Sandman – Prelüdler ve Noktürnler: Rüyalar ve Kabuslar Arasındaki Harikalar Diyarı

Sayısız göndermesiyle edebi olduğu kadar, ebedi de...

Hiçbir şey değişmeden kalmaz. İnsan var olduğu sürece ne Cennet, ne Cehennem, ne de sonsuzluğun ta kendisinin sabit kalacağından emin olabiliriz. Ah, onun bir parçası olan Sonsuzlar’ın da öyle.

Onu hepimiz tanıyoruz. Kumlarını insanların gözlerine serpiştiren bir uyku tanrısı o. Yunan mitolojisinde Morpheus, Afrika’da Kai’ckul… Kardeşleri olan Sonsuzlar arasında ise  Rüya onun adı. Pek çok şarkı ve mitteyse Sandman…

Sandman, Neil Gaiman’ın magnum opusu olduğu kadar, DC’nin bugün efsaneleşmiş pek çok eserini bastığı Vertigo markasının kuruluşunda da bir kırılma noktası. 1992’de editör Karen Berger’in DC’ye baskı yapmasını sağlayan ve bugün Vertigo olarak bildiğimiz yeni markanın yaratılmasında büyük rol oynayan bir mihenk taşı.

Sandman… Sandman… Evet evet, hepiniz biliyorsunuz ki o bir efsane. Belki de bunu duymaktan bıktınız. Ama emin olun, bunun için geçerli nedenleri var. Nasıl mı? Sandman, başlı başına bir edebi hazine aynı zamanda. Shakespeare esinli replikleri ve sayısız göndermesiyle edebi olduğu kadar, ebedi de… Tıpkı kendisinin de Sonsuz oluşu gibi.

Hadi o zaman, kumlar keseden çıksın ve gözlerimize aksın. Düşlerlordu zihnimizden sızsın ve bize kâbus mu, yoksa rüya mı bahşettiğini “gözler” önüne sersin.

İçeri Gir Sandman

Her şey insanın açgözlülüğü ve hırsıyla başlıyor; tıpkı diğer pek çok hikâyede olduğu gibi. Hatta pek çok kutsal kitapta da olduğu gibi, değil mi?

Ölümsüzlüğü arayan bir adamın, Ölüm’ü tuzağa düşürmek için kurduğu tarikatıyla yapılan açılış, Cthulhu mitosuna da bir selam çakıyor sanki. Ama ölümsüzlüğü arayan insanlara biz bilinen ilk yazılı eserden beri aşinayız. M.Ö. 2000’lere, yani Gılgamış’a kadar dayanıyor bu tutku. I. Dünya Savaşı zamanında neden sürüyor olmasın ki? Sürüyor… sürüyor…sandman-1

Bu okült tarikatın Lovecraft benzeri dokusunun altında işler planlandığı gibi gitmiyor ama. Sonsuzlar arasında gotik giyimi ve eğlenceli kişiliğiyle daha sonra tanıyacağımız (ya da sizin çokan tanıdığınız) Ölüm yerine, tuzağa kardeşi düşüyor: Rüya. Böylece 70 yıllık bir esaret, bu sırada tarikatta değişen güç dengeleri ve  aynı süreçte sayısız kişinin uyanmamacasına daldığı yıllar süren uykular başgösteriyor.

Morpheus, ne zaman ki kabuğunu kırıp hapishanesinden kaçıyor, işte o zaman başlıyor ona ait olanları geri almaya. Cthulhu’nun yüzünü andıran, ama yalnızca yüzünden tek bir dokunaç sarkan, dalgıç kaskı benzeri bir miğfer bunlardan ilki. O meşhur, gözlere serptiği kum dolu kesesi ikincisi. Üçüncüsüyse hikâyede hayati bir öneme sahip. O da şu: güçlerinin büyük bir kısmını depoladığı kırmızı bir yakut.

Yolculuk boyunca DC’nin pek çok süper kahramanına dokunacak, onlarla karşı karşıya gelecek ya da imgeler olarak aklımızda canlandıracağız. Bu, sadece kayıp eşyaların aranışı değil; bu aynı zamanda DC evreniyle mitolojinin bir harmanı. Çünkü kimi mitolojik karakterler de (Nors cadıları Norns gibi) kurguda kendine yer buluyor.

Evet, en dıştaki çatı bu şekilde. Ama sanmayın ki her şey bu kadar basit. Çünkü bu başlangıcın her kelimesinde, her adımında, her durağında bambaşka bir mucize yatıyor. Tıpkı bir müzikal gibi. Bu cildin adı boşuna Prelüdler ve Noktürnler değil. O bir prelüd; çünkü bu müzikalin en başı, ilk cildi. O bir noktürn; çünkü kendi içinde gerçekten duygusal ve bir o kadar özgür, dizginlenemeyen, müthiş bir esin kaynağıyla fışkırmış bir yapıda.

Esinler ve Göndermeler Arasında

Neil Gaiman bize Sandman’i sunarken peşi sıra bir o kadar da birikim getirmiş. Çünkü Sandman’in bu ilk cildinde Homeros’un Odysseia’sından İncil’e; John Milton’ın Kayıp Cenneti’nden Shakespeare’in Julius Caeser ve Macbeth oyunlarına; Dante’nin Cehennem’inden (Inferno) Mary Poppins’e kadar uzun bir yol var.

Gaiman, tüm bunları Rüya’nın kâbuslar ve düşlerle bezeli cildine öyle bir işlemiş ki, biz okurlar onun büyülü gerçekliğinde âdeta uykuya dalıyor ve düş aleminin bir parçası oluyoruz.

Peki bunlar tam olarak nasıl gerçekleşiyor? İşte bütün mesela bu.

İlk adımımız Homeros olacak. Pek çok edebi eserde de kullanılan “boynuz ve fildişi kapılar” tabirini, Gaiman da Homeros’tan ödünç alarak öyle güzel bir yerde kullanmış ki… Ama önce cümlenin kendisi gelsin. Morpehus diyor ki;

“ORADAN gece istikametinde ilerliyorsunuz BOYNUZ ve FİLDİŞİ KAPILARA varana dek. Onları KENDİ ELLERİMLE yonttum, dünya daha GENÇken ve DÜZENe ihtiyaç varken”

Şimdi devamına bakalım. Burası oldukça önemli:

“… FİLDİŞİ kapılardan geçen DÜŞLER HEP YALAN, UYDURMA ve ALDATMACALAR. ÖTEKİ kapı HAKİKATİ kabul eder.”

Boynuz ve fildişi kapılar, gerçek rüyalarla (burada gerçekçi oluşumlar anlamında) yalanların ayırt edilmesini sağlayan kapılardır ve Neil Gaiman bunu tam da gerçek anlamıyla kullanmıştır. Şöyle ki; 70 sene sonra kendi şatosuna, rüyaların ve kâbusların hükümdarı olarak dönerken Sandman’in ağzından dökülen sözler bu şekildedir. Gaiman da bu diyarın kapılarını Homeros’a selam durarak ödünç almış ve yanılsamalarla  hakikatlerin şatosunun kendi fiziki kapıları hâline getirmiştir. Çünkü Yunancada fildişi için kullanılan kelime aynı zamanda “aldatmaca” anlamına gelirken, boynuz için kullanılan da “gerçekleştirmek” anlamına gelir.

Peki ya İncil?

Habil ve Kabil doğaları gereği pek çok kurguda kullanılmaya oldukça elverişli karakterler. Neil Gaiman da bu gerçeği göz ardı etmemiş ve onları kendi çarpık düzleminde bambaşka bir forma sokarak Sandman’in sayfalarına yedirmiş.

Bir kâbus tüccarı olan Kabil ve durmadan patlayan hediyelerle (Şakacı Şirin? Sen misin?) eziyet ettiği, fazlasıyla saf ve alık kardeşi Habil de Sandman’in yardımcıları arasında. Harika karakterler onlar. Ama burada Kabil’in Habil’e ettiği bir söze özellikle dikkatinizi çekmek isterim:

“Kızmak mı? Niye kızacakmışım? Ben senin sahibin değilim ki… Sen o lanet mezbahadan gelen bir mültecisin.”

Hangi mezbaha? Habil’i öldürenin ve bir şekilde mezbahalık görevini üstlenenin Kabil olduğunu düşünürsek, oldukça ironik ve kötücül, değil mi? Çok hoşuma gitti doğrusu.

Devam edelim.

Morpheus’un kendine ait olanları geri almak için çıktığı yoldaki ilk durağı olan Cehennem’de bizi Dante’nin Cehennem’inden bir alıntı görsel olarak karşılar:

“Cehenneme son ziyaretimden beri intihar ağaçlığı değişmiş. Ufak bir koruydu eskiden. Şimdiyse orman gibi. Cehennem değişiyor.”

Dante’nin Cehennem’inde (Inferno) intihar edenler burada birer ağaca dönüşmüş hâldedirler. Sandman de onları bu şekilde görür ve Gaiman bize Inferno’nun bu tasarımını kurgusuna yedirerek aktarır. Ama bununla da bitmez. Şuraya dikkat: “Ufak bir koruydu eskiden. Şimdiyse orman gibi.” Eserin 1980’leri sonunda yazıldığını düşünürsek, dönemin artan bunalım ve intihar oranlarına da güncel bir gönderme var burada. Hatta bunca yıldan sonra bile güncelliğini koruyor.

Cehennem, tam da olması gerektiği gibi, göndermeler bakımından zengin sahneler barındırıyor. Burada meşhur Lucifer, nam-ı diğer Sabahyıldızı ya da Işıkgetiren’in hükümdarlığını beklerken, bir de bakıyoruz ki artık Cehennem koalisyonla yönetiliyor. Sineklerin Tanrısı ve Azazel de Cehennem’in hükümdarlığında aynı oranda söz sahibi. Böylece değişimlerden etkilenen Cehennem’in bir yansımasını Neil Gaiman bize çağlar boyunca pek çok isim almış Şeytan’ın farklı formlarını 3 ayrı kişi olarak önümüze getirerek gösteriyor.

Tam burada çok önemli bir nokta var. Bu noktayı Sandman’in İthaki baskısının duyurusunda sık sık duyduk aslında. Elif Ersavcı’nın harika çevirisi sayesinde öyle de bir şiirsellikle duyduk ki, aşık olmamak elde değil:

“Ne gücü kalırdı CEHENNEMİN, buraya hapsolanlar CENNETİ DÜŞLEYEMESE?”

Okuduğumda tüylerimi diken diken eden ve çok (ama çok) kritik bir sahnede söylenmiş bu sözler, çeviri ve kurgu harikası olması kadar, bir John Milton göndermesi olarak da beni ayrıca büyüledi.

John Milton’ın Kayıp Cennet’indeki (Paradise Lost) o malum sözleri hatırlayalım:

“Cenette kulluk etmektense cehennemde saltanatımı sürerim.”

Özgün hâliyle, “Better to reign in hell than serve in heaven”

Neil Gaiman’ın Sandman’in ağzından kurduğu bu cümleler, Milton’ın bu en meşhur sözlerine bir cevap sanki. Yüzyıl sonra Milton’a aynı şiirsel yolla cevap veriyor adeta. Ne de güzel ediyor. Şairlerin atışması gibi bunu izlemek. Ama bir yandan Milton’ı da destekliyor.

Bitti mi? Tabii ki hayır!

Ses ve Öfke adlı ana bölümde (Sound & Fury) bizi bir Macbeth göndermesi karşılarken, aynı bölümde bir başka Shakespear göndermesi daha yatar. Bu arada, Ses ve Öfke adındaki William Faulkner romanını da unutmadık, değil mi?

Şöyle ki, Shakespear göndermemiz büyük ustanın Julius Caeser adlı oyunundan alıntıdır. John Dee ve Sandman’in rüyalarda kapıştığı bu bölümde, Sandman John Dee’ye der ki “Martın on beşinden sakın”. Özgün hâliyle, “Beware the ides of March”. Sonrasıysa Sandman’in özgün metninde şöyle devam eder, “Beware the ideas of March

Bu kısımda çeviriyle ilgili karşılaştırmalar yapacağız, çünkü Laika ve İthaki arasında oldukça farklı tercihler olmuş.

Ah, Stephen King de bu ciltte kendine yer bulmuş. Cildin ilk sayfalarında, okült tarikatının üyelerinin elinde Stephen King’in o korkunç (abov) “O” eserini göreceğiz. 86 yılında ilk kez basılmış “O”nun 89’da Sandman’de görülmesi çok manidar; çünkü bu geçen 3 yıl içinde “O” ortalığı kasıp kavurmuştu. Hem iyi, hem de kötü anlamda. Kötü dediğim, hani artık palyaço fobimizi ona borçlu oluşumuz. Öyle “kötü.”

Son olarak, fazla da detaylandırmadan, Ölüm’ün ağzından Mary Poppins alıntıları duyacağız. Ama onları burada tek tek yazmayacağım. Pek çoğunuz zaten açık biçimde göreceksiniz bunu.

(Bir de şarkılar var tabii değinmediğim. He-he, işte onlara da kasıtlı olarak değinmiyorum. Bence Sandman’i okuyacak birçok kişi o şarkıların sözlerini her okuduğunda heyecanla hangileri olduğunu keşfedecektir. Bu zevk size kalsın!)

the-sandman-preludes-and-nocturnes

Sandman’in Mizahı

Öyle ya, Sandman o kâbusla düş arasında devindiği noktalara mizahı da sıkıştırmış durumda. Onlara da değinmek gerek.

Bunlardan ilki, cildin daha ilk sayfalarında karşımıza çıkan Paginarum Fulvarum Latincede “sarı sayfalar” demek. Okült tarikatının yakaladıkları bu Sonsuz’un Ölüm değilse kim olduğunu bulmak için başvurdukları bu rehber, bildiğimiz “sarı sayfalar”ın ta kendisi. Yani firmaların telefon numaralarını içeren o büyük ciltli kitaplardan bahsediyoruz.

Bir başka mizahi yönüyse DC evrenine de göz kırptığı Martian Manhunter sahnesi. Sandman ile karşılaşmasının ardından Scott Free’yi yanına alıp şöyle der,

“Gel, Scott Free. Mutfağa uğrayalım. Gizli bir Oreo zulam var. İstersen kırışırız.”

Eh, Martian Manhunter’ın Oreo bisküvilerine olan düşkünlüğünü biliyor muydunuz? Neil Gaiman biliyor ve Sandman’in içine bunu sıkıştırıveriyor.

İthaki Yayınları vs. Laika: Baskı Kalitesi, Fiyatlandırma, İçerik ve Çeviri

Şimdi geldik Sandman: Prelüdler ve Noktürnler’i kendinden önceki Laika baskısı ile karşılaştırmaya. Yani, Sandman 1. Kitap: Düş Müziği ile.

Ana başlıkta da söylediğim gibi, bu karşılaştırmayı 3 bölümde inceleyeceğiz. Çeviri kısmı için özellikle elimden geldiğince çok örnek vermeye çalışacağım.

Başlayalım!

Baskı Kalitesi

Maalesef Laika baskısı (üzülerek söylüyorum) renkli fotokopi gibi dururken, İthaki’nin baskısı kuşe kâğıda ve son zamanlarda alıştığımız o çizgi roman baskı kalitesine tamamıyla sahip. Burada Laika’yı suçlamak istemiyorum. Dönemin şartları ve maddi durumlar nedeniyle böyle bir yol izlenmiş olması çok muhtemel. Zaman geçtikçe imkanlar artıyor ne de olsa. İthaki de böyle bir zamana denk gelmiş olabilir.

Baskıyla ilgili bir başka durumsa renklerle ilgili; ama burada kimsenin yapabileceği bir şey yok gibi. Çünkü Sandman’in 2010 baskısında renklendirmeler ve baskı elden geçirilmiş durumda. İthaki de 2010’da çıkan bu elden geçirilmiş baskıyı bizlerle buluşturdu. Laika’nın baskısındaki bazı yerlerdeki renklerle İthaki’ninki farklı ve bu Laika’nın hatası değil. Aşağıda bir örnek paylaşıyorum. Soldaki Laika baskısının, sağdaki İthaki. Yani biri eski baskı, diğeri 2010’da tekrar basılan Sandman’in yeni hali.

laika-ithaki-baski-farki

Soldaki eski baskı, sağdaki yeni baskı.

Fiyatlandırma

Söz konusu ne zaman Sandman’in Türkçe baskıları olsa, 40-50 lira arası olan cilt fiyatları nedeniyle pek çok okurun isyan edişini duyardınız. Ben de onlardan biriydim; sonra gözümü karartıp ciltleri edinmiştim.

Şimdiyse İthaki’nin bu ilk cildi 32 liraya bizlerle buluşturduğunu görüyoruz. 32 TL az bir fiyat mı? Hayır. Ama son zamanlarda çıkan çizgi roman ciltlerine bakarsak o ayarda bir fiyatlandırma olduğunu da görüyoruz.

İçerik Farkı – Rüya Tabirleri

Laika ile İthaki baskıları arasında içerik olarak hiçbir fark yok. Vertigo editörü Karen Berger’in giriş yazısında, Neil Gaiman’ın Son Söz’üne kadar her şey aynı.

Aslında bir tanecik fark var. Laika baskısında, editör Egemen Görçek ile çevirmenlerden E. Ece Esmer’in birlikte hazırladığı Rüya Tabirleri adlı bir bölümden bahsediyorum. Editör ve çevirmenin özenli emeğiyle hazırlanan bu bölümde, bu ilk ciltte yapılan göndermelerle ilgili bir notlar derlemesi hazırlanmış. Şahsen özellikle eseri bitirdikten sonra okuduğum, sonra da kendimce kaç göndermeyi yakalayıp neyi kaçırdığımı test ettiğim bir kısım olmuştu.

Egemen Görçek ile E. Ece Esmer’in zihnine sağlık.

Çeviri Karşılaştırması – Örnekleriyle Birlikte

Şimdi geldik o malum kısma!

İthaki’de Sandman için seçilen çevirmenin Elif Ersavcı olduğunu öğrendiğimde, “Asın bayrakları!” haykırışıyla halay çektiğim doğrudur. Çünkü Elif Ersavcı’dan bugüne dek okuduğum her çevirinin bende ayrı bir yer var. Fakat Laika’da çeviriye emek vermiş olan E. Ece Esmer ve Koray Özbudak’ın katkılarını da yadsıyamam.

Başlayalım o hâlde:

Gözüme ilk çarpan şey, Elif Ersavcı’nın çevirisinde (ve çeviri desteğinde bulunan Büşra Çopuroğlu‘nun) çok daha şiirsel bir dili tercih etmiş olması oldu. Kendi yorumumu bununla sınırlayıp hemen örneklerime geçeyim.

  • Urth, Verthandi ve Skald sahnesi:

Laika çevirisi:

“Senden zaman mı çaldılar? Ne olmuş ki? Var olan tüm zaman senin.”

İthaki çevirisi:

“Zamanını mı çaldılar? Ne olmuş yani? Gelmiş geçmiş bütün zamanlar senin değil mi sanki!”

  • Cehennem sahnesi:

Laika çevirisi:

“Lanetlenmiş kapısında biri var… Hırsız mı, katil mi, orospu mu? Kapıda biri var… ve yaradılışın sonuna dek herkes için yer var.”

İthaki çevirisi:

“Kapıda biri var; azaba giriş kapısında… Kapıda biri var hırsız, haydut, orospu mu yoksa? Ve biri için daha yer var, varana dek kâinatın sonuna.”

  • İncelemede daha önce kullandığımız ve cildin tanıtımında sık sık kullanılmış o meşhur sahneyi de çeviriye konu edelim hadi:

Laika çevirisi:

“Eğer burada tutsak olanlar CENNET’i DÜŞLEYEMESEYDİLER, CEHNNEM’İN ne gücü olurdu ki?”

İthaki çevirisi:

“Ne gücü kalırdı CEHENNEMİN, buraya hapsolanlar CENNETİ DÜŞLEYEMESE?”

  • Ve incelemede daha önce kullandığımız bir başka alıntıya gidelim. O Homeros göndermeli sahneye:

Laika çevirisi:

“Oradan, geceye doğru ilerleyerek Boynuz ve Fildişi Kapıları’na ulaşılır. Dünya daha gençken ve Düzen’e ihtiyaç varken onları kendim oydum.

İthaki çevirisi:

“Oradan gece istikametinde ilerliyorsunuz boynuz ve fildişi kapılara varana dek. Onları kendi ellerimle yonttum, dünya daha gençken ve düzene ihtiyaç varken.”

Başta Elif Ersavcı’nın şiirsel çevirisini övmüştüm. Şimdiyse yorum yapmayacağım bir Shakespeare çevirisi gelecek. Hani şu göndermeler kısmında bahsettiğim Julius Caeser oyunundan alıntı olan.

  • Özgün metinde “Beware the ides of March”  olan kısmı Sandman kasıtlı olarak değiştirerek Beware the ideas of March” olarak söyler. Doctor Destiny ona karşı çıkar ve sözün orijinal hâlini hatırlamaya çalışır ve şöyle der: “Beware the March of ideas?

Laika çevirisi:

“Sezar, martın fikirlerinden sakın!”

“Hayır! Öyle değildi! Nasıldı? Fikirlerin martından sakın mıydı?”

İthkai çevirisi:

“Sezar, martın on beşinden sakın!

“Hayır. Öyle değildi. Nasıldı peki? Martın son leşinden sakın mıydı?”

Burada İthaki çevirisinde sözün orijinal hâli korunmuş ve “ideas” olarak kullanılan kısım yerine başka bir kelime oyunu yapılmış.

  • Son olarak, Sound & Fury adlı bölümün adındaki çeviri tercihi var karşımızda.

İthaki cephesi “Ses ve Öfke” olarak çevirmeyi tercih ederken, Egemen Görçek ve E. Ece Esmer’in yazdığı notlarda Macbeth’tin 5. Perde 5. Bölümünden alıntı olduğu için, Sabahattin Eyüpoğlu’nun çevirisi kullanılarak “Kuru Gürültü” olarak ciltte yer verilmiş.

Macbeth’te geçen sözün orijinali şöyle:

“It’s a tale told by an idiot, full of Sound and Fury, signifying nothing.”

sandman-ic-gorsel

Son Söz: Evine Hoş Geldin Sandman

Çizgi roman tarihinde bu denli önemli bir imzaya sahip eserin Türkçede daha bulunur olması gerekiyordu zaten. Ne iyi oldu ki biz onu yepyeni baskısıyla tekrar okumaya başladık.

Başta çevirmen Elif Ersavcı ve çeviri desteğinde bulunan Büşra Çopuroğlu olmak üzere, editör Alican Saygı Ortanca ile İthaki ailesine bizden kocaman teşekkürler!

Çizerler Sam Kieth, Mike Dringenberg ve Malcolm Jones III’un eşsiz çizgileri Gaiman’ın hayal gücüyle öyle bir yoğrulmuş ki, daha iyi nasıl olurdu bilemiyorum. Ancak burada mutlaka anılması gereken biri daha var. Henüz 22 yaşındayken Sandman’in saykodelik, özgünlüğün sınırlarını zorlayan kapakların grafik tasarımını üstlenen Dave McKean.

Biliyoruz ki Sandman’in yolculuğu burada kalmayacak. Sonsuzlar’ın hikâyelerinde gidilecek daha çok yer, keşfedilecek daha çok diyar var. Ama o zaman gelene kadar, şimdi gözlerimize pıtır pıtır dökülen kumlara teslim olup, bu cildin derinliklerinde uykuya dalma vakti.

Unutmayın, rüyalar âlemi öyle güvenli bir yer değildir. Bir bakmışsınız yumuşacık bulutlar içinden geçip göklerdeki şatoya ulaşmışsınız, bir bakmışsınız ki durmadan içinde uyandığınız ama fiiilen asla uyanmadığınız bir rüya döngüsünde kısılı kalmışsınız.

Hayal gücünün ve edebiyatın sonsuzluğuna, Sonsuzlar’ın varlığına inanan herkese benden tavsiye olunur.

Genel Yayın Editörü
2009 yılında Kayıp Rıhtım'a elimi verdim, sonra da ruhumu kaptırdım. Bu yolun devamında çeşitli gazetelerin kitap eklerinde kitap incelemelerim, TRT Radyo 1'de canlı yayın konuğu olarak katılıp kurgu edebiyatını anlattığım 2 yayın, 5 yıldır süren Kahramanın Yol Türküsü adlı kendi edebiyat temalı radyo yayınım, kitap inceleme videoları serim Kayıp Rıhtım İnceliyor ve bir de bonus olarak Oyungezer Dergisi'nin kültür sanat sayfalarında düzenli yazarlığım oldu. Tüm bunların yanı sıra, gerçek hayatın sıkıcılığında, bir bilgisayar mühendisi olarak yaşıyorum. Ama biz ona Clark Kent kimliğim diyelim.

Sandman – Prelüdler ve Noktürnler: Rüyalar ve Kabuslar Arasındaki Harikalar Diyarı için 1 yorum

  1. LOSCHES dedi ki:

    Çok detaylı ve doyurucu bir inceleme olmuş.. Özellikle iki yayınevi karşılaştırması, baskı, çeviri vs. merak ettiğim, farklı bir gözden öğrenmek istediğim noktalardı.. Uzun ömürlü ve kaliteli bir inceleme olmuş yine.. İlk cildi okuduktan sonra tekrar irdeleyeceğim bu yazıyı..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sandman – Prelüdler ve Noktürnler: Rüyalar ve Kabuslar Arasındaki Harikalar Diyarı

Sayısız göndermesiyle edebi olduğu kadar, ebedi de…

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün