Lovecraft’ın Orta Doğu Esintileri Üzerine

"Dehşetin ustalarından Lovecraft'ın metinlerinde doğu ilhamları ve korkuları nelerdi? Hangi kavramları kullanmıştı? Eserlerinde hangi göndermeler yer almıştı?"

Howard Phillips Lovecraft (1890-1937), korku edebiyatının ustalarından olmakla birlikte, sinemadan bilgisayar oyunlarına birçok alanda ürün vermiş insanlara ilham kaynağı olmuş ve olacak bir yazar, Giovanni Scognamillo’nun deyişiyle: “Bir evren kurucu”. Hikâyelerine aşina olanların bilebileceği gibi Lovecraft bilinmeyenin korkusunu yeğleyen, dehşeti uzayda ve zamanın ötesindeki boyutlarda gören, tarihin karanlıklarındaki kayıp şehirleri ve aile tarihlerine dek uzanan yöresel batı inanışları işleyen bir yazardır. Tarzı birçok kimse tarafından sıkıcı olarak tanımlanmıştır ki gerçekten de bazı hikâyeleri bir makale yahut gezi raporunu andırmaktadır ancak bu hikâyeye gerçekçilik unsuru katan (tıpkı Bram Stoker’ın Dracula (1897) romanında uyguladığı günlük-mektup stili gibi), döneminden sonra dikkat çekmesine neden olan bir özelliği olagelmiştir.

Peki, beni yazarın ilham kaynaklarını deşelemeye, özellikle “Orta Doğu” kültüründen esintileri incelemeye iten ne oldu? Daha önce Radyo Kayıp Rıhtım’da (Ağustos 2012’de) bir programda Lovecraft’ın İlham Kaynakları ile ilgili bir program yapmış, kısmen bu doğu bağıntısına değinmiştim ancak Lovecraft, el atmadık alan bırakmayan iflah olmaz bir “araştırmacı” olduğundan onun diğer ilham kaynaklarına da değinmiştim. Geçtiğimiz günlerde Lovecraft’ın toplu eserlerini okurken (bkz. Lovecraft Toplu Eserleri 1-2-3, Dost Kitabevi) bunları daha detaylı görmüş, mevcut bulunan göndermeleri ve gönderme ihtimali taşıyan bazı enstantaneleri fark etmiştim. İşte bu nedenle, Kayıp Rıhtım’ın 5. “sene-i devriyesi” namına, bu notlarımı derleyerek bir inceleme yazısı yazmaya koyuldum.

Lovecraft’ın Göndermelerine Dair

Öncelikle şunu belirtmeli Lovecraft’ın hikâyelerinde Afrika’dan kadim Avrupa’dan hikâyeler de vardır, Püriten Amerikan döneminin korkuları da, fantastik diyarların korkuları da vardır. Geniş bir dünya mitolojilerinden ve korkularından esinlendiğinden ötürü birçok şeye çağrışım söz konusudur. Yani okurken açık bir şekilde ya da olabileceğini düşünebileceğiniz, esintiler, ilham noktaları dikkatinizi çeker ki “Lovecraft demek ki bunu da okumuş” diye düşünebilirsiniz. Aynı şekilde bazı aşina olduğumuz yazarlar için “Acaba Lovecraft okumuş mudur?” diye de düşündürten bazı tasvirler ve unsurlar görürsünüz, aslında bu sizin yaptığınız bir yakıştırmadır ancak yine de insana ilginç gelmektedir.

Mesela “Kutupyıldızı” hikâyesini okurken (H.P. Lovecraft, “Kutupyıldızı”, Toplu Eserleri 2, çev. Hasan Fehmi Nemli, Dost Kitabevi, Ankara 2002, s. 28-32) fantastik bir şehirde, bilinmeyen canavarlara karşı yüksek bir kulede bekleyen o şehirden bir nöbetçinin hallerini öyle yansıtmıştır ki bir anda aklıma Silmarillion’dan aşina olduğunuz Gondolin’in kulelerinde orkları gözetleyen muhafızların halleri gelmişti. Ben okurken bir anlığına içimden: “Acaba Tolkien, hiç Lovecraft okumuş mudur?” diye düşünmeden edememiştim. (Bu soruyu benden önce başkaları da sormuş olmalı ki nitekim, bkz: http://middle-earth.xenite.org/2012/05/28/was-j-r-r-tolkien-influenced-by-h-p-lovecraft/ . Ha gerçekten okumuş mudur hiçbir bilgim yok. Sadece çağrışım.)

Yine aynı şekilde “Randolp Carter’ın İfadesi”ni okurken Transilvanyalı gizemli bir okültistin bahsi geçince ve bazı olaylarla alakalı bir vampirlik vakasının bahsi geçince (H.P. Lovecraft, “Randolp Carter’ın İfadesi”, Toplu Eserleri 1, çev. Hasan Fehmi Nemli, Dost Kitabevi, Ankara 2001, s.321-444) bu sefer: “Acaba Lovecraft, Dracula’yı da okumuş mudur” diye sormadan edemedim. Gerçi romanı okuyup okumadığıyla ilgili bir bilgimiz yok ancak 98 basım Dracula romanı çevirisine dahil edilen, Raymon McNally ve Radu Florescu’nun “The Essential Dracula” isimli araştırmasının “Stoker’ın Dracula’sı” isimli kısımda, Lovecraft’a ilişkin bir anekdot aktarılsa da bu anekdottan (Bram Stoker, Dracula, çev. Zeynep Akkuş, Kamer Yayınları, İstanbul 1998, s. 523) Dracula romanını okuduğunu aşağı yukarı tahmin etsek bile, öyküsüne gönderme amaçlı koyup koyamayacağını bilemiyoruz.

Bununla birlikte bazı enteresan göndermeleri de mevcut, bu da onun astronomi, fizik ve felsefe kadar, gizli bilimleri ve mitleri de araştırdığını gösteriyor. Misal “Firavunlarla Birlikte Mahpus” isimli öyküsünü ünlü sihirbaz Harry Houdini’nin imzasıyla yayınlamıştır ki onun bir illüzyonist olduğu kadar spiritüalizmle olan alakası da bilinmektedir. Houdini’nin ölümünden birkaç yıl önce Weird Tales’in Mayıs 1924’teki sayısında yayınlanmıştı. (Bkz. Lovecraft, Toplu Eserleri 2, s. 221-252)

Eserler söz konusu olunca birçok şeye çağrışım yapılabilmek mümkün. Ama yukarıda belirttiklerimin bir dayanağı yok, ne açık ne de kapalı bir gönderme söz konusu değildir. Yine de “Acaba birbirlerini okuma fırsatları oldu mu” türünden bir soru da belki her zaman üzerine konuşulacak dipsiz, sonsuz sohbet başlıklarından biridir.

Peki, Lovecraft eserlerinde “Orta Doğu” hikâyelerine ve inanışlarına nasıl atıfta bulunmuştur?

Lovecraft’ın Hikâyelerinde “Orta Doğu”

Lovecraft’ın hikâyelerinde kullandığı unsurlar aşağı yukarı bilinmektedir. İlgi alanlarını astronomi başta olmak üzere pozitif bilimler, Eski Yunan ve Roma tarihi, Binbir Gece Masalları, 18.yüzyıl İngiltere’si ve gotik akımın ürünleri oluşturmaktadır. Eserlerini iki kısma ayırabiliriz; kendisinin de belirttiği gibi Lord Dunsany’nin öykülerinden etkilenmeler taşıyan “fantazyalar” ve tuhaf korku öyküleri. Korku öykülerini de iki grup altında toplamak mümkündür. İlk grubu New England kırsalında ve küçük kasabalarında geçen öyküler oluşturur. İkinci grupta ise en çok tanınan Cthulhu Mitosu’na ait ve bilimkurgu öğelerinin de kısmen yer aldığı (başka boyutlar, uzaylı yaratıkların insanoğlunun evrimine ve kültürüne müdahale etmeleri gibi) kozmik dehşet öyküleri vardır. (haz. Sönmez Güven, Karanlıkta 33 Yazar-Korku Öyküleri Antolojisi II, İthaki Yayınları, İstanbul 2001, s. 149-150)

Ama özellikle benim kanaatime göre, doğu edebiyatından okuduğu bir kitap onu daha erken yaşlarda bazı kavramlarla tanıştırmış olabilir. Özellikle hikâyelerinde sıklıkla atıfta bulunduğu faunlar, satirler gibi mitik unsurları göz önünde bulundurduğumuzda, muhakkak okumuş olabileceği ve dikkate alabileceği bir kavram. Peki, o kitap neydi?

Lovecraft’ın “Binbir Gece Masalları” okuduğunu ve gotik edebiyatın yapı taşlarından sayılan William Beckford’un “Vathek” isimli, gotik kavramını arabesk (Arap kültürüne özgü anlamında) ile sentezleyip gizli sırların peşine düşen hayal ürünü bir Abbasi halifesini anlattığı romanını okuduğunu biliyoruz. Yine aynı şekilde çocukluğunda “Binbir Gece Masalları”nın etkisinde kalarak annesinin yardımıyla odasında bir Şark Köşesi kurup, Abdul Alhazred takma adını alıyor. (Giovanni Scognamillo, Dehşetin Kapıları, Kamer Yayınları, İstanbul 1995, s. 143-144) Hepimizin aşina olduğu muhayyel Necronomicon’un muhayyel yazarının ismidir. Çocukluğunda bu Arap kültürüne olan merakın Arap gizemciliğine kaydığı da bilinmektedir. (H. P. Lovecraft, Cthulhu’nun Çağrısı, İthaki Yayınları, çev. Dost Körpe, İstanbul 2001, s. 10)

Lovecraft’ın doğu edebiyatına göndermeleri nelerdir?


Misal “Adsız Kent” isimli öyküsünde geçen bir cümlede, Lovecraft’ın İran edebiyatının temeli olarak görülen Firdevsi’nin meşhur “Şahname”sine göndermede bulunduğunu görmekteyiz:

“…Tuhaf parçaları tekrarladım ve Efrâsiyab (mitolojik Turan hükümdarı, bazı görüşlere göre Kaşgarî’nin “Divan-ı Lügati’t-Türk”ündeki Türk hükümdarı Alp Er Tunga’nın İran kaynaklarındaki ismi olduğu söylenmektedir) ve onunla birlikte Oxus’tan (Amu Derya, Ceyhun nehri) çıkıp gelen iblisleri mırıldandım…” (haz. Sönmez Güven, Karanlıkta 33 Yazar-Korku Öyküleri Antolojisi II, “Adsız Kent”, çev. Ayşe Gorbon, İthaki Yayınları, İstanbul 2001, s.156) Aynı kısmın farklı bir çevirisi: “…Acayip metinlerden alıntıları tekrarladım, Efrasiyab’ı ve onunla birlikte Amu Derya aşağı yüzen şeytanları fısıltıyla andım…” (Lovecraft, “Adsız Kent”, Toplu Eserleri 2, s. 126) Lovecraft’ın böylesine meşhur ve bilindik bir “şark klasiği” olan Şahname’yi okuması yahut bilmesi pek şaşırtıcı değildir.

Ya Lovecraft başka neleri göstermiştir Orta Doğu’dan? Tahmin edilebilir bir yanıt “cin inanışı” olabilir ancak bu inanış salt Arap kültürüyle alakalı değil. Roma’dan Antik Yunan’a, Perslerin zamanına dek uzanmaktadır. Bizim salt Arap kültürüne ait sandığımız ancak Roma (genius) ve Antik Yunan (daemon) inanışlarında da görülen “cin” kavramı (Orhan Hançerlioğlu, “Cin” maddesi, İnanç Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul 1975, s. 124), görülmeyen ve saklı bir âlemin varlığına ilişkin bir tasavvur ile Lovecraft’ın ilham kaynakları arasındadır. Özellikle öte âlemlere ve sıradan insan algılarının ötesindeki varlıklara özgü yaptığı atıflar ile cin inancındaki algılanamayan, görünmeyen varlıklara ilişkin inanç tasavvurundan da etkilendiğini görmekteyiz. (bkz. Lovecraft, “Öte Taraftan”, Toplu Eserleri 2, s. 82-90)

Lovecraft çoğu kaynağını makalelerinde ya da yazılarında zikretmediğinden Lovecraft’ın Arap gizemciliğine ilişkin bilgileri ne dereceye kadar bilemiyoruz. Ancak çok enteresan bir nokta vardır ki “delirmiş Arap şair” imgesinin olası kökenini işaret etmektedir.

İslam kaynaklarında (özellikle Arap kaynakları), cinlerden bahseden ve birçok esere de kaynaklık eden en önemli kaynaklardan birisi Bedreddin Şibli’nin yazmış olduğu “Akâmül-Mercân Fi Ahkâmil-Cân” yani “Cinlerin Esrarı” adlı eserdir. Eserde geçen bir inanıştan alıntı yapacağım. Bunlar bana Lovecraft’ı en çok çağrıştıran kısımlar olmuştur.

Lovecraft’ın bu eseri okuduğunu sanmıyorum zira eserin İngilizce bir çevirisine rastlamadım ancak 1913 yılında “Encyclopaedia of Islam” isimli araştırma eserinde “Djin” maddesinde atıf olarak bahsi geçiyor. Ancak Araplardaki birçok İslam öncesi inanışın ve bununla birlikte o dönemlerdeki cin tasavvurunun sonraki dönem kaynaklara etkisi ve bu kaynağa atıfta bulunan “cin” kavramına ilişkin birçok kitap düşünülürse muhtemelen bahsini bilmektedir yahut cin inanışlarına ilişkin satırlar okumuş olmalıdır. Yıkılan şehirler, kaybolan kavimler gibi unsurlar çok açıktır ancak işin mistisizm boyutu daha kapalı bir hal almaktadır Lovecraft’ın hikâyelerinde.

Arap inançlarında geçen ve söz konusu kitaba da girmiş bir inanış vardır. Eski Araplardan beridir şairlerin ilhamının cinlerden kaynaklandığına inanılmaktadır. Kitabın bölümlerinden birisi “Şairlere Cin Köpekleri Denir” adını taşımaktadır ve bu inanıştan bahsetmektedir. Burada yazılanlar:

“…Amr bin Kelsum der ki: “Cin köpekleri bizden kaçmıştı. Efendimiz Katade’dir. Bizi kim takip edecek? Çünkü onlara göre şair’in ağzına şiiri koyan şeytandır. Ağzına şiir konulan kişiye (Tabia) derlerdi. Cerîr: “Bana (ağzıma) şiir koyan, şeytanların en yaşlısı İblisler İblisidir” der.” (Bedreddin Muhammed bin Abdullah eş-Şiblî, Cinlerin Esrarı, çev. Muhammed Ferşad, Ferşat Yayınları, s.129)

Şairler ve cinler arasındaki bu bağıntı yaygın görülmekte olan bir inanıştır Araplar arasında. Şairlik aynı şekilde büyücülükle de bağdaştırılmıştır. Buna göre şairlerin büyü yapmak için ölçülü söz söyleyen kişi olduğuna dair bir inanış vardır. Arapça “ölçülü söz söyleyen” (şiir söyleyen) anlamına gelmektedir “şair” kelimesi, günümüzde şiir yazan anlamında da kullanılmaktadır. Şiirin ve şairin büyü temeline dayanması yukarıda bahsettiğim hususla bağlantılı olabilir. Çünkü dinsel bir görüşe dayandığı kesindir. Nitekim, Kur’an-ı Kerim’de şöyle bir ayet vardır: “Biz ona (Peygambere) şiir öğretmedik; bu ona yakışmaz da” (Yasin Sûresi, 69.Ayet) İslam kaynakları açısından Arap dünyasında ozanların büyücü sayılması söz konusudur. (Orhan Hançerlioğlu, “Şair” maddesi, İnanç Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul 1975, s. 594.)

Bu açıdan bakıldığında “deli şair imgesi”nde, Lovecraft’ın Arap mistisizmi üzerine yaptığı okumaların etkisini görebiliriz. Yine bunun dışında Lovecraft’ın yıkılan, yok olan, lanetlenen şehirlere dair hikâyelerini de, İslam kaynakları ve İsrailiyyâtta (İsl. Ter. Yahudi tarih kaynakları, Tevrat ve İncil) sıkça değinilen, Kutsal Kitaplar’da bahsi geçen “helak olan kavimler ve şehirler” kavramı çerçevesinde değerlendirilebilir. Çok eski dönemlerden itibaren mitoljilerde ve dinlerde görülen “cezalandırılan şehir” temasını belki birçok bölgede görebiliriz ancak Semitik inançlarda daha belirgin bir tema olduğu için, Lovecraft’ın yeri geldi mi “Sütunlar şehri İrem”e dahi gönderme yapmasından, bu kavramları incelemiş olabileceğini görmekteyiz. Sadece dinler tarihinde değil, mitolojik döneme ait Dagon gibi Sami tanrılarına da atıfta bulunması bu kavramlara olan aşinalığını destekler mahiyettedir.

Bunlara rağmen çağrışım niteliği taşıyan ve kesinlik içermeyen görüşler de söz konusu olabilir. Eserlerde ne açık ne örtülü bir gönderme söz konusu olmadığından bunlar sohbet konusu olmaktan öteye geçmeyecektir. Hele ki Lovecraft gibi kendi “evrenini” kurmuş bir yazar, kendi hayal gücüne mahsus korkutucu tanrılar ve “Eskiler” metaforu açısından bakıldığında hakikaten bambaşka diyarlara, düşlere yelken açmıştır. O yüzden bunlar göndermeden öte bir etki taşımadığından, bir yazarın çalışma notları arasına karışanlar ve karışabilenler olarak nitelendirilmelidir.

Tarihçi ve yazarım. Tarihi korku hikâyeleri yazıyorum. Çeşitli internet sitesi ve fanzinlerde, çeşitli inceleme yazıları ve hikâyelerim yayınlandı. “Anadolu Korku Öyküleri-2”, “Gio Ödülleri 2013 Seçilmiş Öyküler”, “Güçoburlar” ve “Seyfettin Efendi ve Esrarengiz Hikâyeleri-1” çalışmalarında yer aldım. “Türk Kültüründe Hortlak-Cadı İnanışları“ adlı bir akademik makalem de mevcut.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lovecraft’ın Orta Doğu Esintileri Üzerine

“Dehşetin ustalarından Lovecraft’ın metinlerinde doğu ilhamları ve korkuları nelerdi? Hangi kavramları kullanmıştı? Eserlerinde hangi göndermeler yer almıştı?”

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün