Okumadığınız İçin Teşekkürler: Sana Diyeceklerim Var Kitap Dünyası

Düşünsenize, kitap piyasasını, velinimetiniz olan okuru ve dost edinmenin referans anlamına geleceği yazarları düşman edeceksiniz. Bu sırada kendi yazarlık kariyerinizi de tiye alacak, bir de üstüne üstlük kitaba böyle bir ad vereceksiniz. Biz buna Dubravka Ugresiç diyoruz.

Kitabı elinize alıyor ya da kitap rafında sırtındaki adını okuyorsunuz: Okumadığınız İçin Teşekkürler. Yazarın suratınıza doğru kaldırdığı işaret parmağı ile arsız kahkahaları yüzünüze yüzünüze çarpıyor. Kiminiz bundan rahatsız olup, hatta sinirlenip, onu rafına geri koyacak. Bir kısmınızsa önce kaşlarını çatacak, sonra da bu kahkahalara eşlik edecek. Hatta belki bu kahkahalara eşlik ederken siz de yazarı parmağınızla göstereceksiniz.

Okumadığınız İçin Teşekkürler, cüretkar isimli, cüretkar konulu bir kitap. Düşünsenize, kitap piyasasını, velinimetiniz olan okuru ve dost edinmenin referans anlamına geleceği yazarları düşman edeceksiniz. Bu sırada kendi yazarlık kariyerinizi de tiye alacak, bir de üstüne üstlük kitaba böyle bir ad vereceksiniz. Biz buna Dubravka Ugresiç diyoruz.

Rafları kütle olarak dolduran ama içerik olarak tın tın öten kitapların yanı sıra, sosyal medyanın egemenliğiyle birlikte ana sayfama düşen yayınevi paylaşımları tepemi fena hâlde arttırıyor. Hem de uzun zamandır. Özellikle Wattpad kültürüyle birlikte vıcık vıcık, edebiyatı geçtim, kurgudan yana hiçbir şeyi olmayan, mahalle arası ağız dalaşlarının at koşturduğu kof kitaplar her yerde. Eh, tek tesellim bazen aralarından gerçekten elle tutulur şeyler üreten genç yeteneklerin çıkması. Bazen…

Ben böyle yakınıp duruyorum da, meğerse bu iş hiç de günümüze ait değilmiş. Meğer 90’ların sonunda da durum hiç ama hiç farklı değilmiş de haberimiz yokmuş. Neyse ki Hırvat yazar Dubravka Ugresiç kara mizah tadında bu denemeler ve tecrübeler derlemesini bizlerle buluşturmuş da biz de öğrenmiş olduk.

Yazara uzak değiliz aslında. Kendisinin bu eseri 2014’te Ayrıntı Yayınları’nın Lacivert Kitaplar serisinden çıkmış olsa da, Ugresiç’i biz İthaki Yayınları’nın Başka Kitaplar serisinden tanıyoruz. O seride, serinin misyonuna bir hayli yakışan sıra dışı kitabı Baba Yaga’nın Yumurtası ile yerini almıştı. Sene 2011’de. Ondan önceyse 2010’da Everest Yayınları tarafından basılmış Acı Bakanlığı ile ülke sınırlarından giriş yapmıştı.

Peki Dubravka Ugresiç neyi, nasıl güzel yapıyor? Hadi onu birlikte bakalım.

Eşek Eeyore: Edebiyat Eleştirisinin Trajikomik Temsili

Evet evet, Winnie the Pooh’nun depresif ama her daim mantığın sesi olan eşek karakteri Eeyore’un ta kendisinden bahsediyorum! Ugresiç onu kitabının toplam 10 ana bölümünün başındaki alıntılarda kullanarak bize trajikomik bir ikon sunuyor. Çünkü Eeyore oldukça karamsar, hepimizin bildiği üzere. Ve Ugresiç’in sık sık vurguladığı kadarıyla, piyasada pesimistlere yer yok. Ama öte yandan, Eeyore çılgın ekibin mantıklı yanı. Onun o boynu bükük, hüzünlü gözlerinin ardından çıkan akıllıca sözleri kaçımız fark ettik? Etmedik. O yüzden de Ugresiç ona bu yergi kitabında özel bir yer vermiş durumda.

Kendisinin de satır aralarında söylediği kadarıyle Eeyore ile benzer bir yanı var. Kendi tecrübe ve fikirlerini kimi zaman gerçek dışı olaylarla süsleyerek bizlerle paylaşıyor. Ama onun da dediği gibi, kendisi bir yazar ve bir yazarın uydurmasından daha doğal ne olabilir?

eeyore

Ugresiç aynı zamanda bir Doğu Avrupalı. Uzak olduğum bu kültürde bir yazar olmanın biraz da Eeyore olmak gibi bir yanı olduğunu bu kitabı okumasam daha uzun süre bilemezdim. Ama şimdi öğrendim. Dubravka Ugresiç kitabında sık sık Doğru Avrupalı olmanın, dahası Doğu Avrupalı bir yazar olmanın ne demek olduğunu bizlerle paylaşıyor. Piyasada kendinize yer bulmanın bu köken meselesi nedeniyle hepten zor oluşuna da değiniyor. Bununla da bitmiyor, Doğu Avrupalılar’ın edebiyattan anlayışı ne kadar eğitime dayalı ve yazar olmak nasıl saygı değer bir meslekse, Amerika ve Avrupa’nın geri kalanında ne kadar basit ve meslekten uzak, “herkesin olabileceği ve hatta olması gereken” bir şey oluşunu da gözler önüne seriyor.

Şu satırlar beni hem oldukça güldürmüş, hem de durumu fazlasıyla özetlemiştir:

“Ah, siz yazar mısınız?”

“Evet,” diye cevap verir Doğu Avrupalı dostumuz, seçilmiş olmayanları aşağılamak istemeyen alçakgönüllü ve iyi yetişmiş bir insan duygusu vermeye çalışacak.

“Ne tesadüf! On yaşındaki kızımız romanını tamamlamak üzere. Hatta bir yayıncımız bile var!”

Ve bu da “Doğu Avrupalı”mızın hazmetmek zorunda olduğu ilk aşağılamadır. Kendisinin bir yayıncısı bile yoktur.

Bahsettiğimiz yazarımız Karşılaştırmalı Edebiyat ve Rus Dili Edebiyatı alanında eğitim görüp, Harvard Üniversite’sinde Slav Dilleri ve Edebiyatları bölümünde ders vermiştir. Aynı şekilde Avrupa’da farklı üniversitelerde de ders vermişliği olan bir edebiyatçıdır. Ama gelin görün ki 10 yaşındaki kızımızın bir yayıncısı varken onun yoktur.

Çöpü Sev, Çöpe Tap

“Amerikalılar çöpü sever. Beni rahatsız eden çöp değil, sevgidir,” der George Santayana. Bunu henüz hepimizin bir gün Amerikalı olacağını bilmediği bir zamanda söylemişti.

Dubravka Ugresiç de sözlerinde ondan geri kalmıyor.

Ugresiç’in iğneli sözlerinden nasibini alanlardan bazıları açık açık ismi yazılmış kişiler. Kendisi bu açık sözlülüğünü şöyle tanımlıyor:

Okumadığınız İçin Teşekkürler, yazarın yaratıcı itkilerinden ikisi arasındaki içsel mücadelenin sonucudur. Bu itkilerden ilki yazarın kulağına kendine saygı duyan yazarların zeki insanların sessiz kalmayı tercih ettiği konularda yazmaması gerektiğini fısıldamıştır. İkincisi ise yazarı ters istikamete sürüklemiştir: Kendine saygı duyan yazarlar hiçbir zaman çok zeki olmaya çalışmamalıdır.

okumadiginiz-icin-tesekkurlerBöylece kitap yazan çocuklar, futbolcular, eski mankenler, eski fahişeler, eski vesaireler ve nicesi Ugresiç’in eğlenceli dilinin konuğu oluyor. Pek çok tarihi olay ve alıntıyla da bunu taçlandırmayı ihmal etmiyor yazarımız. Dahası, son zamanlarda neredeyse her yayınevinden fırlayan Marquis de Sade kitaplarına ta o zamanlardan değinmiş. Nasıl da yumuşatılıp popüler kültür ikonu hâline getirildiğini anlatıyor bizlere. Yine güldürerek. Sonrasında cinayet romanlarına değiniyor. Sapkın katillerin icraatlarını konu eden kurgulara gidiyor. Sonrasındaysa gerçek sapık katillerin akıl almaz öldürme ve işkencelerinden bahsediyor. Sonuç, bu tür kurgularda bir patlama yaşansa da hiçbiri gerçek sapkın katillerin hastalıklı hayal gücüne erişemiyor. Ama okur bu kurmacıları kanı donarak, hafiften keyiflenerek okuyor. Oysa gerçekte olanlar sevdikleri yazarların yanına yaklaşabileceği türden değil. Ama gerçek şiddeti takan kim?

Her bölüm en fazla 5 sayfa olduğu için de bu tür iğneleme saldırısında kıkır kıkır gülerek rahat ilerliyoruz hani. Kitapların yayınevine gönderilen küçücük özetlerinin kitaptan nasıl daha önemli ve hayati olduğunu, editörlerin nasıl büyük eserlerden bihaber olduğunu ve kitaplara basılan yazar fotoğraflarının çekimindeki absürdlükleri bile bizlerle paylaşıyor. Durum vahim, benden söylemesi.

Kaliteyi Okur Belirler, Değil mi?

Değil mi? Değil miiiiii! Biri ses versin, yoksa delireceğim!

Ugresiç’in hicvinde okur da nasibini alıyor. O kurtuluyor sanmayın. Hani “ironiden anlamayan nesle aşina değiliz,” diye bir internet jargonu var ya, işte Ugresiç bunu 90’ların sonunda söylemiş de haberimiz olmamış.

Öğrencilerin ironi karşısında verdiği tepkileri yine eğlenceli diliyle bizlerle paylaşmış. Bir topluluk önünde okuduğu minik bir kara mizah öyküsü üzerine kimsenin nasıl gülmeyişi ve bunun altından binbir türlü alegori arayışını da yine aynı dille bizlerle paylaşıyor. Ancak bunlarla da yetinmiyor, çünkü bu cüretkar bir kitap demiştik. Nabokov’un bir sözünü sunuyor bizlere ve “çöplükler dünyasında başarıyı getirenin kitap değil okur kitlesi” olduğu sözlerini paylaşıyor.

Okurun bir çeşit tüketici olduğunu unutmamak gerek. Elbette hiçbir okurun eleştirmen olmasını bekleyemeyiz, ancak ortaya çıkan tablo ve satılan kitapların konularına ve kalitelerine (!) bakarsak ortada tam bir tüketim toplumu özeti görmüş oluruz. Bu noktada Ugresiç’in beni en çok güldüren sözleri de cuk oturuyor hani:

Öyleyse yazara kalan ne? Başını eğip, kaderine boyun eğmek mi? Bir değer ölçütü olarak sonsuzluğu mu kabul etme? Sonsuzluk mu? Yok canım! Bir kitabın yaşam süreci barış zamanında otuz yıldır (savaşta daha az); tabii, kâğıt bakterisi daha önceden onu mantara dönüştürmezse. Sorumluluklarını daha yüksek edebi adalet ilkesine göre belirlemek mi? Adalet mi? Yok canım! Kötü kitaplar her zamankinden çok övülüp, iyi olanlar hiçe sayılıyor. Okura güvenmek mi? Okura mı? Yok canım! Okur, güçlü mağaza zincirlerinin kitap raflarına, vitrinleri albenili kitapçılara, Amazon.com gibi internet sitelerine tav olurken, okura güvenmekten nasıl söz edebiliriz?

Tam da bu noktada durup kendimi eleştirdim. Özellikle internet alışverişinin ateşli bir savunucuyum. Neden? Çünkü maddi açıdan bana en uygun olanı onlar ve yayınevlerinin kazıkçı politikalarından biraz daha kaçınabildiğim bir yer. Ancak benim bu davranışımın yazara katkısı ne? Peki ya ateşli okurlar? Hayranlık kültürü? Hadi bir o hayranların önünde eserin aslında elle tulur hiçbir yanı olmadığını, yazarın yazma yetisine bile sahip olmadığını söylemeyi deneyelim. Var mı bana katılacak olan? Ona göre beden ölçülerinizi de gönderin. Zırhlar için çalışmaya başlayalım.

Kitabın Talihinde Mizah Var

Ayrıntı Yayınları’nın kalitesinde temiz bir eser sunulmuş bizlere. Çeviri ve editörlük bu yayınevinden beklenecek şekilde, şaşırtıcı ya da üzücü bir unsur yok. O nedenle çevirmen Gökçe Metin ile editör Gökçe Çiçek Çetin’e teşekkürler.

Yalnız tam burada durup bu mizahi yerginin bu Türkçe baskısında saklı bir mizaha da değinmek gerek. Şimdi benimle birlikte okuyun,

Ancak bu kadar olabilirdi. Bir Gökçeler birliği bu kitabın bizlere temiz bir okuma alanı sunması için ortak bir çalışma sunmuş. Bu tesadüfe gülümsemeden edemiyorum. Hepsinin emeklerine sağlık.

Eeyore Mutlu Okumalar Diler

Eeyore ile yolun sonuna geldik. Dubravka Ugresiç ile olan hicivli denemeler ve tecrübeleri de böylece sonlandırıyoruz.

Bu incelemeden de anlayacağınız gibi, yazar yazmanın bir yeti ve eğitim meselesi olduğunu savunan bir düşünceye sahip. Herkes istediği her şey olabilir tarzındaki günümüz politikasının yazarlık için versiyonunu bizler için bu küçük yazılarında irdeleyişi böylece bitiyor.

Her okurun şapkasını önüne alıp üzerinde bir süre düşünüp kendi okur kimliğini ve para kazandırdığı içi boş kitleleri bir gözünün önüne getirmesi gerek. Yoksa bu kitabı okumanın hiçbir anlamı olmaz.

Sen çok yaşa Eeyore. Hep bir depresifsin falan ama çok tatlı eşeksin hani. Efendim? Ne? Aman neyse, yine karamsar şeyler dedin herhalde. Neyse boşver, sonra dinlerim seni. Bak Winnie nasıl da tombul ve sevimli!

Genel Yayın Editörü
2009 yılında Kayıp Rıhtım'a elimi verdim, sonra da ruhumu kaptırdım. Bu yolun devamında çeşitli gazetelerin kitap eklerinde kitap incelemelerim, TRT Radyo 1'de canlı yayın konuğu olarak katılıp kurgu edebiyatını anlattığım 2 yayın, 5 yıldır süren Kahramanın Yol Türküsü adlı kendi edebiyat temalı radyo yayınım, kitap inceleme videoları serim Kayıp Rıhtım İnceliyor ve bir de bonus olarak Oyungezer Dergisi'nin kültür sanat sayfalarında düzenli yazarlığım oldu. Tüm bunların yanı sıra, gerçek hayatın sıkıcılığında, bir bilgisayar mühendisi olarak yaşıyorum. Ama biz ona Clark Kent kimliğim diyelim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Okumadığınız İçin Teşekkürler: Sana Diyeceklerim Var Kitap Dünyası

Düşünsenize, kitap piyasasını, velinimetiniz olan okuru ve dost edinmenin referans anlamına geleceği yazarları düşman edeceksiniz. Bu sırada kendi yazarlık kariyerinizi de tiye alacak, bir de üstüne üstlük kitaba böyle bir ad vereceksiniz. Biz buna Dubravka Ugresiç diyoruz.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün