklarınız oldukça sıkılacak ve siz de ummadık duyguların arasında sele kapılacaksınız.

Patrick Ness, okurunu ciddiye alan bir genç yetişkin türü yazarı. Ayrıca uyarıyorum, kitabın aksine, filmin başları ağır ilerliyor. İngiltere’nin o yağmurlu havasının da basıklığıyla buna kendinizi hazırlayın. Ben hiç sıkılmadım ama böyle bir etkisi olduğunu da belirtmek gerek.canavarin_cagrisi_delidolu

Son olarak, filmin sonunun kitaptan birkaç adım daha ileri gitmesini pek beğenmedim. Neden mi? Kitabı okumuş olanlar için onu bir detaylandırayım. Okumamışlar için ciddi spoiler olacak:

Spoiler Başı

Biz kitap bittiğinde canavarın varlığına en az onun öyküleri kadar inanırız. Ama filmin o birkaç adım daha atıp biten sonu, canavarın varlığını bize sorgulatıyor. Ben canavara inanmış olmayı seçenlerdenim. O nedenle bu sorgulama kapsamlı ekleme benim kabullerime oldukça ters düşüyor ve canımı sıkıyor.

Spoiler Sonu

Ne mutlu ki biz Türkçede Patrick Ness’in harikalarına doyacağız. Canavarın Çağrısı Tudem etiketiyle çıkmıştı. Jim Kay çizimleriyle bezeli baskısı Tudem‘de devam ederken, roman versiyonu (çizimsiz) Delidolu ailesinden çıkmaya hazırlanıyor. Ayrıca şu sıralar sevgili Aslı Dağlı, Yabancı Yayınları için More Than This adlı kitabını çevirmekte.

Bitmedi. Patrick Ness’in o insanın ağzının ortasına vuran kurgularına bayıldıysanız, yine (sözde) genç yetişkin serisi olan Kaos Yürüşü üçlemesine bir bakın derim.

Bu filmi kitabı okumuş biri olarak izledim. Yanımda kitabı hiçbir şekilde bilmeyen ve henüz bitirmemiş iki kişi daha vardı. Sonuç: hepimiz gerçekten beğendik. Kabul, onlar bana göre çok daha fazla beğendiler, fakat bu filmi kötü yapmaz.

Canavarın Çağrısı, sanatsal bir başarı. Filmin sanatsal yönünü ayrıca takdir ediyor, sizlere kitabı şiddetle tavsiye ediyor ve kitaba aşık olup filmden korkanların da yüreklerine su serpmek istiyorum. Ayrıca, kitabı okumamış ve merak edenler için de video incelememizi buraya bırakıyorum.

İyi ki Türkçede okuduk. İyi ki ülkemizde izledik!

Canavarın Çağrısı 11 Kasım‘da ülkemizde vizyona girecek.

Genel Yayın Editörü
2009 yılında Kayıp Rıhtım'a elimi verdim, sonra da ruhumu kaptırdım. Bu yolun devamında çeşitli gazetelerin kitap eklerinde kitap incelemelerim, TRT Radyo 1'de canlı yayın konuğu olarak katılıp kurgu edebiyatını anlattığım 2 yayın, 5 yıldır süren Kahramanın Yol Türküsü adlı kendi edebiyat temalı radyo yayınım, kitap inceleme videoları serim Kayıp Rıhtım İnceliyor ve bir de bonus olarak Oyungezer Dergisi'nin kültür sanat sayfalarında düzenli yazarlığım oldu. Tüm bunların yanı sıra, gerçek hayatın sıkıcılığında, bir bilgisayar mühendisi olarak yaşıyorum. Ama biz ona Clark Kent kimliğim diyelim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Canavarın Çağrısı (Film): Vahşi Hikayelerin Sanatsal Başarısı

Hikayeler vahşidir. Tıpkı filmleri gibi.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün