Gölge Şehir: Fanusun Dışına Yolculuğun Hikayesi

Sizleri, Ransom Riggs'in kaleminden çıkan Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları serisinin ikinci kitabı Gölge Şehir'i keşfetmeye davet ediyoruz. Gölge Şehir’de tuhaf olmanın dış dünyada nasıl sonuçlar doğurabileceğini keşfetmeye hazırsanız peşimize takılın.

Büyük ölçüde sıradan hayatlarınızdan bir anlığına da olsa kaçmayı ve soluk kesici bir maceranın peşine düşmeyi aklınızdan golge-sehir-kitapgeçirdiğiniz bir an mutlaka olmuştur. Kimin olmamıştır ki? Sonuçta insanın yaşama şevkini kamçılayan en güçlü duygu eşsiz bir serüvenin sunacağı heyecandır. Fakat içtenlikle, ne dilediğinize dikkat etmenizi tavsiye ediyorum. Çünkü sıradan hayatından bıktığı ve büyük babasının anlattığı hikayelere inanmaya başladığı noktada kendini adeta bir tuhaflıklar cennetinde bulan Jacob, her ne kadar soluk kesici tanımını her yönden karşılayan bir maceranın ortasına düşmüş olsa da, son bıraktığımızda pek iyi bir durumda değildi.

Tuhaf çocukların güvenli sığınağı olan yetimhane hortlaklar ve gölgeler tarafından basılmış, Bayan Peregrine bu canavarlar tarafından kaçırılmaya çalışılmış, ymbrynesini kaybeden zaman döngüsü çökmüş ve yetimhane bu yüzden, yıllardır ufak bir zaman sapması sayesinde zararsız atlatılan hava bombardımanıyla yerle bir olmuştu. Üstüne üstlük Jacob kendi zamanından çok daha geride, 1940’ın savaş ve umutsuzluk dolu dünyasında mahsur kalmıştı. Neyse ki Tuhaf çocuklar zorlu bir mücadelenin ardından hortlakları yenerek kuş formunda sıkışmış Bayan Peregrine’i kurtarmış ve kayıklarla, kendilerine uzun zaman ev sahipliği yapan adadan kaçmayı başarmışlardı. Şimdi dönüp bakınca, ilk kitap için sıkı bir son olduğunu söylemem gerekir.

İkinci kitap olan Gölge Şehir’in başında ise Tuhaf çocukları tam da bıraktığımız yerde buluyoruz: Denizin ortasında. Büyük bir felaket atlatan ve evlerini kaybeden, Jakob dışında her biri yüzlerce yaşında olan bu eşsiz çocukların yıllardır kendilerini koruyan fanusun kırık camları arasından çıkarak adımladıkları dünya ise İkinci Dünya Savaşı’nın en alevli döneminde ve canavarlarla dolu bir cadı kazanı. Tuhaf çocukların başlarına yıkılan dünyalarını yeniden rayına oturtabilmek için yapabilecekleri tek şey ise başka bir ybryne bularak Bayan Pelegrine’i iyileştirmesini sağlamak. Tabi hortlaklar tarafından işgal edilmemiş ve ymbrynesi kaçırılmamış başka bir zaman döngüsü bulabilirlerse…

İşte böyle bir belirsizlik ve çaresizlik atmosferinde başlıyor Gölge Şehir. Açıkçası ilk kitaba nazaran daha ciddi bir anlatımla karşılaştığımı söyleyebilirim. İlk kitapta dış dünyanın kötülüklerinde uzakta, kendileri için özel olarak yaratılmış minyatür cennette yaşayan çocukların ve özellikle de, bu cennetin içine çekilen Jacob’un, ikinci kitapta şartlar gereği bambaşka dertlere düşmesi atmosferi baştan aşağıya değiştirmiş. Artık karşımızda bir peri masalı değil, gerilimini bazı kısımlarda oldukça hissettiren, zorlu bir yolculuğun hikayesi var.golge-sehir-fotograf

Tuhaf Olmak: Lanet mi, Lütuf mu?

Bana kalırsa serinin iki kitabı arasındaki atmosfer değişimini vurgulayan ilk durum tuhaflıklara olan bakış açısına yeni bir boyut getirilmesi. O nasıl oluyor derseniz şöyle; Gölge Şehir’de tuhaf olmanın dış dünyada nasıl sonuçlar doğurabileceğini keşfetme fırsatı sunuluyor bize. İlk kitapta tıpkı müzedeki birkaç sanat eseri gibi tanıtılan Tuhaf çocuklara, peşlerindeki savaştan ve her türlü askeri imkana sahip hortlaklardan kaçarken eşlik ediyor ve hikayelerini öğrenme fırsatı buluyoruz. Bu da empati yapmamızı sağlayarak, karakterlere daha da yakınlaştırıyor bizi. Ben ilk kitapta biraz yabancıladığım Tuhaf çocukları, bu kitapta epeyce sahiplendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim.

Tuhaf çocukların, kendilerini o yetimhanede bulmalarının bir sebebi olması gerektiğinin de bu kitapta, hikayelerini öğrendikten sonra iyice ayırdına vardım. Peşlerinde, onları mideye indirmek için dolanan canavarlar bir yana, normal insanların onlara karşı takındığı tutum bile tuhaf olmanın bazen ne kadar zor olabileceğini gözler önüne seriyor. Hele de, bu kitapta varlığından ilk defa haberdar olduğumuz bir ırkın normal insanların elinden çektiklerini okuduktan sonra tuhaflığın çoğu zaman kayıp ve yalnızlık anlamına geldiğini iyiden iyiye görmüş oluyoruz. Fakat ne demek istediğimi tam olarak anlayabilmek için öncelikle Addison ile tanışmış olmanız gerekiyor.

Olgunlaşan Bir Ana Kahraman ve Sadakatin Eşiği

Gelelim baş kahramanımıza. İlk kitapta yalnızca dedesinin anlattığı hikayelerde duyduğu ve uzunca bir süre hayal ürünü olduğunu zannettiği bir dünyaya düşen Jacob, kendisinin de bir Tuhaf olduğunu öğrendikten sonra pek kolay şeyler yaşamadı. Gölgeleri görebilmesini sağlayan yeteneğini daha yeni keşfetmiş olduğundan kendisini tuhaflar dünyasına ait hissetmekte güçlük çekiyordu. Fakat normal insanların dünyasına da uyum sağladığı pek söylenemezdi.

Gölge Şehir’de ise bir daha asla kendi zamanına dönememe ve ailesini görememe ihtimaliyle karşı karşıya kalan Jacob’ı, bir de arkadaşlarını gölgelerden korumak gibi ağır bir sorumluluğun altına girmiş olarak buluyoruz. Zaten yolculuk boyunca sayısız tehlikeyle sınanması bir yana, bir de kendi zamanından uzakta ölmenin korkusuyla cebelleşiyor Jacob. Çünkü diğerlerinden farklı olarak kendi dünyasında hala onu seven bir ailesi olduğu gerçeği aklından bir an olsun çıkmıyor ve onlara geri dönememe ihtimali Jacob’ı kabuslarında bile takip ediyor.

Daha yeni haberdar olduğu yeteneklerinin sınırlarını sürekli genişletmezse yanındaki tüm arkadaşlarının ölümüne sebebiyet verebilecek olduğunun bilincinde olan Jacob için bu yolculuğun sarsıcı olduğunu tahmin etmişsinizdir. Ve sonunda da arkadaşları -hatta sevdiği kız olan Emma- ile kalmak ya da ailesinin yanına dönmek arasında bir seçim yapması gereken ana karakterimizin verdiği kararı da gerçekçi bulduğumu söylemeliyim. Bana kalırsa ilk kitapta aklı karışık bir genç olarak gördüğümüz Jacob’ın, bu kitapta yaşadıklarının etkisiyle olgunlaştığının bir kanıtıydı o karar.

Gölge Şehir, Londra

Londra’ya daha önce hiç ayak basmamış olsam da bu şehir bana hep biraz karanlık ve tekinsiz görünmüştür. Belki ev sahipliği yaptığı korku hikayeleri, belki de tarihindeki karanlık dönemlerden ötürü bu izlenimi edindim, bilemiyorum. Fakat Gölge Şehir’de de bu izlenimime uygun havada, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman bombardımanıyla darma duman edilen bir Londra buluyoruz.

Bayan Peregrine’yi eski haline getirebilmek için yolculuklarının son kısmında, Gölge denilen korkunç yaratıklar ve onları kontrol edebilen Hortlak’larla dolu Londra sokaklarında dolaşan Tuhaf çocuklarımız, buraya ulaşana kadar atlatıkları tüm badirelerin iki katını bir de burada deneyimliyorlar. Londra’daki kısımlardan ayrıca bir başlıkta bahsetmemin sebebi ise tarihle harmanlanmış bu bölümdeki tasvirleri ve olay akışını bir hayli sevmiş olmam. Ransom Riggs dersine iyi çalışmış ve bize hayal dünyasının ortasında gerçekliğinden etkilenebileceğimiz sahneler yaratmış. Bunun yanında Tuhaf toplumuna dair pek çok yeni bilginin ortaya çıktığını görmek de bir okur olarak beni tatmin edip, kafamdaki soruların bir kısmını yanıtladı.

golge-sehir-kitap-resimleri

Genel olarak kitapla ilgili izlenimlerim de bir hayli olumlu. İlk kitabın neredeyse sonlarına kadar süren tanıtıcı ve yavaş tempo, ikinci kitapla birlikte yok olup yerini oldukça sürükleyici bir olaylar silsilesine bırakıyor. Kitaba kendimi kaptırmak için özel bir çaba harcamak ne hacet, bir yerden sonra neredeyse kitabın kendiliğinden akıp gittiğini gördüm. Karakterler arası ilişkilerin güçlendiği ve okurun serinin konusuna gerçek anlamda tutunduğunu düşündüğüm bir kitaptı Gölge Şehir. Oldukça kritik bir yerde sonlandığı için de bu ay raflardaki yerini alan, serinin üçüncü kitabı Ruhlar Kütüphanesi’ni okumak adına iştahımı oldukça kabarttı. Bu kitabı da hesaba katınca gençlik çağına yönelik bir fantastik seri olarak oldukça iyi bir iş çıkarmaya devam ediyor Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları.

Hikayeye yön veren fotoğraflar ise bu kitapta biraz daha artmış gibi geldi bana, ki oldukça da iyi olmuş çünkü kitabın epey heyecanlı bir yerinde azcık mola verip fotoğrafları incelemek oldukça keyifli oluyor. Her biri koleksiyonerlerden özenle toplanmış bu fotoğrafların kitaplara büyük bir orijinallik kattığı kanısındayım. Okuma keyfini oldukça etkileyen bir unsur olan çeviri ise ilk kitapta olduğu gibi yine Aslı Dağlı‘ya emanetti. Ne de güzel oldu. Gölge Şehir’in neredeyse tek oturuşta bitirilecek kadar akıcı olmasında kendisinin çok emeği var. Bu pürüzsüz çevirisi için kendisine teşekkür ediyoruz .

Son olarak serinin yarın beyaz perdede görücü karşısına çıkacak olan Tim Burton imzalı filmini de kaçırmamanızı tavsiye ederim. Bayan Peregrine’i Eva Green‘in oyunculuğundan izleyecek olmak bile filmi cazip hale getiriyor bence. Bakalım Tuhaf çocuklarımız ve onların tuhaf dünyası Tim Burton’un gözünden nasıl görünüyor?

Editör
1996 yılının Ekim ayında İstanbul’da doğdum. Sainte Pulchérie Fransız Lisesi’nde başladığım eğitim hayatımı Galatasaray üniversitesi Karşılaştırmalı Dilbilim bölümünde sürdürmekteyim. Fantastikle Harry Potter sayesinde tanışıp, okuma sevgisi kazanmış çocuklardanım. Aktif olarak Kayıp Rıhtım’da yer almaya ve irili ufaklı yazılar yazmaya devam ediyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gölge Şehir: Fanusun Dışına Yolculuğun Hikayesi

Sizleri, Ransom Riggs’in kaleminden çıkan Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları serisinin ikinci kitabı Gölge Şehir’i keşfetmeye davet ediyoruz. Gölge Şehir’de tuhaf olmanın dış dünyada nasıl sonuçlar doğurabileceğini keşfetmeye hazırsanız peşimize takılın.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün