Düşüncenin Ütopik Özgürlüğü: Sıcak Kafa

Afşin Kum’un kaleme aldığı yerli bilimkurgu romanı “Sıcak Kafa”yı inceledik.

“Ve fikirlere kurşun işlemez!”
—V For Vendetta, Alan Moore

Bazı düşünürler, filozoflar, edebiyatçılar, filologlar, yazarlar veya şairler yüzyıllardır düşünce-dil-iletişim eksenini çözümlemeye çalışmış, farklı tanımlamalar ortaya atmış ve tartışmışlardır. Bunun sonucunda günümüze sadece iletişim için bile 169’un üzerinde tanım, 4650 değişik kullanım alanı ve 15 değişik anlam ortaya çıkmıştır.

Aynı zamanda düşünce-dil-iletişim konusunu temel olarak alan ve kurgusunu ona göre şekillendiren kitaplar da kaleme alınmıştır. Bunlara örnek olarak Arthur C. Clarke’ın son yıllarda televizyon dizisine de uyarlanan “Çocukluğun Sonu” ve Stephen King’in sinemaya uyarlanan “Cep” isimli eserlerini verebilirim. 2016 yılında ise farklı bir bakış açısıyla bu konuyu temel alan yerli bir bilimkurgu romanı çıktı: Sıcak Kafa!

Afşin Kum’un kaleme aldığı kitap yazarın ilk romanı olma özelliğini taşımasıyla birlikte April Yayınları aracılığıyla raflarda yerini aldı. Yerli bilimkurgu örneği olması ve iyi tepkiler alması sebebiyle dikkatimi çeken eseri temin edip, okumaya başladım ben de.

Abuklar ve Söylemleri

İnterneti unutun! O çok güldüğünüz videolar, bilgi içerikli yazılar yahut mesafe tanımayan konuşmalar tarihe karıştı. Yazılı metinleri unutun! Dergileri, gazeteleri, öyküleri, şiirleri ve benzeri metinleri okuyamazsınız. Çünkü uçuruma koşar adım giden dünyayı uçurumdan aşağı iten hastalığa yakalanabilirsiniz. Abuklamak!

“Sana söylemiştim, bırakırsan içine düşeceksin diye.”

Abuklamak sözlükte “anlamsız, gereksiz, tutarsız, saçma sapan sözler söylemek veya bu tür davranışlarda bulunmak” olarak geçer. Afşin Kum’un eserinde de aynı anlama gelmesinin yanı sıra salgın bir hastalık olma özelliği de taşıyor. Yani iletişim sonucunda insandan insana yayılan, küresel bir salgın olarak vuku buluyor. Bunun sonucunda çoğunlukla tepkisiz, saçma davranışlar ve söylemler içinde olan “abuklar” ile onları görmezden gelen ve gerek kimseyi dinlemeyerek gerekse de hiçbir yazıyı okumayarak yaşayan “normal insanlar” olarak toplum ikiye ayrılıyor. Tabii bu ekonomi, toplum düzeni, insan ilişkileri, eğitim hayatı, iş dünyası ve benzeri her türlü olguyu da etkiliyor.

“Dünya bu duruma düşmeden çok önce, düşlerimiz dünyanın kasnaklarını kanırtmıştı ama oralı olmadık.”

Devlet bu sırada boş durur mu? Biraz geç kalır ama durmaz. “Geç olsun güç olmasın” düsturuyla hareket edip bu salgın hastalığın yayılmasını engellemek için önlemler alırken tedaviyi de bulmak için SMK isimli kuruluşu kuruyorlar. Bu kuruluşlardan birinde çalışan nam-ı diğer sıcak kafa olan Murat Siyavuş ise hem anlatıcı hem de baş kahraman olarak karşımıza çıkıyor.

Murat’a sıcak kafa denmesinin nedeni, hastalığa yakalanıp tedavi olması sonucunda kafa sıcaklığının normal vücut sıcaklığına göre çok daha yüksek bir ısıya sahip olmasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla tedavi bulunur! Bulunur bulunmasına da Murat’ın kurumda çıkardığı bir yangın sonucu tedavi yöntemi kaybedilir. Aynı zamanda kendisi de bir laboratuvar faresi olmamak için kaçar.

“Özgürlük zulmün bahanesi olamaz.”

Murat’ın kaçak günleri ise kısa sürer. Ve düşünceler, değerler, hayaller, gerçekler içinde içsel bir yolculuğa isteksizce çıkarken cüce dövüşlerinden uyuşturucu tacirlerine, abuklardan kaymak zümreye, devlet personellerinden güvenlik görevlilerine, izbe yerlerden lüks yerlere kadar sürüp giden maceraya atılır. Romanı okurken alacağınız keyif oranınızı azaltmamak için konusunu burada bırakıyorum.

Ayrıca bu bölümde yazdığım üç alıntının sahibinin abuklar olduğunu belirtmeliyim. Size de bu cümlelerde saklanmış anlamlar var gibi geldi mi? Şöyle dolaylı yahut abartılı bir anlatım var gibi, değil mi? Hani biri size bir şey söyler de tam anlayamazsınız ama anlayacak gibi olursunuz ve biraz daha anlatması için kaşınızı çatar, kulağınızı döner veya kafanızı eğersiniz ya. Aslında merak edersiniz ve anlamaya çalışırsınız. Merak ettikçe dinlersiniz. Dinledikçe merak edersiniz. Sonunda siz de onlara katılırsınız. İşte romanda abukluğun bulaşması da bu şekilde gerçekleşen, yazılı veya sözlü bir iletişim.

Abuklar ve Diğerleri

Romanda bulunan karakterleri uzun uzadıya anlatmaktansa kısaca onları kendi cümleleriyle tanıtma taraftarıyım. Buyurun normal olanları ve abukları dinleyelim. Tabi abukların ne dediklerini fazla merak etmeyelim…

“Muhakeme muallakta, mamafih mevcudiyet muazzam.”
Behzat abi, abuk olmadan önce Murat’ın tanıdığı ve entelektüel açıdan üstün gördüğü bir şahsiyettir.

“Neden sürüncemeye zerre kadar şefkatiniz yok?”
—Nadir Abi, uyuşturucu taciriyken abuk olur.

“Bağcılara gidiyoruz, cüce dövüşü izlemeye. Allahsız cüceler öyle bir girişiyorlar ki birbirlerine… Görmen lazım.”
—Özgür, Murat’ı iyileştirir, yangından sonra kaçak olarak yaşar ve zekasıyla kaos ortamında sınırsız imkana ulaşır.

“Burası gittikçe ağırlaşıyor. Ağırlaştıkça da bu şehri buruşturuyor.”
—Adnan, kendisi halis muhlis abuktur.

“Ben akıl değilim, esen şeyim. Akıl sensin. Esen benim. Yani ben, senin aklına esiyorum. Anladın mı?”
—Haluk hoca, abuk.

“Kurumumuzun polis üzerinde belli bir yetkisi var.”
—Fazıl Bey, SMK’nın Ar-Ge bölümünde yönetici.

“İki vaka var diyor, minimum. Sen oldun üç. Belki daha çok. Bilmiyoruz.”
—Viktor, tedavi yöntemi bulmaya çalışır ve ekibine Murat ile Şule’yi ekler.

“Seninle birlikte kalmanın bir yolunu bulmaya çalışacağım”
—Şule, Murat’ın sevgilisi.

“Şu çığırından çıkmış dünyada yaşıyoruz ve eğer dışarıda dolaşıp, birileriyle konuşup, değişik yerlere girip çıkıp bir şeyler yapmaya devam edeceksek, bunun bir anlamı olmalı.”
—Murat Siyavuş

Aynı Tema Farklı Perspektif

Yazımızın başında “Çocukluğun Sonu”, “Cep” ve “Sıcak Kafa” isimli romanların düşünce-dil-iletişim konusunu temel aldığını söylemiştim.

Öncesinde Arthur C. Clarke’ın kaleme aldığı Çocukluğun Sonu isimli kitabın konusunu kısaca anlatayım. Dünyada bulunan tüm çocuklar önce sessizliğe bürünür, sonra aynı anda konuşup hareket etmeye başlar. Tabii bu yetişkinleri korkutur ve tedirgin eder. Takibinde ise tüm çocukların tek bir organizmanın hücreleri konumuna evrildiği açığa çıkar. Yazar bunun oluşma sürecini ise akılların bütünleşmesiyle açıklar. Bütünleşen akıl dolasıyla tek dili ve tek iletişimi meydana getirir. O yüzden aynı anda konuşup hareket ederler. Clarke bu romanında bireyselliğin dünyayı yok ettiğine ve kurtuluşun tek bir organizmaya dönüşmekte olduğuna değinir. Bunu da düşünce-dil-iletişim temasıyla okuyucuya sunar. Stephen King de Cep romanında benzer perspektifle duruma yaklaşır ve okuyucuya sunar. Biz konuyu daha fazla uzatmadan Afşin Kum’un eserine dönelim.

Başta abukların anlamsız konuşmaları ve davranışları normal insanları korkutur. Bunu hastalık olarak görürler ve önlemler almaya çalışıp tedavi ararlar. Fakat asıl olan burada aklın ütopik özgürlüğüdür. Tüm baskılar ve sınırlardan kurtulan aklın hiçbir surette bize normal gelen davranış ve konuşmalar yansıtacağını bekleyemeyiz. Sonuçta dilin ve iletişimin de belirli kuralları ve sınırları vardır. Dolayısıyla aklın özgürlüğü ile dil ve iletişim özgürlüğü de peydah olur. Ve bu dışarıdan abuklama olarak görülür.

Tam da burada yazarın romanı diğer eserlerden ayrılır ve tek bir organizma olmanın da bir sınır olacağını varsayarak ona geçiş yapmaz. Bireyler yine birey kalır ama akılları farklı bir statüye geçtiklerinden hepsinin davranışları ve söylemleri birbirine benzer olur. Sonuç itibarıyla   hırs, hedef, başarı, başarısızlık, geçmiş, gelecek, günümüz, sınır, baskı, stres, sıkıntı ve benzeri hiçbir şeyin önemi kalmadığı için ütopik özgürlükle aranan sınırsız mutluluğa erişilir. Yani abuklar aklın tarif edilemez mutluluğuna ulaşırlar.

Beklentiler ve Karşılıkları

Bir bilimkurgu romanından beklentilerim bilgi yönünden tutarlılık ve keyifli bir okunma sunması diye iki ayrılır. Sıcak Kafa’yı bu iki unsurla değerlendirmek istiyorum.

Bilgi yönünden eser ikiye ayrılıyor. Birincisi hastalık yönü. Hastalık hakkında çıkarımlar, tespitler, teoriler ve hastalığı anlamlandırma ile tedavi edebilme yönünden fikirler bütünlük içerisinde romanda bulunuyor. İkincisi ise günümüz dünyası hakkında eleştirel bir perspektifle oluşturulan tespitler, çıkarımlar ve betimlemeler şeklinde kendini göstermesi. Medyanın toplum üzerindeki gücünü taraflı bir şekilde kullanması, elit kesimin kendini devlet yoluyla koruması, bireylerin zamanla kendi içine kapanıp kimseyi dinlememesi ve önemsememesi, güzelliğin ele geçirilince anlamını yitirmesi ve benzeri konular irdeleniyor. Tabii bu konular yazarın öznel bakışını içerdiğinden ben bazılarına katıldım bazılarına katılmadım diyebilirim.

Bir de keyifli okuma sağlayıp sağlamadığı mevzusuna gelelim. Eser akıcı ve açıklayıcı bir üslupla kaleme alındığından kolay okunuyor. Hatta arada bir güzel espriler bulunuyor diyebilirim. Fakat espri yönü yetersiz kalmış. Çünkü elimizde “abuklamak” gibi bir konu var ve espriye çok açık bir konu olduğu malum. Bu yetersizlik, kitaptan aldığınız keyif oranını düşürse de kolay okunurluğu açısından yeterli olduğunu düşünüyorum.

Sonuç olarak Afşin Kum çok güzel bir konu yakalamış, kendi bakış açısıyla değerlendirip akıcı ve aynı zamanda açıklayıcı bir üslupla eseri kaleme almış. Kitabı genel hatlarıyla beğendim. Yerli bilimkurgu kitaplarından beklediğimiz düzeyde bir roman olduğunu gönül rahatlığıyla söylebilirim.

Yazar, Editörlük, Kapak Tasarımı ve Ötesi

Afili Filintaları ya da Ot Dergisi’ni yakından takip edenlerin tanıdığı Afşin Kum, bir bilgisayar mühendisi olmasıyla birlikte telli çalgılar tıngırdatmakla, yeni diller kurgulamakla ve olmayan ülkelerinin haritalarını çizmekle ilgilendiğini belirtiyor. Kaleme aldığı 188 sayfalık Sıcak Kafa isimli bilimkurgu romanının editörlüğünü tanınan yazarlardan biri olan Alper Canıgüz, son okumasını son derece deneyimli bir üstat olan Selahattin Özpalabıyıklar, kapak tasarımını ise TERAPİ üstlenmiştir. Ayrıca bu kitap iki yılda bir verilen GİO Ödülleri’nin En İyi Roman dalında finale kalan yedi eserden biridir.

Son olarak inceleme yazımızın açılış sözünü değerlendirip konuyla paralel olarak bir ekleme yapalım ve yazımızı sonlandıralım.

Baskıların, zulümlerin, korkutmaların ve benzeri etkilerin bir düşünceye zarar veremediği malum. Hatta ölümün bile karşısında duramadığı yıllarca varlığını sürdüren düşünceler de bulunuyor. Yani Alan Moore’un sözü yerinde bir sözdür. Fakat dünya tarihi mantıklı akılların mantıksız düşüncelerle doldurularak meydana getirilen birbirinden kötü olaylarla doludur. Halk sayesinde başa geçip monarşi kuran liderler ve onları destekleyenler nasıl bir düşünce yapısına sahipti? “Zayıfa acımak doğaya ihanettir,” sözünü akıllarına yerleştiren kaç Alman vardı? Soykırımları, savaşları, cinayetleri ve benzeri kötücül hareketleri kaç akıl mantıklı dediği düşüncelerle yapabildi?

Evet, fikirlere baskı para etmez!

Evet, fikirlere zülüm dokunamaz!

Evet, fikirlere korku bir şey yapamaz!

Evet, fikirlere kurşun işlemez, ancak başka fikirlerle bertaraf edilebilirler!

1986 Kırcaali doğumluyum. Kırcaali, İzmir, Ankara ve Bolu gibi bir yol haritam oldu. Bu yolculukta Veteriner Hekim oldum ve çalışmaya başladım. Evlendim ve şeker mi şeker kızım dünyaya geldi. Aynı zamanda bilimkurgu ve fantastik eserler arasında bitmek tükenmek bilmeyen bir yolculuğum var. Çok sevdiğim eşim ve biricik kızım Asu ile günümü gün ederken edebiyatın gel-git etkisiyle kendimi Kayıp Rıhtım’da buldum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Düşüncenin Ütopik Özgürlüğü: Sıcak Kafa

Afşin Kum’un kaleme aldığı yerli bilimkurgu romanı “Sıcak Kafa”yı inceledik.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün