Gözlemcileri Gözlemleyenin Gözlemi: Yirmi Dört Cümleden Oluşan Bir Öykü

İsviçreli ünlü yazar Friedrich Dürrenmatt'ın uzun soluklu polisiye öyküsü Gözlemcileri Gözlemleyenin Gözlemi’ni sizler için inceledik.

Dikkat: Bu inceleme eserin konusuna dair sürpriz bozan etmenler (spoiler) içermektedir. Kitabı okumadıysanız “Nedir Bu Kırmızı Kürk?” ve “İnsan Nasıl Canavara Dönüşür?” alt başlıklı bölümleri okumamanızı tavsiye ederiz.

***

Gözlenmek her zaman rahatsız edici midir? Peki ya kimse tarafından gözlemlenmemek sanıldığının aksine acı verici olabilir mi? İşte bu soruları soruyor ve sorduruyor İsviçreli yazar Friedrich Dürrenmatt’ın kaleme aldığı Gözlemcileri Gözlemleyenin Gözlemi

Başlamadan önce kitabı elinize aldığınız andan itibaren sizi çevreleyen, gözetildiğinizi her satırda vurgulayan, aslında her an bir gözlemci eşliğinde hayatınızı sürdürdüğünüz gerçeğini yüzünüze vuran bu rahatsız edici fakat bir o kadar da şahane öykünün beni ne kadar etkilediğini söylemeden edemeyeceğim. Peki bu etki kitabın geneline de yayılıyor mu? Gelin, hep birlikte bakalım.

Gözleyen ve Gözlemlenen

Friedrich Dürrenmatt tarafından kaleme alınan öykümüz, von Lambert adlı bir psikiyatrın karısının bir harabede tanınmaz halde ölü olarak bulunmasıyla başlıyor. Karısının cenazesinde yolu yeni çığırlar açmak amacıyla çektiği portre filmleriyle tanınan F ile kesişen Lambert, ona oldukça önemli bir görev veriyor. Lambert karısının ölümünden kendisinin sorumlu olduğunu, sık sık depresyonlar geçiren kadına, karısı gibi değil de bir vaka gözüyle baktığını anlatıyor. Kadının birden çekip gittiğinden ve onu aramak için herhangi bir çaba sarf etmediğinden bahseden Lambert, bunun nedeninin kocasının kendisini gözlemlemeyi sürdürdüğü duygusuna kapılmasını istememesi olduğunu, ama bunun aslında doğru olmadığını, aslında kendisini cinayetin sorumlusu olarak gördüğünü söylüyor. F’dense bu cinayeti filme çekmesini, saptamasını ve gerçeği açığa çıkarmasını istiyor. Sonuçta ortaya çıkacak filmin mesleki kongrelerde ve savcılıkta izlenerek psikoloji bilimine yol gösterici olmasını öngörerek, genç kadına ait günce ve notları F ile paylaşıp onu bu uğurda görevlendirmesiyle öykü şekilleniyor. Kendisine şaşkın gözlerle bakan ekibine rağmen görevi büyük bir tedirginlikle kabul eden F, kafasında dönüp dolaşan binlerce soru ve almış olduğu büyük sorumlulukla birlikte bir yolculuğa çıkıyor.

Bir Mantıkçı Gözünden ‘Gerçekler’

F, kadından geriye kalan günce ve notları tekrar tekrar okuyor ve aldığı sorumluluğun ağırlığını mantıkçı D ile paylaşıyor. D de kadına ait günce ve notları okuyup bir mantıkçı gözünden olayı değerlendiriyor. D’ye göre, kadından kalan her yazılı belge sanki salt gözlemlerden oluşan bir nefret ve tiksinti bulutu. Bu gözlemleri elbette ki kocasına ait. Onun yemek yerken kaç kere ağzını şapırdattığını, kaç kere geğirdiğini, kaç kere dişlerini kaşıdığını, tüm jest ve mimiklerini, tüm istem dışı hareketlerini kaydetmişti. D, von Lambert’in duyduğu üzüntünün aslında iyi bir kocanın eşini kaybetmesi durumu gibi görülse de, aslında bir psikiyatristin hastasını kaybetmesi sonucu başarısız olmasından kaynaklı duyduğu üzüntü olarak değerlendiriyor. Kadının çekip gitmesindeki sebebin aslında gözlemlenmeyi arzulamak olduğunu fakat von Lambert’in tam tersini yaparak kadını gözlemlemeyi bıraktığını ve bunun kadına oldukça acı verdiğini düşünüyor. Sonuç olarak adam kadını bir psikoloji nesnesine, kadın ise adamı bir nefret nesnesine dönüştürmüştü.

Gözlem içinde Gözlem

F ekibiyle birlikte olayı araştırmak için adı verilmeyen bir ülkenin C şehrine gidiyor. F ile ekibi, C şehrinde yaptıkları araştırmalar esnasında her zaman polis teşkilatının gözetimi altında ve bu gözlemlenme duygusu F dahil tüm ekibi tedirgin ediyor. Bu şehirde farklı bir şeyler olmaktadır ve tam olarak tanımlanamayan bu huzursuzluk duygusuyla F ve ekibini aslında bir şekilde şehirden göndermek istemektedirler. Sonunda gözlemlenmenin ve yaşadıkları huzursuzluğun vermiş olduğu ağırlığı kaldıramayan ekip, F ile yollarını ayırıyor. Yoluna tek başına devam eden F, kadının öldürüldüğü çölün yakınlarında bir otelde kalmaya başlıyor ve F çöp kutusunda Kierkegaard’dan bir alıntı bulur.

‘’Ne gelecek? Gelecek ne getirecek? Bilmiyorum, hiçbir şey sezmiyorum. Bir örümcek, belirli bir noktadan hedefine doğru indiğinde, önünde hep ne denli çırpınsa da ayağını basamayacağı boş bir uzam görür. Benim durumum da böyle: önümde hep boş bir uzam; beni öne doğru götürense, arkamda kalmış bir sonuçtur. Bu yaşam ters ve dehşet verici, dayanılacak gibi değil.’’ – Kierkegaard.

Nedir Bu Kırmızı Kürk?

Kitabın belki de en merak uyandıran nesnesi öldürülen kadına ait olan kırmızı bir kürk. Bu kürke ilk olarak Lambert’in F’nin eline tutuşturduğu ve F’nin kadına ait notlar ve güncelerin arasında bulduğu bir atölyenin adresine gitmesiyle, gördüğü kırmızı kürk içindeki kadın tablosuna bakarken rastlıyoruz. Ardından F, C şehrinde bir pazarda gördüğü bu kürkü satın alıyor. Kaldığı otelde Danimarkalı kameraman Björn Olsen ile karşılaşıyor ve Björn, F’yi Jytte Sörensen adındaki bir arkadaşıyla karıştırıyor. Bunun nedeniyse yine gizemli kırmızı kürk oluyor. F’nin araştırmalarını sürdürmek üzere ekibinden ayrılıp kaldığı otele istihbarat başkanı ziyarete geliyor ve gazeteden duyduklarını F’ye aktarıyor. Aslında Lambert’in karısının ölmediğini, kürkünü ve pasaportunu Jyette Sörensen adında bir gazeteciye ülkeye rahatça girebilmesi için verdiğini ve öldürülenin aslında Lambert’in karısı değil, Jyette Sörensen adında bir gazeteci olduğunu söylüyor. Bu şok edici gerçeği öğrenen F birileri tarafından kukla gibi oynatıldığını düşünerek aslında olayları gözleyen kişi değil, gözlemlenen kişi olduğu gerçeğiyle yüzleşiyor.

İnsan Nasıl Canavara Dönüşür?

Kitaba başladığımız andan itibaren Lambert’in karısının öldürüldüğünü ve bunun peşine düşen F’nin gerçek katili bulma yolundaki gözlemlerini okurken, kitabın ortalarına doğru gerçek kurbanın aslında Lambert’in karısı değil, Jyette Sörensen adında bir gazeteci olduğunu öğreniyoruz. Peki ya katil kim? Karısının öldürüldüğünü düşünen ve yaşanan her şeyden kendini sorumlu tutan Lambert, kitabın ortalarına doğru gerçek kurbanın aydınlanmasıyla birlikte temize çıkıyor ve gözler gerçek katili aramaya başlıyor. Kan dondurucu gerçek ise F’nin Jyette Sörensen cinayetini aydınlatmak amacıyla tekrar gittiği çölde, kameraman Björn Olsen’ın havaya uçurulmuş arabasını ve cesedini bulmasıyla başlıyor. Cesedi bulduğu esnada Polyphen takma adıyla F’nin karşısına çıkan yeni bir karakter giriyor işin içine. Bu karakter asıl katilin kim olduğunu ve aslında savaşın insanları nasıl birer canavara dönüştürdüğüyle ilgili felsefik yaklaşımlarını sunuyor bizlere.

Doğayı Gözlemleyen İnsanoğlu

Kitapta belki de en çok hoşuma giden bölüm, doğayı gözlemlememiz sonucu onun da bizi gözlemlediğine dair ipuçlarının, yazar tarafından betimlendiği cümleler oldu. İnsan doğayı gözlemler. Bunu yapmak için bir dizi basit ve karmaşık alet icat eder. Teleskop, mikroskop, dürbün, büyüteç, uydular, uzay araçları, bilgisayarlar gibi. Peki ya insanın doğayı gözlemlemek ve içindeki merak duygusunu tatmin etmek için icat ettiği bu aletler doğayı rahatsız ediyorsa? İnsanın karşısında doğanın hiçbir gizli yanının kalmadığını, sömürüldüğünü ve resmen çıplak hissettiğini, kaynaklarının zalimce tüketildiğini ve buna rağmen nankörce kirletildiğini hiç düşündünüz mü? Doğanın da insanoğlunu incelemeye hakkı yok muydu? Peki doğa ne yaptı? Depremlerin, kuraklığın, sellerin, fırtınaların, yeni virüslerin, hastalıkların nedeni, doğanın insana karşı kullandığı savunma mekanizması olabilir mi? Tüm bunlar, doğanın kendisini gözlemleyen insanoğluna karşı aldığı önlemlerse? Lambert ve karısı arasındaki nesneleştirme, doğa ve insanoğlu için de söz konusu olabilir miydi?

Çeviri ve Kapak

Dedalus Kitap aracılığıyla dilimize kazandırılmış ve her biri bir cümleden oluşan yirmi dört bölümlük eseri Mustafa Tüzel akıp giden bir dille çevirmiş. Baran Güzel tarafından yayına hazırlanan kitabın Emre Yaman tarafından yapılan düzeltileriyse son derece titiz ve düzgün. Altamira Adworks tarafından hazırlanan kitap kapağına gelince, merkezinde konumlanmış kırmızı bir psikolog koltuğu görüyoruz. Kapağın başında yedi adet yeşil göz karşılıyor bizi. Başlıca gözlem aletleri olan teleskop, dürbün ve fener simgeleri kullanılarak ve belli bir kurala göre tekrarlanarak kitap kapağının çerçevesi oluşturulmuş. Yine kapağın ortalarında dört adet büyüteç ve altlarda bir teleskop görüyoruz. Gözlem aletlerinin tekrarlanmasıyla oluşan simgeler ile kitap kapağı klasik bir hava uyandırıyor.

Son Satırlar

Kendimizi gözlemlediğimiz, gözlemlendiğimizi hissettiğimiz, insanları, yaşadıklarını, hayatlarını hakkımız ve haddimiz olmadan gözlemlediğimiz ve insanlar tarafından her an her yerde bizim de gözlemlendiğimiz bu dünyada, aslında gözlemlenmenin bizler için bir ihtiyaç mı yoksa rahatsız edici bir duygu mu olduğunu irdeleyen ve bunu yaparken uzunca cümleler arasında bazen dikkatinizi kaybetseniz de öykünün sarsıcı ve ani atakları ile dikkatinizi tekrar toplayabileceğiniz bu polisiye hikayeyi mutlaka sizlerin de deneyimlemeniz  gerektiğini düşünüyorum. Şimdiden herkese iyi okumalar dilerim!

Paylaşın!
  • 28
    Shares

3 Nisan 1995 tarihinde İzmir’de doğdum. Yaşar Üniversitesi Endüstriyel Tasarım öğrencisiyim. Yaklaşık iki yıldır yurtdışına el işi ürünler satmaktayım. Fantastiğe olan ilgim, çocukluğumu izlemekle geçirdiğim Jurassic Park serisine olan hayranlığım ve dinozorlara olan yoğun sevgim ile başladı. Bunu fantastik seri kitaplar takip etti ve kendim de birkaç deneme yazmakla uğraştım. Anime dünyasına girişim yoğun tavsiyeler üzerine Fullmetal Alchemist ile başladı ve ardından neredeyse tüm türlerden bolca anime izledim. İleride oyun, oyuncak tasarımı alanında çalışmak istiyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gözlemcileri Gözlemleyenin Gözlemi: Yirmi Dört Cümleden Oluşan Bir Öykü

İsviçreli ünlü yazar Friedrich Dürrenmatt’ın uzun soluklu polisiye öyküsü Gözlemcileri Gözlemleyenin Gözlemi’ni sizler için inceledik.

Paylaşın!
  • 28
    Shares

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün