Haykıran Merdiven: Durduk Yere İnsanı Tatile Çıkartan Bir Hayalet Hikâyesi

Bartimaeus Üçlemesi ile tanıdığımız yazar Jonathan Stroud'un hayaletlerle dolu son serisi "Lockwood ve Ortakları"nın ilk kitabı Haykıran Merdiven'i inceledik!

Daha az sıkıcı şeyler okuduğumda ruhumu tatile çıkartmış gibi hissediyorum. Tatilleri pek sevmem, genelde kötü geçer. Ama bazen, beklemediğim anlarda gerçekleşenlerden sahiden keyif duyarım. Hiç hesapta yokken karşıma çıkan bu kitapta da işte böyle hissettim. Kolay sürüklenen, kolay uyum sağlayan ve çabuk şaşıran biri değilim. O yüzden Haykıran Merdiven’i bitirdiğimde kalkıp üzerine birkaç söz söyleme gereği hissettim.

Yazar Jonathan Stroud’u ülkemiz okurları Bartimaeus Üçlemesi ile zaten yakından tanıyor ve seviyor. Haykıran Merdiven, yazarın okuduğum ilk kitabı oldu. Akılçelen Kitaplar tarafından yayıma hazırlanan Lockwood ve Ortakları serisinin başlangıç romanı kendisi. Seri yurt dışında beşinci macerasıyla devam ederken bizler ikinci cilt olan Fısıldayan Kafatası ile daha geçen yıl tanışabilmişiz.

Londra’da, alternatif bir gerçeklikte geçen nefes kesici bir hikâye bizleri bekliyor bu ciltte. “Sorun” olarak tanımlanan, Britanya’yı etkisi altına almış musallat vak’aları öykümüzün ana merkezi. İngiltere uzun yıllardır sürmekte olan bir hayalet istilası altında ve bu durum artık kanıksanmış durumda. Hayaletlerle mücadele etmek için genç yaşta ve psişik güçlere sahip olmanız gerekiyor. Tüm bu musallat vak’aları için de çeşitli ajanslar var. Yetişkinlerin gözetimindeki bu ajanslar hayaletleri bulup onları rahata erdirmekle görevli.

Lockwood ve Ortakları şirketinin ise bir yetişkin gözlemcisi yok. Ufak çapta bir araştırma şirketi ve maddi durumları da pek iyi değil. Anthony Lockwood, Lucy Carlyle ve George Cubbins adlı gençler, Lockwood ve Ortakları’nın kaderini belirlemek üzere.

Hikâyeyi Lucy Carlyle’ın gözünden okuyoruz. Yazar Jonathan Stroud’u en çok takdir ettiğim nokta, romanın kurgusunu biçimlendirme şekli üzerine oldu. Benim gibi kolay sıkılan ya da yeni bir dünyaya adapte olmakta zorlanan, sabırsız okurlar için; öykü henüz kitabın ilk sayfasından çok hızlı ve aksiyonlu bir şekilde başlıyor. Bir yandan karakterleri ve kitabın dünyasını tanımaya çalışırken bir yandan da kendinizi sonraki sayfayı merak ederken buluyorsunuz. Burada Stroud’un tuzağına düştüğümü elli küsuruncu sayfaya geldiğimde memnuniyetle fark edip kitaba devam etmek durumunda kaldım. Bu da kocaman bir “iyi ki” demek.

Yeni bir davanın tam ortasında başlayan macera, sayfalar ilerledikçe Lucy’nin ajan olmaya başladığı ilk günlere de geri dönmeyi ihmal etmiyor. Ve sonra, hop tekrar günümüz! Doğru yerde, hikâyenin doğru yanları gösterilince gerçekten de mutlu oluyorum. Bazen bir okuru mutlu etme yolunun basit bir kurgu oyunundan geçiyor olması çok tuhaf. Ama nedense bugünlerde karakterin çağrıyı almasıyla başlayan ve ormana girip kendisini geliştirdiği, başına işler aldığı Kahramanın Yolculuğu formatından iyice sıkılmış durumdayım. Basit hilelerle aynı olayı biraz farklı bir şekilde yemek bu yüzden beni memnun ediyor.

Bu mantıkla kaleme alınmış pek çok fantastik kurgunun olduğunu biliyor olsam da, Lockwood ve Ortakları’nın ilk cildini özel kılan şeyin ne olduğunu sık sık kendime sordum. Gençlerin hayaletli olayları çözdüğü, heyecanlı ve bir o kadar da ürkütücü sayısız eser örneği verilebilir. Ama ben, hikâyeyi ilgi çekici ve samimi kılan birkaç nokta olduğuna inanıyorum. Bunlardan ilki yazarın kurmacası için yarattığı dünya, diğeriyse karakterlerinin problemlere yaklaşırken gösterdiği samimiyet. Haykıran Merdiven’de gördüğümüz dünya aşırı özgün bir yapıda değil. Örneğin hayaletleri defetmek için kullanılan tuz, demir gibi silahlar okura yeni bir deneyim sunmuyor. Ancak ajansların birbirleriyle olan mücadeleleri, okurken duyduğunuz aidiyet hissi ve en önemlisi karakterlere inanıyor olmanız sizi o dünyanın bir parçası yapıyor. Hal böyle olunca, Lucy kötücül bir kalıntının üzerine tuz bombası fırlatırken siz de olanca heyecanınızla ona eşlik edebiliyorsunuz. Lockwood ve Ortakları’nın, Londra’nın en büyük ajanslarından birisi olması için içten içe dua ediyorsunuz. Anthony Lockwood’un karizmasından etkileniyor, George’un sivri dilinin hedefi olmamak için siper alıyorsunuz. Lucy ile birlikte içgüdülerinizle girdiğiniz savaşın sonucu için, yüzlerce sayfayı arkanızda bırakmaya hazırsınız.

Kitap kesinlikle akıcı. Polisiyesi tam tadında ve fantastik kurgu sevenler için güçlü bir referans. Okurken biraz Wardstone Günlükleri’ni, biraz da Dresden Dosyaları’nı anımsadım. Henüz ilk kitaptan ilerisi için konuşmak biraz erken olabilir ama gönlümde özel bir yere sahip olan Wardstone’u geride bırakabilecek bir seriyle karşı karşıyaymışım gibi hissettiğimi de saklayamayacağım.

Kitabın kendi dünyası için yarattığı yeni dil, sondaki sözlükte güzel bir şekilde tanımlanıyor. Tip Bir, Tip İki, Malez, Miazma, Plazma, Haylaz ve dahası pek çok tanım hikâyeyi takip ederken dikkatinizden kaçması durumunda güvenli bir sığınak olarak sizi bekliyor. Romanı bitirdikten sonra sözlüğü baştan sona bir kez daha okudum ve böylesine dolu bir dünya yarattığı için Stroud’a yeniden teşekkür etmek istedim. Sonsuz detaylı evrenler (Brandon Sanderson’ın kitapları gibi) içimi daralttığı için, tam kıvamında bir derinlik bulduğumda hemen içine atlayasım geliyor. Ama buradan kolay ya da basit bir evrenle karşı karşıya olduğunuzu da düşünmeyin. Sadece, bazen o kadar detay vermeden de harika bir hikâye anlatılabileceğine inanın, yeter.

Haykıran Merdiven, sarmal yapılı bir öyküye sahip. İç içe geçen çözümlerle hikâyeden bir an olsun uzaklaşmanıza izin vermiyor. Okura en başından beri sahipleneceği karakterler ve coşkulu bir dünyanın içine fütursuz bir dalış deneyimi sunuyor. Kitabı tatmin olmuş bir şekilde kapattım ve ikinci cilt için şimdiden sabırsızlanmaya başladım bile.

Belgin Selen Haktanır tarafından Türkçeleştirilen kitabın çevirisi, özellikle kendine has dili nedeniyle, kulağıma gayet isabetli geldi. Boğaç Erkan’ın yayına hazırladığı kitap, Işıl Zaimoğlu ve Koray Sel tarafından redakte edilmiş. Ancak redaksiyon konusunda ciddi sıkıntılar yaşandığını itiraf etmekten de geri duramayacağım. Bazı imla hataları öyle yerlerde sizi kitaptan kopartıyor ki, görmezden gelmek için sadece kitabın sürükleyiciliğine sığınabiliyorsunuz. Ama yine de bir sonraki sayfaya geçmek için unutulmuş ya da fazladan basılmış birkaç harfin lafını etmek istemiyorsunuz.

Farklı bir dünya özlemi çekenlere, karanlık ama yine de orada olmayı arzulatacak türden bir kapı aralıyor Stroud. Televizyon dizisine uyarlanması da gündemde olan Lockwood ve Ortakları’nın adını daha çok duyacağız gibi görünüyor. Dilerim serinin devam kitapları da kısa zamanda dilimize kazandırılır ve Lucy ile arkadaşlarının akıbetini bir an önce okumaya devam edebiliriz.

Yayın Editörü
1993 İstanbul. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü mezunuyum. Çeşitli kısa ve orta metraj film projelerinde yer aldım. Öykü ve senaryo üzerine çalışıyorum. Öykülerim kimi dergi ve fanzinlerde yayımlandı. 2013'ten beri üç arkadaşımla birlikte Marşandiz Fanzin'in makinistliğini yapmaya devam ediyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haykıran Merdiven: Durduk Yere İnsanı Tatile Çıkartan Bir Hayalet Hikâyesi

Bartimaeus Üçlemesi ile tanıdığımız yazar Jonathan Stroud’un hayaletlerle dolu son serisi “Lockwood ve Ortakları”nın ilk kitabı Haykıran Merdiven’i inceledik!

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün