Lanark: Bir Tuhaf Kurgu

Alasdair Gray’in karanlık kaleminden dökülen ve görüp görebileceğiniz en tuhaf distopya olan Lanark’ı okuduk, inceledik.

Lanark, Alasdair Gray’den okuduğum ilk kitap oldu. 1934, İskoçya doğumlu yazarımız Glasgow Sanat Okulu’nda eğitim görmüş ve akademisyenlik yapmış bir isim. Başyapıtı olarak görülen Lanark’ı da öğrencilik yıllarında yazmaya başlamış zaten.

Basit bir internet taramasında vakıf olduğum bilgilere göre kendisinin fantezili gülmece etkisi ve modern dünyada yaşanan kişisel, kültürel, siyasi yabancılaşmanın etkilerine dair karanlık, eleştirel bakış açısı kaleminin karakteristik özellikleri arasında sayılıyor. Yazarın sık sık başvurduğu üst kurmaca oyunları da beni büyüleyen ve bu incelemeyi yazmamda etkili olan alamet-i farikalarından biri oldu.

Kitaba Gelince

Lanark’ın daha önce çokça rastladığımız ama hala alışamadığımız bir zaman çizgisi var. Eser dört ayrı kitaptan oluşuyor fakat okurun okuma sırası üç-bir-iki-dört şeklinde gidiyor. Üçüncü kitapta yolunu, evini, hafızasını kaybetmiş bir adam görüyoruz. Kendini bulduğu dünya yalnızca akşamüstlerini yaşayan ve çokça zamandır güneş görmeyen bir distopya. Lanark’ın işi ise usanmadan bu akşamüstü manzarasını izlemek. Etrafındaki kişilerce soğuk, ifadesiz biri olarak tanınan Lanark’ın kendine göre umutsuz bir romantik olduğunu az-çok hissediyoruz bu kitapta. Serinin üçüncü kitabıyla giriş yaptığımız bu distopik dünyayı oldukça başarılı bulduğumu üstüne basa basa söylemeliyim. Hele de bu distopyada insanların zamanla vücutlarında deformasyona uğramalarının metaforik anlamlara da geldiğini hesaba katarsak zekice kurgulanmış bir metin olduğuna dair kanılarım yerinde olur.

Zaman geçirdiği insanlar gibi kendisi de büyük karakter aşınmalarına uğrayan Lanark, ejder derisiyle kaplı sırtından gömleğini yırtarak çıkan tırnaklarla başkalaşıma uğruyor. Bu değişimleri tedavi eden bir enstitüye çekildiğinde yahut atladığında bu duruma kendisi gibi maruz kalan çok fazla insanın olduğunu görüyor. Oda arkadaşının orduda görev alan bir asker olması ve geçirdiği başkalaşım nedeniyle cam gibi kırılgan birine dönmüş olması, deformasyonların bir imge olarak kullanıldığı fikrimi destekledi. Lanark üçüncü kitabın sonunda iyileştiremedikleri insan/yaratıkları yakarak ısınan, etlerini besin olarak kullanan bu enstitüden çıkıyor ve ardından birinci kitap başlıyor.

İtiraf etmeliyim ki en zor okumalarım birinci ve ikinci kitaplarda oldu. Yazar muazzam akıcı bir fantazyadan Sartre karanlığındaki realizme keskin bir geçiş yapıyor. Bu kitap Lanark’ın Lanark değil, Thaw olduğu günlere götürüyor bizi. Ve içinde bulunduğumuz zaman değişse de o boğucu hava hâlâ devam ediyor.  Karakterin çocukluk travmalarına, üçüncü kitapta da yer alan ama sıklığı ve şiddeti artan marjinal cinsel fantezilerine tanık oluyoruz. Bir tarafta içe kapanık, bir tarafta sevgi dolu, diğer tarafta sorumsuz gibi birbirinden bağımsız sıfatlarıyla okuyoruz Lanark’ı.

Birinci ve ikinci kitaplarda geçen modern sıkıntılar daha az gerçek üstü anlatılarak kitabı tamamen farklı bir yola sokuyor. Durum şu ki, eser fantastik başladığından olsa gerek ilerleyen zamanlarda yer alan göndermeler –özellikle de politik olanlar– serinin türünü iyice bulanıklaştırıyor. Gömleğini yırtarak çıkan tırnaklardan ve sürekli kaybolarak yok olan insanlardan; Thaw’ın para sıkıntısı çeken aşırı gerçekçi bir karaktere dönüşmesi, kurgu çeşitlemelerinde daha önce rastlamadığım bir kararsızlıktı. Eseri sevip sevmediğimi halen bilmiyorum ancak etkisi altında kaldığımı belirtmeliyim.

Birinci ve ikinci kitaplarda Lanark’ın (o zamanlardaki adıyla Thaw’ın) tanrıyı sansasyonel biçimde ele almasıyla, ölümüne doğru geçen sayfalar da yavaş yavaş geliyor. Tanrı, kilise, inanç vb. kavramlar kişisel bir üslupla defalarca irdeleniyor bu sayfalarda. Lanark’ın fantastik bir romandan ziyade onu kurgulayan insanla ilgili olduğunu bu şekilde az da olsa fark ediyorsunuz.

Kitabın arka kapak yazısında okuduğum üzere eserin yazımı çeyrek asır sürmüş. Lanark da bir kitap olarak araya giren zamandan o kadar çok etkileniyor ki türler, yazım şekilleri ve üslup baş döndürücü şekillerde tekrar tekrar değişiyor. Bu karışıklık bir miktar bıktırmıyor desem yalan olur. Hele ki bahsettiğim birinci ve ikinci kitaplarda.

Serinin dördüncü kitabına geldiğimizde Lanark kısmen bir Kafka karakterine dönüşüyor. Bürokratik sıfatlardan, sonuçlanamayan absürt sorunlardan oluşan bir girdabın içerisinde onunla beraber dönüp duruyoruz. Yine bu sayfalarda karakterin öyküden iyice uzaklaşmasına, romanın zamanından kopmasına şahit oluyoruz. Öyle ki Lanark yemek yemeye başladığında henüz bebek olan oğlunun masadan kalktığı sırada ona veda eden bir ilkokul çocuğuna dönüşmesine şaşmıyor. Kitabın sonlarına doğru Uthank adı verilen ve kıyamete yaklaşan bir yerde belediye başkanı olan karakter, dünyanın sonundan kurtulmak için tanrının yanına gidiyor. İncelememin başında belirttiğim ve büyük bir tutkuyla okuduğum bölümler de burada başlıyor. Tanrı’nın burada eserin yazarı olduğunu okuyoruz.

— Sürprizbozan (spoiler) başlangıcı–

Yazar, Lanark ile kitabın sonu hakkında oturup konuşuyor. Eserin otobiyografik olduğunu göz önünde bulundurursak yazarın kendisiyle konuşmasını izliyoruz.

İş keşke bununla kalsa. Yazar gelip bize Lanark’ın neden yazıldığını, ne anlattığını söylüyor ve bir adım ötesine daha geçerek Lanark nerelerden etkilendi, daha doğrusu; “intihal” edildi, onu okuyoruz. Kitabın sonlarına doğru sayfalar iki sütuna ayrılıyor ve yazar bir tarafta kendi romanını kendi yarattığı karakterle tartışırken, diğer tarafta da hangi satırın nereden esinlendiğini anlatıyor. Hatta kendisini Tanrı, Lanark’ı kurban edilen oğul, okuru ise kutsal ruh olarak gördüğünü demeden de duramıyor.

Bu avangart eser Lanark’ın kafkavari idamıyla (ki bu karakterin ikinci defa ölümü oluyor, ilki ikinci kitabın sonunda Thaw’ın ölümü) son buluyor. Serinin sonunda bir tarafım Lanark’ı gerçekten yıllar süren bir akademisyen hassasiyetiyle ele almaya değer derken, diğer tarafımsa yazar o kadar zeki ki böylesi bir eser için bunu düşündürmeyi başarıyor diyor.

Dış Öğeler

Eserin kapağı gotik bir çizimle bezenmiş. Yazarın kendi çizimi olan ve iç sayfalarda da her kitabın başında yer alan bu çizimlerindeki figür deformasyonları bana Goya’nın İspanya İç Savaşı zamanındaki gravürlerini anımsattı. Biçim bakımından olmasa da verdiği his açısından ikisi de oldukça başarılı ve oldukça korkunçlar. Kapakta kullanılan mor ve turuncu renklerinin uyumsuzluğu eserin havasını oldukça yansıtmış. Ön kapağın altında yazan “Metis” ve “2009” ibareleri font olarak sanki eserin orijinalinde yer alıyor gibi başarılı yerleştirilmiş. Kitabın sırtı ön kapağa çok uyumlu bir çerçeveyle doldurulmuş. Arka kapak yazısının, hem eser hem de yazarla ilgili yeterince bilgi veriyor olduğunu da söylemeden geçmeyeyim.

Çeviri & Editörlük

Emine Ayhan’ın çevirisi ile okuduğum Lanark’ta dile dair bir sıkıntı yaşamadım. Yayına hazırlayan Özde Duygu Gürkan’a da okurken hissedilen buram buram emek için ayrıca teşekkür ediyorum. Böyle yorucu bir metni okuyucuya sunmanın büyük bir cesaret olduğunu ve yayınevinin de bunun üstesinden geldiğini belirtmeliyim.

Yazarın cümleleriyle kitabı özetlemek gerekirse; Thaw’ın hikâyesi, sevmek konusundaki başarısızlığı yüzünden ölen bir adamı ve aynı nedenle yıkıma uğrayan bir medeniyeti anlatıyor. Ama özellikle söylemeliyim ki hiçbir yıkım bu biçimde anlatılmıyor.

Paylaşın!

1995 yılında Elazığ’da dünyaya geldi. Akademik eğitimini 2017 yılı içerisinde Fırat Üniversitesi Resim-İş Öğretmenliği bölümünde tamamladı. İkinci üniversite programı kapsamında Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğrenimini sürdürmektedir. Çeşitli dergi ve platformlarda eleştiri, öykü, grafik tasarım v.b. çalışmaları yayımlanmıştır. Tiyatro oyunlarında sanat yönetmenliği, sanat ve edebiyat dergi/fanzinlerinde editörlük görevini üstlenmiştir. Aynı zamanda üniversite radyosunda “Sabaha Daha Var” adlı kültür-sanat programını icra etmektedir. Halen orta ve büyük ölçekli firmalar için grafik tasarım, kurumsal reklam çalışmalarına devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lanark: Bir Tuhaf Kurgu

Alasdair Gray’in karanlık kaleminden dökülen ve görüp görebileceğiniz en tuhaf distopya olan Lanark’ı okuduk, inceledik.

Paylaşın!

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün