Kemik Saatler: Zamansızlığın İçinde Ruhun Ölümsüzlüğüne Hakim Olmak

Fantazya, distopya ve realizmi aynı düzlemde harmanlayıp, farklı zamanlarda geçen altı farklı öyküyü birbirine bağlayarak acı gerçeklerle dolu bir roman oluşturan David Michell’in “Kemik Saatler” adlı kitabını inceledik.

Edebiyat eleştirmenlerinin yorumlarına bir şekilde şahit olduğunuzda veya okur oranına göre çıkış yapmış bir kitap gördüğünüzde, kendi kendinize şu soruyu sormadan edemiyorsunuz: “Şimdi kimi baz alsam?” Bir bakıyorsunuz büyük bir kitleye hitap etmiş ve okurların kendi elleriyle çok satanlar listelerinin zirvesine taşıdığı bir kitap eleştirmenlerce yerden yere vuruluyor. Diğer cenahtan, edebiyat eleştirmenleri dünyasında alkış tutulan, övgüler ve ödüllerle kanaviçe sarıp sarmalanan bir kitap da fazla bir okur kitlesine ulaşamıyor. Hayatımızı ister istemez yönlendirmelere göre tayin ettiğimiz zamanlar da olmuyor değil. Hele bir de “En İyi” ibaresinin hayranıysak kendimizi yönlendirmelerin kucağına bırakıveriyoruz.

O nedenle bu incelememize konu olan Kemik Saatler‘i okurken hem epey umutlu hem de bir o kadar endişeliydim. Çünkü kitap hem edebiyat dünyasında hem de okurların gözünde tam not almış ve 2015 yılında yazarı David Mitchell’a World Fantasy Award  kazandırmıştı. Ama mutlulukla belirtmeliyim ki “Bulut Atlası” kitabından sonra da okurlarını hayal kırıklığına uğratmamış Mitchell.

Ölümlünün kemik saatlerinin tik takları…

İlk intiba prensibince yola çıkarsak, kitabın kapak çalışması ayrı bir vurgu olmuş. Tabiri caizse hem göze hem de dimağlara hitap eden bir eser çıkmış ortaya. Seçilen renklerle beraber, resmedilen figürler kitabın özetinin resim sanatına nakışı olmuş âdeta. Meraklı okurları, ismi ve kapak dizaynıyla önce bir çekim alanına sokuyor ve sonrasında da yazının büyülü dünyasıyla buluşturuyor. Gelelim eleştirmenlerce ve okur kitlesiyle beklentiyi karşılayan kitabımızın içeriğine.

Kemik Saatler, altı öykü şeklinde bölümlere ayrılmış. Her bir öykü, bölüm kahramanın sesinden bizlere kılavuzluk ediyor. Altı öykünün toplamından oluşan kitap bir multivitamin tabletini andırıyor. Başlarda kitabın kahramanı 15 yaşındaki Holly Sykes’a eşlik ettiğimizde, acaba bir genç yetişkin kitabı mı okuyorum hissine kapılıyorsunuz. İkinci bölümle basamakları adım adım çıkarken savaşı, dini, politikayı, coğrafyaları ve ırk ayırımını irdeleyen fantastik ve distopik bir zaman anlatımı var.

İlk öyküye kitabın kahramanı Holly’nin anlatımıyla başlıyoruz. Yıl 1984, Holly 15 yaşında, kanı deli gibi akan zamanlarında. Bir yandan okula gitmekte, diğer yandan da bir bar işleten ailesiyle beraber çalışmakta.  İrlandalı bir anne ve İngiliz bir babanın üç çocuğundan en büyüğü. Ailecek işlettikleri barın üst katında yaşıyorlar. Bir gece eve geç gelen Holly, ertesi sabah annesi tarafından sorguya çekilince sırrının açığa çıktığını anlar. Çünkü annesi kızını takip etmiş, 24 yaşındaki erkek arkadaşının varlığını öğrenmiştir. Aralarındaki tartışma annenin istenmeyen bir tokadıyla sonuçlanınca Holly evi terk etmeye karar verir. Eşyalarını topladığı sırada (biraz da gariplikleri olan) en küçük kardeşi ona bir kağıda çizdiği labirent resmini verir. Resmi kaybetmemesini ve ihtiyacı olduğunda da kullanması için ısrar eder. Holly kardeşinin bu davranışını saf çocukluğuna verir ve kağıdı çantasının bir yerine koyup soluğu sevgilisinde alır. Ne var ki acı gerçek, yediği tokattan daha çok canını yakar. Sevgilisini en yakın kız arkadaşıyla yakalayınca, o mekanı da terk eden Holly’nin macerasının düğmesine de böylelikle basılmış olur. Evden ayrıldıktan sonra karşılaştığı gariplikler ve gidişinin hemen ardından küçük kardeşinin kaybolduğunu öğrenmesi onu farklı bir bilmecenin içine çeker.

İkinci öyküde 1991 yılında gözde bir üniversitenin kampüsündeyiz. Zengin aile çocuklarıyla Cambridge Üniversitesi’nde burslu okuyan, orta halli bir ailenin çocuğu olan Hugo Lamb’ın anılarına kulak veriyoruz. Üniversitenin gündelik yaşayışını ve şaşaalı ününün arka sokaklarını onun dünyasından gözlemliyoruz. Zaaflarına ve arzularına tanıklık ediyoruz. Hugo illegal yollarla zengin olmaya çalışan, çıkarları söz konusu olduğunda da tercihini daima kendinden yana kullanan bir genç. Hayatında kimseye aşık olamamış. Bunu da bir zaaf olarak görüp, kalbini kilit altına alıp tamamen aklına güvenen biri. Ne var ki, bir gün üniversiteden arkadaşlarıyla gittiği kayak merkezinin barında Holly ile tanışır. Ondan sonra da bütün hayatını etkileyecek en önemli tercihini yapmakla baş başa kalır.

Üçüncü öykümüz 2004 senesinde, dünyanın Irak ve Amerika ikilisini izlediği zamanlarda geçiyor. Bu iki ülke arasında olanlara canlı şahitlik eden, işinin bağımlısı bir savaş muhabiri Ed Brubeck’in hayatı ele alınıyor bu kez. Irak’ta zorlu ve tehlikeli bir muhabirlik deneyimi, meyvesini ödüller ve büyük başarılar olarak vermiştir. Ed ile beraber bir savaş muhabirinin bakış açısından tecrübelerine ortak oluyor, araştırmalarını heyecanla izliyoruz. Tabii bir de savaşın acı ve ağır sonuçlarına şahit oluyoruz.

Dördüncü bölüm 2009’da geçiyor. İlk romanıyla büyük bir üne kavuşmuş, sonrasında da bir daha aynı başarıyı yakalayamamış, hatta bir eleştirmenin yorumlarıyla da giderek gözden düşen yazar Crispin Hershey sahneye geliyor bu sefer. Bir yazarın dünyasından yazar, okur ve yayıncılık üçlemesinde cereyan eden hadiseler anlatılıyor. Crispin’in satışı iyi olmayan bir kitabının imza günü ile, büyük bir başarı yakalamış ve kafasındaki sesleri bir kitap olarak derlemiş Holly’nin imza günleri çakışır. Başta Crispin ondan hoşlanmasa da sonrasında aralarında büyük bir dostluk doğar.

Zamansızlıkta durmadan mekik dokumak…

Bir anı defteri özelliğinde ilerleyen kitabımızın bu aşamasına kadar yer yer kullanılan fantastik öğeler beşinci bölümde zirve yapıyor. 2025 senesine geliyoruz. Buraya kadar esrarengiz bir gölge gibi perde arkasında kendini gösteren karakterler gün yüzüne çıkıyor. Ve bizlerde olduğu kadar, kitabın asıl kahramanı Holly Sykes’ta da büyük bir şaşkınlığa sebep oluyorlar. Yavaş yavaş usta yazar bizleri kurduğu fantastik dünyanın varlıkları ve kavramlarıyla tanıştırıyor. David Mitchell’in “Zamansızlık” boyutu olarak adlandırdığı anları ve belli şartlar korunduğu takdirde “Ölümsüzler” olarak nitelediği hayatları öğreniyoruz. Tabii ki her var oluşta bir iyi, bir de kötü olduğu gibi, yazarımızın kurgu terminolojisinde de “Muvakkidler” (iyiler) ve “Münzeviler” (kötüler) var. Bu öyküyü de muvakkidlerden olan Psikolog Doktor Marinus’un anlatımından okuyoruz.

En son bölümde zaman epey ilerlemiş, 2043 senesindeyiz. Holly, torunu ve evlatlığıyla beraber gerilemiş bir dünyadayız. İnsanın yaşadığı evreni, dünyayı ve elindekileri hoyratça kullanmasından dolayı gelecek nesillere bırakılmış artık ve gerilemiş bir mirasın iç karartan tablosuna üzülerek bakıyoruz. Aslında nereden bakarsanız bakın insanın derinliklerinde gizli olan bencilliğinin tanıklığını yapıyoruz kitap kahramanlarında. Farklı ülkelerde veya platformlarda bencilliğin çirkin ve tiksindiren yüzüyle irkiliyoruz. Sonra da tekrar nisyan bataklığına dalıyoruz.

David Michell ile ilk deneyimimden oldukça keyif aldım. Sıkıldım mı? Açıkçası hayır. Özellikle belirtmek gerekirse 750 sayfa hatırı sayılır bir ölçü. Cümleler ve paragrafların arasında okuru sıkmadan ilerletmek ancak işine hâkim olmakla açıklanabilir. Eserin ustalıkla işlenmesi ve kronolojik bir gelişimin olması sayfalar aktıkça merak hissini tetikliyor ve heyecanla olacakların arkasından okurunu sürüklüyor. Kahramanlarınızla vakit geçirdikçe, daha iyi tanıyor ve kitap ile karşılıklı bir hasbihale girişiyorsunuz. Hem öykü tadında olması, hem de her bir bölümün birbiriyle bağlantılı olması roman özelliğini de kendine ekleyince güzel bir sentez oluşmuş.

Bu kitaptan kısa bir süre sonra yazarın önceki romanı olan Bulut Atlası‘nı da okudum ve ikisinin arasında çok fazla zaman bırakmamış olmam değerlendirme yapmama epey yardımcı oldu. Hususiyetle ifade etmek isterim ki, usta yazar “Kemik Saatler” ile çıtasını daha da bir yükseltmiş. Kurmuş olduğu fantastik ve dispotik dünyayla çağlar içerisinde insanlığın ve varlığın olan veya olabilecek sorunlarına anlamlı ve eleştirel dokunuşlarda bulunmuş. Kitabın son sayfasını da geride bırakıp arkanıza yaslandığınızda bir kez daha insan olmanın zorluğuyla yüzleştiğinizi fark ediyorsunuz.

Çeviri ve editörlük

Öykü anlatımındaki usta kaleminden çıkan 2014 basımlı Kemik Saatler, 2016 yılında Sıla Okur’un çevirisiyle dilimize Doğan Yayıncılık aracılığıyla kazandırıldı. Türkçe çeviriyi okuduğumda anlam bütünlüğünü kavrayamadığım ya da yazarın oluşturduğu kurguda geçen özel terimlerin bizim dilimize çevirilişinden kaynaklı farklılıklardan dolayı anlam kargaşası yaşadığım kısımlar oldu. Bunu da ancak kitabın orijinaline başvurduğumda giderebildim. Diğer bir husus da kitaptaki kahramanların kendine özgü argo konuşmaları, daha da bir soslanarak çevrilince, orijinal kitaptaki hallerinden biraz da olsa farklılık arzetmişler. Ümidim kitabın başka baskılarında bunların giderilmesidir. Bu ayrıntılara rağmen böyle güzel bir kitabı Türk okurlarıyla buluşturduğu için yayınevine ve çevirmene de teşekkür ediyoruz.

Edebiyatın sırlı bir dokunuşuyla nice görülmesi gereken değerlerin, perdeler ardında saklı kaldığını, kullanılan aracın amacıyla doğru orantılı değer bulduğunu ya da değersizleştiğinin güzel bir anlatımı “Kemik Saatler”. Dileriz gelecek kuşaklara  yokluk yerine her yönüyle zengin ve erdemli bir dünya bırakırız.

Zaman, boyut ve madde ile durmadan müzakere eden bir Kuantum fizikçiyim. En küçüğün arkasından koşarken, en büyük olanı anlayıp, yakalama ümidi taşıyan bir akademisyenim. Şu sıralarda da nanoteknoloji ile beraber keşiflerin peşindeyim. Almanya'da yaşıyorum. Güzel bir tesadüf sonucu Kayıp Rıhtım'ı keşfedip, seyre daldım. Karşıdan seyrederken, şimdi de bir vesileyle Rıhtım'a geçtim. Bilimkurgu, fantastik kitaplar başta olmak üzere her kitabı okumayı seven bir okurum. Uzun bir süredir de (bencillik edip, kendime sakladığım) öykü ve denemeler yazıyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kemik Saatler: Zamansızlığın İçinde Ruhun Ölümsüzlüğüne Hakim Olmak

Fantazya, distopya ve realizmi aynı düzlemde harmanlayıp, farklı zamanlarda geçen altı farklı öyküyü birbirine bağlayarak acı gerçeklerle dolu bir roman oluşturan David Michell’in “Kemik Saatler” adlı kitabını inceledik.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün