Green Arrow İlk Yıl: Zümrüt Okçu’nun Yeniden Doğuşu

Arrow dizisinin çıkış noktası olan Green Arrow: İlk Yıl’ı inceledik. Bakalım okçumuzun köken hikâyesi hedefi tam on ikiden vurabilmiş mi?

Çocukken en sevdiğim tarihi/hayali karakterlerden biri Robin Hood’tu. Bir diğeri de William Tell. Her ikisi de usta birer okçu olan bu iki halk kahramanının yaşadıklarını, maceralarını o kadar severdim ki gerçek olduklarını, tarihin bir döneminde sahiden de yaşadıklarını hayal etmeyi tercih edenlerdendim.

Gel gelelim, çocukken duyduğum bu büyük hayranlığa rağmen iş çizgi romanlara ve süper kahramanlara geldiğinde ok ve yay kullanan karakterlerle yıldızım hiçbir zaman barışmadı. Artık Robin Hood ile William Tell’in taklidi olduklarını düşündüğümden midir, yoksa onca süper güçlü kötü adama karşı sadece ve sadece basit bir yayla kapışmalarını mantıksız bulduğumdan mıdır, hiç bilmiyorum vallahi. Hâl böyle olunca Hawkeye ve Green Arrow hiçbir zaman favorilerim arasında yer almadı. Özellikle de Green Arrow…

Bununla birlikte Aydınlık Taraf’ın Batman’i tadındaki tavırları, şakacı kimliği, yıllardır süregelen Arrow Mağarası esprisi gibi eğlendirici etmenler sayesinde ilgimi çekmeyi de hep başardı. Her zaman kendisine daha fazla şans vermeyi, onu daha yakından tanımayı istedim. İşte bu yüzden kahramanımızın köken hikâyesini, nasıl ortaya çıktığını anlatan Green Arrow: İlk Yıl’ı görünce yaydan çıkan bir ok gibi atıldım üstüne. Peki aradığımı bulabildim mi? İşte orası biraz tartışılır.

Aydınlık Taraf’ın Batman’i

İlk kez 1941 yılında (Hawkeye’dan 23 sene evvel) ortaya çıkan ve gerçek adı Oliver “Ollie” Queen olan Green Arrow başlangıçta o dönemin (hatta tüm dönemlerin) en popüler kahramanlarından biri olan Batman’e benzetilmeye çalışılmış. Oliver, tıpkı Bruce gibi annesini ve babasını trajik bir kazada kaybeden, milyarder bir gençtir. Gündüzleri çapkın bir iş adamını oynayan, geceleriyse kostümünü kuşanıp Star City’yi suçlulara karşı savunan kahramanımız serveti sayesinde kendisine çeşitli teknolojik oyuncaklar ürettirmiştir: patlayan, bayıltan, ses dalgası yayan oklar vb. Hatta Arrow Mağarası ve Arrow Arabası bile var… Batman’le arasındaki benzerlikler çok bariz sizin de gördüğünüz gibi.

Ama Ollie yıllar içerisinde değişerek Bruce’un ağırbaşlılığı ve ciddi kişiliğinin aksine daha neşeli, esprili, konuşkan ve alaycı bir karaktere bürünmüştür. Yine Bruce’un aksine evliliğe ve aile kurmaya daha yatkın olduğundan Black Canary ile evlenip bir oğla sahip olmuş, konuşkanlığı ve girişkenliği sayesinde Star City’nin başkanlığına dek yükselmiştir. Green Lantern ile uzun süreli bir ortaklığı ve dostluğu da vardır aynı zamanda. Yani gecelerin ketum adamı Batman’e göre çok daha aydınlık, neşeli ve sempatik bir tiptir.

Green Arrow’un kökenine dair ilk detaylara 1959 yılında, Adventure Comics #256’da rastlıyoruz. Yardımcısı Speedy’ye bir gece yatından düştüğünü ve Starfish (Denizyıldızı) adlı bir adaya sürüklendiğini anlatan Oliver, hayatta kalabilmek için eğreti bir yay yapıp avlanmaya başlamış ve bu sayede okçuluk yeteneklerini geliştirmiştir. Daha sonra adada yat hırsızlarına rastlayınca kendine yeşil bir kostüm dikip onları durdurmuş, sahil güvenliğe teslim etmiş ve kendini Green Arrow olarak tanıtmıştır.

Bu hikâye daha sonra Frank Miller’ın Batman: İlk Yıl adlı efsanevi macerasının aldığı olumlu eleştirilerin ardından yayınlanan Year One (İlk Yıl) serisi furyasında biraz daha değiştirilip detaylandırılmış. Secret Origins #38’de (1989) ve daha sonra yayınlanan dört sayılık Green Arrow: The Wonder Year’da (1993) Oliver’ın bir yat partisi sırasında çocukluk kahramanı Howard Hill’le tanıştığı (1938 yapımı Robin Hood filminde başrol oynayan ve arka arkaya 196 okçuluk turnuvası kazanan efsane sporcu ve aktör), içindeki okçuluk aşkının yeniden yandığı fakat daha sonra sarhoş bir vaziyette denize kusarken yattan düştüğü ve Starfish Adası’nda mahsur kaldığı anlatılır. Hayatta kalabilmek için yine kendine derme çatma bir yay yapan Ollie bu kez haşhaş yetiştiricileriyle karşılaşır ve onları adalete teslim ederek adadan kurtulur. Medeniyete, Star City’ye geri döndüğündeyse Robin Hood kostümüyle maskeli bir baloya katılır; ancak sosyetik arkadaşlarının yanında kendini bir yabancı gibi hisseder ve içindeki o vurdumduymaz gencin öldüğünü anlar. Derken sokağın aşağısında bir soyguna denk gelir, tereddüt etmeden okunu ve yayını hazırlar ve hırsızı enseler. Medya kendisine Green Arrow adını taktığındaysa bu isimden nefret eder.

Yeniden doğuşun yeniden doğuşu

Gelelim bu incelememize konu olan ve Çizgi Düşler tarafından dilimize çevrilen Green Arrow: İlk Yıl’a… “İlk Yıl” ibaresini görünce insan pek bir beklentiye giriyor değil, mi? Özellikle de Batman: İlk Yıl’ı okuduysanız… Ama ne yazık ki Green Arrow’un köken hikâyesi bu ibarenin ağırlığını taşıyamıyor. Durun durun, gömmeye başladım hemen. En iyisi sayfaları başa çevireyim.

2007’de Andy Diggle ile Jock ikilisi tarafından hazırlanan tek ciltlik bu mini seri yine aynı temeller üzerine dayandırılan fakat bu kez Starfish Adası’nda yaşananları daha ayrıntılı bir şekilde ele alan, modern bir köken hikâyesi. Oliver Queen trajik bir kaza sonucu ailesini yitiren, büyük bir servete konan ve çocukken okçuluk konusunda yetenekli biri olarak çıkıyor karşımıza. Hatta küçük bir çocukken Howard Hill’le tanıştığına ve ondan övgü aldığına da değiniyor arada. Lâkin sınırsız paraya ama sıfır sorumluluk bilincine sahip olduğundan her şey gibi okçuluğa olan hevesini de bir kenara atıp kendini alkole ve çapkınlığa vermiş artık.

Hackett adında eski bir İngiliz askerini işe alan Ollie, onun yardımıyla kutuplara gidiyor, okyanuslara dalıyor, dağlara tırmanıyor ve her türlü çılgınca şeyi yaparak hayatına heyecan katmaya çalışıyor. Bu esnada Hackett’la aralarında sıkı bir dostluk da kuruluyor. Ya da o öyle sanıyor… çünkü eski askerin “emeklilik” için başka planları var. Gizliden gizliye Chien Na-Wei, ya da Ollie’nin deyişiyle China White (Arrow dizisini izleyenler bu satırı okuyunca sevinçten havaya uçtu şu anda) adındaki bir kadın için çalışan Hackett, Oliver’la birlikte çıktığı bir yat gezintisi sırasında kahramanımıza ihanet edip onu bayıltıyor. Ama China White kafasına iki tane sıkmasını emretmesine rağmen bunu yapamıyor ve onu denize atıp boğulmaya bırakıyor. Tabii işler tahmin ettiği gibi gitmiyor ve Ollie kendini Starfish Adası’nda sahile vurmuş bir vaziyette buluyor.

Genç Oliver kendine geldikten kısa bir süre sonra yanmış bir köyün kalıntılarına denk geliyor, burayı cesurca araştırıyor, elleriyle balık tutuyor, eski bir jeneratörün parçalarından kendine bir yay yapıyor, sırtına yeşil bir yelken bezi atıyor ve kısa sürede ormanda avlanan bir avcıya dönüşüyor. Çok geçmeden buranın o kadar da ıssız olmadığını, adanın haşhaş üreticilerinin eline geçtiğini ve köylülerin esir alınıp zorla çalıştırıldığını keşfediyor. Patronlarıysa China White’ın ta kendisi. Hackett da yanında elbette… Böylece hikâyemiz bir hayatta kalma macerasından intikam öyküsüne, oradan da kendini yeniden bulan ve adalet dağıtmaya karar veren kahraman klişesine evriliyor.

İyi, Kötü, Çirkin

Hikâyenin bundan sonrasını anlatmayacağım ama neler olduğunu az çok tahmin etmişsinizdir zaten. Green Arrow: İlk Yıl’ın sorunlarından biri de bence burada yatıyor: Çok tahmin edilebilir, çok klişe. Evet, biliyorum, elimizdeki en nihayetinde 1959’dan beri süregelen bir köken hikâyesinin yeniden anlatımı ve bazı şeylere sadık kalması şart. Bununla ilgili bir sorunum yok. Asıl mesele ıssız adada kalan Oliver’ın bir anda aslan kesilmesi. O sarhoş ve züppe şehir çocuğu bir anda gidiyor ve yerine azimli, elinden her iş gelen biri geliyor. Hâlbuki “ıssız adada kalan adam” klişesinin bunca yıl sonra bile çok güzel işlenebileceğini gösteren Castaway (Tom Hanks) gibi bir örnek var önümüzde.

Eski Green Arrow’larda Oliver’ın küçükken nasıl okçuluk dersleri aldığı anlatılır mesela, ama bu kez öyle bir şeyin esamesi bile geçmiyor. Dahası annesiyle babasının nasıl öldüğünden, bunun onun üzerinde nasıl etkileri olduğundan da hiç söz edilmiyor. Ama Oliver neredeyse yayıyla sadağını eline alır almaz üstün bir başarı gösteriyor. Hadi onu geçtim, elimizdeki bir süper kahraman çizgi romanı sonuçta; adamımızın üstün yetenekli olduğunu takmak komik kaçabilir.

Gel gelelim senaryoda da mantık hataları var. Örneğin Oliver bir noktada düşmanlarından kaçarken sahilde eski yatıyla karşılaşıyor. Onca yer varken gelmiş, bu adada kıyıya vurmuş. Dahası içine saklanıp burada üç-dört gün kendinden geçmiş bir hâlde yatıyor veee teknelerle, botlarla, makineli tüfekli gruplarla adanın her yerinde onu arayan düşmanları bu süre zarfında onu bulamıyor. Adada. Sahilde dımdızlak duran bir yat. Kimse görmüyor… Onu da geçtim, Oliver kendine geldikten sonra düşmanlarının dikkatini çekebilmek için tekneyi yakıyor! Belki de adadan tek kaçış yolunu… Yahu madem kimse bulamıyor, saklasana şunu! Yok… Yakması lazım, ormanda ağaç sıkıntısı var çünkü…

Onu da geçtim, esir kadınlardan biri Oliver’ı bir noktada kurtarıp ona yardım ediyor. Ama adını hiç söylemiyor. Buna rağmen Oliver birdenbire ona ismiyle hitap etmeye başlıyor. Hadi onu da geçelim, bir de Hackett var. China White’tan ödü kopmasına rağmen arkadaşlıklarının hatırına Oliver’a kıyamıyor, öldüremiyor onu yatta. Daha sonra ormanda tekrar karşılaştıklarında onu gördüğüne bir parça seviniyor. Esirlerin gördüğü muameleye katlanamıyor. Diyorsunuz ki bu adamın içinde bir parça iyilik var, düzelecek, doğru yola girecek. O ışığı veriyor çünkü. Ama yok! Bir karede Oliver’a üzülürken bir sonrakinde onu öldürmek için canla başla çalışıyor. Çok karaktersiz adam, ama karakteri otur(tula)mamış anlamında… China White da kötüyüm ben, kötüyüm, kötüyümden ileri gidemeyen, hiç gelişme göstermeyen bir karakter olmuş ne yazık ki… Green Arrow’un da o ciddiyetten uzak, şakacı tavırlarının kitapta yer almaması beni üzen bir diğer nokta oldu.

Peki bu kadar gömdüm, hiç mi iyi yanı yok bu öykünün? Var efendim, var. Bir kere Green Arrow isminin nereden çıktığına dair gayet zekice ve anlamlı bir açıklama görüyoruz bu sefer. Ve okurken insanın bayağı hoşuna gidiyor. Ek olarak eğer Arrow dizisinin müptelasıysanız bu çizgi romanı benden çok çok daha fazla seveceksiniz demektir. Çünkü her sezon sürekli bahsi geçen “o adada” neler olduğunu birinci elden öğrenme şansını yakalıyorsunuz. Zaten dizinin çıkış noktası da bu çizgi romanın ta kendisi. China White karakteri ilk kez burada ortaya çıkıyor mesela. Ek olarak yazar Andy Diggle’ın soyadı size bir yerlerden tanıdık gelecektir. Çünkü dizideki John Diggle karakteri ona ithafen yaratılmış, hatta kardeşi olarak tanıtılmıştır. Tüm bu ayrıntılar Arrow hayranlarını mutlu etmeye fazlasıyla yetecektir kanımca.

Cildin bir diğer güzel yanıysa o şahane çizimler. Jock takma adıyla çalışan Mark Simpson’ın işlerini daha önce Batman: Kara Ayna ve Savage Wolverine gibi eserlerde görmüştük zaten. Ve o ciltlerle Green Arrow’u yan yana koyduğunuzda çizerin ustalığını hemen fark edeceksiniz. Batman: Kara Ayna ne kadar karanlık ve karamsar, Savage Wolverine ne kadar kanlı ve kırmızıysa Green Arrow da o kadar güneşli ve yeşil. Tarzını çizdiği işe göre bu kadar başarılı bir şekilde değiştirebilen çizer sayısı çok azdır herhâlde.

Batman (Jock)

Ek olarak her sayının kapağı muhteşem. Dahası her seferinde önce büyük bir görsel gösterip, arka sayfada onun büyütülmüş ve başka bir noktaya odaklanmış hâlini sunarak kapak görsellerinde güzel bir atraksiyona gitmiş çizer.

Son olarak çeviri ve editörlüğe de değinip haddinden fazla uzayan bu incelemeyi sonlandırıyorum izninizle. Genelde çok başarılı, hatta imrenilesi işler çıkaran Tulgan Köksal ve Sinan Okan bu ciltte birazcık iş kazası yaşamış. Bir iki yerde harf hatalarına rastladım. Bir yerde de kahramanımızın sodayı olan Queen’i olduğu gibi bırakmak yerine yanlışlıkla Kraliçe diye çevirmişler. Ama bunların haricinde rahatça okunan, güzel bir çalışma çıkmış ortaya. Ki benim bu dediklerim ilk baskısı için geçerli; Çizgi Düşler’e bu hataları ilettiğimde durumun farkında olduklarını belirttiler, özür dilediler ve ikinci baskıda düzelttiklerini söylediler. Gösterdikleri bu ciddiyet ve özenle alkışı hak ediyorlar.

Toparlamam gerekirse, Arrow dizisinin iflah olmaz bir hayranıysanız Green Arrow: İlk Yıl’ı okumamak için hiçbir nedeniniz yok. Hatta muhtemelen çok seveceksiniz. Çizgi Düşler’in dizideki karakteri konu alan Green Arrow: Yeni 52 ciltlerini de dilimize çevirdiğini hatırlatayım. Karakterle ilk defa tanışacak olanlar da yine bu cildi tercih edebilirler. Öte yandan benim gibi keçi sakallı, şakacı Green Arrow’u seviyorsanız aradığınızı tam manasıyla bulamayabilirsiniz.

Genel Yayın Editörü
On beş yılı aşkın bir zamandır fantastik edebiyat, bilimkurgu, çizgi roman ve bilgisayar oyunlarıyla haşır neşir oluyor. Fantastik edebiyat alanında dört basılı kitabı bulunan yazar, Kayıp Rıhtım'ın yanı sıra Oyungezer dergisinde de serbest editör olarak çalışmakta, çeşitli yayınevlerinde çevirmen ve editör olarak görev almaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Green Arrow İlk Yıl: Zümrüt Okçu’nun Yeniden Doğuşu

Arrow dizisinin çıkış noktası olan Green Arrow: İlk Yıl’ı inceledik. Bakalım okçumuzun köken hikâyesi hedefi tam on ikiden vurabilmiş mi?

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün