Life is Strange: Hayat Gerçekten de Çok Tuhaf

Çocukluğumda okuduğum, hikayeye yön verdiğimiz kitapları anımsıyorum. Öykünün kaderini ellerimize alabiliyorduk. İşte Life is Strange böyle bir deneyim sunuyor.

Uzun zamandan sonra ilk defa oyun oynayacak zamana sahip olmuştum ve beni gerçek dünyadan koparacak, her şeyi unutturacak bir oyuna ihtiyacım vardı. Nasıl bir tesadüfse Steam’i açar açmaz karşımda tam da böyle bir öneri vardı: Life is Strange(Hayat Tuhaftır). Kapak resmi çok ilgi çekiciydi. Hemen kısa bir araştırma yaptıktan sonra aradığım oyunun bu olduğuna karar verdim ve aldım. İyi ki de almışım.

Nedir, ne değildir diye başlamadan önce birkaç noktayı hemen geçeyim:

  • Oyun Türkçe değil ama şu ana kadar yayınlanmış bütün bölümler için internette Türkçe yamalar bulabilirsiniz.
  • Sistem gereksinimleri çok yüksek değil. Oyunun var olduğu her platformda rahatlıkla çalışacaktır, yine de isterseniz video ayarlarını yeniden düzenleyebilirsiniz.
  • Gamepad ile oynamak daha keyifli olabilir ama klavye+fare ile de çok güzel oynanıyor.
  • Şu ana kadar beş bölüm yayınlandı. İlk bölüm ücretsiz. Diğer bölümler ise makul fiyatlarda ama Steam gibi platformlarda indirimleri takip ederseniz daha da ucuza alabilirsiniz.

Max ve Chloe - 2

Life is Strange bir TV dizisi gibi yayınlanan seçim tabanlı bir macera oyunu. Başrolde henüz on sekiz yaşındaki güzel mi güzel bir kızımız Maxine Caufield var. Fakat biz ona kısaca Max diyoruz, çünkü kendisi öyle istiyor. Hikayemiz Max’in zamanı geri alabilme gücünü keşfetmesiyle başlıyor.

Max’in bu yeteneği doğru kullanıldığında olağanüstü sonuçlar verebildiği gibi yanlış kullanıldığında felakete dönüşebiliyor. Max’in aldığı her kararın sonuçları oluyor. Alınan her karar geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği etkiliyor. Yani siz sadece bir seyirci olmadığınız gibi verilen görevin dışına çıkamayıp yolu takip eden bir oyuncu da değilsiniz.

Life is Strange’in en sevdiğim özelliği de bu oldu. Çocukluğumda okuduğum, hikayeye yön verdiğimiz kitapları anımsıyorum. Okurken sık sık karşımıza seçenekler çıkardı ve “şunu yapmak istiyorsan şu sayfaya git” veya “bunu yapmak istiyorsan bu sayfadan devam et” gibi seçenekler sayesinde öykünün kaderini ellerimize alabiliyorduk. Artık sıradan bir okuyucu değildik, öyküyü yaşamaya başlamıştık. İşte Life is Strange böyle bir deneyim sunuyor.

Oyun tam bir dizi havasında kurgulanmış. Her bölümün başında önceki bölümün/bölümlerin özetinin verildiği, ardından müzikle girişin yapıldığı, olayların bir TV dizisindeymiş gibi aktığı, sahne geçişlerin ve görüntülerin çok başarılı bir sinema çekimiymiş izlenimi verdiği ve müziklerin tam uyduğu bir dizi. Fakat bu dizi söz konusu olduğunda siz sadece ekranın karşısındaki izleyici değilsiniz, diziyi yönlendiren kişisiniz. Gelecekte sinema veya TV’ye uyarlanırsa hiç şaşırmam ama uyarlanmasa daha iyi sanki.

Life Is Strange

Life is Strange oynanış bakımından çok kolay bir oyun. Hatta oyuncunun çoğu zaman yapması gereken şey yürümek, bir şeylere göz atmak, biriyle konuşurken ne diyeceğine karar vermek, gerekirse zamanı geri almak. Bunun dışında çoğu zaman oturup yaptıklarınızın sonuçlarını izliyorsunuz. Oyunda asıl zor olan kısım, bazı bulmacaları çözmek ve seçimler yapmak. Bilinçsizce yapılan her seçim hiç beklemediğiniz sonuçlar doğurabilir.

Life is Strange konusu itibariyle oldukça başarılı. Max’in okuldaki ilk yılı. Çok arkadaşı yok, ailesinden uzakta. Fotoğrafçılığa ilgi duyuyor ve bu dersi veren öğretmeni Jefferson’a diğer öğrenciler gibi hayranlık duyuyor. Bir zamanlar çok yakın arkadaşı olan Chloe ile yaklaşık beş yıldır görüşmemiş. Victoria ve Nathan adındaki iki şımarık zengin çocuğuna gıcık oluyor. Warren adında bir çocuk Max’e abayı yakmış. Bir de okuldan Rachel adında bir kız kaybolmuş ve her yerde onu arayanların ilanları var. Bunların hepsi oyun devam ettikçe adım adım birbirine bağlanıyor. Max, yıllar sonra Chloe ile yeniden bir araya geliyor. Bir yandan dostluklarını yeniden inşa etmeye çalışıyorlar, bir yandan Nathan ve Victoria’nın yanı sıra Chloe’nin üvey babası David’le uğraşıyorlar. Bir yandan da Rachel’ın izini sürerken birbirlerinden uzakta geçen yılların acısını hissetmeye başlıyorlar. Duygusal açıdan yoğun olan bol miktarda sahne izleyeceksiniz, haberiniz olsun.

Seçimler oyunun içine öyle başarılı biçimde yerleştirilmiş ki oyunun başında çok önemsiz gördüğünüz bir seçim, oyunun sonraki kısımlarında çok önemli sonuçlar doğuruyor ve “yok artık” diyorsunuz. Bu senaryoyu kim yazdıysa bu işten gerçekten anlıyor. Oyun bir noktadan sonra kabul etmek gerekir ki biraz Kelebek Etkisi filmini andırıyor.

Max ve Chloe

Life is Strange insan ilişkilerine, iyiliğe, doğru olmaya ama en çok da dostluğa dair mükemmel bir eser. Arkadaşın uğruna koca bir şehri mi feda edersin yoksa çok sayıda insanı kurtarmak için can dostundan vaz mı geçersin? Belki oyundaki en zor seçim bu olabilir ama ben oyun süresince öyle şeyler yaşadım ki benim için bu seçimi yapmak kolay oldu. Oyun sırasında çok da doğru seçimler yapmadığımı ve bazı olumsuz olaylara sebep olduğumu belirtmem gerek. Kusura bakma Max, Okan gibi sosyal yönü zayıf ve düşüncesiz bir adamın ellerindeydin. Yakında hatalarımdan ders çıkararak tekrar oynayabilirim.

Oyunun bir başka güçlü yanı da müzikleri. Hem çok kaliteli müzikler seçilmiş hem de bu müzikler konuya, karakterlere, görüntülere ve sahne geçişlerine tam uymuş. Spotify’da müziklerin listesi var. Dinlemenizi tavsiye ederim. Ben tekrar tekrar dinliyorum. Özellikle Santa Monica Dream ve Mt. Washington favorilerim.

Oyunun sıkıntılarından biri bence yan karakterlerin çok yüzeysel kalması. O kadar yüzeysel kalıyor ki onları önemsemeden geçiyor ve hikayelerini keşfedemiyorsunuz. Fakat başlıca karakterlere geldiğimizdeyse tam tersi bir durum söz konusu. Önde gelen karakterler çok iyi tasarlanmış. Hepsinin bir hikayesi, bir kişiliği var. Tek sıkıntı, karakterlerin konuştuğu animasyonlarda dudakların pek oynamaması. Bu biraz sinir bozucu.

Max - 2

Max hakkında özellikle konuşmak gerek. Max’i hem oynadığınız için hem de onun mesajlarını gördüğünüz için hem de günlüğünden düşüncelerini takip edebildiğiniz için onunla aranızda bir bağ oluşabilir. Oyun mutlaka bir şekilde size Max’i sevdirecektir.

Geliştiriciler ikinci sezonun da yapılacağını belirtiyorlar. Bu benim için çok güzel bir haber ama haberdeki bir ayrıntı canımı sıkıyor. İkinci sezonda Max’in olmayabileceğini ve diğer karakterlere odaklanabileceklerini belirtmişler. Umarım böyle bir hata yapmazlar. Çünkü oyunu oynayan herhangi bir kimse Max’e bağlanacaktır. Life is Strange demek, Max demektir.

Life is Strange’e ve Max’e bir şans verin. Size hayatın ne kadar tuhaf olabileceğini gösterirken sıkı hayat dersleri verecek.

Etiketler:  

1986’da Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde doğdu. 1998’den beri ailesiyle birlikte Adana’da yaşıyor. 2010’da Mustafa Kemal Üniversitesi Muhasebe Önlisans bölümünden ve 2013’te Anadolu Üniversitesi İktisat bölümünden mezun oldu. Katı bilimkurguya bayılıyor, kendi çapında öyküler yazıyor. Şu sıralar en büyük hobisi yeni diller öğrenmek ve bir gün tüm dünyayı görebilmek istiyor.

Life is Strange: Hayat Gerçekten de Çok Tuhaf için 1 yorum

  1. stupefypatronus dedi ki:

    oynarken oyun olduğunu unutup oturup film gibi izliyorum yemin ederim

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Life is Strange: Hayat Gerçekten de Çok Tuhaf

Çocukluğumda okuduğum, hikayeye yön verdiğimiz kitapları anımsıyorum. Öykünün kaderini ellerimize alabiliyorduk. İşte Life is Strange böyle bir deneyim sunuyor.

5 stars

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün