Deliliği Beklerken | İnceleme

Canavarlarınızla yüzleşmediğiniz sürece, hangi taraf daha çok korkuyor, bilemesiniz.

Pek çok Türk fantastik/bilimkurgu okurunun kendi milletinin yazarlarına dair önyargıları vardır. Evet, benim de var. Sırf bu yüzden yıllarca Türk yazarlara burun kıvırdım, elimi bile uzatmadım. Nerede övgü gördüysem hep bir “acaba?” ile yaklaştım ve param daha kıymetli geldi, almadım. Herkese hak veriyorum bu konuda, kimse parasını boşa harcamak istemez. Ama, yakın zamanda bu önyargılarımı kırdım ve göğsümü kabartarak söylüyorum ki; Ülkemin Yazarları İle Gurur Duyuyorum!

Peki bu kadar konuştum ettim de, neden tüm bu tantana? Çünkü, Dublörün Dilemması’ndan sonra yine bir Türk yazarın kitabı ile geldim karşınıza. Ama bu defa esprili bir dil ve konu beklemeyin. Çünkü Deliliği Beklerken’in konusu, açıkçası bir hayli ürkütücü.

Kitabın arkasından bir söz ile başlamak istiyorum yazıma; çünkü o söz bence kitabı en iyi özetleyen vurguya sahip. Diyor ki;

Canavarlarınızla yüzleşmediğiniz sürece, hangi taraf daha çok korkuyor, bilemesiniz…

Gerçekten etkileyici bir cümle ve buram buram merak kokuyor. Dahası, bu söz tüm kitap boyunca bana şunu düşündürdü: “Ne yani? İnsanın kâbusları ondan korkabilir mi?”. Ama kitabı okurken de böyle bir şeyle karşılaşmıyorsunuz bir türlü.

Konuya gelecek olursak;

Kasım, başkahramanımız, antika dükkânı ve evi arasında mekik dokuyan bir insan ve biz tüm kitap boyunca onunla oluyoruz. Babasının geçirdiği bir cinnet sonucu annesi ve kız kardeşi gözlerinin önünde babası tarafından katledilmiş. Kendisi kaçmayı başardıysa da ufak bir hatırası onunla. Bacaklarından biri aksıyor diyebiliriz bu hatıra için. Kendisi sık sık rüyalar görüyor ve düzenli olarak gördüğü bir rüyasında kendisini bir mezarlık kapısının önünde buluyor. Kapının ardında ise birçok insan var. İşte her şey böyle başlıyor. Kasım’ın düzenli gördüğü bu rüya, karşısına çıkıp kendisinin Cenazeevi Yöneticisi olduğunu söyleyen adam ve rüyalar âleminden sökün edip gerçek dünyaya ayak basan kâbuslar… Anlayacağınız dehşet kapıda!
Deliliği Beklerken’in türü için karanlık fantastik demek bence hayli uygun. Kitabı okurken aslında bir korku romanı gibi geliyor size. “Fantastik bunun neresinde?” diye içimden sık sık geçirmiştim. Ayrıca, kitabın gotik tarzda olduğu da söylenebilir. Ancak içindeki o fantastik yanı son bölümlerde görüyoruz ve roman bir anda o karanlık yanının ardından çok farklı şeyler sunuyor size. Tahmin etmek gerçekten zor. Bu da kitabın farklı ve okunası bir yanı.

Anlatım tarzına bakacak olursak sıkmayan ve akıcı bir dili olduğunu söyleyebiliriz. Anlatım bazı yerlerde boğucu oluyor ancak bunu kötü bir eleştiri olarak söylemiyorum. Çünkü kendi karanlık ve gotik atmosferinden ötürü anlatımın size böyle hissettirmesi bence gayet normal. Bu boğuculuk, sizi içine çeken karanlığın sesi aslında. Bu noktada tek eleştirim, tek karakter üzerinden gidildiği için karakterin attığı her adımı bilmemiz oluyor. Okurken bazı yerlerde birkaç satır atlayarak okudum. Karakterin gündelik ve rutin hayatının her detayı, olacakları merak ederken beni olduğu gibi sizi de zorlayabilir.


Kitaba dair yapacağım en büyük eleştiri “eski ev” klişesine dair olacak. İçinde korku ve gerilim bulunduran pek çok yapımda (ister film olsun ister kitap), “eski ev”, “anılarla dolu, kötü hatıraların yuvası eski ev” olgusunu görüyoruz. Bu kitapta açıkçası ben böyle bir şey beklemiyordum, ama buldum. Kitabın bana göre tek kötü yanı bu eski ev olgusunun kullanılması olmuş ve okurken bununla karşılaşmak açıkçası biraz canımı sıktı. Kitabın kurgusu içinde sürüklenirken bununla yüz yüze gelmek, pek de hoşuma gitmedi. Dahası, eski eve bir de geri gitmek gerekir. Karakterimizin, bana göre, sudan bir sebeple o kötü anılarla dolu eve gitmesi pek mantıklı gelmedi. “Canım sıkıldı, bir eski eve gideyim…” durumu oluyor ki kardeşi ve annesinin katledildiği eve bu nedenle gitmesini yadırgadım. Ancak şunu söylemekten mutluyum ki, kitabın tüm dehşetini eski evde görmüyoruz. Yani ev, bizim için kurguda köşeyi bucağı kaplamıyor.

Son olarak, okurken bazı yerlerde ürktüğümü itiraf etmeliyim. Benim gibi korku filmi izleyemeyen, görünce arkasına bakmadan kaçan biri için şaşılacak şey değil! Ama kitabın ürkütmeyi de başardığı bir gerçek. Tamam, gece uyurken de azıcık tedirgin olmuş olabilirim. Azıcık değil mi? Yahu siz orda mıydınız? İyi peki, azıcıktan birazcık daha fazla… Ama daha fazlası değil!

Okuması zevkli, anlatımı akıcı ve kurgusu ile tahmin edilmesi zor, gerçekten güzel bir eser. Kasım’ın kâbusları ve hayatına giren dehşet ile deliliğin sınırlarında gezinmesini izleyeceğiniz karanlık bir hikâye. Ayrıca, 159 sayfa olması nedeni ile benim gibi bir günde bitirebilirsiniz. Kitabın fiyatı da bir hayli uygun. Piyasada 10 lira olmasına karşın internette daha ucuza bulabiliyorsunuz. Sizin için sorun olabilecek tek şey, bence, kitapta fazla karakter olmamasıdır. Genelde ana karakter ile temastayız ve Kasım içine kapanık biri olduğu için de bir sevgili ve bir arkadaşı dışında kimsesi yok. Karakter alanı dar olduğundan, herhangi bir Türk fantastik okuru (mesela ben) hayli bocalayabilir. Bizler, böyle topyekûn maceralara koşup 8 kişiden aşağı olan ekiplere burun kıvırdığımız için, böyle sınırlı bir kadro başlarda size garip gelebilir 🙂

Son sözüm ise Onat Bahadır için gelsin. Kendisi ile yüz yüze tanışma imkânı bulduktan sonra kitabını aldım. Kayıp Rıhtım olarak katıldığımız, Giovanni Scognamillo için yapılan doğum gününde tanıştığım pek çok değerli yazardan biriydi. Kendisinin hoş sohbeti ve esprili tavırlarıyla yeni tanımama rağmen hem sevdiğim hem de yazarlığını merak ettiğim bir kişi olmuştu. Kitabını okuduğum için gerçekten memnunum. Ayrıca, bu türde çok az eser veren Türk yazarları için de bir katkı olmuş diye düşünüyorum.

Keyifli Okumalar 🙂

Genel Yayın Editörü

2009 yılında Kayıp Rıhtım’a elimi verdim, sonra da ruhumu kaptırdım. Bu yolun devamında çeşitli gazetelerin kitap eklerinde kitap incelemelerim, TRT Radyo 1’de canlı yayın konuğu olarak katılıp kurgu edebiyatını anlattığım 2 yayın, 5 yıldır süren Kahramanın Yol Türküsü adlı kendi edebiyat temalı radyo yayınım, kitap inceleme videoları serim Kayıp Rıhtım İnceliyor ve bir de bonus olarak Oyungezer Dergisi’nin kültür sanat sayfalarında düzenli yazarlığım oldu. Tüm bunların yanı sıra, gerçek hayatın sıkıcılığında, bir bilgisayar mühendisi olarak yaşıyorum. Ama biz ona Clark Kent kimliğim diyelim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Deliliği Beklerken | İnceleme

Canavarlarınızla yüzleşmediğiniz sürece, hangi taraf daha çok korkuyor, bilemesiniz.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün