Kusursuzlar: Mükemmel Kabuslarda Uyuyan Kadınlar

Damızlık Kızın Öyküsü'nden de izler taşıyan Kusursuzlar, gerçekleşmesi gayet olası distopik bir geleceği anlatıyor.

Feminizm sözcüğü ülkemizde yasaklı bir kelime. Erkekler tarafından büyük bir nefretle karşılandığı gibi, kimi kadınlarca da kullanılmaktan kaçınılan bir sözcük. Hatta bu kitabın haberini yaptığımızda, “Feministlerin distopyasıysa insanlığın ütopyasıdır,” diyecek kadar gözünü nefret bürümüş söylemler de gördüm. Yazık bu insanlara. Çünkü onlar hala “feminizm” kelimesini erkek düşmanlığı olarak algılıyor ve gerçek anlamını da öğrenmek istemiyor.

Ülkemizde her yaş grubundan ve kesimden kadınlar, yine her yaş grubu ve kesimden erkekler tarafından acımasızca öldürülüyor. Sonra serbest bırakılıyor. Çocuk yaşlı demeden tecavüze uğruyor, mahkemelerde yüzlerine “Rızan vardı!” diye haykırılıyor. Saldırganlar (ki bence işkenceci demek gerek) yine serbest.

Peki sadece erkekler mi suçlu? Hayır. Yıllardır savunduğum bir şey var: Kadınların desteği olmadan erkeklerin baskısı bu derece başarılı olamazdı. Yani her iki cinsiyet de bu korkunç manzarada aynı oranda suçlu benim gözümde. Yoksa Özgecan katledildiğinde ona “orospu” diyen kadınları unuttuk mu? İşte feminist distopyalar da genelde tam bu noktaya dikkat çeker ve distopik düzene giden yolda bu kabusa destek olan kadınları atlamaz.

Zulüm bu kadar kol gezer ve sapkınlıkla şiddet bu derece kadın üzerinde artmışken “feminizm” demek yüzleri ekşitiyor. Üzgünüm, ama bu kitap iyisiyle kötüsüyle bir feminist distopya. Onu öveceğim kadar eleştireceğim yerleri de mevcut; fakat türünün adını değiştiremem.

Gelelim Kusursuzlar’a ve anlattıklarına.

Mükemmellik Laneti

Yabancı Yayınları’ndan çıkan Kusursuzlar, feminist distopya olduğu kadar bir genç yetişkin distopyası da. Burası benim şaşırdığım kısım, çünkü kitabı genç yetişkin türünde beklemiyordum. Hal böyle olunca da kurgu tarafından dövülmemek için zırhımı kuşanmışken tam aksine zırhımın çoğu kısmını çıkartmam gerekti. Yine de şunu demeden geçmeyeyim, sonradan düşündüm de bu kitabın genç yetişkin türünde olması daha iyi. Çünkü genç kızlar için bir şeyleri değiştirebilir. Onlar kitabın konusu olan “kusursuzluk” illetinden daha çok muzdarip ne de olsa.

Genç yetişkin distopyaları şu ara popüler bir tür olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle kitabın bu alanda bir distopya olduğunu görünce biraz üzüldüm. Sonra da onu olduğu gibi kabul ederek devam ettim.

Kitabın beni en heyecanlandıran kısmı kapağında yer alan Jeanette Winterson’a ait o sözlerdi. Hani şu, “Karanlık bir rüya. Canlı bir kanus. O’Neill’ın kurguladığı dünya korkutucu çünkü gerçekleşebilir,” dendiği kısım. Hem bir yazar, hem de bir insan olarak oldukça saygı duyduğum ve ülkemizde en iyi Vişnenin Cinsiyeti adlı karşı masalıyla bilinen Winterson’ın sözleri, kitabın aldığı 4 ödülden daha ilgi çekiciydi.

Peki ne buldum?

Louise O’Neill’ın bu ilk kitabı, küçük detaylarda vermek istediği mesajları veren, bazı yerlerde tökezleyen ama sonunu bağlayan bir yapıt. Ne adı gibi “kusursuz”, ne de vasat. Damızlık Kızın Öyküsü’nden hayli etkilenmiş, ama onu daha farklı bir platforma taşımış ve günümüzün sosyal medya etkisiyle çığırından çıkan güzel/mükemmel ama nesneleşen kadın olgusuna dair bir kitap. Beni ciddi anlamda endişelendiren bir konuya parmak basmış, ama bunu yaparken başlarda ustası Damızlık Kızın Öyküsü’ne biraz fazla sırtını yaslamış, sonrasındaysa kendi ayakları üzerinde durmayı başarmış.

Kusursuzlar, ana bölümlerin başlarında Esas Baba denilen ve içinde bulunulan distopik düzeni başlatan kişinin yeni havvalar (“h” özellikle küçük) adlı üretim kadınlara öğütlerini içeriyor. Uygun Kadın Davranışları Sesli Rehberi adlı rehberden alıntılar taşıyan bu girişler, bize nasıl bir ortamda bulunduğumuza dair de küçük mesajlar veriyor.

Gelecekteyiz. Kadınlar, erkek çocuk doğurarak eşlerinin ve toplumun gözünde yükselme sevdasıyla geçirdikleri adaptasyonlar sonucu kız çocuk doğuramaz hale gelmişler. Doğan kızlarsa ortadan kaldırılıyor. Durum böyle olunca erkekler de kendi kadınlarını üretmeye başlıyor, çünkü dünyada bir kadın eksikliği yaşanıyor. Yeni havvalar denilen bu üretim kadınlar saç, ten ve göz renkleri, vücut biçimleri kodlanarak çeşitli kombinasyonlarla üretiliyor ve bir gün ya da cariye olmak için yetiştiriliyor. Son kullanma tarihleri geldiğinde de yok ediliyor. Yetiştirilme esnasında kurallara karşı gelenlerse “Yeraltı” denilen yeraltı laboratuvarlarına geri gönderilerek daha iyi modeller için kobay oluyor.

Kitabın %99’unun geçtiği Okul, bu kızları 4 yaşından 16 yaşına kadar eğitmek ve sıradaki erkek varislerin seçimine sunmak için var. Tam burada Damızlık Kızın Öyküsü’nden olan o benzerliği görüyoruz. Çünkü burada Margaret Atwood’un ölümsüz eserinin aksine güzellik, bakımlılık ve seksapalite en önde olsa da, eş-cariye-rahibe üçlüsü sistemin belkemiğini oluşturuyor. Evet, Damızlık Kızın Öyküsü’nde de tam böyle bir düzen var. Birbirinden güzel kızlardan ilk 10’u eş olurken, geriye kalanların büyük kısmı cariye (metres, hatta dilerseniz açıkça prestijli fahişe de diyebilirsiniz) olarak erkeklere hizmet ediyor. Eşler, erkeklere erkek evlatlar doğurmak ve bu sırada kusursuzluklarını sürdürmek için varken, cariyeler birer cinsel tatmin aracı. Rahibeler ise hiçbir erkek tarafından tercih edilmeyen ama sisteme katkı sağlayacak kadınlardan seçiliyor. Onlar, Okul’da kalarak gelecek nesilleri erkekler için yetiştirme görevine dahil oluyor. Peki “rahibe” olarak kime tapınıyorlar? Düzenin en tepesinde yer alan Baba o an her kimse ona. Ya, evet, Tanrı da bu derece cisimleşmiş ve ataerk olarak karşımıza çıkmış durumda. Peki Baba’nın tanrısal güçleri var mı? Elbette hayır.

Kitabın en güzel detaylarından biri, bu düzene uygun biçimde her kadının adının “küçük harfle” yazılmasıydı. Başta bir imla hatası sansam da hemen sonra fark ettim ki, nesneleştirilen tüm kadınların adı küçük harfle başlıyor. Sistemin doğasına uygun, güzel bir detaydı.

İşte Freida (kitaptaki haliyle “freida”) bizim bu düzendeki başkarakterimiz. Adı küçük harfle yazılan bir son sınıf öğrencisi. Birinci tekil şahsımız, anlatıcımız. Bir üretim güzeli. Ve inanılmaz zayıf karakterli.

Freida, bize sistemi adım adım gösteren kişi aynı zamanda. Popülerlik için durmadan çekilen fotoğraflar, halk oylamasına her hafta sunulan kızlar, düzenli kilo kontrolü, günlük giyim yarışı, bir son kullanma tarihine (40 yaş) sahip kadınlar… Freida sistemin çarkı. O, isyan eden parça değil, ki buna daha sonra daha detaylıca geleceğim. Bu kız, çevremizde ya da sosyal medyada sıkça gördüğümüz bir tipleme. Kendini durmadan başkalarıyla kıyaslayan, en iyi olmak için başkalarını taklit eden ve kendini kusursuzluğa adamış, bu sırada kendi kişiliği ve dengesini kaybetmiş bir genç kadın. Ve kendini hep aşağılıyor.

Freida böyleyken, kitabın sonlarına kadar neden bu kadar özel olduğunu bilmediğimiz Isabel, aslında isyan eden parça. Rahibelerce koruyup kollanan, çok uzun süre Okul’un birinciliğini üstlenmiş ve Freida’nın bir şekilde en iyi arkadaşı olan bu özel kız, sisteme karşı en büyük başkaldırının simgesi olacak.

Kusursuzlar, mükemmellik için aç kalan kızların, gerçekten güzel olmalarına rağmen kendini bir türlü beğenmeyen kadınların hikâyesi. Kendi güzelliklerinin yanında oldukça kötü kalan erkeklere kendilerini eş olarak kabul ettirebilmek için girdikleri mücadelenin öyküsü. Çünkü, ülkemizde de bir türlü kurtulamadığımız mantığı burada da görüyoruz. Yaşama, hatta yaratılma amaçları “eş olmak.” Bunun için ne derece kendi gururlarını ayaklar altına alacaklarını ya da birbirlerini karalama konusunda ne derece çirkinleşeceklerini kitap bize gösterecek.

Cariyelik ise ne kadar mükemmel olursa olsun asla biriyle yetinmeyen ve yetinmemek için de bu düzeni kurmuş erkeklerin oyun alanı. Onlar söz konusu olduğunda da durumun ne derece ileri gittiğini yine eser bize anlatacak.

Rahibeler mi? Kadınların desteği olmadan bu sistem tek başına nasıl işlesin? Birileri, bu güzeller güzeli üretim kızlara erkeklerin önünde ne yapıp ne yapmamaları gerektiğini, “uysal kız, uslu kız” olmanın dayatmalarını göstermeli.

İşte Kusursuzlar tüm bunların kitabı. Ama benim ona dair bazı eleştirilerim de var.

Kusursuzlar’ın Birkaç Kusuru

Halen daha pek çok kadın, kendi seslerini bulmadan önce başkalarının boyunduruğuna girebilmek için canla başla çalışıyor. Sosyal medyada “like almak,” çevrelerinden beğeni toplamak için akıl almaz şeyler yapıyorlar. Peki bu kitap bunu gerçekten de rahatsızlık verici biçimde yüzümüze çarpabiliyor mu? Bence hayır.

Kusursuzlar güzel bir konuya parmak basıyor, fakat amacında eksik kalıyor. Freida’nın zayıf karakterliliğinden son derece tiksinsem de onun gerçekçi olduğunu kesinlikle kabul ediyorum. Bu tarz insanları hepimiz görüyoruz. Kitabın eksik kalan kısmıysa Freida’nın yeterince büyük bir uyanış yaşamaması. Daha da tehlikelisi, bu kızların yıllarca hazırlandığı ve kaderlerini belirleyeceği o genç varis erkeklerce seçilme kısımları. Aralarında en iyi konumda olan ve aynı zamanda (işe bak) en yakışıklısı Freida’ya aşık olduğunda (?) kitabı başımı olumsuz anlamda sallayarak kapattım ve ara verdim. Burada çok yanlış bir mesaj gizli.

Olayların devamı başta anlattığım o ters köşeyi kesinlikle içeriyor. Hani yazar bir klişeyi kullanarak ters köşesini yapmış, ama olayları aktarışında uyarayım derken yanlış yönlendiren de bir yapı var. Neden diyorum, çünkü bu bir genç yetişkin kitabı. Genç yetişkin distopyalarının tutkunu olan genç kızların burada verilmek istenen mesajı tam olarak çıkartabileceklerini ben düşünmüyorum. Kitap burada büyük bir tökezleme yaşıyor. Ayrıca Freida bir eş olmaktan bir an bile vazgeçmiyor.

Kitabın derinlerinde, Freida’nın en yakın arkadaşı Isabel’e karşı beslediği “hisler” de var. Lezbiyence hisler diyebiliriz, büyük bir tutku diyebilirsiniz, ne derseniz. Ortada kocaman, adı kitap boyunca tam konulmamış bir sevgi var. Ama buna rağmen, Freida’nın son ana kadar yaptıkları ana mesajı genç okurlara verebilmede başarılı mı? Bunu onlardan duyana kadar rahatlamayacağım sanırım.

Başkalarına olan özentiliği ve zayıf karakterinin kurbanı olmasaydı kitap bize bir mutlu(!) son bile verebilirdi. İşte oralarda yazarın bu durumu yanlış işlediğini düşünüyorum.

Son olarak, kitabın rahatsız edici sonunun o kadar da başarılı olduğunu düşünmüyorum. Evet, kendini güzel toparlıyor o sonla, fakat başkarakterden öte o özeller özeli, güzeller güzeli Isabel’in yaptıklarının amacını geri planda, satır aralarında keşfetmemiz çok daha etkiliydi. Bunun üzerine bir altın vuruş bekliyordum Freida’dan. Olmadı maalesef.

Ah, sonun sonu olarak da şöyle diyeyim: O’Neill’ın bu ilk kitabı karakterler değil de tiplemeler içeriyor. Yazarların kitaplarında karakterler olur, ama amatör yazarlarınkilerde “tiplemeler.” Bu kitapta ben karakterler değil de tiplemeler gördüm. Gıcık tipleme, iyi arkadaş tiplemesi, zayıf tipleme, popülerin peşinden giden tiplemeler vs. Hepsi pek çok vasat eserde görünecek türden tiplemelerdi. Yazarı bu bakımdan yetersiz bulduğumu söylemem gerek.

Çeviri ve Editörlük (ve Baskı)

Çevirmen Öznur Özkaya idi ve ben bunu gördüğümde kitabı gönül rahatlığıyla okudum. Kendisini daha önce İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinde Yıldız Gemisi Askerleri çevirisiyle tanımıştım. Beni şaşırtmayan, temiz bir çeviriydi.

Editör Su Akaydın da Öznur Hanım’a eşlik ederek güzel bir çalışma ortaya koymuş; onun da ellerine sağlık.

Yabancı Yayınları baskı konusunda iyi bir yayınevi. Çoğunlukla ciltli ve iç baskısı özenli kitaplar basıyorlar. Bu kitabın da kapağından arka kapağına, iç baskısındaki Barbie bebek kafalarına kadarki düzeni gayet hoştu. Ayrıca kitabın boyutlarında minik bir bez çanta ve bir de tişört hazırlamışlar. Gayet hoş bir sürprizdi. Güzel düşünülmüş. Onların da ellerine sağlık.

Neden Feminist Distopyalar Var?

Kusursuzlar’ı kendine bakan bir kadın olarak okudum. Düzenli sporunu yapan, yediğine içtiğine dikkat eden biri olarak. Ve yer yer durup kendi yaşamımı gözden geçirdiysem bu kitabın amacına giden yolda etkili olduğunu gösterir. Kaldı ki genç kızların maruz kaldığı bu kusursuzluk, bu mükemmelik illetinden son derece rahatsızım. Hepsi için gerçekten üzüntü duyuyorum. Sosyal medyada birkaç beğeni, birkaç güzel söz için kendilerini bu kadar ayaklar altına almalarını ne aklım alıyor, ne de anlamak istiyorum.

Nasıl ki distopyalar kötü gidişe dikkat çeker ve insanları omuzlarından tutup silkelerse, feminist distopyalar da kadınları şöyle bir silkelemek için mutlaka olmalıdır. Diliyorum ülkemizde bu gibi kitapların sayısı artar. Özellikle genç yetişkin alanında genç kızlara yönelik ciddi sıkıntılı kitaplar mevcut. Verdikleri mesajlar, onları yönlendirdikleri hayat beni öfkeyle dolduruyor. Bu gibi kitaplarla birlikte bu yanlış yönlendirmelerin önüne geçileceğini umut ediyorum.

Kusursuzlar, benim 1.5 günde okuduğum, oldukça hızlı okunan, öyle okuru çok hırpalamayan bir kitap. Türe yabancı olanlar için giriş niteliği taşıyacaktır.

Diliyorum benim tespitime rağmen hedef kitlesine vermek istediği asıl mesajı verebilir.

Genel Yayın Editörü
2009 yılında Kayıp Rıhtım'a elimi verdim, sonra da ruhumu kaptırdım. Bu yolun devamında çeşitli gazetelerin kitap eklerinde kitap incelemelerim, TRT Radyo 1'de canlı yayın konuğu olarak katılıp kurgu edebiyatını anlattığım 2 yayın, 5 yıldır süren Kahramanın Yol Türküsü adlı kendi edebiyat temalı radyo yayınım, kitap inceleme videoları serim Kayıp Rıhtım İnceliyor ve bir de bonus olarak Oyungezer Dergisi'nin kültür sanat sayfalarında düzenli yazarlığım oldu. Tüm bunların yanı sıra, gerçek hayatın sıkıcılığında, bir bilgisayar mühendisi olarak yaşıyorum. Ama biz ona Clark Kent kimliğim diyelim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kusursuzlar: Mükemmel Kabuslarda Uyuyan Kadınlar

Damızlık Kızın Öyküsü’nden de izler taşıyan Kusursuzlar, gerçekleşmesi gayet olası distopik bir geleceği anlatıyor.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün