Çelik Mağaralar: Çelik Kubbeler Bile Suçluyu Saklayamaz

Eğer bilimkurguyla yolunuz bir şekilde kesiştiyse muhtemelen Isaac Asimov’u ve Vakıf Serisi’ni duymuşsunuzdur. Bu durumda, Asimov’un Vakıf Serisi’nde milyonlarca gezegenden kurulu galaktik imparatorluğunun çöküşünü ve küllerinden yeniden doğuşunun hikayesini anlattığını biliyorsunuzdur. (Sanırım burada Asimov’un seriyi yazarken Edward Gibbon’un The History of the Decline and Fall of the Roman Empire isimli eserinden etkilendiğini belirtmekte fayda var.) Eğer Asimov’u veya Vakıf’ı ilk kez duyuyorsanız başlangıç olarak şunu bilmeniz yeterli: Pek çok bilimkurgu okuruna göre, Vakıf yazılmış en iyi serilerden biridir.

Vakıf Serisi hakkında duyduklarınız ilginizi çekti ve seriyi okumaya karar verdiniz diyelim. İşin çetrefilli kısmı tam olarak burada başlıyor. Seriyi kendi içinde bir bütün olarak değerlendirip okumaya başlayabilir ve favori kitaplar/yazarlar listenizde köklü değişimler yapabilirsiniz. Bu seçenek her zaman için mevcut. Fakat buradan sonra hemen şu soruları sormaya başlamanız mümkün. Galaktik İmparatorluk nasıl kuruldu? Efsanelerde anlatıldığı gibi tüm insanlığın kökeni Dünya isimli gezegen mi? Eğer öyleyse insanlık galaksiye nasıl yayıldı? Robotlar nasıl yaratıldılar, daha da önemlisi artık neden yoklar? Bu soruların ve de daha fazlasının cevabı için -daha doğru bir ifadeyle Asimov’un galaktik destanının nasıl başladığını öğrenmek için- Robot Serisi’ne, hatta daha gerilere giderek robot hikayelerine dönmeniz gerekiyor.

Peki Vakıf Serisi’ni tamamladığını iddia ettiğim bu Robot Serisi neyin nesidir? Robot Serisi’nin türü için polisiye-bilimkurgu demek yanlış olmaz sanırım. Sonuçta serinin hemen her kitabı bir cinayet soruşturmasını odak alır ve onun etrafında şekillenir. Ve şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, serinin polisiye tarafı (en güçlü yanı olmamasına rağmen) sıradan dedektiflik hikayelerine taş çıkartacak cinstendir. Bu sebeple seriye sadece bir solukta okuyabileceğiniz bir polisiye olarak başlasanız dahi hayal kırıklığına uğrayacağınızı sanmıyorum.

Normal şartlar altında kitap türleri hakkında uzun uzun konuşmaktan hiç hoşlanmam ama Robot Serisi’nin ilk kitabı olan Çelik Mağaralar (Caves of Steel) bu kural için bir istisna olacak. Çünkü bu kitabın var olma sebebi; Asimov’un polisiye ve bilimkurgunun uyumlu türler olmadığına dair edebiyat dünyasında benimsenmiş olan önyargıyı yıkmak istemesidir.

Aynı Potada Eriyen Farklı Türler

olu gezegenAsimov’a göre bilimkurguyu anlayamayan insanlar arasında onu aşk, macera, kovboy, gizem, spor gibi edebiyatın belli alanlarına yoğunlaşmış türlerinden bir diğeri olarak görmek gibi bir eğilim vardır. Fakat bilimkurguyu özümsemiş insanlara göre ise; bilimkurgu insanların hayatlarındaki bilimsel değişimlere verdiği edebi tepkidir ve bu tepki insanoğlunun bütün tecrübelerine uygulanabilir. Bu sebeple bilimkurgu -insanla alakalı- her şeyi içerir.

Yukarıdaki iddiayı destekleyebilecek, bilimkurgunun diğer edebi türlerle yolunun kesiştiği çok sayıda örnek vardır. Fakat Asimov’un da dikkat çektiği gibi daha önce hiç polisiye-bilimkurgu yazılmamıştır. Bu durum Asimov’a tuhaf gelir. Çünkü kendisine göre bilim de çözülmesi gereken bir gizemdir ve bu perspektiften bakınca bilimkurgu ve polisiye rahatlıkla iç içe geçebilecek türlerdir. Fakat Joh W. Campbell (Asimov’un editörü ve 3 Robot Yasası’nın diğer yaratıcısı) bu türde kitapların olmamasının sebebini Asimov’a şöyle açıklar:

“Doğası gereği bilimkurgu okurlarına karşı adil olamaz. Bir bilimkurgu hikayesinde dedektif rahatlıkla, ‘Senin de bildiğin gibi 2175’ten, yani tüm İspanyolların Fransızca öğrenmesinden beri İspanyolca ölü bir dil. O zaman nasıl olur da Juan Lopez bu kelimeleri İspanyolca söyleyebilir!’ diyebilir ya da garip bir alet çıkarıp, ‘Bildiğin gibi Watson, benim cep mambo-jambom kayıp mücevheri göz açıp kapayıncaya kadar rahatlıkla bulabilir,’ de diyebilir.”

Bu gibi diyaloglar bir bilimkurgu polisiyede sırıtmadan yer alamayacağı için, John W. Campbell bilimkurgu ve polisiyenin uyumlu türler olmadığını iddia eder.

Tahmin edileceği gibi bu argümanlar Asimov’u ikna etmek için yeterli olmaz. Çünkü sıradan bir polisiyede de yazar rahatlıkla okuyucusunu kandırabilir; gerekli ipuçlarını yahut bilgileri saklayabilir, yeni karakterleri aniden ortaya çıkarabilir, kısacası istediği takdirde yazar rahatlıkla bilmeceyi okuyucunun çözmesinin imkansız olacağı bir hale getirebilir. Fakat Asimov’un da dediği gibi, yazarlar bunu yapmaz ve okuyucuya karşı adil davranırlar. Belki ipuçlarını üstü örtülü bir şekilde verirler ama yok etmezler. Önemli olayları sıradanmış gibi ortaya atabilirler, ama ortaya atarlar. Okuyucuyu insafsızca yanlış yönlendirip şaşırtabilirler ama aldatmazlar.

Yukarıdaki kurallara sadık kalındığı sürece polisiye-bilimkurgu yazılamaması için herhangi bir sebep olmadığını düşünen Asimov haklı olduğunu ispatlamak için Çelik Mağaralar’ı yazar. Bu kitap eleştirmenler ve okuyucular tarafından oldukça beğenilir. Asimov kitap basıldıktan sonra kimseden polisiye-bilimkurgu yazmanın imkansız olduğunu duymadığını söyler. Bununla da yetinmeyip, ilk kitabın başarısının tesadüf olmadığını ispatlamak için devam kitaplarını yazar ve ortaya Robot Serisi ortaya çıkar.

Uzaycı İnsana Karşı

Polisiye-bilimkurgu türünün ve Robot Serisi’nin ilk kitabı olan olan Çelik Mağaralar, önemli bir Uzaycı bilim adamının öldürülmesi ve cinayet soruşturmasının Elijah Baley’ye atanmasıyla başlıyor. Dünya ve Uzaycı gezegenleri arasındaki ilişkilerin hassas olması ve öldürülen kişinin konumu sebebiyle, Baley ve Uzaycı gezegenlerinin isteği üzerinde soruşturmada kendisine eşlik edecek partneri R.(robot)Daneel Olivaw davayı kısa sürede çözmek zorundadır. Tam bu noktada, Uzaycı da ne demek veya bir robot cinayet soruşturmasını nasıl yürütebilir soruları aklınızı kurcalıyor olabilir. Bu durumda Asimov’un yapılmasını öğütlediği gibi, okuyucuya adil olmak adına kitap hakkında konuşmadan önce kitabın geçtiği dünya(lar) hakkında konuşmak faydalı olacaktır.

the caves of steelÇelik Mağaralar’da Asimov’un Ben Robot’undan yüzlerce yıl sonrasına gidiyoruz. Bu süreçte beklenebileceği gibi pek çok şey değişmiş. Dünya nüfüsu aşırı derecede artmış ve insanlar devasa yeraltı şehirlerinde (Çelik Mağaralar) yaşamaya başlamışlar. Yiyecek temel besin maddelerinin (maya) geleneksel tarımla değil de fabrikalarda üretilmeye başlanması, insanların şehirlerini terk etmeden yaşayabilmesini mümkün kılmış. Bu durumun sonunda ortaya çok da iç açıcı olmayan bir tablo çıkmış: Bir gezegen dolusu agorofobik insan. Yiyecek kıt olmamasına rağmen (insanlar açlıktan ölmüyor) bir bolluk veya refahtan bahsetmek çok zor. Özetle Dünya’nın geleceği pek parlak değil. Birçok açıdan insanların bugünle benzer ya da daha kötü şartlarda yaşadığını söylemek mümkün.

Asimov’un gelecek tablosu bütünüyle karanlık da değil. Uzaycılar (dünya dışı gezegenleri kolonolileştirip orada yaşamaya başlamış insanlar) nüfus kontrolü ve robotların yaygın kullanımı sayesinde yaşam standartlarını inanılmaz ölçüde yükseltmeyi başarabilmişler. Bu yüksek standartlara ek olarak, kendilerini dünya kaynaklı çoğu hastalıktan korumayı başarıp yaşam sürelerini uzatabilmeleri de göz önüne alınınca, Uzaycıları neredeyse farklı bir tür olarak bile düşünmek mümkün. Bu refahı Dünya ile paylaşmaları pek kolay değil. Çünkü ne Dünyalılar gezegenlerini terk etmek (agarofobi) ne de Uzaycılar kendi gezegenlerini Dünyalılar ile paylaşmak istiyor (hastalık ve nüfus artışı korkusu). Ayrıca bir diğer problemse Uzaycıların zenginliğinin ana kaynağı olan robotların Dünya’da kısıtlı alanlarda kullanılması. Çünkü her gelişmiş robot aç kalmak zorunda olan bir insan demek.

C/Fe Toplumu

Yukarıdaki bilgiler ışığında tekrardan kitaba ve cinayete döndüğümüzde işler ilginç bir hal alıyor. Çünkü cinayet kurbanı olan Roj Nemunnah Sorton, ilk insan formundaki robot R. Daneel Olivaw’ın yaratıcılarından biri. Kendisi robotlarını insanlar arasına gönderip, açık havada ve hatta başka gezegenlerde yaşamaya istekli insanları bulmak için kullanmayı planlıyor. Roj Nemunnah Sorton bana göre Asimov’un C/Fe (Karbon/Demir) toplumlarının birlikte uyum içinde, eşit haklarla yaşayabileceği inancının sembolü. Bu sebeple R. Daneel Olivaw ve Elijah Baley’in birlikte yürüttüğü bu cinayet soruşturmasını, bu sentezin mümkün olup olamayacağının araştırılması olarak görmek mümkün.

Bu kitapta benim en çok ilgimi çeken nokta robot-insan ilişkilerinin Elijah Baley ve R. Daneel Olivaw ortaklığıyla bir cinayet soruşturması içinde irdelenmesiydi. Hikayenin başında robotlardan nefret eden Baley’nin son sayfalarda R. Daneel Olivaw’la kol kola dolaşan Baley’ye dönüşümünü okumak keyifli olduğu kadar düşündürücü de bir süreçti. Ayrıca şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, Baley’in muhakeme ve içgüdüsel dedekliflik yeteneklerinin R. Danel Olivaw’ın mantıklı, tutarlı, önyargısız analizleriyle birlikte iş başında görmek her okurun yaşaması gereken bir tecrübe. Bu ikilinin ortaklığı, robotlarla insanların birlikte çalışabileceğinin, gelecekte robot ve insan dayanışmasının ortaya muhteşem sonuçlar çıkarabileceğinin güzel bir örneği. Fakat ilginç bir şekilde, Asimov’un Vakıf Serisi’nde böyle bir tablo karşımıza çıkmaz. Asimov insanlarla robotların yanyana yaşadığı bir gelecektense robotların insanoğlunun koruyucu meleği olacağı bir senaryoyu yazmayı tercih etmiştir.

Bir Fenomen Olarak R. Daneel Olivaw

Gelecekten bahsetmişken (insanlığın ve robotların geleceğinden) R. Daneel Olivaw’dan bahsetmemek olmaz.

celik-magaralar-2Olivaw her açıdan sıradışı bir robot; insan görünümlü ilk robot olmasının yanı sıra kusursuz bir hafızası, cerebroanalysis (beyin dalgalarının incelenerek insanın yalan söyleyip söylemediğini anlama) yetisi ve son olarak her dedektif robotun ihtiyaç duyacağı adaletin sağlandığını görme ihtiyacı gibi nitelikleri mevcut. Bir robotun adalet gibi soyut bir kavram üzerine kurulu bir özelliği olması ilk bakışta mantıksız görülebilir. Fakat Asimov adaletin sağlanma ihtiyacını yasaların uygulanması olarak tanımlayınca bu çelişki ortadan kalkıyor. Hatta kitapta yasanın adil olmaması gibi bir olasılıktan bahsedilince Olivaw adil olmayan bir yasanın mümkün olmadığını, ifadenin kendi içinde çeliştiğini söyleyerek duruma kendince bir açıklık getirir. Fakat Baley’le birlikte zaman geçirdikçe Olivaw da değişir ya da gelişir demek daha doğru olur sanırım. Yasaların mutlak savunucusu olan Olivaw zamanla yanlış yapan birini cezalandırmaktansa, kötülük yapan birini iyiye çevirmenin daha doğru olabileceği görüşünü dahi benimser. Bu dönüşümü izlemek düşündürücü. Çünkü bu durum bir robotun merhameti öğrenebileceğinin gösteriyor. İnsanlarla robotlar arsındaki farkların bulanık çizgilerle ayrıldığı Asimov evrenindeyse bu olguyu sınırların tamamen ortadan kalkabileceğinin ilk işareti olarak okumak mümkün.

Son olarak kitabın robot-insan ilişkileri kadar önemli bir diğer parçasından, cinayet soruşturması sürecinden bahsedeyim. Ben pek polisiye hayranı sayılmam ve bu türde okuduğum kitap sayısı oldukça kısıtlıdır. Fakat ikilinin cinayeti çözme yöntemi, daha doğrusu izledikleri metodoloji beni etkilemeyi başardı. Ne Baley ne de Olivaw kesinlikle en ufak bir ipucunu bile kaçırmayan, asla yanılmayan mükemmel dedektifler değilller. Fakat suçluyu bulmak için izledikleri süreç beni tatmin etti. Suçla ilgili bilgi topla, eldeki verilere uygun teoriler üret, teorileri doğru sonuca ulaşana ya da eline yeni bir bilgi geçene kadar test et. Fakat olayın çözülme anında, Asimov okurlarına dedektifliğin ipuçlarını toplamaktan daha fazlası olduğunu, bazen olayı çözmek için kumar oynamak gerekebileceğini göstererek, insanla alakalı çoğu şey gibi detektifliğin de göründüğünden daha kompleks ve çok katmanlı olduğunu göstermek istiyor sanırım.

celik magaralar

Asimov’un da dediği gibi bilimkurgu ve polisiyenin füzyon gibi muhteşem biçimde birleştiği bir kitap okumak istiyorsanız Çelik Mağaralar’a bir şans verebilirsiniz. Ya da bir robotun sevilebilir bir şekilde resmedildiği bir hikaye okumak istiyorsanız.

Konuk Yazar: Sinan Narmanlı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çelik Mağaralar: Çelik Kubbeler Bile Suçluyu Saklayamaz

Eğer bilimkurguyla yolunuz bir şekilde kesiştiyse muhtemelen Isaac Asimov’u ve Vakıf Serisi’ni duymuşsunuzdur. Bu durumda, Asimov’un Vakıf Serisi’nde milyonlarca gezegenden kurulu galaktik imparatorluğunun çöküşünü ve küllerinden yeniden doğuşunun hikayesini anlattığını biliyorsunuzdur.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün