Sırp Vampirleri Üzerine

Yine Balkan topraklarından bir incelemeyle Kayıp Rıhtım’dayım! Balkan folkloruna ve coğrafyasına takıntılı derecedeki tutkum yazmış olduğum hikâyelerde ve incelemelerde kendini göstermektedir.

sirp vamprleri

“Ulan ne korkunç memleket bura. Kan kızılı gün batımında Balkan ormanları görmeyi Allah kimseye nasip etmesin vallaha…”
Murat Başekim, Demir Dövme Öyküleri’nden

“Sırbistan’ın Ibar Valley bölgesinde, Sırplar arasında hâlâ anlatılagelen bir cadı hikâyesinde başrolü Ali Ağa isimli bir Türk kahramanın oynuyor olması ilginçtir.”
Zeynep Aycibin, “Osmanlı Devleti’nde Cadılar Üzerine Bir Değerlendirme”

Sırp halk inançlarındaki vampirler özellikle benim 2013’te yayınlanan “Türk Kültüründe Hortlak-Cadı İnancı” adlı makalemi yazdığım sırada ilgimi çeken bir konuydu. 1700’lerde batı literatüründeki etkisini daha önceden okusam da ayrı bir konu olarak merak edip konuyla alakalı notlara denk geldikçe kaydetmeye başladım. Notlar bu inceleme yazısında da okuyacağınız 2000’li yıllardaki bazı gazete haberleri nedeniyle kısa sürede bir inceleme taslağı haline geldi.

Şimdi Sırp vampirlerinin mevzularının ardından Balkan topraklarına şöyle bir uzanalım!

Sırplar Arasındaki Vampir İnanışları

Balkan coğrafyasının bir parçası olarak Sırbistan ve vampirler konusu size pek yabancı gelmeyebilir. Nitekim bu inanışla alakalı ilk akla gelebilecek bölgeler arasındadır. -5-

yasaklama vampir aviSırp halk inançlarında vampirler hayli köklü bir batıl inanış olarak görülmektedir. Nasıl bizdeki Osmanlı dönemi kaynaklarında çeşitli toplumsal histeri vakaları nedeniyle kayda geçmiş vampir hikâyeleri varsa, Sırp Tarihi’ne ilişkin kaynaklarda da bu batıl inanış kendisini göstermektedir. Daha 1349’da Sırp İmparatoru Stefan Duşan meşhur Kanunnamesi’nde (Code) Ortodoks rahiplerin vampir zannıyla cesetleri mezardan çıkarıp yok etmeye çalışmalarını yasaklamıştır. Ondan asırlar sonra ilk Sırp İsyanı’nın lideri Kara Yorgi’yi öldürten, ikinci Sırp İsyanı’nın lideri olup Sırbistan ve Yugoslavya’yı farklı dönemlerde yöneten Obrenovic hanedanının atası olan meşhur Sırp prensi Miloş Obrenovic (hükümdarlığı: 1815-1839, 1858-1860), 1820’de aynı şekilde mezarların açılıp vampirlerin(!) defedilmesini yasaklamıştır. –4- Bu kanun maddeleri bahsi geçen inanışın toplum nezdindeki etkisini göstermektedir.

Sırbistan’da vampirlere özgü hayli farklı inanışlar söz konusu olup, hatırı sayılı bir sözlü literatüre sahiptir.

Mesela bildiğimiz çuval (Sırpça’da “Cuval”), Sırp vampir inanışlarında yer alan bir nesnedir. Sırp ve Karadağ folklorunda vampirlerin özellikle kurbanlarının parmaklarını tüketmekten hoşlandıklarına inanılır. Buna göre bir çuvalın içine kesik parmak yerleştirip ağzını sıkıca bağlayarak bir köprü üzerinden nehre atılırsa, kişiye musallat olan vampirin çuvalın peşinden nehre atladığı ve bu şekilde musallattan kurtulmanın mümkün olduğuna inanılmıştır. -2-

Yine Sırbistan’da Habergeiss adı verilen vampir özellikleri gösteren bir iblisten bahsedilmektedir. Kuş ayaklarına benzeyen üç ayaklı bir varlık olduğuna inanılan Habergeiss’ın çeşitli hayvan kılıklarına girebildiği, geceleri beslenmek için gizlice sığırlara saldırdığı, çığlığını duyan bir kimse için ölüm habercisi olduğu söylenmektedir. (Bane, “Habergeiss”, a.g.e., s. 71-72.)

Sırplar arasında vampire verilen isimlerden biri de Jedogonja’dır. Sırp folklorundaki vampir buna göre vücudu kıllarla kaplı olup (saçları da hayli uzundur) kıpkırmızı gözlere ve keskin dişlere sahiptir. Hayvanlarla ve insanların göğüslerinde açtıkları bir delik sayesinde kan içerek beslenmektedir. Bir jedogonja tarafından öldürülen herhangi bir insanın jedogonja olarak öldükten sonra tekrar hortlayacağına inanılır, yani saldırısı kısa sürede bir salgına dönüşmektedir. Salgın motifi Sırp halk inançlarıyla ilgili bazı tarihsel vakalarda da yer almaktadır. Atların ve öküzlerin onun varlığını hissederek huzursuzlaştıklarına inanılır ki vampirin mezarını bulmak için mezarlığa at sürülür. Atın üstünden geçemediği mezarda vampir olduğu kabul edilir. Mezar yeri tespit edilen vampir gündüz vakti buradan çıkarılarak yakılır. (Bane, “Jedogonja”, a.g.e., s. 79.)

Sırplarda vampire verilen diğer isimler ise Lampiger veya Lampijer’dir. (Bane, “Lampiger”, a.g.e., s. 90.) Yine Sırbistan, Bosna ve Karadağ taraflarında Lampir’den bahsedilir, bir salgın yahut veba sonucu ölenlerin “lampir” olarak geri döneceklerine inanılır. Gündüz uyuyup geceleri ortaya çıkarak kurbanlarının göğüslerinde açtığı bir delik sayesinde kan emdiği anlatılır. Beslenmişse vücudunun kandan şişerek kızıllaştığı görülür (Ebusuud Efendi’nin meşhur fetvası dâhil yaygın bir metafordur), ağzında dördü üst tarafta üçü alt tarafta olmak üzere yedi dişi vardır. Lampir saldırısına uğrayan herhangi bir kişi öldükten sonra tıpkı lampir gibi hortlar. Bu kişinin lampirlikten kurtulabilmesi için onu ısıran lampirin etini yemesi lazımdır, lampirin kendisinin yok edilmesi içinse yine mezar yeri tespit edilen hortlağın gündüz vakti yattığı yerden çıkarılıp yakılması gerektiğine inanılır. (Bane, “Lampir”, a.g.e., s. 91.)

Balkanlarda, Sırbistan’da ve Ukrayna’da “lapir”den bahsedilir, tıpkı ledogonja gibi vücudu uzun kıllarla kaplıdır, saçları oldukça uzundur, kırmızı gözlü ve sivri dişlidir. Geceleri hayvan ve insan kanıyla beslenir. Yine atlar ve öküzlerin varlığını hissederek huzursuzlaştığına inanılır. (Bane, “Lapir”, a.g.e., s. 91-92.)

lapir

Sırp folklorunda bir çocuk vaftiz edilmeden önce ölürse, öldükten sonra “nekrštenici” adı verilen, yeni doğum yapmış kadınlara ve bebeklerine saldıran bir tür vampir olarak geri döndüğüne inanılır. (Bane, “Nekrštenici”, a.g.e., s. 108.) Bosna ve Karadağ taraflarındaki “tenatz”ın (tenac-tenec) ele geçirdiği ölü bedenleri (kendi bedeni de olabilir) kullanan bir ruh olarak tasvir edilmekte olup geceleri fare kılığına bürünerek insanların evlerine girdiğine inanılır. Kurban uyuduktan sonra kanını içer. Yok etmek için gündüz vakti ele geçirilmiş cesedin yakılması gereklidir. (Bane, “Tenatz”, a.g.e., s. 132.) Yine bir ruh gibi tasvir edilen Veshtitsi, Sırplar arasında yeni doğum yapmış kadınlara ve bebeklere musallat olan bir tür vampirdir. (Bane, “Veshtitsi”, a.g.e., s. 144.) Yine ismen benzeşen ama farklı bir tür olan, Karadağ ve Sırbistan halk inanışlarındaki “veshtitza” (vehtiza, vjeshtitza kanatli vampirveya vjestitza) adında bir varlıktan bahsedilir. Yaşarken büyücülük yapmış kadınların öldükten sonra vampirleşenine “veshtitza” denilmektedir. Gece olunca cadı, güve veya siyah tavuk kılığında bedenini terk ederek içinde çocuk bulunan evleri kontrol eder. Kanatlarını bırakana yahut güneş doğana dek bu kılıkta kalabilir. Kurbanı olacak çocuğu seçtikten sonra ruh muazzam bir hızla o eve yönelir. Ev ahalisini bilhassa büyükleri paralize ederek kendisine engel olmamaları için uyutur. Daha sonra çocuklara saldırarak onların kalpleriyle beslenip kanlarını içerler. Diğer vampirlere göre daha güçlü olmadığı ancak daha hızlı olduğu kabul edilir. Gümüş silahlardan etkilenirler ancak öldürülmeleri için sadece doğrudan gün ışığına maruz kalmaları gerekmektedir. Veshtitzalarla arasında bir bağ olduğuna, birbirlerini korumak için yemin ettiklerine, tıpkı cadı, büyücü toplulukları gibi belli kovanlara mensup olup geceleri belli bir ağacın dalları üzerinde toplandıklarına, o gece topladıkları çocuk kanlarını ve kalplerini diğerleriyle paylaştıklarına inanılır. (Bane, “Veshtitza”, a.g.e., s. 144.)

Classic_Ghost_Stories

Sırp folklorunda bir “vlkodlak”ın (volkodlak, volkoslak) dirilebilmesi için iki yol vardır. İlki 20 yaşının altında olup cinayet işlemiş, yalancı şahitlik etmiş veya kabul edilmeyecek başka bir suç işlemiş bir adam olmasıdır. İkinci yol ise bir vlkodlak tarafından öldürülmek yahut onun öldürdüğü bir hayvanın etini yemektir. Ölümün ardından kanla kaplı bir şekilde mezardan fırladıklarına, sallana sallana yürüdüklerine inanılır. Bu nedenle bir ölünün gömülmeden önce vlkodlak olmaması için baş parmakları ve ayak parmakları kesilir, boynuna çivi batırılır. Öldürülmediği sürece yedi yıl boyunca yeryüzünde dolaşabileceğine, öldürülmesinin yegâne yolunun da alıçtan (akdiken) bir kazıkla midesinden kazıklanıp saçlar ve tüylerle kaplı vücudunu katrana bulamak olduğuna inanılır. Daha sonra bir mumla ateşe verilerek ceset küle dönüşene kadar yakılmalıdır. (Bane, “Vlkodlak”, a.g.e., s. 146.)

Volkoslak tabiri, Bram Stoker’ın meşhur Dracula romanında da geçmekte olup romanın baş karakterlerinden Jonathan Harker’ın ağzından Slovaklar ve Sırplar arasında kurt adam veya vampir arası bir varlık olduğunu okuruz. -20-

Bu türün diğer bir adı da “vukodlak” olup, yaşarken büyücülükle uğraşmış birisinin, bir kafirin (heretik), kurt adamın, intihar eden birinin ya da cinayete kurban gitmiş birinin vukodlak adayı olduğuna inanılır. Mezardan çıktığında ağzının çevresinin kanlı, tırnaklarının uzamış ve derisinin şişerek kırmızılaşmış bir halde olduğu, ilk etapta akrabalarına ve dostlarına musallat olduğu için fark edilerek başkalarına musallat olamadan öldürüldüğü kabul edilir. Vukodlak yürüdüğü her yerde hastalıkların yayılmasına neden olur, sığırları etkileyen bir tür vebanın kaynağı olarak görülür. Sarımsak ve gümüş bir süreliğine onu durdurabilir. Kurban ondan kurtulmak için yere bir avuç haşhaş veya havuç tohumu serpmelidir ki vukodlak onları saymadan hareket edemeyecektir. Bu sayede onun saldırısından kaçılabilir. Öldürmek için önce üvez ağacından bir kazık çakılmalı, daha sonra kafası kesilerek kalbi yerinden çıkarılıp şarap içerisinde kaynatılmalıdır. (Bane, “Vukodlak”, a.g.e., s. 149.)

Rebels_vampires_05-min

Sırbistan’daki vampir inanışlarının önemli bir kısmı Sırp çingene anlatılarından derlenmiştir. Buna göre vampir olarak dirilen kimselere erkekse “mullo”, kadınsa “muli” denilir, doğal olmayan nedenlerle aniden ölen yahut öldükten sonra uygun cenaze merasimi yapılmadan gömülen kimselerin bu şekilde hortlayacağına inanılır. Mullonun beyaz giysilerle dolaştığı, saçlarının ayaklarına kadar uzanmış olduğu, parmaklarından birinin eksik olup hayvan uzvu şeklinde olduğu söylenir. Yanan ateşe benzeyen kızıl saçlara sahip olduğuna da inanılır. Zamanının bir kısmını insanların arasında onlara zarar vermeden geçirir, diğer yarısında beslenmek için saldırıya geçer. Gece veya gündüz kurbanına saldırdığı zaman onu ölene kadar boğar ardından içebilmek için kanını akıtır. At veya koç kılığına girebildiğine, görünmez olabildiğine inanılır. Mullo öldürülebilir ancak bu hayli zor olarak kabul edilir. Önce kısmen kırılmış bir tavuk yumurtası yem olarak ortalık bir yere bırakılır. Mullo tuzaktan kuşkulanıp görünmez bir şekilde yumurtayı kapıp kaçmaya çalışacağı için yumurtanın olduğu yer dikkatle gözetlenmelidir. Yumurta kaybolduğu an mullonun onu kaptığına inanılır bu nedenle oraya doğru ateş edilir. Böylece yaralanan vampir daha kolay takip edilebilecektir. Yakalandıktan sonra ayak parmakları kesilir ve öldürmek için boynuna çivi çakılır. (Bane, “Mullo”, a.g.e., s. 104-105.)

1 (38)-min

Sırp çingeneleri arasında bir diğer ilginç inanış ise vampire dönüşen balkabaklarıdır! İnanışa göre evde belli bir süreliğine unutulup pörsüyen yahut Noel Gecesi’ne dek evde bırakılan balkabağının vampire dönüştüğüne, fiziksel olarak kimseye bir zarar veremeyip olduğu yerde dönüp kan sızdırarak tuhaf sesler çıkardığına inanılır. Vampirleşmiş balkabağını yok etmek için önce kaynatılmış suya atılır, daha sonra küçük bir süpürgeyle fırçalandıktan sonra atılır. Kullanılan süpürge bu işlemin ardından yakılır. (Bane, “Vampire Pumpkin”, a.g.e., s. 141-142.)

Sırplardaki vampir inanışlarını incelerken akıllara Türklerle yaşadıkları kültürel etkileşime dair bir soru gelebilir. Malum tarihi açıdan bakıldığında bölge uzunca bir süre Osmanlı hâkimiyeti altında Semendire Sancağı idaresi altındaki Belgrad’dan idare ediliyordu. –10-

Osmanlı Türklerinin de rol aldığı (Osmanlı kaynaklarındaki fetva, seyahatname ve kadı sicillerindeki hadiseler haricinde) Sırp halk efsanelerine kadar girmiş hadiselerden bahsedilmektedir. Mesela Sırbistan’da İbar vadisinde, Sırplar arasında yakın dönemlere kadar anlatıldığı bildirilen bir cadı hadisesi söz konusudur. 19. yüzyıla ait bu halk hikâyesinde, bölgenin subaşısı olan Ali Ağa kendisine başvuran bir adamın karısını cadılıktan kurtarmasına yardım etmektedir. Zeynep Aycibin’in görüşüne göre Ali Ağa’nın olaya hâkim olarak hadisenin çözülmesine yardımcı olması, Türklerin de cadı hadiselerine alışkın olduğunu göstermektedir. -1-

cadi-buyucu-osmanli-min

İrlandalı yazar Sheridan Le Fanu’nun, Bram Stoker’a ilham verdiği bilinen “Carmilla” adlı vampir romanında, Aşağı ve Yukarı Styria’da, Moravya’da, Silezya’da, Türk hakimiyeti altındaki Sırbistan’da, Polonya’da ve Rusya’da vampir inanışının yaygın bir batıl inanış olduğu, bu bölgeleri vampir temizlemek için özel birlikler -22- kurulduğunu, bazı uzman kişilerin buradaki felaketlere son vermek için uğraştıklarını yazmaktadır. -14-

Bu noktada belirtmek lazım bu batıl inanış, eski dönemde toplumsal histeriye yol açabilecek denli bir tesire sahiptir. Giovanni Scognamillo, “Dehşetin Kapıları”nda 18. yüzyıla kadar vampirlerin destanların ve folklorik inanışların haricinde, edebi eserlerde pek zikredilmediğini, bunun nedeninin de vampirlerin kurgusal bir malzemeden ziyade adli vakaların, inceleme ve araştırmaların, dinsel tartışmaların, Engizisyon Mahkemeleri’nde kullanılan el kitaplarının ortak ve o dönemlerde gerçek(!) kabul edilen konusu olmalarıyla açıklar. Bu varlığa ilişkin söylentiler söz konusu dönemde belli bölgelerde toplumsal histeriye ve paniğe yol açmış, bu nedenle farklı kaynaklarda bahsedilmiştir. 1575’te Cenevre’de Girolamo Tartarotti, üç ciltlik Lamiaların Gece Toplantıları (Del Congresso Notturno delle Lamie) adlı eserinde bu salgınların ülkeden ülkeye nasıl yayıldığı, ne denli geçerli olduklarını eleştirmişse de bu inanış üzerine pek çok vampir olaylarından bahseden, gerçekmiş gibi ele alan eserler daha fazladır. XVI. yüzyılda Fransız D’Aubigne, Evrensel Tarih (Histoire Universelle) adlı eserinde Dijon ve Rouen kentleriyle Navarre bölgesinde görülen “yaşayan ölülerden” bahsetmektedir. 1733’te Johannes Zopfius, Sırp Vampirleri Hakkında Deneme (Disertatio de vampiris Serviensibus) adlı eserinde Sırbistan vampirlerini incelemektedir. Floransa Piskoposu Giuseppe Davanzati, 1744’te Vampirler Hakkında Deneme’yi (Dissertazione sui vampiri) yazmıştır. 1751’de Antoine Augustine Calmet, Treaty on the Apparitions of spirits and ort heıla ghosts of Hungary, Moravia and c. (Ruhların, vampirlerin veya hayaletlerin Macaristan, Moravya ve diğer yerlerde Zuhur Etmelerinin Mukavelesi) adlı eserinde 1746’da Macaristan’da vuku bulan vampir olaylarından bahsetmektedir.

romanyada vampir avi

Nitekim Voltaire 18. yüzyılın aydınlıkçı ortamında Felsefe Sözlüğü’nde (Dictionnaire Philosophique) vampir inancıyla alakalı bu ön kabul için alaylı bir şekilde “en iyi kanıtlanmış batıl inanç” tanımlamasını yapmasının nedeni budur. -21-

Yine aynı şekilde Voltaire 1730’dan 1735’e kadar en çok konuşulan konunun vampirler olduğunu da söylemiştir. 1700’lere doğru Macaristan, Polonya, Moravya, Rusya, Bohemia, Yunanistan, Silezya, Ukrayna ve Beyaz Rusya’da vampir histerisi salgın boyutuna ulaştığından batı ülkelerinde o dönem hayli popülerlik kazanmıştır. -19-

Romanya’nın meşhur Drakula’sı haricinde batı gündemini hayli sarsan ve uzun seneler üzerinde tartışılan iki Balkan vampir özellikle literatüre girmiş, konuyla ilgili pek çok eserde yer bulabilmiştir. Sırp topraklarından çıkma köylü Petar Blagojevich ve Hajduk (haydut) Arnaut Pavle… -13-

sirp hajduklar

Kisilova’daki Petar Blagojevich Vakası

Sırp köyleri arasında patlak veren vampirlik vakaları, Belgrad ve havalisinin bir dönem Avusturya İmparatorluğu’na bağlı kaldığı senelerde yaşanmıştır. Viyana Bozgunu, Karlofça Antlaşması derken Balkan topraklarının, Osmanlı’nın serhaddinin savaş ateşleriyle yandığı bir dönemin hemen ardından.

1699 Karlofça Antlaşması’nın ardından değişen Osmanlı serhaddi 1718 Temmuz’unda imzalanan Pasarofça Antlaşması ile bir kere daha değişmiştir. Bütün Banat (Temeşvar) bölgesiyle birlikte Eflak’ın Oltu (Oltenia) ırmağına kadar uzanan ve Küçük Eflak denilen batı yarısı, Sırbistan’ın Belgrad dâhil kuzey bölgeleri ve Kuzey Bosna tamamen Avusturya İmparatorluğu’na bırakılmıştır. -15- Belgrad ve civarı 1739’daki Belgrad Antlaşması neticesinde tekrardan Osmanlı hâkimiyetine girene kadar Avusturya’ya bağlı kalmıştır. -11-

İşte bu dönemde, Sırbistan ve Eflak’ın bir kısmının Avusturya’ya dâhil olmasıyla, bu bölgede bırakılan askerlerin yerleşik halkın mezar açma ve ceset yakma gibi ilginç adetlere tanık olmaları da bu şekilde gerçekleşmiştir. -3-

Bölgedeki batıl inanışlar ve vampir histerisi önce Avusturya’da ardından Batı Avrupa’da popülerlik kazanmıştır. Buna göre söz konusu bölgelerde Osmanlı topraklarından göçüp gelen Slav ahalinin sığınmasıyla oluşan sosyo-ekonomik zorlukların neticesinde “vampir salgını” olarak bilinen bir tür toplumsal histeri ortaya çıkmıştır. İşte bu türden bir toplumsal histeri sonucu Avusturya hükümeti vampir söylentileriyle alakalı olarak bir müfettiş görevlendirmek durumunda kalır. Müfettişin yazdığı ve 21 Temmuz 1725 tarihinde resmi gazetelerinde yayınlanan rapora göre ölü Petar Blagojevich adlı köylü sekiz kişiye saldırmakla suçlanmaktadır. Blagojevich’in mezarı açıldığında cesedinin bozulmadığı, saçlarının ve tırnaklarının uzamaya devam ettiği görülünce kalbine kazık çakılarak yakılmış, bu hadiseden sonra köylere gönderilen din adamları da şüpheli gördükleri cesetlerin kafasını kestirip yakmaya başlamıştır. 1732’den itibaren Batı Avrupa’nın pek çok yerinde akademik çevreler tarafından, meseleye dönemin aydınlanmacı düşünce ortamında sorgulayıcı yaklaşılmış, ancak bu tür resmi raporlar çoğaldıkça bu batıl itikadın inananları ve savunucuları artmıştır. Bunun üzerine Avusturya İmparatoriçesi Maria Theresia, kazıklama, kafa kopartma ve yakma gibi gelenekleri bir fermanla yasaklayarak vampirlerden şikâyetçi olanların kiliseye değil önce laik kolluk güçlerine başvurmalarını emretmiştir. 1740’ta Papa seçilen XIV. Benedictus da bu tür batıl inanışlara kafayı takan rahiplerin görevden alınmalarını piskoposlara önermiştir (Tulga, a.g.m., s. 59-61.)

Jean-Baptiste de Boyer Argens’in 1738 tarihli Lettres Juives (Yahudi Mektupları) adlı eserinde dehşetli vakayı şu şekilde anlatılmaktadır:

“Macaristan’ın bu kısmında bir vampirizm vakasıyla daha yeni karşılaştık. Belgrad mahkemesinden iki görevli, imparatorun birliklerinden olup bitenlere görgü tanıklığı eden bir subayla birlikte, belirtilen yerlere gidip olayı usule uygun olarak doğruladı. Eylül ayının başlarında Graditz’den (Veliko Gradište) üç fersah uzaktaki Kisilova (Kisiljevo) köyünde altmış iki yaşındaki bir adam öldü. Gömüldükten üç gün sonra gece oğluna görünüp yiyecek bir şey istemiş; oğlu yemek verince ortadan kaybolmuş. Ertesi gün oğlu olanları komşulara anlatmış. Babası o gece görünmemiş ama ertesi gece gelip yine yiyecek istemiş. Çocuğun yemeği verip vermediği bilinmiyor, tek bilinen, ertesi gün yatağında ölü bulunduğu. Aynı gün, köyden beş altı kişi aniden hastalandı ve birkaç gün içinde art arda öldü. Subay ya da imparatorun temsilcisi, durumdan haberdar olunca Belgrad mahkemesine pusula gönderdi. Mahkeme bunun üzerine meseleyi incelemesi için köye bu iki subayla birlikte bir de cellat yolladı. Bize olayı aktaran imparatorluk görevlisi, bunca sık duyduğu bir duruma tanıklık etmek üzere Graditz’den ayrılıp köye gitti. Altı haftalık ölülerin mezarları açıldı. Sıra yaşlı adamınkine geldiğinde, onu gözleri açık buldular. Teni, nefes almaktan yana bir derdi yokmuş gibi taze renkli, ama bedeni ölü gibi hareketsizdi; bundan dolayı adamın besbelli bir vampir olduğu sonucuna vardılar. Cellat cesedin kalbine kazık sapladı; sonra odun yığıp cesedi geriye sırf külleri kalıncaya dek yaktılar. Adamın oğlunun ve diğerlerinin cesetlerinde vampirizm işaretlerine rastlanmadı…” -7-

Hajduk (Haydut) Arnaut Pavle Nasıl Hortladı?

Bugün haydut kelimesini eşkıya, soyguncu anlamında kullansak da (ki “haydut eşkıyası” şeklinde Osmanlı belgelerinde yer almıştır) Balkan tarihinde hayli farklı bir konuma sahiplerdir.

sirp hajduks

Nasıl Anadolu’da zeybekler ve efeler, Rusya’da kozaklar, Yunanistan’da kleftler, Ukrayna’da haydamaklar-aydamaklar varsa Balkanlarda da hayduklar (haydutlar) vardır. -9- Merkezi otorite (sultan-çar ve taşradaki temsilcileri) karşısında kendi yerel otoritelerini tesis eden, örfi ahlak ve hukuk çerçevesinde hareket eden bu silahlı unsurlar, tahmin edilebileceği gibi resmi kayıtlarda kanun kaçağıyken halk türkülerinde ve efsanelerde “hak koruyucusu” olarak yer alırlar.

Orašac_Assembly_(1804)-min

İsimleri sonradan Balkanların diğer bölgelerindeki meslektaşları gibi Sırp isyanlarına da (Sırpski Ustanak) karışacak olan hayduklar, bu isim altında Bulgarlar, Romenler, Moldovalılar, Hırvatlar vb. arasındaki birçok folklor hikayesinde ve türküde anılırlar. 20. yüzyılın başlarına doğru yerlerini komitacılara (kumitacılar-komitadji) bırakmışlardır.

Balkan dağlarında cirit attıkları dönemlerde, Hırvat topraklarındaki uskoklar (bir nevi hajduk) gibi zaman zaman düzenli ordularda paralı askerlik hizmetinde de bulunmuşlardır. -6- Nitekim bazı Sırpların 18. Yüzyılda bölgede etkisini arttıran Avusturya ve Rusya’nın ordularında görev aldıkları, askerlik yaptıkları bilinmektedir. -12-

İşte birazdan okuyacağınız dehşetli hadise bu bahsi geçen hajduklardan birinin başına gelmiştir.

Petar Blagojevich vakasından iki yıl sonra gerçekleşen ancak resmi belgelere ondan daha evvel geçen bir diğer vampirlik vakası Sırp topraklarındaki Trstenik’e bağlı Medveda köyünde yaşanmıştır. 1727 baharında Avusturya ordusunda vazife yapmış olan Hajduk Arnaut Pavle köyüne dönmüş, kendine bir ev ve arazi alıp bölgedeki çiftçilerden birinin kızı olan Nina ile nişanlanmıştır. Nina nişanlanmasından itibaren fark eder ki eski hajduk başına bir felaket gelecekmişçesine sürekli durgundur ve ruhunun bunaldığını söylemektedir. Nedenini Arnaut’a defalarca sorsa da önce bir yanıt alamaz. Şikâyetleri ve ısrarları sonucunda eski hajduk orduda görev yaptığı senelerde, Osmanlı topraklarında yaşadığı garip bir serüveni anlatarak kendisini zamansız bir ölüm korkusunun sardığını anlatır. Kosova yakınlarında kendisine bir vampirin musallat olduğunu, ıstıraptan kurtulmak için vampirin mezarını arayarak öcünü aldığını, ölünün toprağından yedikten sonra kendisini vampirin kanına buladığını söyler. Kendisi yine de ölüm korkusundan kurtulamayarak görevinden ayrılarak köyüne dönmüş, bir süreliğine hiçbir zararlı etki yaşamadığından kurtulduğunu varsaymaktadır. Ta ki bir gün bir yük arabasından (bazı yerlerde [Edirne’de vs.] hala talika derler) düşüp yaralanana dek. Evine taşınıp yatağına yatırılan Arnaut kısa bir süre sonra hayli acı çekerek vefat eder. Kilisenin mezarlığına gömülmesinden bir ay sonra geceleri köyün civarında dolanırken görüldüğü söylentileri yayılmaya başlar. Birçok insan kendilerine göründüğünü, kendilerini rahatsız ettiğini, onu gördükten sonra kendilerini hayli yorgun hissedip güçten kuvvetten kesildiklerini anlatmaktadır. Bu insanlardan dördü ölünce kısa sürede bölgede bir panik başlar. Gece olduğu zaman insanlar Hajduk Arnaut Pavle’ye yakalanmamak için evlerinden dışarıya çıkmamaya başlarlar ancak bu sefer de hortlağın kapalı pencerelerden ve duvarlardan geçebildiğine dair söylentiler dolaşmaktadır. Şikâyetler üzerine gerçekten ölüp ölmediğini anlamak için mezarını kontrol etmek üzere iki memur, Belgrad’dan subaylar ve iki ordu cerrahı bölgeye gönderilir. Kilise zangocunun rehberliğinde mezarı açtıklarında hajdukun cesedinin çürümediğini, ağzından ve kulaklarından taze kan aktığını, tabutun içinin kanla kaplanmış olduğunu, tırnaklarının uzamış olduğunu fark ederler. Mezarı açanlar sonradan cesedin üzerine sarımsak serpip kalbine akağaçtan kazık çakarlar (bu olayı aktarırken acı bir çığlık attıklarını iddia ederler), cesedi yaktıktan sonra küllerini Morava nehrine dökerler. Ardından vampirin saldırıları neticesinde ölen dört kişinin mezarı daha açılır, kazıklandıktan sonra yakılırlar. Ancak kâbus dolu olaylar sona ermez. Hajduk Pavle’nin insanların yanı sıra hayvanlara da musallat olduğu, onların kanını içtiği, bu hayvanları yiyen on yedi köylünün üç ay içerisinde hayatını kaybettiklerine dair söylentiler dolaşmaya başlar bu sefer. Köydeki askerlerden birinin kızına, ölen köylülerden birinin musallat olarak boğmaya çalıştığı, akabinde kızın birkaç gün içinde hayatını kaybettiği de dolaşan rivayetler arasında yerini alır. Bölgede karışıklık çıkması üzerine gönderilen görevliler tüm mezarları açmış, bu sefer olaya ilişkin resmi bir rapor hazırlanmıştır 1732’de. Cesedi vampirlik alametlerine (çürümenin durmuş olması, hala akışkan ve sıcak kan, bozulmamış iç organlar) sahip on üç kişinin bulunduğu yazılan raporda, daha sonra bu şahısların başlarının kesilip bedenleriyle birlikte yakılarak Morava Nehri’ne atıldığı kaydedilmiştir. -16-

Yaşadıkları dönemde hayli tartışılan Sırp vampirleri, mezar açıp vampir öldürmenin 1800’lere doğru devlet eliyle (1829 Edirne Antlaşması ile Osmanlı özerkliğindeki Sırbistan Krallığı) yasaklanmasıyla ortadan kalkmadı. Yeni toplumsal histeri vakaları ve adli olaylar 21. yüzyılda dahi kendisini gösterecekti…

Sırbistan’ın (Hala) Yaşayan Efsanesi: Sava Savanovic

Milovanglisic

Milovan Glišic

Bram Stoker’ın Dracula’sının yayınlanmasından 17 yıl önce 1880’de Sırbistan’da “After ninety years” (Posle devedeset godina) adında bir öykü kitabı yayınlanır. Yazarı kimilerince “Sırp Gogol’ü” (nitekim Gogol de eski bir Ukrayna halk efsanesinden esinlenerek “Vij” öyküsünü yazmıştır) olarak tanınan Milovan Glišic (1847-1908), tıpkı bizim meşhur Hüseyin Rahmi Gürpınar gibi realist bir yazar olmasına rağmen korku unsurlarını, halkın batıl inanışlarını oldukça başarılı bir şekilde yansıtabilmektedir. Yazmış olduğu öyküsünde kanlı bir Balkan söylencesini işlemektedir.

Hikâye 19. yüzyılda Zarozje köyünde geçmektedir. Hikâyenin ana karakter Strahinja Sırbistan kırsalında fakir bir delikanlıdır. Zivan adında kötü huylu bir zenginin güzel kızına âşıktır. Bu aşk zengin Zivan, köy rahibi ve köyün ileri gelen yaşlıları tarafından bir fırsat olarak görülür. Köy vampir musallatının tesiri altındadır, köyün eski değirmenindeki değirmencilere vampir saldırısından mustariptir. Geceleri orada kalmaya kimse cesaret edemediğinden köylüler kıtlığın pençesine düşmek üzeredir. Strahinja’ya bu lanetli değirmende çalışması teklif edilir, delikanlı işi kabul eder. Değirmende vampiri yakalamak için bir tuzak hazırlar. Bir kütüğe battaniye sarıp değirmende uyuyan bir insan görüntüsü vererek iki tüfekle çatıya gizlenir. Tüfekler demir ve gümüş sikkelerle doldurulmuştur. Delikanlı pusudayken vampir yaklaşır ve hileyi fark edince yüksek sesle kendi kendine adını – Sava Savanovic- söyleyerek doksan yıldır (hikâyenin adı bu tabirden gelir) böyle bir aptallık yapmadığını söyler. Akabinde Strahinja vampire her iki tüfekle ateş eder ancak dumanlar dağıldığında vampirin kaybolduğunu görür. Köylüler kurnazca kullandıkları Strahinja’ya tehditle ilgili olarak vampirin hala yaşadığını, onu yok etmek için vampirin bedeninin olduğu yeri bulup kalbine alıç ağacından bir kazık çakmak gerektiğini söylerler. Köylüler birçok sıkıntıyla karşılaştıktan sonra at hırsızı Sava Savanovic’i tespit ederek onun peşinden gidip mezarını bulurlar. Açılmayan tabutu tahta kazıkla delerek kutal su döktükleri esnada topluluktan birinin sakarlığı ve korkusu nedeniyle vampir güve (leptirica) kılığında boğulmadan önce tabuttan kaçıp kurtulabilir. Vampirin bu şekli yetişkinlere zarar vermemekte ancak çocuklar arasında hastalığa neden olabilmektedir. Hikâyenin sonunda yer alan notta Zivan’ın sonunda kızının Strahinja ile evlenmesine izin verdiği, güve suretindeki vampirin Savanovic’in tabutunun delinmesini takip eden yıllarda küçük çocukların ölümüne yol açan bir hastalığa neden olduğu yer alır. -24-

leptirica 2

Hikâyeden ilhamla 1973’te Leptirica (Güve) adıyla tv için hazırlanan bir Sırp korku filmi çekilir. Eski Yugoslavya ve Sırp korku sineması için bir klasik olarak kabul edilmektedir. Leptirica’daki tasvir edilen vampir Max Schreck’in Nosferatu’su misali folklordaki tiplere uymakta ve hayli ürkütücüdür. Filmdeki vampirin kıllı beden ve dört sivri diş ile tasvir edilmesi, beslenme şekli, filmin adından da anlaşılacağı üzerine güveye dönüşebilmesi, alıçtan (akdiken) bir kazıkla vampirin yok edilmesi Sırp folkloruyla birebir aynıdır. [Buradan sonrası spoiler] Film yaşlı bir değirmencinin ormandan gelen esrarengiz sesler duymasıyla başlar. Uykuya daldığında değirmen taşı şüpheli bir biçimde çalışmayı durdurur, insansı bir yaratık gelerek boynunu ısırır. Sonraki sahnelerde genç köylü Strahinja ile Radojka’nın aşkına tanık oluruz. Radojka, toprak ağası Zivan’ın kızıdır. Strahinja’nın kızıyla evlenmesine müsaade etmez. Hayal kırıklığına uğrayan Strahinja köyünü terk ederek Zarozje’ye gider. Köylülerle konuştuğu esnada lanetli değirmenden bahsederler. Delikanlı orada değirmenci olmayı kabul eder. Gece değirmende kendisine bir yaratık saldırır, varlığın adının Sava Savanovic olduğunu öğrenir. Köylüler köyde yaşayan hayli yaşlı bir kadını ziyaret ederek Savanovic’in mezarının nerede olduğunu sorarlar. Vampirin bedeninin yattığı yeri bulan köylüler tabuta kazık çakarlar ancak bir güvenin delikten uçup gittiğini fark etmezler. Köylüler Strahinja’nın Radojka’nın evinden alınıp Zarozje’ye getirilmesine yardımcı olurlar. Gece olunca köylüler düğüne hazırlanırken Strahinja gizlice müstakbel eşinin odasına girer, onunla birlikte uyuyacaktır. Radojka’nın soyunuk yattığı esnada kızın göğsünde kanlı bir delik görür, bunun Sava’nın tabutunun kazıklandığı esnada açıldığını anlar. O esnada Radojka gözlerini açar, vücudu kıllarla kaplı bir yaratığa dönüşerek kaçmaya çalışan Strahinja’nın boynuna tırmanır. Radojka, delikanlıyı Sava’nın mezarına çeker. Strahinja kızın tabutuna kazık çakar. Film sona ererken Strahinja yerde hareketsiz yatmaktadır. Saçlarının üstünde bir güvenin (leptirica) kanat çırptığını görürüz. [Spoiler sonu] -25-

leptirica 1

Sava Savanovic bu hikâye için alelade kurgulanmış birisi değildir. Glišic, Sırp halk hikâyelerinden esinlenerek kaleme almıştır onu. Efsaneye göre Bajina Bašta bölgesinde bulunan Zarozje köyü yakınlarından geçen Drina Nehri’nin kollarından olan Rogacica Nehri’nin üzerindeki eski bir su değirmeninde yaşadığı söylenmektedir. Değirmene un öğütmeye gelen insanların kanlarıyla beslendiği anlatılan Savanovic, günümüzde Sırbistan’da bir halk hikâyesinden fazlasıdır. Zira bugün metruk bir vaziyette hala mevcut olan değirmeni misali Sava Savanovic’in de vampir olarak hala yaşadığına inanılmaktadır!

Meşhur değirmenin 1950’lere dek faaliyet gösterdiği, son yıllarında Jagodic ailesinin mülkünde olduğu için “Jagodici’lerin su değirmeni” (Jagodica vodenica) olarak isimlendirildiği biliniyor. Değirmen kapatılmasından sonra Valjevo ve civar köyler arasında taşıdığı ün nedeniyle turistik bir merkez sayılıyor. 2012 yılında bakımsızlıktan çöküp, tamamen metruk hale gelmesi Sava Savanovic’in adının bu sefer dünya çapında duyulmasına neden olacaktır. -23-

Savina-vodenica-sava-savanovic

2012’de Sırbistan’da Sırp Bölgesel Konseyi, vampir olduğuna inanılan Sava Savanovic’in değirmeninin yıkılması nedeniyle geri dönebileceğini söyleyerek Zarozje köyü ahalisini uyarıp, evlerine sarımsak asmalarını istemiş bölgenin belediye başkanı da ahaliye evlerini kutsal haçlarla donatmalarını söylemiştir. Vampirin evinin harap olduğu gerekçesiyle yeni bir yer arayışında olup kanlarını içtiği kimseleri parçalayıp değirmende öğütmek için yeni insan avına çıktığına dair bir söylentinin yayılmasının yetkilileri resmi elden uyarılar yapmaya sevk ettiği iddia edilmiştir. -17-

Diktatörün Mezarına Kazık Çaktılar

2000’li yıllarda da bu tür batıl inançların hala belli yerlerde toplumsal histeriye yol açması tuhaf görünebilir. Ne var ki Sırp vampirleriyle alakalı toplumsal histerinin yanı sıra münferit adi vakalar da söz konusudur.

The Vampire 1936 William Mortensen-min3 Mart 2007’de, Sırbistan’da başkent Belgrad’ın yakınlarındaki Pozarevac köyündeki polis karakolunun telefonu gece saat 2’ye doğru çalar. Telefondaki kişi köyün mezarlığında, “Sırp kasabı” lakaplı sabık diktatör Miloseviç’in mezarının içinde bulunduğunu, diktatörün kabrinden geri kalkmaması için tabutuna kazık çaktığını, teslim olmak istediğini söyler!

Sırp diktatörü Slobodan Miloseviç’in yeniden dirileceğine inanan Miroslav Miloseviç adındaki bu şahıs, bir arkadaşıyla birlikte gece saat 1 sularında diktatörün Belgrad yakınlarındaki Pozarevac’a giderek mezarında kalbin olduğu yere göre bir metre boyunda alıçtan (Sırp folklorundaki gibi) bir kazık çakmıştır taş kapağı açarak. Arkadaşıyla birlikte eyleminden sonra polise teslim olan bu şahıs, diktatörün yeniden dirilmesine engel olacağını inandığını düşünerek bu saldırıyı yaptığını söylemiştir. -8- Hadiseyle ilgili enteresan bir anekdot daha vardır. Miloseviç mezarda işlemi bitirir bitirmez cep telefonuyla mezarın içinden çıkmadan polisi arayıp yaptığı şeyi anlattığı zaman, köydeki polislerin ilk uyarısı sabık diktatörün elinin onu mezara çekmemesi için dikkatli olmasını istemeleri olur. (Beresford, a.g.e., s. 152.)

Polisin espri yaptığı düşünülebilir ancak bizdeki bazı halk inanışları nasıl insanları etkileyebiliyorsa, Sırbistan’da da batıl inançların bazı insanlar üzerinde hala tesiri devam etmektedir. Bu nedenle polislerin bu uyarısının espriden ziyade Sırp Bölgesel Konseyi’nin sarımsak asma duyurusu misali “kelimenin tam anlamıyla” bir ihtar olduğu açıktır.

Kaynakça

  1. Aycibin, Zeynep, “Osmanlı Devleti’nde Cadılar Üzerine Bir Değerlendirme”, Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, S. 24, Ankara 2008, s. 55-69.
  2. Bane, Theresa, Enyclopedia of Vampire Mythology, McFarland & Company, Inc., Publishers, 2010.
  3. Beresford, Matthew, İfritler’den Dracula’ya Modern Vampir Mitinin Doğuşu, Doğan Kitap, İstanbul 2014.
  4. Bijedic, Elvira, “Über die Fälle von “Vampirismus”in den Balkangebieten des Osmanischen Reiches”, RADOVI, Cilt 1, Filozofskog fakulteta u Sarajevu, Sarajevo 2010, s. 227-247.
  5. Crow, W. B., Büyünün Cadılığın ve Okültizmin Tarihi, çev. Fulya Yavuz, Dharma Yayınlar, İstanbul 2002.
  6. Çulcu, Murat, Şeytan’ın Çocukları-Türkiye’de Mafia’laşmanın Kökenleri 6, E Yayınları, İstanbul 2010.
  7. Frayling, Christopher, Vampirizm, çev. Elif Ersavcı, Varlık Yayınları, İstanbul 2009.
  8. Habertürk, “Miloseviç’in kalbine kazık çaktılar!”, http://www.haberturk.com/dunya/haber/16795-milosevicin-kalbine-kazik-caktilar, (Güncelleme Tarihi: 07.03.2007-Erişim Tarihi: 15.06.2013).
  9. Hobsbawn, Eric J., Eşkıyalar, Avesta Yayınları, İstanbul 1997.
  10. Jelavich, Barbara, Balkan Tarihi I-18. Ve 19. Yüzyıllar, çev. İhsan Durdu-Gülçin Tunalı-Haşim Koç, Küre Yayınları, İstanbul 2015.
  11. Jorga, Nicolae, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Cilt 4, çev. Nilüfer Epçeli, Yeditepe Yayınları, İstanbul 2005.
  12. Karal, Enver Ziya, Büyük Osmanlı Tarihi, Cilt 1, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.
  13. Karg, Barb, Spaite, Arjean, Sutherland, Rick, Her Yönüyle Vampir, çev. Cüneyt Halu, Arkadaş Yayınları, Ankara 2011.
  14. Le Fanu, Sheridan, Carmilla, çev. Deniz Akkuş, Beyaz Balina Yayınları, İstanbul 2000.
  15. Özcan, Abdülkadir, “Pasarofça Antlaşması”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cilt 34, İstanbul 2007, s. 177-181.
  16. Pasin, Gülay Er, Vampirin Kültür Tarihi, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2013.
  17. Radikal, “Sırbistan’da Resmi Uyarı: Vampire Döndü Sarımsakları Hazırlayın”, http://www.radikal.com.tr/dunya/sirbistanda_resmi_uyari_vampir_dondu_sarimsaklari_hazirlayin-1109746, (Güncelleme Tarihi: 28.11.2012-Erişim Tarihi: 15.06.2013).
  18. Scognamillo, Giovanni, Dehşetin Kapıları, Kamer Yayınları, İstanbul 1995.
  19. ______, Ünal, Aylin, Danacı, Fatih, Vampir Manifestoları, Laika Yayınları, İstanbul 2011.
  20. Stoker, Bram, Dracula, Dejavu Publishing, İstanbul 2012.
  21. Tulga, Derya,“Vampir Mitolojisi”, NTV Tarih Dergisi, S. 21, İstanbul 2010, s. 58-59.
  22. Yaltırık, Mehmet Berk, “Türk Kültüründe Hortlak Cadı İnanışları”, Tarih Okulu Dergisi, Sayı XVI, İzmir 2013, s. 187-232.
  23. Wikipedia, “Sava Savanovic”, https://en.wikipedia.org/wiki/Sava_Savanovic, (Güncelleme Tarihi: 25.06.2016-Erişim Tarihi: 26.06.2016).
  24. ______, “Milovan Glišic”, https://en.wikipedia.org/wiki/Milovan_Glišic, (Güncelleme Tarihi: 16.06.2016-Erişim Tarihi: 26.06.2016)
  25. ______, “Leptirica”, https://en.wikipedia.org/wiki/Leptirica, (Güncelleme Tarihi: 02.03.2016-Erişim Tarihi: 26.06.2016)
Etiketler:  
Tarihçi ve yazarım. Tarihi korku hikâyeleri yazıyorum. Çeşitli internet sitesi ve fanzinlerde, çeşitli inceleme yazıları ve hikâyelerim yayınlandı. “Anadolu Korku Öyküleri-2”, “Gio Ödülleri 2013 Seçilmiş Öyküler”, “Güçoburlar” ve “Seyfettin Efendi ve Esrarengiz Hikâyeleri-1” çalışmalarında yer aldım. “Türk Kültüründe Hortlak-Cadı İnanışları“ adlı bir akademik makalem de mevcut.

Sırp Vampirleri Üzerine için 1 yorum

  1. halil dedi ki:

    Güzel bir çalışma olmuş
    belki görmüşünüzdür, ama küçük bir katkı olsun diye
    Vampir kelimesi de Türkçe ”obur”dan Sırpça’ya geçmiş oradan da Avrupa dillerine
    Marek Stachowski Etimoloji sayfa 72 TKAE yay-2011

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sırp Vampirleri Üzerine

Yine Balkan topraklarından bir incelemeyle Kayıp Rıhtım’dayım! Balkan folkloruna ve coğrafyasına takıntılı derecedeki tutkum yazmış olduğum hikâyelerde ve incelemelerde kendini göstermektedir.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün