İçSavaşDiyarı Feci Düşüşte: Düşene Bir de Biz Vuruyoruz

Tüketim toplumunun merkezde olduğu, modern hayatın sakıncalı düşüncelerinin ve değer (!) yargılarının topa tutulduğu bir eserle birlikteyiz.

George Saunders kara mizahın ve okurda suçluluk duygusu uyandırmanın (kelime anlamıyla) kitabını yazmış bir adam. Türkçede yayımlanmış bütün eserlerini okumuş biri olarak sözlerimin kesinlikle arkasındayım. Hem de suçlu suçlu. Tam da olmamı istediği yerdeyim.

Öykücü kimliğiyle yaşayan bir efsane olan Saunders, yazdığı tek romanı Arafta ile bu sene edebiyat dünyasının en prestijli ödüllerinden biri olan Mann Booker Ödülü‘nün sahibi oldu. Ayrıca, dilimize çevrilen ilk öykü kitaplarından Aralığın Onu ile de 2014 yılında bir başka prestijli ödül olan Folio Ödülü‘nü kazanmıştı. Üstelik bu ödülleri hiciv dolu, pamuk şeker aromasıyla acısı bastırılmış zehir gibi bir dille süslediği sağlam edebiyatıyla kazandı. Dahası, öykülerinde yer yer vuku bulan Black Mirror benzeri kurgular ve atmosferin yanı sıra, gerçeküstücülüğü asla bırakmaması da onu günümüzün pek çok yazarından ayrı bir yere taşıyor.

Şimdi gelelim konumuza, yani İçSavaşDiyarı Feci Düşüşte kitabının ta kendisine.

Eğer yazarı tanıyorsanız kitap için “tipik Saunders eseri” diyerek size özet geçebilirim. Sayfalarında barındırdığı öyküler yazarın erken dönem çalışmaları olmalarına rağmen kara mizahı, hicvi ve en umulmadık andaki acımasızlığıyla birlikte yoğrulan kalemi size çok tanıdık gelecek. Kurgular da öyle.

Yok eğer bu yazarla ilk tanışmanızsa bence rahatlıkla tanışma kitabı olarak da seçilebilir. Yeni başlayacaklar için oldukça güzel bir giriş olabilen bu kitap, kendisiyle ilk kez tanışacakların kafasını soğuk suya sokup sokup çıkararak adeta bir şok için hazır. Bu sırada kıkır kıkır gülüyorsunuz demiş miydim?

İçSavaşDiyarı Feci Düşüşte, öykücü kimliğiyle bilinen yazarın Mark Twain’in tahtının neden varisi olduğunu bir kez daha gözler önüne seren, özgün kurguları içinde barındıran, en iyi kitabı olmasa da okurunun aklına zehrini zerk eden türden bir eser bu. Evet, bunu baştan kabul etmek gerek. Bu (bence) yazarın en iyi öykü derlemesi değil, ama Saunders sıralamamda (ki bu sıralamayı bu yazıda paylaşacağım) ortalara denk geliyor.

Önceki Saunders öykülerinde de olduğu gibi, bu kitapta da yine zaman zaman absürdlüğe varan, panayır şenliğinde renkli ama bir o kadar da “yanlış” olayların içindeyiz. Kurguların özleri bir hayli özgün ve zihin açıcı olmaya devam ediyor. Bu bakımdan “farklı” şeyler arayanlar için birebir. Günlük hayatta etik açıdan gülmememiz gereken, tabu olan konuların karşısında kıkır kıkır gülüyor ve sonrasında başımızı önümüze eğip kendimize sıkı bir azar çekiyoruz.

Saunders, öykülerinde öyle karakterlere başrol veriyor ki normalde tüyler ürpertecek ya da kalpleri hüzne boğacak bu durum ve kişiler, onun çarpık bakış açısı ve harika yazarlığıyla (çünkü edebi yönünü yadsımak büyük haksızlık olur) nedense o kadar da acıtmıyor. En azından öykülerin sonuna gelip de gözlerimizi gerçeğe açana kadar…

Aralarında neler yok ki? Bakıma muhtaç engelli çocuklar, polis kurşunuyla ölen masum gençler, kızları tavlayayım derken bir çocuğu bir çeşit su biçerdöveriyle biçen eğlence parkı görevlileri, karısı tarafından aldatılan ve vicdan azabı çeken erkekler, obez çalışanlar, mutantlar… Evet, mutantlar! Çünkü bir adet kısa roman da barındırıyor eser bünyesinde ve o da mutantlarla ilgili.

Tüketim toplumunun merkezde olduğu, modern hayatın sakıncalı düşüncelerinin ve değer (!) yargılarının topa tutulduğu bir eserle birlikteyiz. Oldukça bilindik günümüz karakterlerinin bazen fantastik, bazense fazlasıyla, ama en rahatsız edici raddede gerçekçi sunumlarıyla okura sıkı bir beyin jimnastiği yaptıran türden bir kitap bu. Düşüşün anlatıldığı bu öykülerde düşene vurmak adeta yazar tarafından okura biçilmiş bir görev. O nedenle karakterler çeşitli absürdlükler ya da talihsizliklerle kendi içlerinde kaosu yaşar ve tepeüstü düşerken onları tekmeleyen de bizden başkası değil. Yazarın bu hissi vermedeki başarısı dehşet verici ve suçlu bir güzelliğe sahip.

Tam bu noktada kitabın tanıtımında geçen “Black Mirror benzeri öyküler” kısmına çok da katılmadığımı belirtmem gerek. Eğer gerçekten bir Black Mirror kitabı arıyorsanız işte o zaman yazarın İkna Ulusu adlı öykü derlemesine bakmanız gerekir. İçSavaşDiyarı Feci Düşüşte de yer yer bu hissi veren öyküler içerse de geneline hakim olan atmosferin Black Mirror tarzı bir teknofobi olduğunu söylemek güç.

Gelelim bunca övgüme rağmen kitabı neden Saunders sıralamamda ortalara aldığıma.

Bunun en önemli iki nedeni var. Birincisi, öykülerin genel çizgisinin yazarın Pastoralya kitabına bir hayli benzemesi. Saunders’tan yeni öyküler okuyor gibi değil de, Pastoralya’nın devamını okuyor gibi hissetmeme yol açan türlü kurgusal benzerlikler mevcuttu. Özellikle karakterlerin tıpkı bu kitaptaki gibi Kaybedenler Kulübü tadındaki izleği bu “devam kitabı” hissini bir hayli güçlendiriyor. İkincisiyse kitaptaki öykülerin büyük kısmının müşterilere odaklı tema parklarda geçiyor olmasıydı. Daha da ötesinde, bu parklarda çalışan kahramanları farklı farklı öykülerde işliyor olmasıydı. Bu da klostrofobik bir ortam yaratıyor okur açısından. Birbirine oldukça benzer öykü mekanları arasında git geller yaşamamıza yol açıyor.

Gelelim benim Saunders sıralamama. Yazarın kısa romanını ve bir adet ödüllü romanını da kattığım sıralamam şöyle:

  1. İkna Ulusu (Öykü Kitabı)
  2. Arafta (Mann Booker 2017 Ödüllü Tek Romanı)
  3. Phil’in Dehşet Vericisi Kısa Saltanatı (Kısa Roman)
  4. Pastoralya (Öykü Kitabı)
  5. İçSavaşDiyarı Feci Düşüşte (Öykü Kitabı)
  6. Aralığın Onu (Folio 2014 Ödüllü Öykü Kitabı)

Çeviri, Editörlük ve Kapak Tasarımı

Delidolu Kitap beni çeviri konusunda şu ana dek hemen hemen hiç üzmedi. Bu kitapta da beni hayal kırıklığına sürükleyecek hiçbir şey olmadığı gibi, bir okur olarak tertemiz bir okuma alanı sunulmuştu.

Yazarın önceki tüm eserlerini de çevirmiş olan Niran Elçi, bir kez daha özenli Türkçeleştirmesiyle hem zekice hamleler yapmış hem de okura tökezleyecek alan bırakmamış. Bunda katkı sahibi olan bir diğer kişiyse editör Ümit Mutlu. Kendisinin editör olarak yer aldığı başka işlerinden de aynı keyfi almıştım.

Delidolu Kitap’ta ağırlıklı olarak kapak tasarımında gördüğümüz isimse Burak Tuna. Kendisinin tasarımlarını çok beğendiğimi söylemem lazım. Görselliği kitabın içeriğiyle oldukça güzel biçimde yediriyor ve bu kitapta da aynı hissiyatı aldığımı rahatlıkla söyleyebilirim.

Son Söz

İçSavaşDiyarı Feci Düşüşte, yazarla henüz tanışmamış kişilere rahatlıkla önerebileceğim, çoktan tanışmış ve sevmiş olanlarınsa uzak durmaması gereken bir eser.

Özellikle birbirini tekrar eden eserler curcurnasında siz de benim kadar boğulmuş hissediyorsanız, bu yanlışlıklar komedyasında, sağlam bir edebi altyapıyla seyahat etmek belki de aradığınız şey olacak.

Bana tavsiye etmek, sizeyse kararını vermek düşüyor. Keyifle okuna.

Genel Yayın Editörü

2009 yılında Kayıp Rıhtım’a elimi verdim, sonra da ruhumu kaptırdım. Bu yolun devamında çeşitli gazetelerin kitap eklerinde kitap incelemelerim, TRT Radyo 1’de canlı yayın konuğu olarak katılıp kurgu edebiyatını anlattığım 2 yayın, 5 yıldır süren Kahramanın Yol Türküsü adlı kendi edebiyat temalı radyo yayınım, kitap inceleme videoları serim Kayıp Rıhtım İnceliyor ve bir de bonus olarak Oyungezer Dergisi’nin kültür sanat sayfalarında düzenli yazarlığım oldu. Tüm bunların yanı sıra, gerçek hayatın sıkıcılığında, bir bilgisayar mühendisi olarak yaşıyorum. Ama biz ona Clark Kent kimliğim diyelim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçSavaşDiyarı Feci Düşüşte: Düşene Bir de Biz Vuruyoruz

Tüketim toplumunun merkezde olduğu, modern hayatın sakıncalı düşüncelerinin ve değer (!) yargılarının topa tutulduğu bir eserle birlikteyiz.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün