Marvels: Adı Gibi Mucize Bir Başyapıt

Zaten böyle bir mucizeyi Alex Ross'tan başka kim çizebilirdi ki?

Biraz genelleme yapacak olursak, çizgi roman sevenlerin bazı ortak noktaları olduğunu söyleyebiliriz. Mesela neredeyse hepimiz “O mu döver bu mu?” tarzı karşılaştırmaları sever ve vereceğimiz cevabın doğruluğunu kanıtlamak için delliler üretiriz. Bir kısmımız karşılaştırmanın bir tarafında Batman varsa istisnasız onu seçme eğilimi gösteririz. Hepimiz çocukken süper kahraman olmayı hayal etmişizdir. Bazılarımız belli bir kahraman olmayı düşlemişken, bazılarımız da kendi karakterimizi uydurmuşuzdur. İkinci gruba girenlerin kostüm tasarımları ve süper güçlerini nasıl elde ettiklerine dair hikayeleri da hala akıllarındadır eminim ki.

Peki, süper kahramanların gerçek olduğu bir dünyada sıradan bir insan olmanın nasıl olacağını hiç düşündünüz mü?

Zaten tonlarca süper kahramın olduğu bir dünyaya doğmaktan da bahsetmiyorum aslında, öylesi çok normal olurdu. Yani tabii çok da olmazdı belki ama, süper kahramanlar sıradanlaşmış ve alışılmış olurdu. Bahsettiğim şey, mesela yarın, birdenbire şehrinizde süper kahramanlar belirseydi ne hissederdiniz? Tüm o patlamalar, yıkılan binalar sizin yaşadığınız şehrin göbeğinde olsaydı?

Marvels, yani Mucizeler işte süper kahramanlar dünyasına bu şekilde yaklaşıyor. Bir süper kahraman çizgi romanı olsa da, olayı kahramanların gözünden değil, sıradan bir haber fotoğrafçısının gözünden anlatıyor.

Mucizler İyi mi Kötü mü?

“Mucizeler”, çizgi romanımızın ana karakteri olan fotoğrafçı Phil Sheldon‘ın süper kahramanlara verdiği isim. Kitabımız, Phineas Horton‘ın ilk Human Torch‘u, yani Alev Adam ya da daha çok sevdiğim Türkçesiyle Canlı Meşale’yi yaratmasıyla başlıyor. Sentetik bir android olan ve havayla temas ettiği anda alev alan Human Torch’un tanıtıldığı basın toplantısının fotoğraflarını çeken Sheldon, toplantıdaki diğer basın mensuplarının aksine bu olaydan etkileniyor. Herkes bunun sıradan bir göz yanıltma gösterisi olduğunu düşünürken, Human Torch’un kıpırdadığı Sheldon’ın gözlerinden kaçmıyor ve olayın gerçek olduğunu anlıyor.mucizeler

Medyadan gördüğü tepkiler üzerine oğlu olarak gördüğü androidi beton kaplı bir odaya hapsedip gömmek zorunda kalan Horton, bir çeşit babalık içgüdüsüyle, androidin beynine dünyayla ilgili bilgiler aktarıyor. Beton çatlayınca da Human Torch tekrar hayat buluyor ve Mucizelerin doğuşu başlamış oluyor.

Marvel evrenine tam bir saygı duruşu olan Marvels’ın hikayesi, başlangıç noktasını aldığı karakter olan Human Torch’un ilk kez ortaya çıktığı 1939 yılında başlıyor. Alex Ross‘un her karesi başlı başına birer sanat eseri olan çizimleri ve Kurt Busiek‘in harika anlatımı, Avrupa’da patlak veren 2. Dünya Savaşı’nın Manhattan’daki etkilerini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Tam bu sıralarda, Namor Atlantis’ten çıkarak Manhattan’a geliyor ve bazen insanlara yardım ediyor, bazen onlarla savaşıyor. Zaten “süper” kavramına uzak olan insanlar, Human Torch ve Namor hakkında ne düşüneceklerini bilemiyorlar. İkisini bazen seviyor, bazense onlardan düşman gibi bahsediyorlar. Bu sırada ortaya çıkan Captain America ise, insanların “Mucizeler”e bakış açısını olumlu yönde epey etkiliyor.

Mucizeler ve Mutantlar

Sürekli yeni kahramanlar ortaya çıkıp sürekli olaylar olurken, sıradan insanların bu olaylara bakış açılarını görüyoruz hikayeler boyunca. İnsanlar kurtarıldıkları zaman kahramanları seviyor ve onları sahipleniyor, ama ertesi gün sanki hiçbir şey olmamış, hayatlarını onlar kurtarmamış gibi kahramanlardan nefret ediyorlar.

Bunun altında yatan dürtünün ise korku olduğu sıklıkla gösteriliyor. Binlerce yıldır her şeyi kendileri başarmış ve zorlukların üstesinden gelmiş olan insanlar, Mucizelerin yanında sönük hatta aşağı kaldıkları için kendilerini kötü hissediyorlar ve Mucizlerin yapabileceklerinden korkuyorlar. Superman çizgi romanlarında da sıklıkla işlenen bu konu, Marvel evreninin tamamını içine alacak şekilde işleniyor. Neredeyse bütün Marvel kahramanlarını görmenin yanında, J. J. Jameson ve Ben Urich gibi pek çok yan ve “normal” karakteri de görüyoruz hikaye boyunca.

Bir de Mutantlar ortaya çıkınca, işler içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Zaten X-Men okuyanların bildiği “Mutant düşmanlığı” hadisesi, bu sefer Mutantların değil de insanların gözünden anlatılıyor. Evrimin bir sonraki halkası olarak görünen Mutantlar, haliyle insanları epey korkutuyor ve bu korku insanlara olmadık şeyler yaptırıyor.

Bütün bu olaylar sırasında yıllar geçiyor ve başlarda genç bir fotoğrafçı olan Sheldon, iki kız çocuğu sahibi bir adama dönüşüyor. Evlenip çoluk çocuğa karışmak da bazı olaylara bakış açısını değiştiriyor, ancak tüm bu zaman boyunca Mucizelerin iyi mi kötü mü olduğu yönünde kafa yormayı asla bırakmıyor.

Fazlaca detay verip okuma zevkinizi katletmek istemiyorum, ama Marvel evrenini seviyorsanız hemen hemen her sayfada bildiğiniz olayları göreceğinizi ve hatırladığınız her olaya farklı bir gözle bakmaktan harika bir keyif alacağınızı garanti edebilirim.

Çeviri ve Editörlük

Arkabahçe etiketiyle 2015 yılında piyasaya çıkan Marvels’ı dilimize kazandıran isim Tuğçe Ertan. Kendisinin çeviri konusunda harika bir iş çıkarttığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Ne göze batan bir kelime seçimi var, ne anlatım bozukluğu. Tabii bu durumda muhtemelen pek çok çizgi romandan tanıdığımız editör İlke Keskin‘in de payı vardır. Kendisinin editörlük yaptığı herhangi bir çizgi romanın çevirisinde şimdiye kadar hiçbir sorunla karşılaşmadığımı söyleyebilirim. Cildin özel bölüm çevirileri ise Mustafa Ayhan tarafından yapılmış.

Çizgi romanda en çok dikkat ettiğim şeylerden birisi de grafik uygulamalardır. Hani şu balonlar ve kutuların dışında kalan, gazete, duvar yazısı, doğrudan karenin içindeki yazılar gibi kısımlardan bahsediyorum. Bunların çevirilmeden bırakıldığı veya sonradan oraya konduğunun belli olduğu zamanları hatırladığım düşünülürse, bu ciltte grafik uygulama yapan Ozan Çağatay‘ın harika bir iş çıkarttığını söylemem gerekir. Alex Ross gibi bir dahinin tüm detaylı çizimlerinde, en ince ve ufak detaya kadar çalışmış ve okuma zevkini kat kat arttıran bir iş çıkartmış.

Ayrıca cildin sonunda büyük bir yer kaplayan taslaklar, kapak görselleri, Alex Ross’un çizim serüvenini anlattığı kısımlar da es geçilmeyerek harika bir iş ortaya konmuş.

Marvels ile ilgili söylenebilecek en güzel şeyleri ise, belki de yazdığı önsözde Stan Lee söylemiş. Üstadın kaleminden çıkan önsözden ufak bir alıntıyla yazıyı bitiriyor, hala okumadıysanız Marvels’ı şiddetle tavsiye ediyorum. Eğer okuduysanız, zaten bu cildin defalarca okunmayı hak ettiğini biliyorsunuzdur.

Marvels bir çizgi roman başlığından çok daha ötesi. Aslında, kendisinden bir çizgi roman diye bahsetmek, İkinci Dünya Savaşı’na rahatsızlık verici bir arbede demeye benzer. Sanatsal açıdan, yazınsal açıdan ve format açısından Marvels, bizi çizgi edebiyatın evriminde yeni bir basamağa taşıyan dev bir adım.

Editör

Müzmin arkeolog adayı. Her yerde uyuma konusunda rakipleri Snorlax ve kediler. Fantastik okudukça “Daha okuyacak çok şeyim var,” diye kaygılanır. Haftada bir gün Neil Gaiman, bir gün Patrick Rothfuss övmezse içi rahat etmez. Geri kalan günlerin çoğunluğunda Lovecraft över. 4 yaşında atari oynamakla başlayan oyunculuk macerası şiddetle devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Marvels: Adı Gibi Mucize Bir Başyapıt

Zaten böyle bir mucizeyi Alex Ross’tan başka kim çizebilirdi ki?

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün