Sürgün Gezegeni: Le Guin’den Günümüze Işık Tutan Bir Şaheser

Ursula Le Guin'in günümüzün etnik, dini, kültürel ve politik çatışmalarına ışık tutan eserine dair detaylı bir analiz.

Sürgün Gezegeni alışılageldik temaları, entelektüelliğine kaynaklık eden psiko-antropolojik bakış açısıyla hikâyeselleştirmekte. Ortada iki-üç cümleyle özetlenebilecek basitlikte bir hikâye var. İmkânsız aşk teması Romeo ve Juliet’i akla getirmekte. Pek çok uzay serüveninde olduğu gibi, yabancı bir gezegende farklı kültürden halklar ve tuhaf yaratıklarla karşılaşılmakta. Pek çok defa işlenmiş telepati kavramı, hikâye merkezinde olmasa da, gene kullanılmış. Yüksek kültürün ilkel kültürle karşılaşmasından doğan gerilim de olmazsa olmazlardan. Yabancı düşmanlığı da bunun peşinden gelmekte tabii. Kitabın geçtiği evrenin altını dolduran gezegenlerarası seyahat, ana doktrinleriyle Uzay Yolu’ndaki Yıldız Federasyonu’na benzeyen galaksilerarası birliği de cabası. Hemen hemen hepsi gözünüzün bir yerlerden ısırdığı kategoriler. Kitabı kendine özgü kılan taraf, o kategorilerin altının neyle ve nasıl doldurulduğunda.

İlkel ile modernin, toplumsal ve bireysele dair araştırmalara dayandırılabilecek olası davranış ve düşünce şemaları, yukarıda saydığım temaların içine nüfuz etmiş durumda. Serüven kitaplarında pek çok kez kullanılmış şablonlar, kitabın entelektüel davasında okura ulaşabilmesi için kullanışlı araçlara dönüşmekteler.

Kitabın psiko-antropolojik temelli toplumsal yapı katmanlarını açmak gerek. Doğayla olan ilişkisine göre deneyim, bilgi ve bakış açısı kazanma; teknik ve yöntemler geliştirerek, kültür ve gelenek sahibi olmak birincil yapı katmanı. Dış etkenlerdeki sabitlik veya değişkenliğin birincil yapıyla uyuşup uyuşmamasına göre alınan karar mekanizması ise ikincil yapı.

Üstüne yığınla araştırmalar yapılmış bu iki katmanın çokça kullanılmış temaların ve basit olay örgüsünün üstünden taşınabilinmesini “mesafe” kavramı sağlamakta. Uzak ve yabancı diyarları keşfetmek için çıkılan küçük yolculuklarda alınması gereken mesafeden söz ediyorum. Katetmesi göze alınmazsa, bilinmeyen diyarları bilinmez kıldıran, onunla arazında varolmayan bir engele dönüşebilecek mesafeden bahsediyorum. Kitabın her noktasında, gizliden gizliye varlığını sürdüren bu “mesafe” kavramı, katmanları hafifleten bir etki oluşturarak kitabın rahatça okunup takip edilebilecek bir akışkanlık kazanmasına vesile oluyor.

Uzak bir gezegenden gelmiş, yüksek kültür temsilcisi Alterralılar saflıklarını korumak için uzak kökenlerine ait kural ve kaidelere riayet etmeye çabalayarak, teknik becerilerinin de yardımıyla, etliye sütlüye karışmayan münzevi bir hayatı seçmişlerdir. Gezegenin yerlisi, ilkel Tevarlılar ise kökenlerinin yaşadıkları gezegene dayanmasının verdiği doğuştan kutsallık fikri ve doğanın kendini tekrar etmesi üzerine kurulu bilgi ve tecrübelerinin verdiği güven ile popülâsyonlarını sürdürebilmektedirler.

Alterralılar, kökenlerinin uzaklığına rağmen cennetten edinilmiş gibi korunup kollanan değerleriyle ve o değerler sebebiyle uzak kaldıkları yüksek kültür birikimleriyle kendilerini özel hissetmelerini sağlamaktadır. Adaptasyon fikrine teoride açık ama uygulamada mesafeli, uzaklardaki bir gezegene uyumlu biyolojileri ve o biyolojiden türeme kültürel alışkanlıklarının yaşadıkları dünya şartlarına aykırılığı, onları yavaş yavaş bitirmektedir.

Tevarlılar içinse köklerinin yaşadıkları gezegen olması, doğayla yakın bir kültür geliştirmelerini sağlamıştır. Sabitlik ve beklenene dayalı düşünce sistemlerine bağlıdırlar. Anlaşılmayandan uzak durur, onu bilinmezlik kategorisinde listelerler. Hor görüp önemsememeyi seçerler. Doğa dışı ani değişiklikler karşısında çabucak adaptasyon sağlayamaz katılıktaki toplumsal yapılarıysa zayıf noktalarıdır. Modern ile ilkel kültürün noksanlıkları, buradaki iki taraf vasıtasıyla kısaca özetlenir.

Taraflar aynı sorunu farklı bilgi dağarcıklarıyla ifade ederken de “mesafe” kavramı gözlemlenir: Ortak gerçeklikte, ötekinin sorunu ima ediş biçimine dayanarak mesafeli davranılır. Kendi tanımlama kategorilerine gömülerek çözüm arayışına girişmesi, tarafların basit gerçekleri gözden kaçırarak, bağnaz fikirlere ve sonu çıkışsız eylemlerden medet ummasına kadar gider. Bir tarafın doğru ve haklı olana yakın olduğu fikri beraberinde karşı tarafın doğru ve haklı olmaya ne kadar uzak olduğu imasını içermektedir. Taraflar, birbirlerini kültür ve dünya görüşlerinin dışında konumlandırır böylece. Yüksek kültür sahibi olan taraf, düşük kültürlü tarafı ilkelliğini gerekçe göstererek gelişmemiş hayvan sınıfına, kendini ise “insan” kategorisine sokmaktadır. İlkel kültür sahibiyse yarar ve işlev göremediği adet ve davranışlara sahip yüksek kültürü, fenalık ile bir tuttuğu muallâklığın parçası olarak görerek, kendini “gerçek insan” olarak tanımlar. Tarafların liderleri de mensubu oldukları toplumlar dogmalarını onayladıkları sürece yönetimde söz sahibidirler. Kitaptaki iki topluluk üzerinden ortaya konulan bu çatışma dinamikleri günümüzün etnik, dini, kültürel ve politik çatışmalarına ışık tutacak cinsten çözümlemeler içermektedir bir bakıma.

Uzun ve zorlu kış mevsiminde hayatta kalmaya ayarlanmış Tevarlı kültüründen Rolery’nin durumundan özellikle bahsedilmelidir. Yanlış zamanda doğduğu için biyolojik olarak doğurganlık çağının kıtlık zamanına (20 yıllık bir kıştan bahsediyoruz) denk düşmesi Rolery’yi toplum nazarında kısır olarak etiketlendirmekte. Doğurganlığından yararlanılamaması onu toplum nezdinde değersiz kategorisine sokmakta. Bu sebeplen, içinde bulunduğu toplumda biraz toplum dışılık sergilenmesine müsamaha gösterilmektedir. Bu vesileyle aldığı son görevde Alterralı Agot ile karşılaşır ve geleneklerin kısırlığından dolayı üzerindeki zayıf etkisiyle onunla yakınlaşmaya başlar. Geleneksel mantığın gerekçesinde olduğu gibi bu yabancıyla olan ilişkisinin de kısırlıkla sonuçlanacağı bilinmektedir. Lakin bu yakınlaşmadaki varlığı Tevarlılar için değere biner. Bu çelişkiyi açıklamada mesafe kavramı gene yardımcımız olacaktır. Bu, “mülk olan kadın”ın yerindeki istenmeyen değişimdir. Erkeğin birden çok kadınla evlenebilme hakkına sahip olduğu Tevarlı topluluğunda, bu geleneğin toplumsal olarak birden çok işlevi bulunmakta. Çok kadın çok çocuğu; çok çocuk bu zorlu dünyada (Kışın bu tür toplumlara getirdiği hastalık, kıtlık ve savaşlar söz konusudur) soyunu devam ettirilebilme şansının yanında yeni akrabalık bağlarını; yeni akrabalık bağlarıyla topluluk bağlarını güçlendirip söz hakkı edinilmesini sağlayan nüfuzu sağlamaktadır. Bilinmezin öte sınırında yaşayan karşı topluluklardan bir kadına sahip olmak, karşı tarafın temsilen aşağılanıp fethedilmesi anlamı içerir. Burada psikolojik anlamıyla, ötekiyi zayıf ve kontrol edilebilecek seviyeye indirgemenin nesnesine dönüşür kadın. Ona sahip olup hor görmek, muvaffak olunamayan, ulaşılamayan rakibi/düşmanı/ötekiyi hayali düzlemde alaşağı etmek gibidir. Bilgi birikimini ve kültürünün yetkinliğini sarsma tehdidi bulunan ötekidir hedef. Onu temsilen değersiz addederek, bilinen dünya kalıpları korunmuş, özsaygı ile topluluk içindeki dış bütünlük geri kazanılmış olunur.

Değersiz kısır (!) Rolery’nin karşı topluluğa katılma olasılığı, açıklamaya çalıştığım psikolojik fetih sürecinin tersinden Tevarlılar aleyhine işlemesine sebep olur. Fethedilen Tevarlı bir kadın olacağından, psikolojik bağlamda lekelenip aşağılanan taraf da Tevarlılar olacaktır, bu düşünce yapısına göre. Geçmiş ve günümüz dünyasında farklı biçimlerdeki örneklerine rastlayabileceğimiz durumdur kitapta yaşanan.

En medeni olanın bile kibirlice hareket ettiği/edebileceğini gözler önüne seren kurgunun, hem kendi hem de gerçek dünya için sunduğu ideal toplum yapısına ulaşmasını sağlayacak unsursa iletişimdir. Tarafların farklı bilgi kavrayışları sebebiyle aralarındaki mesafeyi belirtmekten öteye gidememiş ya da o mesafeyi korumak için kullanılan iletişim. Gereken, iletişimin mesafeleri kapatıp, ortak gerçeklikte deneyim edileni tarafsızca anlamlandırabilmesidir.

Farklı toplumların üyesi olan Rolery ile Agat arasındaki mesafeler azaldıkça bu iletişimin hangi şart ve şekilde gerçekleştirilebileceğinin de ipuçları verilir. Çiftin arasında geçenler, tarafların zihinlerindeki önyargılarını kırmazsa telepatinin ölümcül olabileceği bilgisi, iletişim açısından iki anlam içerir:

  1. İletişimin hükmetmek için tek taraflıca kullanımının ölümcül sonuçlar doğurabileceğini.
  2. Dilsel mesafenin kapandığında, sağlıklı iletişime başlayabileceği.

Gel gelelim, bireylerin hayatta kalmak dışında özel bir çaba sarf etmeden ve farkında olunmayan doğal süreç içerisinde toplumsal değişimin olacağı fikrine. Le Guin’in önsözünde de belirttiği gibi, iyimser bir fikirdir bu. Lakin bu görüşü asıl gölgeleyen, kitabın başından itibaren birey ve topluluklar arasında çatışmayı meydana getiren kültürel ve psikolojik noksanlıkları ortaya dökmedeki başarısıdır. En sade şekilde, uyumun da uyumsuzluğun da, yeri geldi mi hayatın ve toplumsal mutabakatın devamlılığına engel teşkil edebileceğini düşündürtten sonra, ima edilen yeni düzenin sağlamlığına da kuşkuyla bakmak içten bile değildir.

Le Guin’in derdini anlatmak için kullandığı enstrümanlardan gelen notaların tınısı, ana parçadaki toplamlarının harmonisinden daha tesirli gibidir. Vardığım bu sonuç ilk başta başarısızlık olarak algılansa da, Le Guin’in de önsözde belirttiği gibi, hayatın her alanında ve her zaman bir arayış söz konusu. Sürgün Gezegeni, ihtiva ettiği zengin içeriğiyle metinleri arasında daha iyi bir dünyayı arayışındaki yolculuğuna okuru da davet etmekte ve yeni düşünce alanlarının kapısını aralamakta.

İyi eser düşündürür. Sürgün Gezegeni, yazarın onu dünyaya getirirken aklına gelmemiş meziyetleriyle bunu gayet iyi yapıyor.

Dipnot:

– Hainish Cycle (Hainli Döngüsü) serisinin halkası olan kitabın bir yerinde telepatiyle alakalı olarak serinin ilk yayınlanan kitabı Rocannon’un Dünyası’na küçük bir atıfta bulunuluyor.

– Hainish Cycle (Hainli Döngüsü), aynı evreni paylaşsalar bile ayrı ayrı okunabilecek kitap serilerinden oluşmakta. Nereden başlayım bu seriye diyorsanız içiniz rahat olsun.

1986 İstanbul doğumlu. Bilimkurgu, korku ve fantastiği uzun süre televizyondan takip edebilmiştir. Ailesinden habersiz aldığı ucuz VCD oynatıcıyı saklayıp, onlar yokken kullanarak, bu konularda film açıklarını kapatmaya çalışmıştır. Edebiyata sonradan bulaşması; bilgisizliği; bilgisizlik de, “Raftaydı ve ben onu alıp okumadım zamanında.” pişmanlıkları getirmiştir. Lem ile Küvette Bulunan Günce’yle tanışması; okumaya yeni başlayan biri için hem talih, hem de talihsizlik olmuştur. Film, kitap, animasyon, çizgi roman olsun; kendi sınırlı bilgisiyle, eserleri iç dinamikleri içinde değerlendirmeye çalışır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sürgün Gezegeni: Le Guin’den Günümüze Işık Tutan Bir Şaheser

Ursula Le Guin’in günümüzün etnik, dini, kültürel ve politik çatışmalarına ışık tutan eserine dair detaylı bir analiz.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün