Kan ve Gül: Bu Şarkıyı Siz de Biliyorsunuz

İçinizde hala Türk edebiyatına küskünler varsa sizi şöyle alalım.

Son birkaç neslin insanları Türk edebiyatından kaçarak büyüdü. Bunda en büyük pay MEB’in kitap “okutmama” politikasında. Çünkü edebiyatımızın dev isimlerini, dünya standartlarındaki öykücü ve romancılarını bize hiç olmayacak yaşlarda dayattılar. Müfredatın saçmalığı bir yana, kimimiz de karşılarındakilerin bu muazzam eserleri algılayıp hakkıyla takdir edebilmek için çok küçük olduğunu idrak etmeyen öğretmenlere denk geldi. Başka kitaplar okumak istediğindeyse hor görüldü. Dayatmalar dört bir yandan geldi ve en nihayetinde o birkaç nesil, Türk edebiyatına küstü. Sonra ya barışamadı ya da gerçekleri çok geç anladı.

Bunların Alper Canıgüz ile ilgisi ne peki?

Aslında bana bunları kitabı okurken düşündürten şey başkarakterimiz Aziz’in içinde ukte kalmış Sait Faik eserlerini İngilizceye çevirme sevdası. Çünkü yukarıda saydıklarımı yaşayanlardan biri olarak, en çok da Sait Faik eserlerini gerçek anlamıyla tanıyabilmemin ve kafamdaki tüm o olumsuz, korkunç tabloyu bir kenara bırakıp ona uzanabilmemin ne kadar uzun zaman aldığına yanıyorum. Ama Canıgüz’ü düşününce içim rahatlıyor. Çünkü görüyorum ki artık yerli edebiyatımıza düşman edilmiş, sözde okuma sevdası aşılanacakken arkalarına bakmadan kaçma raddesine getirdikleri yeni nesiller için harika bir örnek. Küsleri barıştırmak için müthiş bir adım.

Bu incelemeye devam etmeden önce size kesin bir şey söyleyeceğim. Eğer ki Türk edebiyatına karşı önyargılarınız varsa, çeviri eserler dışında kitap okumuyorsanız, işte aradığınız yazar. Bugün burada yazarın son eseri Kan ve Gül’ü konuşmak için toplanmış olsak da, yazıya devam etmeden önce açık açık diyorum bunu. İşte size edebiyatımızla barışacağınız ve bunu yaparken eğleneceğinizin, hiciv ve mizahla sayfalar arasında hızla ilerleyeceğinizin garantisini veren bir eser ve yazarı. İyi ki Alper Canıgüz gibi yazarlar var da genç okurların bu küskünlüğüne dur derken gönül rahatlığıyla ismini verebiliyoruz. Üstelik “bizden” dokunuşlar ve dokularla bezeli, her yeri siz kokulu romanlar.

Ne diyorduk? Kan ve Gül, değil mi? E hadi başlayalım o zaman.

Nirvana’ya Eren Kitap

Afili Filintalar en özgün kitap adlarını ve en uçuk altbaşlıkları bulmakta adeta bir dünya markası. Alper Canıgüz de Afili Filintalar’ın bu geleneğini bozmadığı gibi, kendisinin bu düzenini de yeni kitabında sürdürüyor.

Kitabın içindeki tüm altbaşlıklar Nirvana’nın şarkılarına ait ve ben bunu inanılmaz sevdim. Özellikle romandaki zaman geçişinin (bir nevi zamanda yolculuk söz konusu) ardından Kurt Cobain’in intiharının/öldürülüşünün tarihi olan 5 Nisan 1994’e doğru emin adımlarla ilerleyişi ve buna birinci tekildeki anlatıcının da sık sık vurgu yapması altbaşlıkları daha bir anlamlı kılıyor.

Kan ve Gül, adı gibi bir kara deja vu gerçekten de. “Ben bu anı daha önce de yaşamamıştım sanki…” sloganlı kitabın bu spotunu ilk okuduğumda bir an durup “Nasıl yani?” dediysem de, okumaya başlayınca her şey netlik kazandı.

Bir Alper Canıgüz kitabından bekleneceği üzere bir günde rahatlıkla bitecek türden bir kitap var karşımızda. Elden düşmeyen, bir solukta okunan ve okurken bol bol eğlenilen, göndermeleriyle hin hin sırıtılan bir eser. Fakat gelin görün ki, Canıgüz’ün en iyi eseri diyemiyorum. Belki söylenmesinden kendisi bıktı ama, hâlen magnum opusu Oğullar ve Rencide Ruhlar. Onu henüz kendi içinde geçemedi. Kan ve Gül ise orantısız zekasını daha çok hissetmek isteyip de beklentimin birkaç adım gerisinde kalmış bir eser. Tüm güzelliğine rağmen yazarının en iyi işi değil.

Zamanı Geri Alacak Olsam

Kan ve Gül, adını aynı isimli bir şarkıdan almakta. Nasıl ki altbaşlıkları da birer şarkı adıysa, kitabın kendi ismi de bu aynen öyle. Böylece tüm başlıklar birleşip kitaba adeta şarkı söyletiyor. Burada yazara şapka çıkarmamak olmaz.

İskender Doğan’ın unutulmaz şarkısı Kan ve Gül’ü isim seçen Canıgüz, bizi bu kitapta polisiye türünün çevresinde gezen, ama kendisinin özgün tarzıyla bezenmiş bir kurguya davet ediyor. Zaten Oğullar ve Rencide Ruhlar ile Cehennem Çiçeği’nden Canıgüz’ün polisiye ile olan dansına aşinayız. O nedenle bizim için bir ilk olmuyor.

Bu arada “İskender Doğan da kim?” diyecek olanlar hemen Kan ve Gül şarkısından yaptığım alıntıya baksın. Hatırlayacaksınız 🙂

Seviyorum
Seviyor musun?
Ağlıyorum
Gülüyor musun?
Özlüyorum
Gidiyor musun?
Sevdikçe itiyor musun?
Peki öyle olsun…

Şu sıralar pek çok kişinin yakındığı ama peynir ekmek gibi satan ucuz romanları var ya hani, başkarakterimiz Aziz bu romanların çevirmeni. Nergis, onun eski eşi. Üniversiteden beri hayatının aşkı, fakat gel gör ki yaşamının bir yerinde bu sevgiyi öldürdüğü ve Nergis’i kendine düşman ettiği aşkı. Zeynep ise bu aşk ve nefretle gelgitler yaşayan aşkın meyvesi, kızları.

Artık resmen ergenlik çağına giren Zeynep’in dans gösterisi için mezun olduğu okula, Boğaziçi’ne giden Aziz’in hikâyesi tam da burada başlıyor. Yolda yıllardır görülmemiş eski dostlarla karşılaşılması ve geçmişe dair alınan tuhaf bilgiler derken zaten gidişattan bir şeylerin fena hâlde yanlış olduğunu anlıyorsunuz. Emin olun, Aziz de bunun farkında. Ama Zeynep’in dans gösterisinde dananın kuyruğu kopuyor ve – nasıl olduğu bana kalsın – Aziz bir anda geçmişte geriye gidiyor. Nasıl ve nedeni spoiler olacak. Ben şu kadarını söyleyeyim size, Aziz zamanda geriye gittiğinde zamanı olduğu gibi yaşamıyor. Hani kitabın spotu “Ben bu anı daha önce de yaşamamıştım sanki…” idi ya, işte bu spot ile ne denmek istediğini bu andan itibaren anlamaya başlıyoruz. Böylece Aziz ile birlikte bir araya gelinmemiş antin kuntin karakterlerle ahbaplık ediyor ve gerçekleşeceğini kendi gerçek zamanımızda öğrendiğimiz bir cinayetin izini sürerken kendi hayatımıza dair de o dönem ne kadar kör olduğumuzun ayırdına varıyoruz.

Tam burada şöyle bir bütünlük çıkıyor ortaya: Kurt Cobain’in intihar mı, yoksa cinayet mi olan ölümü yıllar yılı tartışılır ve cevapsız kalırken, Cobain’in ölümüne doğru adım adım gidilen şu günlerde başkarakterimiz Aziz de Abdül adlı bir gencin cinayetini araştırıyor. Çünkü Abdül, Aziz’in yaşadığı gerçek zamanında yıllar yıllar önce öldürülmüş ama niyesi ve nasılı bilinmeyen bir kurban. Böylece Kurt Cobain olayına doğru giderken, Abdül’ün cinayetini de durdurmak ve dahi çözmek için de ilerliyoruz. Nasıl ama?

Her şey iyi hoş da, ben yine aynı yere geleceğim. Alper Canıgüz’ün neler yapabileceğini tüm kitaplarını okuyarak görmüş bir okur olarak, yıllar sonra döndüğü romancılık sahasında kendisinden çok daha güçlü bir eser bekliyordum. Kan ve Gül “iyi ki okudum” dediğim bir eser olmakla birlikte, beklentimin de altında kalan bir kitap oldu ne yazık ki. Şöyle ki, o alıştığımız katmanlı kurgu, matruşka olay örgüsü içinde savrulma hissini özlemiş ve sona vardığımda soluk soluğa kalıp şoke olmayı beklerken pek de öyle olmadı. Canıgüz’ün standartları doğrultusunda tahmin etmesi kolay ve katmanlı yapısı çok fazla yükselmeyen bir eser oldu.

Misler Gibi Türk Edebiyatı

Kan ve Gül; İskender Doğan’ın da bizzat romanda yer aldığı, Kan ve Gül şarkısının bir şekilde kurgunun dış kabuğunda her şeyi özetleyen bir yapıya büründüğü, Canıgüz’ün birçok kitabında bize selam çakan Tahta Kafa, Kız Tevfik ve Amcabey’i de bizlerle buluşturan bir yapıt. Ayrıca Oğullar ve Rencide Ruhlar’a da mizahi bir şekilde atıfta bulunarak okurun yüzünü güldürüyor.

April Yayıncılık’ın titiz baskısı ve bir başka Afili Filintalar üyesi olan Murat Menteş’in editörlüğünde bizlerle buluştu bu güzel eser.

Ben tekrar etmiş olayım. Türk edebiyatına karşı en ufak bir önyargınız, küskünlüğünüz ya da herhangi bir olumsuz düşünceniz varsa derhal Alper Canıgüz ile tanışın ve sonrasında edebiyatımızın ustalarını tanımak için daha fazla vakit kaybetmeyin. Çağdaş Türk edebiyatına orantısız zekayı katan ve bu sırada ustalarına da selam çakan yazarlarla tanışmadan ölmeyin.

Canıgüz’ün hayranları içinse kapanışta şunu diyebilirim: Okuduğum için hiç mi hiç pişman olmadığım, ama bir şekilde aradığımı bulamadığım bir eser oldu. Derinliği daha yüksek, kurgusu daha çetrefilli bir eser umuyordum ben. Kan ve Gül kötü mü peki? Asla. Ama Alper Canıgüz’ün eserlerine aşinaysanız Kan ve Gül onların yanında daha hafif bir eser olarak kalmış gibi hissettiriyor.

Keyifle okuna!

Genel Yayın Editörü
2009 yılında Kayıp Rıhtım'a elimi verdim, sonra da ruhumu kaptırdım. Bu yolun devamında çeşitli gazetelerin kitap eklerinde kitap incelemelerim, TRT Radyo 1'de canlı yayın konuğu olarak katılıp kurgu edebiyatını anlattığım 2 yayın, 5 yıldır süren Kahramanın Yol Türküsü adlı kendi edebiyat temalı radyo yayınım, kitap inceleme videoları serim Kayıp Rıhtım İnceliyor ve bir de bonus olarak Oyungezer Dergisi'nin kültür sanat sayfalarında düzenli yazarlığım oldu. Tüm bunların yanı sıra, gerçek hayatın sıkıcılığında, bir bilgisayar mühendisi olarak yaşıyorum. Ama biz ona Clark Kent kimliğim diyelim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kan ve Gül: Bu Şarkıyı Siz de Biliyorsunuz

İçinizde hala Türk edebiyatına küskünler varsa sizi şöyle alalım.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün