Logan: Her Şeyin Sonu mu, Yoksa Yeni Bir Başlangıç mı?

Wolverine 70’lerden beri pek çok insan tarafından sisteme karşı isyanı ve otoriteye boyun eğmemezliği nedeniyle benimsenmiştir. Kendisi bu filmde de aynı mesajı vermekten çekinmedi: “Onların istediği gibi olma.”

Geçen hafta Resident Evil: The Final Chapter‘la Alice’e veda etmiştik. Bu hafta ise bir başka sevdiğimiz karaktere, Logan’a (Wolverine) veda ediyoruz. Fakat onun Alice’ten bir farkı var: O, mirasını devam ettirecek bir varis bırakarak aramızdan ayrılıyor.

Hugh Jackman’ın, Wolverine’i son kez canlandıracağı haberini gördüğümüzde X-Men hikâyesinde önemli bir dönüm noktasına ulaştığımızı anlamıştık. Her hikâyenin bir sonu vardır. Dolayısıyla Logan’ın hikâyesinin bir sonu olması beni üzmedi, bir bakıma buna hazırlıklıydım. Hatta sevindim diyebilirim, çünkü bu adamın hikâyesinin sündürülerek erozyona uğratılması bence daha üzücü olurdu.

Onların istediği gibi olma

X-Men bence diğer Marvel hikâyelerinden farklı bir yerde. Çünkü konusu itibariyle, süper güçleri olan insanlara bambaşka bir açıdan bakıyor. X-Men’de sıra dışı güçleri olan insanlar, herkesin hayran olduğu süper kahramanlar değiller. Aksine onlar farklı olduğu için dışlanan, nefret edilen ve hatta öldürülen insanlar. Irk, cinsiyet, cinsel yönelim, etnik köken, din, mezhep, yaşam tarzı ve benzeri pek çok nedenle insanların arasında hâlâ bariyerlerin olduğu ve bu bariyerlerin güçlendirilmek istendiği bir dünyaya karşı önemli birer mesajdır bu. Bence X-Men bir yandan at gözlüklerini çıkarıp dışlanan insanlarla empati yapmamız gerektiğini söylerken, diğer yandan da bu insanlara da dünyayı değiştirebilecek güce sahip olduklarını söylüyor.

Logan’ın dokunaklı öyküsü, bunun en çarpıcı örneğidir. O, uzun yaşamı boyunca dışlandı, aşağılandı, yalnızlığı tattı, hatta üzerinde insanlık dışı deneyler yapıldı ve öldürmeye zorlandı. Dünyanın dört bir yanını dolaştı, sayısız şey yaşadı ama huzuru bulmasına izin verilmedi. Bulunduğu her filmde ve çizgi-romanda bunu yaşadığını gördük. Fakat bu seferki filmde daha çarpıcı ve dokunaklıydı. Bu film, hem X-Men’in neyi temsil ettiğini net bir şekilde ifade ederken, hem de topluma yönelik eleştirileriyle öne çıkıyor. Zaten Wolverine 70’lerden beri pek çok insan tarafından sisteme karşı isyanı ve otoriteye boyun eğmemezliği nedeniyle benimsenmiştir. Kendisi bu filmde de aynı mesajı vermekten çekinmedi: “Onların istediği gibi olma.”

Farklı Bir İhtiyar Logan

Filmin açılışında Logan’ı bayağı yaşlanmış haliyle görüyoruz. Kimseye zarar vermeden şoförlük yaparak ekmeğini kazanmaya çalışıyor. Tabii ki insanlar ona yine engeller çıkarıyor, istemese de birilerini öldürmek zorunda kalıyor. Charles’ın hali daha da üzücü. O, daha çok yaşlanmış. Zaten tekerlekli sandalyeye mahkûmken iyice hareket edemez hale gelmiş. Üstüne bir de alzheimer hastalığına yakalanmış. Eğer Logan her gün bin bir zorluğu atlatıp ona ilaçlarını getirmezse krizler yaşayabiliyor ve onun sıra dışı beyni söz konusu olunca bunun sonuçları herkes için kötü olabiliyor. Mutantların büyük ölçüde yok edildiği bir dünyada kimsenin gözüne batmadan yaşamaya çalışıyorlar, fakat tahmin edeceğiniz üzere bela bir kez daha onları buluyor. Hikâyeye çocuk yaştaki Laura giriyor.

Laura, Logan’dan bayrağı devralan kişi. Cinsiyet ve yaş hariç her bakımdan onun bir benzeri. O da insan muamelesi görmemiş, insanlık dışı deneylere maruz kalmış, öldürmeye zorlanmış. Özel güçleri Logan’ın tıpatıp aynısı. Aynı zamanda onun gibi vahşi. Çevikliği sayesinde belki de ihtiyar Logan’dan daha tehlikeli. Bu filmde Logan’a veda ederken Laura’ya merhaba diyoruz.

Bu filmde bir kez daha mutantların yaşadığı insanlık dışı koşulları görüyoruz. Bir kez daha onların yaşama tutunma çabasını ve özgürlük hayallerini görüyoruz. Mutantlara yardımcı olan, -onların mutant olduğunu bilmeseler de- onlara evini açan iyi insanların da bir kez daha bunun bedelini ödediğini görüyoruz. Fakat aynı şeyi daha önce görmeme rağmen bir kez bile klişe hissiyatına kapılmadım. Bütün bunlar benim için oldukça çarpıcıydı.

Logan filmi; kapitalist düzenin, dünyayı kontrol etmek için dünyayı nasıl kirlettiğini ve sınıfsal sorunlara sebep olduğunu da gösteriyor. Yediğimiz, içtiğimiz her şeye kadar yeniden düzenlenmiş ve kirletilmiş sağlıksız bir dünya. Bir tarafta limuzinle partilere giden insanlar, diğer tarafta ekmek derdinde olan insanlar ve büyük üreticilerle rekabet edemeyip arazisini terk etmeye çeşitli şekillerde zorlanan insanlar. Mutantlara yapılanlar ise sadece bu düzenin bir sonucu.

Hikâyenin genel akışının çok iyi olduğunu ve verilmek istenen mesajların da başarıyla serpiştirildiğini düşünüyorum. Konudaki tek açık, işlerin mutantlar için ne zaman bu kadar kötü hale geldiği sorusunun cevabı. Elbette mutantlar için hayat hiçbir zaman kolay olmamıştı ama şimdi mutantların neslinin neredeyse tükendiğini, kalan küçük bir kısmının ise saklanarak yaşadığını görüyoruz. Belli ki onlarca yıl bir anda atlanmış ve Logan ile Charles’ın yaşlılığına gelinmiş. Marvel’ın ne yapmak istediğini anlıyorum ama sanırım bunun için biraz acele etmişler.

Logan, görsel kalitesinden de taviz vermeyen bir film. Logan’ın her zamanki gibi tüm vahşiliğiyle savaştığı sahneler oldukça başarılı. Buna bir de ondan aşağı kalmayan Laura da eklenince bu tarz filmlerde aksiyona özellikle önem veren izleyicileri tatmin edecek bir iş ortaya çıkmış.

Hugh Jackman, her zamanki rolünü başarıyla oynamış. Patrick Stewart, yaşlı bir Charles’ın nasıl olabileceğini göstererek ustalığını bir kez daha sergilemiş. Narcos’tan tanıdığımız Boyd Holbrook’u Pierce rolüyle karşımda gördüğüme sevindim. Diğer oyuncular da performanslarıyla benden yeterli not aldılar. Burada özellikle Laura’yı canlandıran Dafne Keen’den söz etmek gerek. Küçük yaşına ve sınırlı oyunculuk tecrübesine rağmen, Logan’ın yerini alabilecek kadar ciddi bir karaktere (Laura’ya) can vermek gibi çok zor bir işin altından kalkabilmiş. Yepyeni bir yıldız doğuyor, haberiniz olsun.

Buruk veda

Logan’a ve Charles’a veda ettik ve çok hüzünlü bir veda oldu. Öte yandan bu, Logan’ın şanına yakışır bir vedaydı. Hikâyesi, hayatı boyunca tatmadığı sevgiyi tadarak son buldu ki bu bende buruk bir sevinç yarattı.

X-Men, kaliteli içeriği ve verdiği mesajlara rağmen, yıllarca Hollywood tarafından sömürüldü, aslında zaten tam da bu yüzden sömürüldü. Bir koldan başlı başına Wolverine üzerine kurulu filmler devam ederken diğer koldan da diğerleri üzerine yapılan filmler ile hikâyenin pek çok ayrıntısını öğrenmiştik. Elde fazla malzeme kalmamıştı, yeni bir başlangıç lazımdı. İşte o yeni başlangıcı burada, bence serinin en iyi filmiyle gördük. Sadece Laura’yla değil, diğer mutant çocuklarla da tanıştık. X-Men’in hikayesi son bulmadı; bayrağı bir sonraki nesle devrederek yeniden başlıyor.

Bence Logan gibi muhalif bir anti-kahramanın, iyi para kazandırdığı için yeniden başlatılarak devam ettirilen bir seride zaten yeri olmamalıydı. X-Men, para kazandırdığı için beyaz perdede sömürülmeye devam edecek ama en azından Logan bunun bir parçası olmayacak (siz yine de emin olmayın, Hollywood’un ne yapacağı belli olmaz). Öte yandan Laura’nın Logan’dan devraldıkları arasında bu muhalif kişilik de var mı bunu zaman gösterecek.

  • 34
    Shares
1986’da Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde doğdu. 1998’den beri ailesiyle birlikte Adana’da yaşıyor. 2010’da Mustafa Kemal Üniversitesi Muhasebe Önlisans bölümünden ve 2013’te Anadolu Üniversitesi İktisat bölümünden mezun oldu. Katı bilimkurguya bayılıyor, kendi çapında öyküler yazıyor. Şu sıralar en büyük hobisi yeni diller öğrenmek ve bir gün tüm dünyayı görebilmek istiyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Logan: Her Şeyin Sonu mu, Yoksa Yeni Bir Başlangıç mı?

Wolverine 70’lerden beri pek çok insan tarafından sisteme karşı isyanı ve otoriteye boyun eğmemezliği nedeniyle benimsenmiştir. Kendisi bu filmde de aynı mesajı vermekten çekinmedi: “Onların istediği gibi olma.”

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün