Şeytani + İlahi: Popüler Kültür Mitolojiyle Buluşunca

Müzik idollerine neden taparız, hiç düşündünüz mü? Gerçekten birer tanrı oldukları için olabilir mi? İşte bu muhteşem kurgu tam bu konuyu odak noktasını taşıyor.

Çizgi roman dünyası her ne kadar süper kahramanlarla biliniyor olsa da, her çizgi roman okuru bilir ki bu çizgilerin ve konuşma baloncuklarının hüküm sürdüğü ikircikli dünyada sadece kurtarıcıları görmeyiz. Yeri gelir ağzı bozuk bir anne ve sevgi dolu bir babadan oluşan, birbirine düşman iki ırkın fertlerinin kurduğu ailenin galaksilerarası firarını soluksuz izleriz (Saga); bazense Avrupa’nın güneş görmeyen vampirlerinin tam karşısında arsız, şeker düşkünü bir haydut olan Amerikan Vampiri‘ni buluruz. Sonra çizgi romanlara düşman huysuz bir ihtiyar olan dede ile onun kendini Batman sanan torununun maceralarına konuk oluruz (Don Kişot).

Bunların hepsi keyif verici, bir o kadar da özgün kurgulara aç zihinlerin gıdasıdır. Hele de benim gibi süper kahramanların film uyarlamalarıyla birlikte onlardan giderek soğuyorsanız, tüm bu ana akım dışında kalan çizgi romanlar birer nimettir. Ya da bu yazının konusunu baz alacak olursak, ilahtır.

Şeytani + İlahi (The Wicked + The Divine), dilimizde okumak için yanıp tutuştuğum serilerden biriydi. Bir şekilde Türkçeye geleceğine inancım vardı ve o nedenle orijinal dilinde başlamayı reddetmiştim. Nasıl ki sadık biçimde Saga’yı İngilizcesinden tamamlamıyor ve verilen uzun aralara rağmen sabırla yeni ciltleri Türkçe olarak bekliyorsam işte Şeytani + İlahi için de bu topraklara adım atana kadar beklemiştim. Çok da iyi etmişim.

Bu seri gerçekten çılgın bir kafanın ürünü ve ben buna bayıldım. Daha başından söylemiş olayım, bu ilk ciltte, tanışmamıza vesilen olan bu sayfalar, ilk izlenim bakımından 10/10 olarak gönlümdeki yerini aldı.

Fandom Mitoloji İle Birleşince

Şeytani + İlahi, aslında popüler kültürün hikâyesi. Özellikle ama özellikle de günümüzün popüler müzik türlerinin. Yani bu çizgi roman serisinde popüler kültür var, müzik var (hem de tam merkezde), fandom denilen hayranlık kültürü var ve bir de hepsini kapsayan, farklı kültürlerin mitolojileri var!

Neden sevdiğimiz müzik gruplarını ya da şarkıcıları ilahlaştırırız? Neden onlara taparız? Sanki onlara bir mabet inşa edermiş gibi duvarlarımızı posterleriyle süsler, konserlerine gidebilmek için evden bile kaçar, sevdiğimiz ya da hiç tanımadığımız kişilere sırf onları sevmiyorlar diye düşman olur, onların olduğu ortamlara gireceğimiz zaman görünüşümüzü açıkça bir kurgu olan sahne kıyafetlerine göre ayarlarız. Ama neden?

Başa dönelim, neden onları ilahlaştırırız? Gerçekten ilah oldukları için olabilir mi? Çünkü Şeytani + İlahi tüm bunlardan yola çıkarak 12 tanrı ve tanrıçayı müzik ikonları haline getirilmiş durumda ve hayranlarının neden/nasıl bu denli çıldırarak onlara tapındığını tam da böyle açıklıyor.

Her 90 yılda bir 12 tanrı, daha önceden birer ölümlü olan farklı gençlerin bedeninde tekrar uyanıyor. Ömürleriyse her defasında 2 sene olarak biçiliyor. Evet, 2 sene. Bu 2 sene boyunca onlara tapılıyor, aşık olunuyor, nefret ediliyor, belki öldürülmek isteniyor (ama bir tanrıyı öldürmek ne kadar kolay olabilir?) ve en sonunda süre dolduğunda, hepsi aynı anda bu dünyadan göçüp gidiyor. Bu döngüyü devam ettirense Yunan mitolojisinin Kader Tanrıçası Ananke’den başkası değil ve en bencil, en güçlü tanrı bile onun hükmüne boyun eğmek zorunda.

İlk cildimiz Faust Faslı ise günümüzde geçiyor ve işe bakın, hepsi birer müzik ikonu olarak karşımızda! İlk ciltte Panteon’un (piyasada ve meydada da bu isimle geçiyorlar) tamamını görmüyor olsak da hatırı sayılır büyüklükte bir parçasıyla tanışıyoruz. Japon mitolojisinin güneş tanrıçası Amaterasu, Mısır mitolojisinin tanrıçası, firavunların koruyucusu olan savaşçı tanrıça Sekhmet, İskandinav mitolojisinin yıldırımlar tanrısı Odin ve daha kimler, kimler… Lucifer bile burada diyeyim size. Ama durun, daha bitmedi! Çünkü Panteon’dakilerin her birinin tanrı ya da tanrıça olduğunun pek çok kişi bilincinde. Elbette bunun bir pazarlama kampanyası olarak görenler ve aldatmaca olduğunu savunanların sayısı da az değil; fakat onları dinlerken kriz geçiren (kelime anlamıyla), orgazm olan, kendinden geçen ya da bu tür pek çok ruh ve beden haline bürünen kişilerin deneyimlerine bakılınca bazı şeyler şüphe götürmüyor. Üstelik Panteon’un her bir üyesi de hayranlarına karşı oldukça açık. Yani bu tanrılar ve tanrıçalar kim olduklarını olduğu gibi anlatmak konusunda oldukça rahatlar. Tüm dünya da onları böyle kabul ediyor diyebiliriz. İlginç, değil mi?

Ben Tanrı Olsam

Şeytani + İlahi’nin en büyük özelliği her tanrının günümüze muhteşem yedirilişi. Aynı zamanda referans aldıkları gerçek müzik idolleri de cabası. Mesela Baal Kanye West’ten ilham alınmışken Sekhmet Rhianna’ya olan benzerliğiyle büyük dikkat çekiyor. Üstelik her iki karakter de ilham alınan idollerle aynı müzik türünde yer alıyor. Ayrıca, hepsinin temel aldıkları tanrılar göz önünde bulundurularak tasarlanmış kişilikleri ve kıyafetleri büyük takdiri hak ediyor. Sonuçta bu şov dünyasının çizgi romanı. O nedenle her şey abartılı, parlak ve göz alıcı olmalı. Öyle de.

İlk cilt Faust Faslı, temelinde cinayet olan bir kurgu. Panteon ne olursa olsun birini öldürmemeli, bu asla affedilecek bir şey değil. Hele ki hepsini 90 senede bir geri getiren Ananke tarafından. Ama biri öldürülüyor ve suç Yalanların Babası olarak da bilinen Lucifer’a kalıyor. Eh, Lucifer da böyle bir şey için çok uygun, ama katil gerçekten o mu? Ayrıca kim, neden Lucifer’ı suçlu durumunda bıraksın?

Bu saydıklarımın hepsini araştırmaksa ergen bir hayrana, hayran kültürünü sonuna kadar temsil eden başkarakterimiz Laura’ya kalıyor. Ama işin güzel kısmı Laura bir seçilmiş değil. O deli bir hayran. Ergen bir hayran. O yaşlardaki pek çok genç gibi hayran olduğu kişiler için öl desen ölecek durumda ve bağnaz bir inançla bu yola kendini atıyor adeta. Kendisini kurguya kendisi yediriyor ki, bunu da ayrıca sevdim.

Laura, bir kısmımızın empati kuracağı, bir kısmımızınsa muhtemelen tiksineceği türden bir karakter. O, Panteon’un bütün idollerine tapıyor. Onlarla olmak için, onların arasına girmek için her şeyi, ama her şeyi yapıyor. Hal böyle olunca Lucifer’ın suçlanmasında da oradan oraya koşturarak inandığı suçsuzluğunu kanıtlamak için büyük çaba sarfediyor. Ve Laura, yazarımız Kieron Gillen’ın ellerinde harika ve son derece gerçekçi bir ergen hayran olarak hikâyenin merkezine oturuyor. Sonuçta hayranları olmadan bir idol nedir ki?

“Ölümlüler her zaman tanrılara, tanrıların insanlara gösterdiğinden daha fazla ilgi gösterdi. Genel olarak, tanrılar onlara hayranlık duymanızdan başka hiçbir şey arzulamıyor.” – Ananke

Çeviri, Editörlük, Grafik ve Ötesi

Şeytan + İlahi, Kieron Gillen’ın muhteşem kurgusu ve tasarımlarıyla beni büyüleyen bir seri oldu. Jamie McKelvie’nin harika çizimleri ve bu yıldızlar geçidine renkleriyle ilahi bir tarz katan Matthew Wilson seriyi başka bir boyuta geçirmiş. Gerçekten, her şey bir yana, renklendirmeye ayrıca bayıldığımın altını çizmem gerek.

Çeviri ve editörlüğü geldiğimizdeyse Mustafa Aytuğ Yıldırım ve Cenk Könül ikilisinin temiz bir iş ortaya koyduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Veli Okulan’ın grafik uygulaması da bir o kadar güzel. Marmara Çizgi’ye de bizi böyle farklı çizgi romanlarla buluşturduğu için benden kocaman bir teşekkür gelsin. Saga’nın devamı ne zaman geliyor sahi? He he.

Beklentimi olduğu gibi karşılayan bir cilt okudum. Hayranlık kültürünü ve günümüzün popüler akımlarını tanrılar üzerinden yorumlayışına, böyle bir alegori yapışına şapka çıkarttığım bu kurguyu, gönül rahatlığıyla herkese tavsiye ederim.

Okumazsanız bir şey kaçırır mısınız? Bence evet. Yine de, denemeden bilemezsiniz.

Not: Bu kadar müzikten bahsetmişken söylememek olmaz. Yazar Kieron Gillen, bu serisi için bir de Spotify listesi hazırlamış. Yazarken ona ilham veren şarkıları tam olarak şurada toplamış. Keyifli dinlemeler!

Genel Yayın Editörü
2009 yılında Kayıp Rıhtım'a elimi verdim, sonra da ruhumu kaptırdım. Bu yolun devamında çeşitli gazetelerin kitap eklerinde kitap incelemelerim, TRT Radyo 1'de canlı yayın konuğu olarak katılıp kurgu edebiyatını anlattığım 2 yayın, 5 yıldır süren Kahramanın Yol Türküsü adlı kendi edebiyat temalı radyo yayınım, kitap inceleme videoları serim Kayıp Rıhtım İnceliyor ve bir de bonus olarak Oyungezer Dergisi'nin kültür sanat sayfalarında düzenli yazarlığım oldu. Tüm bunların yanı sıra, gerçek hayatın sıkıcılığında, bir bilgisayar mühendisi olarak yaşıyorum. Ama biz ona Clark Kent kimliğim diyelim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şeytani + İlahi: Popüler Kültür Mitolojiyle Buluşunca

Müzik idollerine neden taparız, hiç düşündünüz mü? Gerçekten birer tanrı oldukları için olabilir mi? İşte bu muhteşem kurgu tam bu konuyu odak noktasını taşıyor.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün