Roverandom: Küçük Bir Çocuğun Kederinden Muazzam Bir Kurguya

Heyecanla beklediğimiz yepyeni Roverandom’u elimize alır almaz incelemeye koyulduk.

İthaki Yayınları’nın son zamanlardaki önlenemez yükselişi hepimizin malumu. Gerek Asimov çevirileriyle gerekse de her ay yeni kitaplar kattığı Bilimkurgu Klasikleri serisiyle göz doldurmaya devam ediyor. Üstelik sadece bunlarla kalmıyor, fantastik edebiyatın babası J.R.R. Tolkien‘in birbirinden kıymetli eserlerini de ciltli, özel baskılarla bizlerle buluşturuyorlar. Kısa süre önce raflarda olacağı müjdesini verdiğimiz Roverandom da onlardan biriydi. Biz de bu kitabı elimize alır almaz incelemeye koyulduk.

J.R.R. Tolkien’i tanımayan yoktur. 3 Ocak 1892 doğumlu İngiliz yazar, Oxford Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü birincilikle bitirmiştir. Üniversitenin son yılında 1. Dünya Savaşı patlak vermiş, okulu biten Tolkien teğmen olarak orduya katılmış, burada çok elim olaylar yaşamış ve dönüşünde yine Oxford Üniversitesi’nde Anglo-Sakson profesörlüğü yaparak çalışmalarını akademik olarak sürdürmüştür. Ana ilgisi İngiltere’nin Ortabatı topraklarının yazın ve dilbilgisi üzerineydi.

Çocukları için yazdığı Hobbit (1937) çıktığı dönem çok büyük bir satış rakamı elde etmese de üniversite profesörlüğü sırasında üstünde çalışmaya başladığı Yüzüklerin Efendisi (1954) üçlemesi için giriş niteliği taşıdı. Ne yazık ki 1973’te hayatını kaybeden yazar tüm eserlerini yayımlama şansına erişemedi ve ardında bıraktığı sayısız elyazması küçük oğlu Christopher Tolkien tarafından kitaplaştırılarak basıldı. Bu incelememizde ele alacağımız Roverandom’un yayım süreci de aynı kadere sahip.

Roverandom Neden Yazıldı?

Nedenini kitabın giriş kısmını yazan ve basıma hazırlayan iki değerli Tolkien araştırmacısı Christina Scull ve Wayne G. Hammond’dan büyük ölçüde alıntılayacağımı söyleyerek başlamak istiyorum.

1925 yazında Tolkien ailesi Yorkshire kıyısına Filey kasabasına tatile çıkarlar. Bu tatil Tolkien’in Oxford’da Rawlinson ve Bosworth Profesörü olarak atanmasını kutlamak içindir. Bu öykü, henüz 5 yaşlarında olan ortanca oğul Michael’ın çıktığı bir yürüyüşte oyuncak köpeğini kaybetmesi ve ailesinin tüm aramalarına rağmen köpeğin bulunamaması üzerine Tolkien’in Michael’ı avutma çabasıdır.

Ardından yazarın kurguyu iyice karmaşıklaştırıp boyut boyut örmesiyle kendisinin de öyküye ısındığı gözlemlenir. Hatta 1937 yılında -elimizdeki kitap da bahsi geçen son daktilo hâlidir- eseri yayınevine yollar fakat Hobbit’in o dönemki başarısı yanında yayıncısının Hobbit’in devamını beklemesi üzerine bu yıllarda ve devamında Roverandom rafa kaldırılır.

Peki Ne Anlatıyor?

Yaşlı bir kadının köpeği olan Rover, bir sihirbaza lütfen demediği için oyuncağa dönüştürülüyor. Hareket kabiliyetine yalnız geceleri kavuşan, parmak boyutuna kadar küçülen “gezgin” köpeğin Michael adındaki bir çocuğun annesine satıldığını ve Michael’ın onu ne kadar çok sevdiğini okuyoruz sonraki sayfalarda. Sonra da minik yaramaz köpeğimiz kayboluyor ve kum büyücüsüyle karşılaşıyor. Kum büyücüsü de köpeğin hâline acıyıp onu bir martının üstüne bindirerek aya yolluyor.

Perde kapatılmıştı; ama dışarıda, ay denizden yükseldi ve suların üzerine gümüş bir yol serdi. Bu üzerinde yürümeyi becerebilenler için, dünyanın kıyısındaki ve ötesindeki yerlere giden yoldu.

Bu bölümden sonra aya giden Rover oradaki Ay Köpeği’nin isminin de Rover olmasıyla Roverandom adını alıyor. Artık kanatlı bir köpek olarak semalarda uçtuğuna şahit oluyoruz Roverandom’un. Ve Kitabın en yaratıcı, en akla hayale gelmeyecek motifleri karşılıyor bizi. Dünyanın kıyısından düşmek gibi, denizi dünya dışına taşırmak ya da Aydaki Adam’ın/Aydaki Büyücü’nün düşleri yazması gibi. Roverandom’un içine girdiği ve eski sahibiyle oynadığı (Michael Tolkien) düşte köpek kumsala, çocuğa geri dönmeyi arzuluyor. Sonra da Ay Adam buna saygı duyup Roverandom’u dünyaya geri gönderiyor.

Yazarın zaman zaman öykünün içine girip bunun bir hikâye olduğunu söylemesi ya da anlatımının yer yer senli benli dile geçmesi öyküyü öyle masallaştırıp öyle sıcak kılıyor ki bir kez daha üslubuna saygı duymadan edemiyorsunuz Tolkien’in.

Ejderhalardan bahsetmedim, çünkü onlar henüz hikâyeye dâhil olmadılar ve hepsi Aydaki Adam’dan çok korktukları için (bir tanesi dışında ve o bile biraz korkuyordu) kuleden çok, çok uzaklarda yaşıyorlar zaten.

Alan Lee

Roverandom’un dünyaya dönmesinden önceki kısmını ilk bölüm olarak adlandırırsam şayet; ikinci bölüm muhteva bakımından ilkinin aynısı. Rover bu defa okyanus altına iniyor ve oradaki köpeğin de adının Rover olmasıyla yeniden Roverandom olarak adlandırılıyor. Burada da yine maceralara atılıyor, yaramazlıklar yapıyor. Yazarın bazı cümleleri, olayları sabit tutması ama bizi tamamen farklı bir dünyaya götürmesiyle bir çeşit paralel evrende bu yinelemeleri okumamız öykünün tamamına öyle bir ahenk katıyor ki tekerlemeler olsun kelimelerin seçimi olsun öyküyü iyice kusursuzlaştırıyor.

Son kısımdaysa Roverandom’u kabullenmiş, sihirbazla arası düzelmiş normal boyutlarda normal bir köpek olarak okuyoruz. Derken öykü pek tatlı, pek güzel bir sonla şaşırtarak bize veda ediyor.

Roverandom Tamamen Bağımsız Bir Öykü Müydü?

Kesinlikle değildi, bunu otobiyografik göndermelerde zaten sık sık gördük. Ek olarak Tolkien’in kendi eserlerine atıflarına da nail oluyoruz. Tolkien’in Kayıp Öyküler’inin ilk bölümünde yer alan “ayın dünyanın altında yer alması/dünyanın altında yolculuk etmesi”ne ve Yüzüklerin Efendisi’nde geçen Tom Bombadil’e bile rastlıyoruz (“sihirbaz yeşil şapkasının arkasına mavi tüy takardı”).

Sadece kendi eserlerine de değil göndermeleri, farklı kültürlerin mitlerinden (ejderhaların ay tutulmasına sebep olması gibi), 1001 Gece Masalları’na, oradan da Lewis Caroll’a dek uzanan geniş bir skala var karşımızda. Hoş, bunlara vakıf olmamız için iyi bir okur da olmamız gerekmiyor, öykünün sonunda öyle detaylı öyle geniş notlar var ki siz sadece öyküye kendinizi kaptırsanız da olur.

Yeni Baskı Bize Neler Kazandırdı?

Önceki baskılarda beni en çok rahatsız eden, mesleki deformasyondan sanıyorum, Tolkien çizimlerindeki netlik problemiydi. Öykünün başında yer alan “Rover Aya Varıyor” ve sonundaki “Beyaz Ejderha, Roverandom ile Ay-Köpeğini Kovalıyor” adındaki çizimler öyle karalık ve bulanıktı ki bir anda baskının kalitesini aşağıya çekiyorlardı. Yine de aynı baskının (7. Baskı, İthaki Yayınları, 2017) ön kapağındaki görece minimalist tasarımını (ki bunu yine İthaki’nin Hobbit baskısında da görüyoruz) çok başarılı buluyorum. Beyaz zemin üzerine seçilen renkler gerçekten ciltsiz bir baskı için en iyi alternatif gibi görünüyor. Ama kitabın arka kapağında eser ve yazarla bilgiler yerine çok farklı ve ön kapaktan bağımsız yine bir ön kapak tasarımının olması çok garip duruyordu.

Yeni baskıya gelince, normal A5 boyutundan epey bir küçültülmüş ve dışına Tolkien’in çizimlerinden oluşan koruyucu kapak geçirilmiş. Yine koruyucu kapağın iç ayraçlarında gerek yazar gerek öykü adına oldukça tatmin edici bilgilere yer verilmiş. Buna paralel olarak koruyucu kapağın arka kısmı da yine Tolkien’in bir çizimiyle bezenmiş, antik sütun süslemelerinden de ilham alınmış. Seçilen krem ve yeşil renklere diyecek fazladan tek kelimem yok tabii ki. Yine kitabın aslını bu özenli şömiz kapaktan ayırdığımızda koyu yeşil bir sert kapak karşılaşıyor bizi, onun ön kısımda da yaldızlı bir Tolkien imzası bulunuyor. Arka kapağın boş bırakılması, sırttaki Tolkien logosu derken okuyucu olarak bir Tolkien kitabının bunu hak ettiğine ikna oluyorsunuz.

Kitabı açar açmaz kapakla yazım sayfalarının birleştirildiği sayfaya ve yukarıda bahsettiğim bölümlere çizimler yerleştirilmiş. Bu defa net, renkli görünüyorlar ve kesinlikle karanlık değiller. Baskı kalitesini ortaya koyacak cinsten. Yine de ciltli baskımızın belki bir ayraç kurdeleye sahip olabileceğini söyleyerek çirkin bir müşkülpesentlik yapabilirim.

İç sayfalardaki özen sabit kalmış, zaten önceki baskıda resim/grafik bakımından sıkıntılar vardı, anlatım olsun dizgi olsun hâlâ başarılı.

Çevirmenlik, Dizgi vs.

Notlar, giriş kısmı ve yazınla ilgili diğer tüm bölümlerde bir sorun fark etmedim, hiç yorucu bir okuma olmadı bu açıdan. Eserin çevirmenliğini Niran Elçi üstlenmiş, çok eğlenceli ve çok akıcı olmuş. Aklımı kurcalayan tek nokta ise giriş kısmında öykünün bu kadar akıcı olmadığını ve çoğu kiple ilgili sıkıntılar olduğunu ama elzem olmadıkça düzeltme yapmadıklarını yazmalarıydı. Oysa benim okumamı sekteye uğratacak herhangi bir şey yoktu.

Tom Bombadil’in yeni baskısını elimize alalı daha çok olmamışken, Roverandom’un baskısının da heyecanı hâlâ bakiyken şimdi de Hobbit’in yepyeni baskısı raflarda yerini aldı. Bu güzel müjdelerin arkasının geleceğini umuyor ve henüz Tolkien ile tanışma fırsatı bulamadıysanız şu vaktin bunun için en güzel zaman olduğunu söylemek istiyoruz.

1995 yılında Elazığ’da dünyaya geldi. Akademik eğitimini 2017 yılı içerisinde Fırat Üniversitesi Resim-İş Öğretmenliği bölümünde tamamladı. İkinci üniversite programı kapsamında Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğrenimini sürdürmektedir. Çeşitli dergi ve platformlarda eleştiri, öykü, grafik tasarım v.b. çalışmaları yayımlanmıştır. Tiyatro oyunlarında sanat yönetmenliği, sanat ve edebiyat dergi/fanzinlerinde editörlük görevini üstlenmiştir. Aynı zamanda üniversite radyosunda “Sabaha Daha Var” adlı kültür-sanat programını icra etmektedir. Halen orta ve büyük ölçekli firmalar için grafik tasarım, kurumsal reklam çalışmalarına devam etmektedir.

PORTAL YORUMLARI

  1. Selcen Yağız dedi ki:

    Çok güzel, sıcacık bir hikaye. Çocuk kitabı diye küçümsemeyin, okuyun. Kesinlikle tavsiye ederim. Ithaki de olmasa ne yapardık..

    1. Uygar Özdemir dedi ki:

      Kesinlikle, ne doğru dediniz.. 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Roverandom: Küçük Bir Çocuğun Kederinden Muazzam Bir Kurguya

Heyecanla beklediğimiz yepyeni Roverandom’u elimize alır almaz incelemeye koyulduk.

“Son gemi de ayrıldığında limandan,

Kaybolmuştu artık o rıhtım, gecenin karanlığından…”

Başa dönün