MindHunter: Deliliği Anlamadan Deliliğin Önüne Geçemezsiniz

Netflix’in seri katillere farklı bir bakış açısı getiren yeni polisiye dizisi MindHunter’ı sizin için sorgu odasına aldık.

Amerikan sineması ve televizyonu içinde, hepimizin bildiği gibi suç ve polisiye türü oldukça popüler. Bu türde her yıl birçok film ve dizi çıkıyor. Birçoğu konu olarak suçlu ve polis arasındaki olayları ele alsa da, bunların arasında nadir de olsa Breaking Bad ve Dexter gibi suçlu psikolojisine empati kurduran diziler de var. Ama genel olarak polisiye dizileri suçluyla empati yapabilmemiz için çekilmedikleri için, suçluların suçu neden işledikleri önemli değildir. En sonunda bir şekilde cezalarını çekerler ve biz de izlediğimiz dizide istediğimiz mutlu sona ulaşırız.

İşte bugünkü konumuz, iyi ile kötü arasındaki karşıtlığı muğlaklaştırarak, bu türde yoğun olarak kullanılan klişeleri büyük bir derecede aşabilmiş bir Netflix yapımı olan MindHunter.

Zihin Avcılığı

Yapımcı koltuğunda iki önemli isim var; Charlize Theron ve David Fincher. Zaten bu bile başlı başına beklentiyi yükselten bir durum. Özellikle David Fincher’in Fight Club ve daha başka mükemmel işlerde yer alması beklentinin sebebini açıklar nitelikte.

FBI tarihinin en önemli ajanlarından John E. Douglas’ın, Mark Olshaker ile birlikte yazdığı ve gerçek davalara dayanan Mind Hunter: Inside FBI’s Elite Serial Crime Unit romanından uyarlanması hasebiyle, hikayenin gerçeklik boyutu daha çok ön plana çıkıyor.

Ünlü sosyolog Emile Durkheim’in “anomi teorisi” üzerinden ilerleyen dizi, “toplumda bir sorun varsa, işlenen suç da ona karşı bir tepkidir” önermesini dile getiriyor bir nevi.

Zor Yoldan Başarmak

Dizi ilk sezonu itibariyle incelenebilecek, üstünde konuşulabilecek çok fazla detaya sahip ve tabii ki bunlardan en önemlisi belki de konusu.

1970’lerin sonu Amerika’sındayız. FBI’da çalışan Holden Ford ve Bill Tench’in “katiller suçlu doğar” anlayışını terk ederek toplumun suçtaki payını irdelemesiyle, psikopat ve seri katillerin iç dünyalarını ve bu cinayetleri anlamlandırma arayışlarını izliyoruz. Katillere henüz “seri katil” bile denmediği bir dönemden bahsediyoruz. Katiller üzerine nitelikli çalışmalar yapılmamış ve henüz sadece “düzenli-düzensiz” katil şeklinde isimlendiriliyorlar. Karakterlerimiz özel bir program dâhilinde bu katillerin motivasyonlarını anlayıp, ileride gerçekleşmesi muhtemel cinayetleri önceden anlama çabasındalar.

Seri katiller ve FBI arasındaki bağlantıyı alıştığımızın dışında bir şekilde ele alması sayesinde hem seri katillere hem de ajanlara farklı bir açıdan bakabiliyoruz. Onları anlamaya ve şekillendirmeye çalışıyoruz. Öyle ki kendinizi yer yer seri katillere hak verirken bulabiliyorsunuz.

Dizide ağır bir psikoloji ve sosyoloji teması hâkim. Yer yer tempo artsa da genel olarak ağır bir şekilde ilerliyor. Aksiyondan ziyade dram, gerilim, suç ve suçun arkasındaki motivasyonu incelemesini sunuyor izleyicisine. Bunda dizinin konusu ve konseptinin payı epey büyük. Ama asla korkmanızı gerektirecek bir durum söz konusu değil.

Zira dizi, ağır bir şekilde eğlendirmeyi ve ekranda tutmayı başarıyor. Özellikle bunu diyaloglar üzerinden yapabilmesi işi daha da etkileyici kılıyor. Bu kolay bir iş değil. Çünkü karşılıklı konuşma şeklinde ilerleyen diziler gerçekten sağlam diyaloglar içermeli. Ortalama diyaloglarla seyirciyi eğlendirmek, izlemelerini sağlamak çok da kolay değil, ama MindHunter bizi daha baştan güzel bir açılış sahnesiyle içine çekiyor ve bitene kadar da içinden çıkmak istemediğiniz bir dünyaya adım atıyorsunuz.

Göz Dolduran Bir Ekip

Gelelim oyunculuklara. Diyalogların iyi gözükmesini sağlayan başka bir etken ise tabii ki oyunculuklar. Holden, Bill, Wendy üçgeni gerçekten iyi işliyor. Oyuncu seçimleri tam oturmuş diyebiliriz. Aralarındaki uyumu hissediyorsunuz. Özellikle başrol diye tabir edebileceğimiz Jonathan Groff’un oyunculuğu gerçekten muazzam. Hayata karşı olan acemiliği onunla empati yapabilmenize olanak sağlıyor. Holden karakteri dizide en büyük yeri kaplayan karakter ve Groff bu işi layıkıyla yapmış. Bill Tench ise ekibin orta yaşlı ve huysuz ajanı olarak daha çok filmlerden tanıdığımız Holt McCallany tarafından güzel bir şekilde canlandırılmış. Öyle ki diziyi izlerken onun babacan tavrından ben de nasibimi aldığımı söyleyebilirim. Yer yer genel olay örgüsünde geri plana atıldığı hissedilse de görevini başarılı bir şekilde yerine getirmiş. Dizinin önemli karakterlerinden birisi olan Wendy Carr’ı da Anna Torv canlandırıyor, ki hepimiz onu Fringe’den biliyoruz. O da bu ekibin tuzu biberi olmuş.

Kısaca söylemek gerekirse MindHunter benim için yılın en bomba işlerinden biri. Oyunculuklarından tutun hikaye ve diyaloglarına kadar dizi gerçekten muazzam dedirttiriyor insana. Benden size tavsiye, kahvenizi alın ve kendinizi seri katillerin karanlık zihinlerinde kaybolmaya bırakın.

Yazıyı bitirirken dizinin 2. sezon onayını aldığını söylemeden geçmeyeyim.

Şimdiden hepinize iyi seyirler.

98 yılından beri dünyalı olan ben, şu anda bir sosyolog adayıyım. Hayatın getirdiği afakanlardan kitaplardaki ejderhalara binip kaçmayı daha uygun gördüm. Daha genç olmama rağmen kendimi bazen Gandalf kadar yaşlı hissettiğim oluyor. Sıkı bir film ve dizi takipçisi olarak herhalde Into the Wild'daki Chris gibi yaşayacak olsam yanımda erzaktan çok dizi bölümü olurdu. Fantastik bir evrende hancı olma hayalimi gerçekleştirmek peşindeyim. Bir gün yolunuz kara ormana düşerse orda sıcak ve küçük bir han görürseniz mutlaka uğrayın. Belki oturup bir iki kelam ederiz.

PORTAL YORUMLARI

  1. Emre dedi ki:

    How do you get ahead of crazy, if you don’t know how crazy thinks?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

MindHunter: Deliliği Anlamadan Deliliğin Önüne Geçemezsiniz

Netflix’in seri katillere farklı bir bakış açısı getiren yeni polisiye dizisi MindHunter’ı sizin için sorgu odasına aldık.

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün