Hiçlikten Gelen Kız: Kıyamet Sonrası Türünde Takdire Değer Bir Eser

Hiçlikten Gelen Kız, kıyamet sonrası türünde mantar gibi biten türdaşlarını büyük farkla solluyor.

Vampir edebiyatının anlattığı yaratıklar kadar ölümsüz olduğu bir gerçek. Eğer dünya hala yerli yerinde duruyorsa bundan yüz yıl, iki yüz yıl ve belki daha sonraları da bu türe eklenen yeni bir eser bulmak bence mümkün olacak. Tabii bundan şikâyetçi olduğumu söyleyemem. Ne de olsa bu türün tutkunu olduğum bir gerçek.

Vampir edebiyatı kadar sevdiğim bir başka tür varsa o da kıyamet ve kıyamet sonrası edebiyatıdır. Kimi zaman fantazi, kimi zaman bilimkurgu, kimi zaman korku alt yapısıyla servis edilen bu tür, aslında ister istemez çoğunlukla distopyayı anlatır ki bana göre bu da gerçek insan doğasını anlatmak için kullanılabilecek en elverişli yollardan biridir. Bu yüzden, özellikle bu temaların üstüne kurgulanmış eserleriyle daima dikkatimi çeker. Hele bir de işin içine vampir girdiyse işte o zaman tabiri caizse “tadından yenmez”.

Justin Cronin‘in yazdığı üçlemenin ilk kitabı olan ve dilimizde Hiçlikten Gelen Kız adıyla yayımlanan The Passage‘a aslında tamamen başka bir şey ararken rastladım. Şöyle ki, özellikle araştırma yaptığım dönemlerde zaman zaman tema maratonları yaparım; yani bir tema belirler ve bu temaya ait pek çok kitabı ardı ardına okurum. Ta ki kurgular kendini tekrarlamaya başlayana dek. O sıralar da zombi/kıyamet tema maratonunun tam ortasındaydım ve okuyacak değişik bir şey kaldı mı diye listeleri didiklerken, yan panellerden birinde tavsiye olarak Hiçlikten Gelen Kız’ı gördüm.  Künyesini okuyunca bir an tereddüt ettim, çünkü vampir temalı maratonumu bitireli çok olmamıştı ve bu yüzden kan emicilere bir süre ara verme taraftarıydım. Ancak konu o kadar ilgi çekiciydi ki, gene dayanamayıp aldım. Zaten başıma ne geliyorsa, hep bundan geliyor. hiclikten-gelen-kiz

Vampir kıyameti temasını ilk işleyen elbette Justin Cronin değil. Kaldı ki aklıma ilk gelen Ben Efsaneyim  (I am Legend – Richard Matheson) ile başlayıp, Ölümcül Tür (The Strain-Guillermo Del Toro) dem vurup, Suffer The Children (Craig DiLouie), Vampire Apocalypse (Derek Gunn) gibi yenilerden birkaç tane sayabilirim. Aradan sıyrılan bu birkaç örneğin haricinde, türe eklenen ürünler say say bitmez.  Çünkü bu karışım son günlerde özellikle de genç-yetişkin serileri bazında adeta seri üretime geçmiş gibi görünüyor.

Hiçlikten Gelen Kız bu noktada aradan sıyrılarak mantar gibi biten türdaşlarını büyük farkla solluyor diyebilirim.  Kurgu olarak Mahşer (The Stand-Stephen King), Yol (The Road -Cormac McCarthy) ve Swan Song (Robert McCammon)’u hatırlatsa da, sayılan iyi örneklerin yanında yerini alacak kadar da farklı ve ustalıkla kurgulanmış.

Gelelim kitabın konusuna. Her zaman olduğu gibi insanlığın başındaki en büyük bela, yani sonsuza kadar yaşama isteği, elbette herşeyin başlangıcı ve sonu oluyor. Özetle, hükümet ve ordu tarafından yürütülen, insanı fiziki olarak güçlendireceği ve yaşam süresini uzatacağı varsayılan antik bir virüs üzerinde yapılan deneyler fena halde çuvallıyor ve kontrolden çıkarak büyük bir hızla dünyanın sonunu getiriyor.

Kitabın ilk bölümüne üçlemenin ana kahramanı Amy‘nin hikâyesi ile başlıyoruz. Hikâye ilerledikçe eş zamanlı olarak hükümetin balta girmemiş bir bölgeye yolladığı araştırmacıların virüs ile karşılaşmasına, sonrasında virüs için denek olacak idam mahkumları toparlanırken son denek olarak Amy‘nin yakalanmasına ve virüsün denekler üzerindeki beklenmedik etkileriyle birlikte kontrolden çıkarak dünyaya yayılıp kıyameti başlatmasına şahit oluyoruz.

İkinci bölümde hikâye kıyametten yaklaşık yüz yıl sonra başlıyor. Popülasyonun büyük kısmı ya ölmüş ya da dönüşmüştür. Dönüşenler, hayatta kalanlara oranla çok fazladır ve geri kalanı da kendilerine katmak için pusuda beklemektedir. Hayatta kalan yüz kişilik bir koloni, kıyametin hemen ardından kendilerini yaratıklardan korumak için derme çatma bir kale inşa etmiş ve bir süredir burada hayatlarını devam ettirmeye çalışmaktadır. Dünyanın geri kalanından habersiz, kapalı ve katı kuralları olan bir toplum yaratmışlardır. Onlara göre bu önemli kurallar, dünyanın bu yeni düzeninde hayatta kalabilmek için gereklidir. Arada bir iki çatlak ses olsa da, düzen tıkırında işlemektedir.

Tam her şeyin yolunda olduğunu düşündükleri bir sırada, basit bir arızayla birlikte, hayatta kalmaları için gerekli olan en önemli şeyi, yani elektriği kaybedeceklerini öğrenirler. Ve bu, onlar için ölüm veya dönüşüm demektir. Çünkü korunaklı kalelerini geceleri yaratıkların saldırılarından koruyan tek şey ışıktır.

Gönüllü bir grup arızayı gidermek için gerekli olan parçayı bulmak amacıyla yollara düşer. Yollar tehlikelerle doludur. Bu yolda Amy ile karşılaşırlar. Amy, virüslü olmasına rağmen diğerleri gibi insanlığını kaybetmemiştir. Virüslülerle iletişim kurabildiği ve insanüstü güçlere sahip olduğu halde, o bir yaratık değildir.

Kaderi değiştiren bu karşılaşmanın ardından hikâye gelişiyor ve hızlanıyor.

Açıkçası bir başka kitap olsa belki işin zevkini bozmaktan bu kadar çekinmezdim. Ancak bu kitap için durum biraz farklı. Yazıyı yazarken mümkün olduğunca spoiler vermemeye çalıştım. Ama size bir iki tüyo vermeden de edemeyeceğim.

Konu vampir olunca zihnimizde beliren bir veya iki tipleme vardır muhakkak. Ancak Cronin‘in vampirleri biraz farklı. Kesinlikle öyle yakışıklı, karizmatik, İngiliz veya Fransız aksanıyla konuşan vampir beklemeyin. Bu yaratıklar tam anlamıyla çirkin ve acımasız. Elder, yani ilk sayılan ve itaat ettikleri bir grup var: o da On İkiler, yani virüsün doğrudan uygulandığı ilk grup. Tüm dönüşenlerin bölge efendisi ile bağlantısı var (on ikilerden her birinin kendi bölgesi var, niye diye sormayın hikâye ilerledikçe anlayacaksınız).  Bir kovan veya sürü özelliğiyle hareket ediyorlar.  Ayrıca, anlaşıldığı kadarıyla Cronin yaratıklarına vampir demek istememiş, çünkü onlar pek çok isimle anılıyor; Viraller, Draclar veya Dumanlar gibi.

Kitabı okurken pek çok sorgulama ile de karşılaşıyorsunuz. İnsanın açgözlülüğü, bilimin ahlakı, hükümetin gizli işleri ve kanunsuzlukları, inanç… Ya da sonsuza kadar yaşamak için ne kadar ileri gidersin, neleri feda edebilirsin? Ama bana göre kitabın asıl sorusu şu: Yok olmak üzere olan bir dünyada insanlığınızı ne kadar koruyabilirsiniz ve aslında böyle bir dünyada insanın varoluşunu devam ettirme inadının sebebi nedir?  Yok oluşun eşiğinde bile hala umut var mı? Hiçlikten Gelen Kız, Yürüyüp Gelen Kişi, İlk ve Sonuncu ve Tek, Bin Yıl Yaşayan, Amy… Her şeyin anahtarı mı?

Kitabın atmosferi, özellikle ikinci yarısında epey karamsar ve açık alanda klostrofobi duygusunu çok iyi veriyor. Zaman zaman hikâye kurgu gereği yavaşlar gibi görünse de, akıcılığından bir şey kaybetmiyor. Hikâye boyunca kafanızda pek çok soru işareti belirse bile, kitabın sonuna doğru bu soru işaretlerinin pek çoğunun çözümlendiğini söylemeliyim. Yani serilerin pek çoğunda olduğu gibi, size ilk kitap sendromu yaşatmıyor. Elbette son cümleyi bitirdiğinizde, geriye sizi beklentiye sokacak bir şeyler kalıyor. Ancak bunlar tam kıvamında ve sadece bir sonraki kitap için heveslendirecek dozda.

Doğan Kitap‘tan çıkan, Dost Körpe‘nin temiz çevisiyle Hiçlikten Gelen Kız, 784 sayfalık zevkli bir okuma seyri sunuyor.  Öyle tuğla gibi durduğuna bakıp gözünüzü korkutmayın, hikâyesi ile sizi hemen içine çekiyor, nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile.

Serinin On iki (The Twelve) adlı ikinci kitabı da gene Dost Körpe çeviris ile Doğan Kitap‘tan çıktı. Onu da bir sonraki yazıda inceleyeceğim. Üçüncü kitap olan The City Of Mirrors (Aynalar Şehri) Mayıs 2016‘da piyasaya çıktı ve henüz çevirisi yayımlanmadı. Ben şu sıralar orijinalini okumaya hazırlanıyorum, ama gene de Doğan Kitap‘tan müjdeyi bekliyorum.

1970 yılında Edinburgh , İngiltere’de doğdu. Uzun yıllarını sıkı bir okuyucu olarak geçirdikten sonra 2001 yılında kafasındakileri kâğıda dökmeye başladı. Derinden Gelen Sesler, Hayal Gücünün Merkezine Seyahat, Anadolu Korku Öyküleri 1 ve 2 adlı kitaplarda öyküleri bulunan yazar, 2004 yılından beri Kangüncesi/ Gölge Dergisi için öykü yazıyor.
Gerisi Hikaye Korku Konuşmaları Podcast serisinin anlatıcılarından biri olmakla beraber, Yabani Çizgi Roman Dergisi’nde de hikayeleri bulunmaktadır. Ayrıca Ravendark Coven markası ile Alternatif Giyim tasarımları yapmaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hiçlikten Gelen Kız: Kıyamet Sonrası Türünde Takdire Değer Bir Eser

Hiçlikten Gelen Kız, kıyamet sonrası türünde mantar gibi biten türdaşlarını büyük farkla solluyor.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün