Korkma Ben Varım: Saatte 200 Kilometre Hızla İlerleyen Kitap

Murat Menteş’in aşkı uğruna savaşan erkekleri büyüleyici bir kurguyla anlattığı “Korkma Ben Varım” romanını yakından inceliyoruz.

Korkma Ben Varım‘ı satın almadan önce internette kendisiyle ilgili şöyle bir yorum gördüm: “Kitap 200km/s hızda ilerliyor.” Ve zaten bana kitabı aldıran da cümle bu oldu diyebilirim. Gerçekten de çok yerinde bir yorum. Bir anda bitiveriyor çünkü. Ve böyle başlıyor benim Murat Menteş ile tanışmam (Eserleriyle diyelim).

Kitabın bu kadar hızlı bitmesinin temel sebebi, yazarın aklından geçenleri süzgeçten geçirmeden yazması anlamına gelen “bilinç akışı tekniğiyle” kaleme alınmış olması olabilir. Aslında Menteş, bilinç akışı tekniğini kararında kullanmış, ne yoğun ne de az. Bilirsiniz, Finneganın Vahı’nda rahatsız eder bilinç akışının yoğunluğu; Virginia Woolf’da da öyle. Okuyabilmek büyük dikkat ve beceri gerektirir; ki bence bilinç akışı tekniği kendi kültüründe anlamlıdır zaten. Zira bu esere de pek yakışmış. Fakat bu durum İlhami Algör’ün “Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku” adlı romanında da vardı.

“… bir fıstığa çıkma teklifinde bulunabileceğin en iyi yer, başkasının düğünüydü. Zira her düğünde yaşlısı genci bütün kadınlar gelinin yerinde olmak isterdi. Cenazelerde durum tersiydi, kimse tabuta alıcı gözüyle bakmazdı. Musalla taşına en uzak nesne beşik değil, nikah masasıydı…”

İyiler her zaman kazanmaz

Eserin içeriğine geçmem gerekirse, kitapla ilgili söyleyebileceğim ilk cümle “Murat Menteş, her zaman iyilerin kazanmadığını gösteriyor,” olurdu. Hayal gücü ürünü isimler, makamlar ve meslekler de heyecanı bir tık yukarı taşıyan öğeler. Menteş bunlarla bir yazar olarak sevdiriyor kendisini: Fu, Gıcırbey, Şebnem Şibumi (Murat Menteş de Trevanian hayranı çıktı), Enver Paşa ve Hayati Tehlike (Spoiler versem mi acaba?)

Gıcırbey sırılsıklam âşık ve aşkı için ölmeye hazır; Enver Paşa da sırılsıklam âşık, ancak aşkı için ölmeye değil öldürmeye hazır. Fakat devlet Enver Paşa’nın aşkını saymıyor. Bu hikâye de böyle gidiyor.

Her şey Gönül İşleri Bakanlığı heyetinin katledilmesiyle başlıyor. Bakanlığın basın müşaviri Fu, heyetin intikamını almak isterken mesleği intikam almak olan (ancak adam öldürmeme hususunda katı bir kuralı var; yalnızca intikam alınacak kişinin yaptığı kötülüğün karşılığını veriyor) çocukluk arkadaşı Müntekim Gıcırbey’in de bu olayla bir alakası olduğunu keşfediyor ve kendisini bir aşk kavgasının ortasında buluyor; ya da Müntekim Gıcırbey’le birlikte aşk kavgası başlatıyorlar diyelim. Fu, Müntekim Gıcırbey’i üstünde ‘İntikham mı almak istiyorsunuz?’ yazan afiş aracılığıyla buluyor; afişteki numarayı arıyor ve Gıcırbey karşısındaki sesi hemen tanıyor. Böylece iki arkadaş uzun yıllar sonra bir araya geliyor (Keşke hayırlı bir iş için bir araya gelselerdi). Ama ikilinin başına gelenler Baudelaire Kardeşlerin başına gelmiyor.

Enver Paşa da (Ünlü gangster Hayati Tehlike) sırılsıklam âşık fakat aşkını kanıtlayamıyor. Ancak kızın ailesi kanıt istiyor. İşin ucu da Müntekim Gıcırbey’e ve Gönül İşleri Bakanlığı’na dayanıyor tabii.

Şibumi aşktır

Aşk kavgasının öznesi Şebnem Şibumi bir tarih öğretmeni. Gıcırbey, Hayati Tehlike de görür görmez âşık oluyor Şebnem’e. Âdeta vuruluyorlar (sonradan ikisi de kelimenin tam anlamıyla da vuruluyorlar ya). Şebnem de hayatında aşka yer vermemeye kararlı. Derken Gıcırbey’in yapamadığını Enver Paşa görünümlü Hayati Tehlike yapıyor. Ancak Hayati Tehlike’nin yapamadığını da Gıcırbey yapıyor. Gıcırbey’in aşkı devlet dairesinde üstün geliyor ve Şebnem’e olan aşkının kanıtı olarak devletin yalnızca çok âşıklara verdiği otobüs kartı görünümlü ‘AŞKKart’ı kapıyor. Hayati Tehlike’nin Şebnem Şibumi üzerinde işleyen türlü numaraları devleti kandırmaya yetmiyor. O da kandıramadığı devlet dairesini ortadan kaldırmayı tercih ediyor.

“İnsan, kendi samimiyetinin altını çizmeye kalkıştı mı, ister istemez üstünü de çiziyor. Samimiyet, mahremiyetle mukayyet olsa gerek.”

Kitabı okuduktan sonra Murat Menteş’in de böyle bir hikayesi olduğunu, daha doğrusu kendi hayatından yola çıkarak böyle bir roman yazmış olma ihtimalini düşünmeye başladım. Tabii gangsterlerle, kılık değiştiren âşıklarla değil; hele AŞKkartlarla hiç değil de daha genel bir ifadeyle: Âşık olduğu kızı kötü adama (sevgisini hak etmeyen bir adama diyelim) kaptırmak gibi. Neticede hepimizin kenarda köşede, tozlu raflarda sevdiğimizi kaptırdığımız bir hikayemiz vardır. Bu da tabii bu kitabı ‘Herkesin kendinden bir şeyler bulacağı bir roman’ yapıyor. Kurgu, Murat Menteş’in hayal gücünün eseri ancak en alttaki metin, romanın çekirdeği, hepimizin hikayesi. Eh bir de cümleleriyle de duygularımıza tercüman oluyor sevgili Murat Menteş.

“Sana rastlayıncaya kadar deli gömleğimin üzerine hep en iyi marka kazaklar, ceketler giydim.”

Yazarın şanı ‘Ruhi Mücerret’ ve ‘Dublörün Dilemması’ arasında sıkışıp kalmışken kendisini bir de ‘Korkma Ben Varım’ ile tanıyın derim ben.

Yağmurlu bir ekim sabahında İzmir’de doğdu. Ufacık yaşında Fransızca ile başladığı dil serüveni hayatı oldu. Kendi kendine öğrendiği İngilizce ile edebiyatın büyüsüne kapıldı. Kendini keşfetme safhasında edebiyat tutkusunun edebiyat dünyasında yer alma isteğine dönüştüğünü fark etti. Küçük yaşta başladığı dil yolculuğuna tercüman kimliğiyle devam eden Serenay Ağın, Kayıp Rıtım’da yazarlık yapmaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Korkma Ben Varım: Saatte 200 Kilometre Hızla İlerleyen Kitap

Murat Menteş’in aşkı uğruna savaşan erkekleri büyüleyici bir kurguyla anlattığı “Korkma Ben Varım” romanını yakından inceliyoruz.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün