Phil’in Dehşet Verici Kısa Saltanatı: Mikro Dünyanın Mega Etkisi

“Lütfen milletin iradesini yerine getirin!” – Phil

phil-ust[1]

80 sayfacık, minicik bir kitapta bir diktatörün doğuşunu, yükselişini ve çöküşünü izlemeye var mısınız? Hem de dünyanın en iyi öykücülerinden sayılan George Saunders’ın kalemiyle.

İnsan bedenine göre hayli absürd kalan formlarda, bitki ve makine karşımı bedenlere sahip varlıkların dünyasında bunu tatmaya hazır mısınız?

Size söz veriyorum, başlarda çok eğleneceksiniz. Yine söz veriyorum ki, sonradan dehşete düşeceksiniz.

İğne Deliğindeki Dünya

Dünyayı alıp avucunuzda ufalayın. Öyle hızlı hareketlerle yapın ki, en sonunda iğne deliğinden sığacak bir hale gelsin. Siz de bu mikro dünyaya büyüteçle bakın ve milyonlarca insanla, yüzlerce ülke sizin için tek haneli rakamlara inmişçesine küçülsün.

George Saunders’ın yaptığı tam olarak bu. 3 ülke ve toplamı belki de 30’u bile bulmayacak tuhaf dünyasının nüfusuyla size bir mikro dünya analizi sunuyor. Dünyanın kendisi mikro ama sizi temin ederim ki etkisi mega boyutlarda! Yazar bunu da olabildiğince kara mizah ve aynı oranda absürdlükle başarıyor. Korkunç, değil mi? Oysa okurken çok eğleniyorsunuz.

phil
İç içe geçmiş iki ülke hayal edin. Biri geniş ve ferah olsun. Vatandaşları için kocaman yerler ayrılmış cinsten hem de. Bolca, fazla fazla yer var. Ona Dış Horner adını verelim, çünkü yazar da öyle yapmış. Dış Horner’ın içine de bir küçücük bir nokta koyup ona da İç Horner diyelim. İç Horner öyle küçük, öyle ufacık olsun ki aynı anda yalnızca bir (1) vatandaş içinde durabilsin. Hepi topu 6 yurttaşı olan İç Horner, tek ağacı, tek nehri ve tek toprağıyla diğer vatandaşlarına kucak açmak için orada beklesin. Tabii sıraları geldiğinde.

Her ne kadar asıl konu Dış ve İç Horner ile ilgili olsa da, kitapta toplam 3 ülke var dedik. Zekice yerleştirilmiş bu son ülkenin adı Keller. 15 santimlik bir kurdele gibi Dış Horner’ın bir bölümünü saran ve 9 vatandaşa sahip Keller’ı okurken aklıma hep İskandinav ülkeleri geldi. Çünkü elverişsiz ve turistlerin ilgisini çekmeyen toprakları, refah düzeyi yüksek, mutlu halkı ve upuzun boylarıyla sanki kuzey ülkelerinin bir modeli gibi.

Suç oranı çok ama çok düşük, eğitim oranıysa bir o kadar yüksek, pek turist almayan ve refah düzeyi dünyaya oranla zirveye oynayan İskandinav ülkeleri… Keller hakkında daha başka şey demeyeceğim aslında. Onlarla kitap sonunda zaten tanışacaksınız. Kurguya sonradan dahil olup nasıl bir etki yarattıklarını kendiniz görün.

Biz Horner’a dönelim hadi.

İç Horner’ın 6 vatandaşlık, çeşitli absürt formlardan oluşan (ve Dış Horner’dan fiziksel açıdan hiç de farkı olmayan) vatandaşları sıra onlara gelene kadar Kısa Dönemli İkamet Bölgesi’nde bekliyor. Bu sırada birbirlerine daima yakın duruyorlar. Zorunluluktan elbette, ama bu onları daha entelektüel ve barışçıl da yapıyor. Ne kadar manidar, değil mi? Ben de yazara ilk şapkamı tam burada çıkarıyorum.

Ancak bir gün, nedeni kitapta hiç açıklanmayacağı şekilde İç Horner birden daha da küçülüyor! Çekiyor! Böylece içindeki tek vatandaşın da bir kısmı istemsizce Dış Horner’a kayıyor. İşte, tam burada bir diktatörün doğuşuna şahit oluyoruz. Kitabın adında ismi geçen o malum Phil, bu anda sahneye giriyor. Bir daha da hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.

Beynim Çekmecesinden Fırladı, Hükümsüzdür

Dış Horner vatandaşları sessiz bir tiksinme içinde. İç Hornerlılar’ın varlığından rahatsız. Milli duyguları dışarı taştı taşacak, ama tutuyorlar kendilerini. İç Horner’a tanıdıkları haklara yeterince minnettar olmalarından şikayetçi ve kendilerini fazlasıyla cömert görüyorlar. Ama tüm bunlar bir yerde bir delik açacak ve bu düşünceleri dışarıya kirli bir çamur yığını gibi akacak. Deliği açan da Phil’den başkası değil. Yani o, patlamaya hazır balonu kontrolsüz haykırışlarıyla patlatan kişi.

Phil, öyle ahım şahım biri değil. Kompleksli ve zeki olduğu da söylenemez. Ama ağzı iyi laf yapan bir faşist olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Hepsi öyle değil mi zaten?

İç Horner çekip de içindeki tek vatandaşı Dış Horner’ı istemsizce ihlal ettiğinde o da orada. Ve olanlar da tam bu anda patlak veriyor. Öyle ki, Phil’in beynini taşıyan vücudundaki çekmece açılıyor, beyni dışarı fırlıyor ve Phil bir anda sisteminde Caps Lock açmışçasına haykırmaya başlıyor. Büyük harflerle bağırıyor. Başkalarının vatanseverlik ve milliyetçilik duygularını sömüren türden çığırtkanlık yapıyor. Phil, Dış Horner’ın erdemlerini bir bir sayıp döküyor ve İç Horner’ın tıkış tıkış yaşayan bir avuç halkını da nankör ilan ediyor. Ve ne oluyor? Yıllar yılı İç Hornerlılar’ı sessiz bir tiksinti içinde izlemiş Dış Horner’ın sınır milisleri de bir anda onlara Phil’in faşist gözlerinden bakmış oluyor. İçlerindeki tüm o bastırılmış, susan öfke dışarı taşıyor.

Hemen burada durup son zamanlarda gündemden düşmeyen bir bilgiye dikkatinizi çekmek istiyorum. Doğruluğu belki tartışmalı ama, görüyoruz ki bazı araştırmalar faşistlik ve düşük IQ’yu ilişkilendirir nitelikte. Ne gariptir ve aynı şekilde ne zekice tasarlanmıştır ki, kitap boyunca Phil’in beyni ne zaman çekmecesinden fırlayacak olsa, bir anda ipini koparmış gibi bağıra bağıra konuşmaya başlıyor. Sözleri safi milliyetçilik ve katı bir faşizm içeriyor. Mağduru oynuyor Phil. Dış Horner’ın İç Horner’a bunca zaman gösterdiği sözde misafirperverlikten bahsediyor. Onların istemsizce, ülkeleri çektiği için Dış Horner’a taşan kısımlarını suçluyor. Böyle böyle etrafında yandaşlar topluyor işin kötüsü. O bağırdıkça, o sözde milliyetçi söylemlerle çığırtkanlık yaptıkça Dış Horner’dan birileri de ona doğru kaymaya başlıyor.

Tanıdık, değil mi?

İç Horner Sorunu ve Mültecilere Açılmayan Kapılar

İç Horner’ın bu küçük toprak sorunu, o küçülene kadar kimsenin derdi değildi. Dış Horner onlarla ilgilenmiyordu. Sınırlar ihlal edilmesin yeterdi. Ancak ülke neden çekiyor dersiniz? Dediğim gibi, bu kitapta hiç açıklanmadı. Ama benim bir fikrim var.

Dış Horner’ın İç Horner’ı bir parça yuttuğuna inanıyorum. İç Horner’ın 6 vatandaşının sayısında bir artış yok. Her şey bir gecede oluyor. Ancak fazlasıyla alanı olan Dış Horner, fiziksel açıdan kendilerinden hiçbir farkı olmayan bu canlılara bakışları ve tavırlarıyla yansıttıkları onaylamazlık ve rahatsızlık bu ani yayılmacılık politikasını tetikleyen etmen olabilir. En azından fikrim bu yönde. Phil gelip o fazla şişkin balonu patlatıp herkesin içindeki zehri üzerlerine sıçratana kadar, bunca zamandır içte biriktirilen kibir ve öfke toprakları da harekete geçiriyor gibi. Böylece ne oluyor? İç Hornerlılar’a karşı somut bir defetme uygulanabilmesi için o içten içe arzulanan neden de ortaya çıkmış oluyor. Ama tabii ki suçlu İç Hornerlılar! Başka kim olabilir?

İç Horner’ın durumu şu an dünyadaki mülteci sorununa çok güzel bir örnek. Yeterli topraklar ve alan var, ancak kimse onları kabul etmek istemiyor. Hep dışlanıyorlar. Hep sınırlandırılıyor. Hep çizilen çizgiler arasında tutulmaya, dışına çıkarlarsa kötü biçimde cezalandırılmaya varan yaptırımlara maruz kalıyorlar.

Kitaptaysa durum hiç de farklı değil. Hatta kitap işi daha da gerçeğe vardırıyor ve Phil’in beyni çekmecesinden fırladığı bir zamanda, sayıca az ve savunmasız durumdaki İç Hornerlılar’ın bir sömürü haline gelebileceğini de yandaşlarına göstermiş oluyor. Böylece Phil, şiddeti ve etkisi hem okur, hem de İç Hornerlılar üzerinde giderek artan günlük vergi politikasını hayata geçiriyor. Kitap da buradan itibaren o absürt doğasındaki eğlenceli formunu yitirmeye başlıyor.

Burada Havalar Oldukça Güzel

İç Hornerlılar’ın pek çok şeye susması canınızı sıkacak. Ama tanıdık da gelecek. Dünyanın farklı yerindeki ülkeleri düşüneceksiniz. Yakın zamanda yerle bir edilmiş, ya da iç karşılıklara teslim edilmiş farklı yerler gelecek aklınıza. İç Hornerlılar’a daha çok kızacaksınız böylece. Ama onlar hiç adım atmıyor değil. Tek sorun, bir faşiste karşı hep demokratik yollarla işi çözmeye çalışmaları.

Sorun tam olarak demokraside de diyemeyiz. İç Horner’ın 6 üyesi yıllar yılı birbiriyle sıkış tepiş yaşamaya öyle alışmış ki, birbirleri olmadan bir karara varamıyor. Öte yandan barışçıl doğaları da Phil’e karşı duracak güçlü bir tepki vermelerine engel. Bu durum sinirinize dokunacak. Uyarmadı demeyin.

Şimdi attıkları o en önemli adıma bir bakalım. Özünde çok mantıklı bu hareket, bize başka bir çürümüş noktayı gösterecek.

Görüyoruz ki en tepede olanlar da dünyamızdan farksız. Phil’in çığırtkanlıkla topladığı yandaşlar ve ortaya çıkan vergilerle beli bükülen İç Hornerlılar, Dış Horner’ın başkanına bir mesaj atıp ilk direnci gösterdiğinde en tepedekilerin duyarlılığının da şaibeli oluşuna tanık oluyor. Bu olay yine Phil’e yarıyor. Yine mağduru oynuyor. Halkın iradesiyle, o anda yapılan oylamayla (bu söz sizi daha sonra iyice dehşete düşürecek bir hal alacak) her şey meşrulaştırılıyor. Böylece Phil, yetmezmiş gibi bir de devlet içinde yetkili biri hâline geliyor.

Herkes mutlu. Her şey demokratik. Peki ya İç Hornerlılar’a olanlar? Görüyoruz ki, en tepedekilerin istediğini istediği biçimde anlama durumu bu eserde iyice yaşlanmış ve tamamen kendi sorunlarına dönmüş, eskilerin adalet dağıtıcısı Başkanında bir araya gelmiş halde.

George Saunders’a ikinci kez tam burada şapka çıkarıyorum.

Gogol’un Paltosundan Çıkan Adam: George Saunders

Yazar Saunders’ın Phil’in giderek zalimleşmesi ve bu sırada gözünü daha da yukarılara dikmesi kısmında yaptığı bir hamle var ki, bence burada bir Gogol esini yatıyor.

Gogol’un Palto öyküsünü bilirsiniz. O eski, emektar palto çok kış görmüş, insanını çok soğuktan korumuştur. Ama artık delik deşiktir. İş göremez hale gelmiştir. Yenisine ihtiyaç vardır. Ancak bu yeni nasıl olacaktır? Gelen gideni bir şekilde aratıyorsa, eh, işte orada bir sorun vardır.

Dış Horner’ın yaşlı mı yaşlı, unutkan mı unutkan, derdi sadece kendisi olan başkanı işte bu çok kış görmüş paltonun ta kendisi. Halkı ve refahı için çok şey yapmış bir adam o. Ancak artık değişme vakti gelmiş durumda, çünkü kendine bile hayrı yok. Peki yerine kim gelecek? Cevabı tahmin ediyorsunuz.

Eski Başkanın yerini alan Yeni Başkan olgusu da bir o kadar dehşete düşürücü aslında. Saunders’ın tatlı tatlı anlattığı bu satırların özünü kavrayanlar için gerçek bir rahatsızlık sembolü olarak tam karşınızda!

Böylece Phil, Başkan Phil olarak herkesin desteğini aldığında çığırtkanlığı onun yerine yapacak bir medyası da olacak.

Milletin İradesine Boyun Eğmek

Phil’in yaptığı her şey demokrasi kılıfında bir zulüm. Olan hep İç Hornerlılar’a oluyor. Eziliyor, sömürülüyorlar. Dış Horner hep onlara sayısız yardım etmiş konumunda. Ama İç Horner her gün bunu kötüye kullanmış biçimde yansıtılan 6 kişilik bir grup.

Phil bağırıyor. Ara ara beyni yerinden çıkıyor. Başkanlığı ele geçiriyor. Onun kontrolsüz, faşistçe bağırışları başkalarını etrafına çekiyor. Ve Phil’in İç Hornerlılar’a yaptığı her zulüm “milletin iradesi” olarak adlandırılıyor. Ancak bu zulmün vardığı boyutlar kitabın o mizah yönünü yavaş yavaş söndürüyor ve kara kısmını hepten açığa çıkarıyor.

“Lütfen milletin iradesini yerine getirin!”

Böyle diyor Phil. O böyle dedikçe okur da irkiliyor.

İrkilinmeyecek gibi değil ki?

Denildiği Gibi Hayvan Çiftliği’ne Benziyor mu?

Bence hayır. Ama hangi açıdan baktığımız çok önemli.

Kitabın tanıtım bülteninde, Orwell’in Hayvan Çiftliği’nin modern bir versiyonu olduğu söyleniyordu. Ancak ben okurken böyle hissetmedim. Çünkü Hayvan Çiftliği’nin özünde eşitlikçi fikirlerden doğan bir çarpıklık, bir yoldan çıkma yatar. Oysa bu kitapta en başından beri açık bir faşizm, açık bir ayrımcılık var. Yoldan çıkmaya dünden razı herkes.

Bu tanıtım bültenine katılabileceğim tek bir nokta var aslında. Hayvan Çiftliği’nin alt başlığı Bir Peri Masalı’dır. Phil’in Dehşet Verici Kısa Saltanatı, bir peri masalı olmasa da Hayvan Çiftliği gibi ikircikli bir yapıya sahip. Keyifli anlatımı ve absürt tasarımlarıyla eğlenceli gibi görünen bir hikâye. Oysa özü Hayvan Çiftliği gibi dehşete düşürücü.

Evet, bu açıdan hemfikirim. Ancak başka açılardan bakınca benim aklıma pek yatmıyor.

Tüm Suç Phil’in mi?

Bence hayır. Hem de kocaman bir hayır. Phil’in Dehşet Verici Kısa Saltanatı adı bize bir diktatörün yükseldiği gibi düşeceğine işaret eden bir kitap ismi. Ancak beni asıl dehşete düşüren şey, Phil’in topladığı destek. Daha dünden tüm bu faşizme hazır olan, en az Phil kadar kirli yandaşlar. Onlar olmasaydı Phil asla istediklerini başaramayacaktı. Oysa hepsi her şey olup biterken gayet mutluydu. Güçlü gördükleri Phil’e karşı duydukları aptalca bir sadakatle ilgili birbirlerine hava atmak için akıl almaz şeyler yaptılar. Sorgulamadılar. Epeydir bakışlarıyla ima ettikleri tüm kötülükleri yapma hakkına kavuştular.

Evet, tereddüt ettikleri zamanlar oldu. Ama hepsi değil. Maalesef, hepsi değil.

Phil’in düşüşü gerçekleştiğinde tüm bu yandaşların sütten çıkmış ak kaşık moduna girdiklerini de aynı dehşetle izleyeceğinizden emin olabilirsiniz. Çok detay vermek istemiyorum, ama zaten nasıl olacağını bu dünyaya bakarak da tahmin edebiliyorsunuzdur.

Her Çıkışın Bir İnişi, Her Öykünün Bir Sonu Vardır

Phil’in Dehşet Verici Kısa Saltanatı, aslında her şeyi bu ad altında bize anlatan bir eser. Kompleksli, faşist Phil yükselirken İç Hornerlılar’ın pasifliği sinirinize dokunabilir. Eyleme geçmelerini isteyeceksiniz. Geçmeyecekler. Çünkü hep sayıca az oluşlarının ezikliğini yaşayacaklar. Onlar geçmedikçe daha da tanıdık gelecekler size.

Bununla da bitmeyecek. Başta Phil’i bayağı bulanların zamanla kendilerini gözü kapalı bir şekilde ona teslim edişi, gönüllü köleleri oluşu ve her zulmün altında imzalarının oluşu da sizi oldukça sarsacak. Phil’in gönlünü kazanmak için gösterdikleri sadakat yarışı öyle bir boyuta gelecek ki, mideniz kalkacak. Ama merak etmeyin, birilerinin gözü açılacak. Keskin sirke küpüne zarar, değil mi? Küpün tamamı olmasa da, bir parçası bunun dönüp dolaşıp kendilerini bulacağını fark edecek. Fakat bu ne kadar işe yarayacak?

Kitabın çevirisi ve editörlüğü gayet başarılı; bir günde bile okunabilecek, ama etkisi daha uzun süreli olacak bir eser var karşınızda. Anlatımı oldukça yalın ve tatlı. Akışkan ve düşündürücü. Eğlendirici ve sorgulatıcı. George Saunders dünyanın en iyi öykücülerinden sayılan bir yazar. En iyilerden biri mi, bunu tartışabiliriz, ama bir hikâye nasıl anlatılırı iyi bildiği açık.

Bu kitabın her bir satırı günümüz dünyasından bir kareyi aklınıza getirecek. Bu bir distopya. Bu, karakterleri makine ve bitkilerin karışımından oluşmuş, dünyası da bir o kadar tuhaf 80 sayfalık bir gerçekler parodisi. Rahatsız edici ve bir o kadar eğlendirici bir tokat. Her bir karakteri ve 3 ülkesi de pek çok yoruma açık, aynı anda birden fazla şeyi temsil eden bir semboller bütünü.

İnsan dayak yemekten hoşlanır mı? Eh, hani dayak cennetten çıkmaydı? Yanağınızı uzatıp bu tokadı bir kere yiyin derim. Pişman olmayacaksınız.

Benden de küçük bir tavsiye gelsin sizlere. Kitabın sonunda Lenora adlı karaktere iyi bakın. Çok ama çok iyi bakın. Bu yazıda ona özellikle değinmeyerek tamamen sizin yorumunuza bıraktım; ancak o sahnede onu gördüğünüzde neden onu tamamen siz okurların yorumuna bıraktığımı anlayacaksınız.

Daha güzel yarınlarda, bambaşka güzellikte kitaplarda görüşmek üzere!

Genel Yayın Editörü

2009 yılında Kayıp Rıhtım’a elimi verdim, sonra da ruhumu kaptırdım. Bu yolun devamında çeşitli gazetelerin kitap eklerinde kitap incelemelerim, TRT Radyo 1’de canlı yayın konuğu olarak katılıp kurgu edebiyatını anlattığım 2 yayın, 5 yıldır süren Kahramanın Yol Türküsü adlı kendi edebiyat temalı radyo yayınım, kitap inceleme videoları serim Kayıp Rıhtım İnceliyor ve bir de bonus olarak Oyungezer Dergisi’nin kültür sanat sayfalarında düzenli yazarlığım oldu. Tüm bunların yanı sıra, gerçek hayatın sıkıcılığında, bir bilgisayar mühendisi olarak yaşıyorum. Ama biz ona Clark Kent kimliğim diyelim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Phil’in Dehşet Verici Kısa Saltanatı: Mikro Dünyanın Mega Etkisi

80 sayfacık, minicik bir kitapta bir diktatörün doğuşunu, yükselişini ve çöküşünü izlemeye var mısınız? Hem de dünyanın en iyi öykücülerinden sayılan George Saunders’ın kalemiyle.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün