The Space Between Us: Bilimkurgu Ne Değildir?

Bu filmde, bir filmi kötü bir film yapmaya yetecek her şey mevcut: Kötü yönetmenlik, kötü oyunculuk ve kötü senaryo.

“The Space Between Us”, isminin Türkçe karşılığı “Aramızdaki Uzay”, fakat bu film Türkiye’de “Bu Dünyanın Dışında” ismiyle yayınlandı. Neden böyle yaptılar anlamadım. Halbuki orijinal ismi filmin kendisinin aksine hiç de absürt değil.

Türkiye’de Bilimkurgu Seyircisi Olmak

Bir filmin fragmanını görürsünüz, ilginizi çeker. Aylarca beklersiniz, en sonunda beyaz perdeye gelir ama az sayıda sinemaya gelir ve en olmayacak saatlerdeki bir seans belirlenir ve siz filmi kaçırırsınız. Çünkü bulunduğunuz yerdeki sinemanın on salonunun dokuzunda Recep İvedik denilen mağara adamı gösterimdedir. Diğer sinemalarda da durum hemen hemen aynıdır. Sizin izlemek istediğiniz filme yer kalmamıştır. İşte The Space Between Us’ı bu yüzden beyaz perdede izleyememiştim, Recep İvedik 5’le hemen hemen aynı zamanda sinemalara gelmişti. Film yakın zamanda Google Play ve iTunes gibi yerlerde satışa çıktı(ama henüz Türkçe değil) da ancak izleme fırsatına sahip olduk.

Kısacası bu ülkede bilimkurgu seyircisi olmak zordur. Aynı şey fantastik kurgu için de geçerlidir. Bütün sistem, hayal gücüne hitap eden eserlerin önünü kesmek üstüne kurulmuştur.

Saçmalık Üstüne Saçmalık

Bu filmi beyaz perdede izleyemediğim için Türkiye’deki sinemaları eleştiriyorum ama bu eleştirilerim, bu filmin güzel bir film olduğu anlamına gelmesin. Ben fragmanda Mars gezegenini görünce çok merak etmiştim. Nereden bileyim böyle olduğunu! Bazı filmler vardır her bakımdan iyidir. Bazı filmler vardır kusurlarına rağmen iyidir. Bazı filmler vardır iyi olabilecekken harcanmıştır. Ama bazı filmler vardır ki tartışmasız kötüdür. Sanki kötü olması için özel bir çaba harcanmıştır. İşte bu film de onlardan biri.

Normalde bir yapımcının ve yönetmenin böyle bir senaryoyu okuduğunda “bu kadar saçmalık olur mu, ben bunu çekmem” demesi lazım. Bir oyuncunun böyle bir senaryoyu okuduğunda “bu kadar saçmalık olur mu, ben bu filmde oynamam” demesi lazım. Ama Hollywood’da işler nasıl yürüyorsa film bütün engelleri aşıp vizyona girmiş.

Konuya gelelim: Mars’a gönderilen bir ekibin içindeki bir kadın astronotun yolculuğun başında hamile olduğu ortaya çıkar. Birazcık olsun mantıklı olan bir filmde o yolculuğun geç olmadan iptal edilmesi ve astronotun geri getirilmesi lazım. Çünkü aylar sürecek uzay yolculuğun anne karnındaki bir bebek için de hamile bir kadın için de ne kadar tehlikeli olduğunu tahmin edersiniz. Her şeyi atlatıp Mars’a varıp orada doğsa ve gezegenimize geri getirilse bile hem Mars ortamı hem de dönüş yolculuğu bebek için tehlikelidir. Diyebilirsiniz ki “belki o kadın bebeği doğurma niyetinde değil, olmuş bir kaza, kürtaj yapacak belki.” Buna da şu cevabı verebilirim: “Uzayda kürtaj yapacak ekipman yok ki. Onun için bile Dünyaya dönmeleri gerekir.” Yani elimizde durumun ciddiyetini anlayamamış bir astronot var. Fakat daha kötüsü de var. Yerdeki yöneticiler yolculuğun devam etmesine karar veriyorlar. Bunu bir de tüm dünyadan gizli tutuyorlar. Bu iş bu kadar kolay yani. Hiç kimse hesap sormuyor bu insanlara.

Devam edelim: Aylar geçer ve ekip Mars’a ulaşır. Çok geçmeden Gardner Elliot(Asa Butterfield) Mars’ta doğan ilk insan unvanına sahip olarak aramıza katılır. Annesi ise doğumdan hemen sonra ölür. Dünyadaki yöneticiler bebeğe ne olacağına karar vermek için bir toplantı yaparlar. Mars’ın Dünyaya kıyasla düşük yer çekiminde doğan bebeğin kemiklerinin ince olacağını, bu yüzden Dünyada yaşayamayacağını düşünürler ve bu yüzden bebeğin geri getirilemeyeceğine karar verirler. Buraya dikkat: Bu filmde gördüğünüz tek mantıklı şey bu. Fakat başka sorunlar var: O bebeğin anne karnına düştüğü anda aynı şeyi neden düşünemediniz? Uzay projelerini yöneten sizin gibi “zeki” insanların bunları hesap etmesi gerekmiyor mu? Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bu bebeğin doğumunu gizleme kararı alıyorlar. Ki bunlar sadece özel bir şirket değil. NASA gibi şeffaf bir kurum da bu işin içinde. Aslında komplo teorilerine dayanan bir gerilim filmi çekseler bu senaryodan iş çıkarmış ama bu film bambaşka türde.

16 yıl ileri sarıyoruz. Gardner kocaman bir delikanlı olmuştur. Bilim insanlarının yanında büyüdüğü için büyük bir teknik beceriye ve bilgiye sahiptir. Bir gün Dünyaya dönmeyi hayal etmektedir. Dünya ile ilgili filmler ve belgeseller izlemekte, Dünya kültürünü araştırmaktadır. Ekipten gizlice internete bağlanıp Dünyadan insanlarla yazışmaktadır ve kendi yaşlarındaki Tulsa(Britt Robertson) ile tanışmıştır. İşte size bir saçmalık daha: Gardner ile Tulsa anlık chat yapabiliyorlar. Halbuki Mars’la Dünya arasındaki mesafe 10 ışık dakikasıdır. Yani bir mesaj yazarsanız gitmesi 10 dakika sürer ve bir de cevabın gelmesi için 10 dakika daha geçmesi gerekir. Bu çocuklar ise sanki aynı sokakta iki farklı evdeymiş gibi anlık yazışıyorlar. Birisi kuantum dolaşıklığa dayanan yeni bir iletişim yöntemi geliştirmiştir herhalde diyerek bu bilimsel hatayı görmezden gelmeye çalışıyorum şu an.

Nihayetinde Gardner’ın rüyaları gerçekleşir ve Dünyaya gelir. Fakat geri gönderileceğini anlayıp tutulduğu yerden kaçar ve Tulsa’yı bulur. Burada biraz kültürel bir şok yaşasa da alışmaya çalışır ve Tulsa’ya aşık olur, Tulsa da ona. Burada özellikle saçma bulduğum üç şey var:

Birincisi, gelmeden önce uzun süre bu gezegeni araştırıyorsun, bir sürü şey öğreniyorsun ama yolda karşına bir at çıkınca uzaylı görmüş gibi şaşırıyorsun. Az bilinen bir hayvandan söz etmiyoruz burada, at diyoruz. Dünyayı ziyaret etmeden önce hiç araştırmamış olsaydın bu sahne gerçekçi olabilirdi.

İkincisi, filme gereksiz yere aksiyon eklemeye çalışmışlar ve bunun için uçağı ahıra çarptırarak patlatmışlar. O kadar gereksiz bir sahne ki anlatamam.

Üçüncüsü, uzay merkezinden bir çocuk kaçıyor. Bu çocuğun ortaya çıkması büyük bir skandal olacak. Ve bu çocuğu sadece bir yönetici ile bir astronot takip ediyor. Normalde bütün polis teşkilatı ve daha fazlasının harekete geçmesi lazım.

Kötü Oyunculuklar

Oyuncuların performansları evlere şenlik. Şu oyuncuların geçmişlerine bakarsak tecrübesiz oyuncular olmadıklarını söyleyebiliriz. Fakat belli ki bu filmi pek umursamamışlar.

Başroldeki Asa Butterfield belli ki tipinden dolayı seçilmiş. Ne de olsa Mars’ta doğan ve büyüyen bir insanın Mars’ın düşük yer çekiminden dolayı uzun boylu olması gerekir. Butterfield’ın boyu da bir hayli uzun. Kendisini Ender’s Game’deki Ender Wiggin olarak tanıyoruz. Orada gördüğümde performansını iyi bulmuştum. Kendisini geliştirirse mükemmel işler çıkaracağına inanıyordum ama tam tersine kötü bir oyuncu olmuş. Nerede Ender Wiggin, nerede Gardner Elliot.

Tulsa’yı canlandıran Britt Robertson’a ne demeli peki? Bir kere bu kişi baştan yanlış seçim. 20 yaşındaki Asa Butterfield’ı 16-17 yaşlarındaki Gardner Elliot rolünde oynatabilirsiniz. Zaten bence yaşından küçük gösteriyor. Fakat 27 yaşındaki Britt Robertson’ı 17-18 yaşlarındaki Tulsa rolünde oynatmak neyin kafasıdır? Biraz daha yaşı uygun birini bulamadınız mı? Hali bulamadınız diyelim makyajla veya CGI ile biraz gençleştirseydiniz. Gardner ile Tulsa bana iki genç aşıktan çok abla-kardeş gibi göründü. Robertson’ın performansı her zaman olduğu gibi çok kötü. 10 yaşından beri bir sürü film ve dizide oynayan bir insan kendisini birazcık bile geliştirmez mi?

Diğer oyuncular ise daha iyi iş çıkarmışlar. Daha iyi derken, iyi demek istemedim aslında. Başrollere kıyasla iyiler anlamında diyorum. Aslında vasatlar.

Carla Gugino da vasat ama kendisinden zaten bir şey beklemediğim için bunu pek sorun etmedim. Ne de olsa o da Britt Robertson gibi yeteneğinden çok dış görünüşüyle sinema dünyasında kendisine yer bulanlardan. Aslında kendisinde biraz oyunculuk yeteneği de varmış gibi görünüyor ama işin kolayına kaçıyor gibi geliyor bana.

En büyük hayal kırıklığı ise Gary Oldman. Yılların tecrübesi olan, pek çok başarılı yapıma imza atmış, saygıda kusur etmediğimiz bu büyüğümüz de vasat bir performans sergilemiş. Bitse de gitsek havasında iş çıkarmış. Scott Takeda ise ondan biraz daha iyi.

Mars’ın Cazibesi

Aslında işin içine bilimkurguyu hiç karıştırmasalar, aksiyon sahnelerini silseler ve biraz da oyuncular işlerini iyi yapsalar güzel bir romantik film olabilirmiş. Gardner yabancı bir ülkede doğup büyüdükten sonra ülkesine dönse ve Tulsa ile tanışsa, gelişmekte olan aşkın yanı sıra onun yaşadığı kültürel yabancılaşmayı izlettirseler güzel bir film olabilirdi. Belki pek orijinal olmazdı ama tutarlı olurdu. Hiç gerek yokken bunu neden mi bilimkurgu haline getirmeye çalıştılar? Çünkü Mars iyi satar.

Pek çoğumuz az ya da çok uzaya ilgi duyuyoruz. Mars’la ilgili gelişmeler bizi heyecanlandırıyor. Bizden önceki kuşaklar insanlığın uzaya ilk seyahatlerini ve Ay’a atılan ilk adımları heyecanla izledi. Günümüzde bilimde ve teknolojide önemli gelişmeler oluyor ama uzaya yapılan insanlı yolculuklara baktığımızda yeni bir gezegene ve uyduya ayak basmışlığımız yok. Biz de önceki kuşaklar gibi böyle başarılar görmek istiyoruz. Mars’la ilgili her habere balıklama atlıyoruz. Gazeteler de bunu bildikleri için Mars hakkında sık sık yalan haber yazıyorlar.

Mars’ı merak ettiğimiz için Mars’la ilgili bilimkurgu eserlerini takip ediyoruz. Kim Stanley Robinson’ın Kızıl Mars’ını severek okuduk ve şimdi yayınevlerine devam kitaplarını dilimize kazandırmadıkları sitem ediyoruz. Andy Weir’in Marslı’sı dünyada atom bombası gibi patladı, pek çoğumuz severek okudu. Bazılarımız sinema uyarlamasını belki birkaç kere izlemiştir. National Geographic’in geçen seneki Mars adlı yarı belgesel dizisini pek işe yarar olmasa da merakımızdan takip ettik. Mars ile ilgili şu an aklıma gelmeyen sayısız bilimkurgu eseri var.

İşte bu ilgi The Space Between Us’ın satar umuduyla bilimkurgu formatında yapılmasını sağladı. Gerçekte bu film Mars’a dair bir eser değil. Bu film Mars hakkında hiçbir şey söyleyemez. Bu film sadece Mars’tan faydalanan ikinci sınıf bir romantik film. Eskiden TV kanalları gece saatlerindeki boşluğu doldurmak için senaryosu ve oyunculukları kalitesiz ve telif ücreti ucuz filmleri yayınlarlardı. Hâlâ yapıyorlar mı bilmiyorum. The Space Between Us işte bu filmlerle aynı sınıfta değerlendirilebilir.

Bilimkurgu Ne Değildir?

Bazı okurlarımız beni gereğinden fazla gerçekçilik aramakla suçlayabilir. Hayır, gerçekçilik aramıyorum. Her film %100 bilimsel olmak zorunda değil. Eğer öyle düşünseydim fantastik kurgu okumazdım/izlemezdim. Bir film gerçek dünya ile tutarlı olmak zorunda değil. Hatta gerçek dünya ile en küçük bir benzerliğe sahip olmak zorunda da değil. Örneğin, Avatar’daki Pandora gezegeni ve içindeki canlıları yeterince orijinal olmadıkları için eleştiren biriyim.

Benim eleştirdiğim şey kendi içindeki tutarlılıktır. Harry Potter bir fantastik kurgudur, gerçek dünyada büyücüler, Sihir Bakanlığı, ruh emiciler, büyülü asalar, uçan süpürgeler yoktur. Onun kendine ait bir dünyası vardır ve bu saydıklarım bu dünyanın kurallarına göre var olurlar.

Star Wars’a bakın. Jedilar ve Sithler yoktur. Işın kılıçları yoktur. Güç ve onun aydınlık ve karanlık tarafları yoktur. Kimse bunların var olduğuna inanmaz. (Jedizm dinine inanan okurlarımızı tenzih ederim) Star Wars’un ne kadarının bilimkurgu olduğu tartışılır. Bilimsel olarak çok fazla bir şey barındırdığını sanmam. Gerçek dünya ile alakası yoktur ama kendi içindeki evreni tutarlıdır. Gücün nasıl işlediği bellidir. Jedi kanunları bellidir. En iyisinden en kötüsüne karakterlerin davranışları kendileriyle tutarlıdır. Işın kılıçlarının nasıl çalıştığı bellidir.

Shingeki No Kyojin’i “bunda devler var, saçma sapan bir anime” diyerek eleştirmem ama o animede bir gün, bir insan bir devi ensesini keserek değil de başka bir şekilde öldürürse ve hiçbir karakter bunda şaşırtıcı bir şey bulmazsa o zaman eleştiririm. Çünkü anime kendi kurallarından sapmış demektir. Kurallarını değiştirecekse de bunu mantıklı bir şekilde yapmalıdır.

The Space Between Us’ın asıl sıkıntısı bilimsel hatalar değil. Zaten kaç tane bilimkurgu filmi %100 bilimsel ki? %100 bilimsel olursa onun bilimkurgu olduğunu tartışmaya başlamak mümkün. Bilimsel hataları görmezden gelebiliriz. Fakat filmdeki insanların mantıksız davranışları; içinde bulundukları kurumların ve toplulukların, çevrenin, kendi kişiliklerinin gerektirdiğinden son derece uzak, absürt. Elbette absürtlük de bir tarzdır ama bu film o kulvarda koşma iddiasında da değil. Filmin sonundan bir örnek vereyim size. Eğer bu yazıyı buraya kadar okuyup da hâlâ filmi izlemekten vazgeçmediyseniz aşağıdaki paragrafı atlamanızı tavsiye ederim.

—Film Sonu Spoiler’ı—

Filmin sonunda Gary Oldman’ın canlandırdığı Nathaniel Shepherd karakterinin Gardner’ın babası olduğu ortaya çıkıyor. Yani Gardner’ın annesi o uzay gemisine binmeden önce hamileymiş. Elbette astronotlar seks yapabilirler ama uzaya gidecek bir astronotun olası bir hamilelikten korunmak için önlem almasını beklerim, onu uzaya gönderecek yöneticiden de bunu beklerim. Hadi bunu da geçtim. Bir astronot uzaya çıkmadan önce sayısız sağlık kontrolünden geçer ve her nasıl oluyorsa bu astronotun uzaya çıkana kadar hamile olduğunu hiç kimse fark etmiyor. Fark edildiğinde de kimse bu yanlışın hesabını sormuyor.

—Film Sonu Spoiler’ı—

Uzayın ve astronotların olduğu bir film çeken bu insanlar bu işlerin nasıl yürüdüğüne dair hiç fikir sahibi değiller. Hiç araştırmayı düşünmemişler bile. Uzay yolculukları ve bu işleri yürüten gerek NASA gerekse özel kuruluşlar hakkındaki bilgisi yedi yaşındaki bir çocuktan fazla olmayan insanlar uzay filmi yapınca ortaya böyle hilkat garibeleri çıkıyor.

Bilimkurgunun ne olduğunu uzun uzadıya tartışabiliriz ama ne olmadığını ben söyleyebilirim size: Bir filme biraz uzay manzarası, birkaç astronot, bir tane robot, biraz da Mars manzarası eklediğinizde o film bilimkurgu olmuyor. Çoğu insan bir filmde robot, uzay ya da zamanda yolculuk gibi şeyler görünce onu bilimkurgu sayıyor. Bilimkurgu kültürü olmayan insanlar bilimkurgu işine girince bu film gibi garip şeyler ortaya çıkıyor.

Etiketler:  
1986’da Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde doğdu. 1998’den beri ailesiyle birlikte Adana’da yaşıyor. 2010’da Mustafa Kemal Üniversitesi Muhasebe Önlisans bölümünden ve 2013’te Anadolu Üniversitesi İktisat bölümünden mezun oldu. Katı bilimkurguya bayılıyor, kendi çapında öyküler yazıyor. Şu sıralar en büyük hobisi yeni diller öğrenmek ve bir gün tüm dünyayı görebilmek istiyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

The Space Between Us: Bilimkurgu Ne Değildir?

Bu filmde, bir filmi kötü bir film yapmaya yetecek her şey mevcut: Kötü yönetmenlik, kötü oyunculuk ve kötü senaryo.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün