Çember: Büyük Birader Zorla Yapacağına Hepimiz İsteyerek Yapsak Nasıl Olur?

Büyük Birader'in sizi zorla izleyip bir şey dayatması korkunç muydu? O halde neden onun istediği şeyleri kendi isteğimizle, hem de büyük bir zevkle yapmıyoruz ki?

George Orwell’in 1984‘üyle kavram olarak hayatımıza giren “Büyük Birader“, aslında Antik Yunan’a kadar dayanan bir sorunun vücut bulmuş haliydi. Platon‘un Devlet adlı kitabında değindiği “Halkı yetki sahiplerinden kim koruyacak?” konusu, Roma’da karşımıza “Quis custodiet ipsos custodes?” sorusuyla karşımıza çıkıyor. Watchmen sevenlerin “Who watches the watchmen?” olarak bildiği bu Latince sözü dilimize “Gözcüleri kim gözleyecek?” şeklinde çevirmek mümkün. Aynı durum “Koruyuculardan kim koruyacak?” sorusuyla da dile getirilebilir.

Büyük Birader doğrudan bir şeyle ya da kişiyle özdeşleşince korkunç bir fikirmiş gibi geliyor. Birinin bizi koruyup kollaması için sürekli izlemesi, adımıza karar alması, bize yapılacakları ve yapılmayacakları dayatması fikri hepimizi ürkütüyor. Ancak son zamanlarda fark ettiğimiz ve pek çok yerde tartışıldığı gibi, aslında Büyük Birader‘in yapmak isteyeceği çoğu şeyi sosyal medya ve teknoloji aracılığıyla kendi kendimize, hem de görünen o ki büyük bir zevkle yapıyoruz. Yani aslında hepimiz birer Büyük Birader‘iz.

Dave Eggers da Çember‘de tam olarak bunu konu ediniyor. Büyük Birader’in dayatarak yaptıracağı şeyleri daha yumuşak bir dille, söz gelimi moda haline getirerek ve sadece olumlu yönlerine odaklanarak uyguluyor.

Çember Kapanıyor

Kitaba adını veren Çember, büyük bir teknoloji şirketinin ismi. Dünyanın en çok kullanılan arama motoruna sahip olmaları ve daha ufak çaptaki teknoloji firmalarını satın almalarıyla bir yerlerden tanıdık gelen Çember’in muazzam bir kampüsü ve hepsi pırıl pırıl çalışanları var. Rüya gibi bir çalışma ortamı sunan Çember, çalışanlarının her türlü ihtiyacını karşılıyor ve en yeni teknolojik oyuncaklarını çalışanlarına dağıtıyor. Karşılığında bekledikleri tek şeyse sosyalleşmeleri. Ama tabii ki bu sosyalleşme internet üzerinden belgelenmeli ve yapılan her şey tüm internet mecraları aracılığıyla herkesin gözüne sokulmalı.

Kitap, ana karakterimiz Mae‘in Çember’de işe girmesiyle başlıyor. Mae’in üniversiteden arkadaşı Annie‘nin birkaç sene önce girip hızla yükseldiği Çember’de çalışmak, Mae için rüya gibi. Çünkü gerek yönetim şemasıyla, gerek çalışma ortamıyla, gerek yaptıkları buluşlarla Çember bütün dünyada çalışılabilecek en iyi yer ve Mae azıcık torpille de olsa artık oranın bir parçası.

Çember’i bu kadar büyük yapan devrimsel yeniliklerin başında GerçekSen adını verdikleri buluşları yatıyor. Facebook gibi bir sosyal medya platformu olması dışında bütün sosyal medya hesaplarınıza ulaşmanızı da sağlayan GerçekSen, neredeyse internet kullanabilmeniz için gerekli bir halde. Çünkü tüm hesaplarınızı tek çatı altında birleştiriyor ve GerçekSen hesabınız olmadan internetteki neredeyse hiçbir şeye ulaşamıyorsunuz.  Bir GerçekSen hesabına sahip olabilmeniz içinse gerçek isminizi, doğrulanabilir adresinizi ve sosyal güvenlik numaranızı kullanmanız gerekiyor. İnternetteki anonimliği ortadan kaldıran bu sistem insanların girdiği sitelere ve yaptığı yorumlara daha çok dikkat etmesini, böylece daha temiz bir internet deneyimi yaşamanızı sağlıyor. Kulağa harika gelmiyor mu? İnternette attığınız her adımın takip edilebilir olması ve sonsuza kadar kayıt altına alması ise bunun için ödemeniz gereken ufacık bir bedel. Bu bedeli ödemeye razı değilseniz Twitter benzeri bir sistem olan Zing‘i kullanıp, sanki herkesin umurundaymış gibi attığınız her adımı ve  tüm fikirlerinizi zingleyemez, sizi umursamayan insanlara üstü kapalı laflar sokamazsınız. Kulağa korkunç gelmiyor mu?

Şirketin bir diğer muhteşem icadı da DeğişimiGör adı verilen küçük kameralar. Son derece yüksek çözünürlüklü görüntüleri uydu aracılığıyla hızlı bir şekilde aktarabilen DeğişimiGör kameraları, hem ucuz hem de pil değişimi gerektirmeden uzun süre kullanılabiliyor. Böylece bu kameraları alıp evinizde veya sokakta istediğiniz bir yere yapıştırabiliyor ve istediğiniz yerden görüntülere ulaşabiliyorsunuz. İstediğiniz kişilere bu görüntülere ulaşma imkanı verebiliyorsunuz. Her yer seyrediliyorken, kim rahatlıkla suç işleyebilir? Buna rağmen suç işlemeye ya da topluma uymayacak şeyler yapmaya cesaret edebilecek birileri çıkarsa yakalanmaları son derece hızlı ve kolay olmaz mı? Böyle güzel imkanlar varken özel hayatın gizliliği falan kimin umurunda ki?

Kitabın genel işleyişi Mae’in iş dünyası ve Çember’deki sosyal ilişkileri üzerinden ilerliyor. Zaman zaman yeni ürünler ve teknolojiler tanıtılıyor. Bu sırada onun aşk hayatına da, aile ilişkilerine de tanık oluyoruz. Bunlar olurken Çember’de çalışan birbirinden minnoş bazı insanlarla ve en az onlar kadar minnoş patronlarla da tanışıyoruz. Şirket temelde üç ortaklı olsa da, bu ortaklardan birisi hiç ortalıkta görünmüyor.

GerçekSen’in mucidi ve şirketin kurucusu Ty fikirlerin arkasındaki beyin ve kendisi fiziksel olarak da arkada. Ortalıkta hiç görünmeyen Ty’ın aksine şirketin tanıtım yüzü olan Bailey ise herkesin her şeyi bilmesi, bilemeyecek olsa bile buna imkanı olması gerektiğini savunuyor. DeğişimiGör kameralarını tanıtırken söylediği “Olup biten her şey bilinmeli” cümlesi ise bu ürünün sloganı haline geliyor. Üçüncü ortak Stenton ise, şirkete neyin daha çok para kazandıracağından ve üretilen teknoloji ya da ürünler üzerinden nasıl daha çok para kazanılacağından sorumlu kişi.

Çember’in kapanması ya da tamamlanması ise, şirketin tüm hizmetlerinin ve ürünlerinin dünya çapında kullanılmasını ifade ediyor. Her yeni teknoloji, her yeni icat insanların hayatını daha çok kolaylaştırıyor ve Mae başta olmak üzere tüm Çember çalışanları ve dünyanın geri kalanı tarafından hızla kabul ediliyor. Her yenilik tanıtılırken Mae ya da Çember’in üç sahibinden ikisinin ağzından sürekli bunların iyi yanlarını öven şeyler duyuyoruz.  Bunların ne şekilde kötüye kullanılabileceği, ne gibi zararları olacağı okurken sizin aklınıza hemen geliyor, ama karakterlerin aklına hiç gelmiyor. Mae’in nadiren görüştüğü eski sevgilisi Mercer arada bir bu olumsuz yönlerden yarım yamalak bahsediyor olsa da, Mae onu hiç umursamıyor.

Çok Satan Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

Çok satan olmanın sadece satış sayısı ve tanınırlıkla değil, anlatım dili ve teknikle de ilgili olduğunu düşünürsek Çember’i de bu şekilde tanımlarken yanılmış olmayız. Dilin akıcı olması kesinlikle sorun değilken, anlatımın son derece basit olması açıkçası biraz sorun. Konu gerçek hayatta yaşadıklarımıza son derece benziyor olsa da ilgi çekici, ama anlatım pek de derin olmadığı için bu açıdan bir keyif almak mümkün değil. Kolay okunabilen kitabın kapağını kapattığınızda aklınızda kalan vurucu bir cümle olacağını zannetmiyorum.

Çember’in atmosferi, 1984’ün aksine epey pamuk şekeri kıvamında. Anlatılan olaylar daha gerçek ve mümkün görünüyor olmasına rağmen her şey tatlı tatlı anlatılıyor. 1984’le kıyaslandığında Çember’in atmosferi, telefonunun duvar kağıdında tatlı bir anime karakteri kullanan bir patron kadar sevimli bir his uyandırıyor. Anlatılan şeyler son derece korkunçken hep günlük güneşlik bir havada aktarılıyor. Kitabın vermek istediği mesaj ve ana karakter açısından bakarsak bu durum son derece normal, ancak ben bunun biraz daha karartılarak ve olumsuz sonuçların biraz daha vurgulanarak verilmesini tercih ederdim. Ancak Eggers her şeyi tozpembe gösterip gözümüze sokarak “Bakın bunlar yanlış, görmüyor musunuz?” demeyi tercih etmiş.

Çeviri ve Editörlük

Siren Yayınları tarafından yayımlanan Çember’in çevirisi Handan Balkara tarafından üstlenilmiş. Daha önce Can Yayınları tarafından Kurt Vonnegut çevirilerinin yayımlandığı düşünülürse Balkara’nın çevirisi kendisinden bekleneceği  gibi son derece temiz ve güzel. Mustafa Çevikdoğan tarafından yapılan düzeltiler içinse söylenebilecek olumsuz tek bir şey bile yok. Yazım hatalarının günlük hayatımızın ne yazık ki kaçınılmaz bir parçası olduğu şu günlerde 493 sayfalık kitapta neredeyse hiç yazım hatası gözüme çarpmıyorsa kendisine teşekkür etmeden geçmek büyük ayıp olur.

Siren Yayınları kitabı Jessica Hische tarafından tasarlanan orijinal kapakla basmayı tercih etmiş. Türkçe baskıya Nazlım Dumlu tarafından uyarlanan kapak rengiyle dikkat çekici, ancak bunun dışında bir şey söylemek mümkün değil. Kapağı fazla beğenmemiş olsam da, neden tercih edildiğini anlamak mümkün.

Eğer distopyalardan, özellikle günümüze çok yakın olanlarından hoşlanıyorsanız, Çember’i mutlaka okumalısınız. Ancak 1984 ya da Cesur Yeni Dünya tarzı bir derinlik beklentisine girerseniz biraz hayal kırıklığına uğramanız mümkün. Çember her ne kadar bu iki kitapla birlikte anılarak tanıtılıyor ve karşılaştırılıyor olsa da, edebi anlamda ve derinlik olarak bu ikisine pek yaklaşamıyor. Benzerleri arasında kolay okunabilir ve çabuk tüketilebilir bir örnek olarak yer alıyor.


Çember’in film uyarlaması için yazdığımız incelemeyi okumak için tıklayın.

Editör
Müzmin arkeolog adayı. Her yerde uyuma konusunda rakipleri Snorlax ve kediler. Fantastik okudukça "Daha okuyacak çok şeyim var," diye kaygılanır. Haftada bir gün Neil Gaiman, bir gün Patrick Rothfuss övmezse içi rahat etmez. Geri kalan günlerin çoğunluğunda Lovecraft över. 4 yaşında atari oynamakla başlayan oyunculuk macerası şiddetle devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çember: Büyük Birader Zorla Yapacağına Hepimiz İsteyerek Yapsak Nasıl Olur?

Büyük Birader’in sizi zorla izleyip bir şey dayatması korkunç muydu? O halde neden onun istediği şeyleri kendi isteğimizle, hem de büyük bir zevkle yapmıyoruz ki?

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün