Goblin Kral: Çok Yaşa (Yarı) Goblin Kral!

Bir zamanlar ezip hor gördüğünüz o yarı elf - yarı goblin çocuk şimdi imparator oldu!

Orijinal adıyla Goblin Empreror, çeviri ismiyle Goblin Kral, gözümü kararttığım kitaplardan biriydi. Ya çevrilecekti ya da ben kitabı İngilizcesinden okuyacaktım. Ben bu gelgitler içinde devinip dururken İthaki müthiş bir atak yaptı ve önce (forumlarımızda) müjdeyi verdi, sonra da kitabı çok geçmeden bizlerle buluşturdu.

Goblin Kral’ın çevrileceğini ben sizden önce öğrenmiştim. Çünkü çevirmeni olarak seçilen A. Orçun Can uzun zamandır Kayıp Rıhtım’ın bir parçasıydı ve tanıdığım da bir insandı. Ayrıca sitemiz için yaptığı amatör çevirileri de bildiğim için gönlüm rahattı. Peki kitap beklediğim gibi olacak mıydı?

Önümüzde Locus Ödülü’nü kazanmış, Hugo ile Nebula’ya ise aday olmuş, tek ciltlik bir roman var. Açıkça söylemeliyim ki tam da hak ettiği konumlara gelmiş. Locus’un tercihleri düşünüldüğünde kazanması anlamlı ama Hugo ile Nebula’da adaylık seviyesinde kalması da bir o kadar mantıklı. Gerçi Hugo’da artık “mantıklı” denecek ne kaldı, o da ayrı bir olay.

Karşınızda, masalların iyicil doğasını ve naifliğini son damlasına kadar taşıyan, elden kolay kolay düşmeyen, akıcı, bol entrikalı bir roman var. Açıkçası Goblin Kral’ı ilk kez kazandığı ve aday olduğu ödüllerin haberlerinden öğrenmiş ve sonra da bekleyenler kervanına katılmış biri olarak, tam da beklediğim gibi bir kitap buldum!

Goblin Kral, okuruna naif başkarakterinin kişiliğiyle pek uyumlu kurgusu ve yan karakterleriyle bir saray entrikası, ama aynı zamanda yepyeni bir çağın da başlangıcını sunuyor. Elfler ve goblinlerin varlığını, büyücülerin ise kurguda aktif rol oynamalarına rağmen büyü yaparken 1 kez görülmelerini saymazsak kurguda fantastik herhangi bir unsur yok. Okur olarak bunu yadırgamıyorsunuz bile, çünkü fantastik elementlerle dolup taşmasına gerek olacak bir kurgu yok ortada. Onun derdi daha başka ve okuru da bu konuda temin ediyor.

Temin etmek demişken, kitabın okuru temin ettiği bir başka kısımsa yazar Katherine Addison’ın zekası. Çünkü Addison, fantastik edebiyatın stereotiplerini yoğurarak, başta bunlara alışmış bizler için hayal etmesi güç, sonrasındaysa “olurmuş aslında” dedirtecek türden bazı küçük hamlelerle kitabını yönlendirmiş. Bunlardan en önemlisi elf ve goblinlere getirdiği bakış. Fantastik stereotiplerinin aksine, genel olarak yüz hatları gelinciği andıran Goblin Kral elfleri dillere destan güzellikte değiller. Tıpkı insanlar gibi güzeli de var, çirkini de. Hatta koyunu andıran komik yüzler, sert yüz hatları gibi karakteristik özelliklere de sahipler. Yani anlayacağınız, elf denilince aklınızda canlanan o ilk imgenin aksine, Addison onları çeşit çeşit yaratmış ve kullanmış. Kitapta ilerledikçe her karakterin “güzel” olması gerektiğine dair olan fikriniz de değişmeye başlıyor ve onları olduğu gibi, sanki insan karakterlermiş gibi kabullenmeye başlıyoruz.

Bir diğer durumsa elflerin “bilge” bir ırk olmaması. Addison burada da onları büyük bir çeşitlilik içine koymuş. Hepimizin aklında yer etmiş bilge elfler yerine, ait oldukları kesimlere ve eğitim düzeylerine göre, tabii bir de karakteristik zeka seviyelerine göre çeşitlilik gösteriyorlar. Addison’ın elflerinden bir Galadriel bilgeliği beklemeyin derim.

Son kısımsa elbette ki goblinler. Elflerin aksine, biz fantastik okurları için kabullenmesi daha zor ama kabullenince de daha eğlenceli olan bir ırk Addison’ın goblinleri. Çünkü onlar ne bodur ve aptallar, ne de kötücül yaratıklar. Ne daha büyük şeytani güçlerin maşası, ne de iki cümleyi bir araya getiremeyen, çirkin lisanlı yarım akıllılar.

Addison’ın goblinleri, hizmetkarlarına da aileden biriymiş gibi davranan, yer yer boyları 2 metreyi bulan, siyaha dönük kopkoyu tenli ve otantik kültürleri olan bir ulus. Ve onlar, kimi elflerin onlara olan bakış açılarına göre bu evrenin zencileri. Hem ten renkleri, hem de kimi asilzade elflerin yaklaşımı bakımından. İşte Addison, stereotipleri evirip çevirerek bize Maia’yı, yarı elf – yarı goblin, o meşhur Goblin Kral’ı sunuyor.

Keser Döner Sap Döner

Maia, yarı elf – yarı goblin bir kral. Tamamen siyasi bir evliliğin sonucu. Onu seven bir anne ve yüzüne bile bakmayan elf imparatoru babanın evladı. Ama o talihsiz bir kaza aynı zamanda. Çünkü imparator babasının siyasi baskılar sonucu, goblin prensesi annesiyle sadece evlendikleri gece birlikte olmaları sonucunda oluşmuş bir bebek. Babası bir daha ne prensesin, ne de oğlunun yüzüne bakıyor. Sonrasında anneyi “annesine benzeyen bir enik” bir “ucube” olarak tanımladığı oğullarıyla beraber sürgün ediyor.

Sürgünde, babasının bir başka sürgün ettiği kişi olan kuzeni tarafından ezilerek büyütülüyor Maia. 8 yaşında annesini kaybetmiş ve istenmediğini hep bilerek fazlasıyla naif ve özgüvensiz olarak yetişmiş bir genç adam o.

Peki ne oluyor? İmparator ve oğulları bir zeplin kazasında ölünce tahtın tek yasal varisi olan yarı elf – yarı goblin Maia, bir anda çok kişinin gözünde bir ucubeyken kendini hiçbir şey bilmediği, bilgisiz bırakıldığı toprakların hakimi olarak buluyor. Ama Maia çok naif bir genç ve imparator olacak karakterden çok uzak. İşte böylece Maia’nın çağı başlıyor. Hükümdar olmak kadar kendi ayakları üzerinde durmak ve bir yandan büyüme sancılarıyla uğraşırken diğer yanda karakterini güçlendirmek için önünde uzun bir yol var. Biz de bu yola masalsı bir şekilde eşlik ediyoruz.

Gün Gelir Hesap Döner

Az da olsa steampunk özellikleri de taşıyan eser, ana konusu saray entrikaları olan ve naif bir çerçevede ilerleyen bir kurgu.

Maia, bir yarı elf – yarı goblin olarak başlı başına yeni bir çağın habercisiyken, kitap boyunca görüyoruz ki bu sembolik yanı giderek güçleniyor. Çünkü naifliği ve özgüvensizliği, istenmediğini hep bildiği ve bir o kadar da iyi kalpliliğiyle hizmetkarlardan, halktan, her kesimden insandan özür dileyebilen yapısı nedeniyle en başta hizmetkarları tarafından “hükümdar özür dilemez!” diye uyarılıyor. Onu gece gündüz koruyan korumaları “arkadaşını olamayız” dedikçe üzülüyor. Ama Maia, bu iyi kalpliliği ve sarayda yetişmemenin verdiği kesim gözetmeyen yapısıyla bir derim adeta.

Kadınların evliliklerle kurulan ittifaklarda bir araç, damızlık bir hayvandan farksız oluşu da özellikle zulüm edilmiş annesinin anısıyla yanıp tutuşan Maia için geçerli değil. Onun varlığı, onun iyi niyetli yaklaşımı kendi ayakları üstünde duran kadınlara da bizzat imparatorun ta kendisinden (ayıplanan) bir destek olacak.

Bir de Saatçiler Loncası var tabii. Geleceği tamamıyla değiştirecek bir icatla hükümdarın kapısını çalmak için bekleyen bir grup mucit…

Bu bakımlardan bakıldığında Maia’nın karmaşık ırkı ve kitap boyunca binlerce yıllık geleneklere ve kast sistemine getirdiği yeniliklerle Katherine Addison’ın tatlı bir sembolizmi o.

Ama tam burada bir de eleştirim olacak. Tabii bu sırada yazarın detaycılığından da bahsetmek gerekecek.

Detaycı Kurgu, Naif Kalmış Yan Karakterler

Katherine Addison bize kitap sonunda 2 rehber sunuyor. İlki, mekanları bir gezgine anlatan ve aynı gezgine (bize) kitap boyunca geçen sayısız isim ve hitap şekillerinin telaffuzlarını belirten bir rehber. İkincisiyse ilkinin 2-3 sayfalık yapısından çok daha uzun, kitap boyunca geçen yüzlerce karakteri ve mekanı açıklayan bir sözlük adeta.

Addison’ın kurgusu saray entrikaları bazlı olunca, asilzadelerle çevrili saray ahalisinin bu denli çok isme ve karaktere sahip olması oldukça mantıklı. Ayrıca Addison’ın geliştirdiği hitap biçimleri de kurguya güzelce yedirilmiş ve okura bulmaca çözer gibi, kitapta ilerledikçe kendisinin çözmesine teşvik eden cinsten.

Ancak severek okuduğum bu tatlı kitabın bir yanı var ki, o da kitaba dair tek eleştirim olacak.

Addison’ın kurgusu, tıpkı Maia’nın iyi ve saf kalbi gibi tertemiz. Maia’nın etrafındaki hizmetkarlarından askerlerine kadar ki herkes ona yardım etmek için fazlasıyla istekli ve bir o kadar iyi. Onu eleştirirlerken bile o kadar da kırıcı değiller. Yarı elf – yarı goblin olarak hükümdarlık tahtına geçtiğinde, beklediğim tüm o içten içe aşağılamalar o kadar da sert vurmadı hani. Hepsi onaylamayan nidalar ve bakışlar mertebesinde kaldı.

Kitabın art niyetli karakterlerinin bile masalsı bir kötücüllüğü var. Maia’nın lehine olan pek çok şey, ona destek olan pek çok kişi var. Yani Maia’nın tahta geçişiyle birlikte onun o iyicil ve saf yapısını tamamlayan birçok yan karakter de onun etrafında konuşlanıyor. Evet, bu kitabı masalsı yapan bir diğer etmen. Hani büyürken okuduğumuz masallarda da hep öyle olurdu ya. Bu bakımdan saygı duyuyorum, fakat bu tam anlamıyla bir masal olmadığı için de kitaba dair tek eleştirim olarak bu yazıdaki yerini alıveriyor.

Çeviri ve Editörlük

A.Orçun Can’ın çevirilerini önceden bildiğim için, beni şaşırtmayan, temiz bir çeviri buldum karşımda. Ancak kendisinin Çevirmenin Çemberi yazısında açıkladığı ve kitabın ismini neden “Goblin İmpataror” değil de “Goblin Kral” olarak çevirdiği kısımda kendisiyle hemfikir olamadım.

Şuna katılıyorum: Goblin Kral adı Goblin İmparator’dan daha ahenkli ve söylemesi daha kolay. Fakat tüm kitap boyunca “kral” sözünün hiç kullanılmadığı düşünüldüğünde ve ortada bir kral yerine bir imparator olduğu düşünüldüğünde kendisinin bu tercihine katılmazken buluyorum kendimi. Bunun dışında, tertemiz bir çeviriydi. Kelime seçimlerinde takıldığım bir yer olmadı.

Editör koltuğunda iki isim var ki bu beni endişelendiren şeydi. Orçun’u tanımıyor olsam aklıma direkt “çeviri çok mu kötüydü?” sorusu gelirdi. Sanıyorum ki İthaki’nin şu sıra bir hayli yüklü olan yayın takviminden ötürü böyle oldu ve Ömer Ezer ile Su Akaydın’ı birlikte editör koltuğunda gördük.

Editörlüğe diyecek hiçbir sözüm yok, ikisinin de ellerine sağlık. Ama, son okuma için diyeceğim bir şeyler var.

Bu derece meşhur ve ödülü de, adaylığı da bilinen bir kitabı ben tertemiz okumayı diliyordum. Kitap okunmayacak durumda değil, hayır. Ancak kimi yerlerde unutulmuş “için”, “kadar” gibi kelimeler, yanlış ek almış sözcükler ve kimi harf hatalarının da varlığını inkar edemem. Hele de kitap bu denli sürükleyici olunca okurken bu gibi şeylerle duraklamak kötü oldu.

Tekrar ediyorum, okunmayacak denli büyük bir sıkıntı yok. Ama hiç olmasaydı bu kitaba daha çok yakışırdı. Kitapta bir son okuma yapan kişi adı göremediğim için de bunu belirtme gereği duydum. Bu da benim bir görevim sonuçta.

Çok Yaşa (Yarı) Goblin Kral!

Goblin Kral, fantastik elementleri az, entrikası bol ve fazlasıyla sürükleyici bir roman. Ben böyle tek kitaplık fantastik dünyalara da ayrıca bayıldığım için daha da keyifle okuduğumu söyleyebilirim.

Her kesimden okuyan, hatta fantastikle alakası olmayan birine bile rahatlıkla tavsiye edilebilecek, içinde hem Orta Çağ’dan kalan hem de Orta Çağ’dan günümüze dek gelmiş olan kimi yanlış toplumsal normları da alttan alta yeren bir kitap bu.

Ben sevdim, eller alsın, eller keyifle okusun. Biz yeni yazılarda görüşelim.

Genel Yayın Editörü

2009 yılında Kayıp Rıhtım’a elimi verdim, sonra da ruhumu kaptırdım. Bu yolun devamında çeşitli gazetelerin kitap eklerinde kitap incelemelerim, TRT Radyo 1’de canlı yayın konuğu olarak katılıp kurgu edebiyatını anlattığım 2 yayın, 5 yıldır süren Kahramanın Yol Türküsü adlı kendi edebiyat temalı radyo yayınım, kitap inceleme videoları serim Kayıp Rıhtım İnceliyor ve bir de bonus olarak Oyungezer Dergisi’nin kültür sanat sayfalarında düzenli yazarlığım oldu. Tüm bunların yanı sıra, gerçek hayatın sıkıcılığında, bir bilgisayar mühendisi olarak yaşıyorum. Ama biz ona Clark Kent kimliğim diyelim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Goblin Kral: Çok Yaşa (Yarı) Goblin Kral!

Bir zamanlar ezip hor gördüğünüz o yarı elf – yarı goblin çocuk şimdi imparator oldu!

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün