Üst İstanbul’a Açılan Kapı: Arayış Ormanı

Artık bizim de çocuk kahramanımız olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Üstelik macera yeni başlıyor!

Yabancı edebiyatta başarılı örneklerine çokça rastladığımız ve özellikle son 10-15 yıllık dönemde revaçta olan çocuk kahraman olgusu, edebiyatımızda kendini pek fazla gösterememiştir. Başarılı eserler çıksa da çoğu tek kitap şeklinde başlayıp sonra ermiştir.

Serisel düzlemde giden ve belli bir zaman aralığına serpiştirilen eserlerdeki karakterler okuyucusuyla aynı doğrultuda büyür ve gelişir. Gençliğe atılan adım gerek kitaplarda, gerek reel dünyada benzer olguyla karşımıza çıkar. Harry Potter, Peggy Sue, Percy Jackson, Belgariad, Darren Shan akla gelen ilk örneklerdendir.

İşte tam da benzer bir kurguyla karşımıza çıkan Arayış Ormanı, adeta aradığımız ve özlemini çektiğimiz bu eksikliği bizlere bir kez daha hatırlatıyor. Şu an toplamda kaç kitap olacağı belli olmayan, uzun soluklu bir maceranın ilk bölümüyle merhaba diyor.

Büyülü “Üst İstanbul”

Arayış Ormanı, Göktuğ Canbaba’nın şimdilik ana adı belli olmayan serisinin birinci kitabı az önce de belirttiğim gibi. Deniz’in, “bekçi” olma yolundaki macerasına ve yolculuğuna tanıklık ediyoruz bu kitapta. “Bekçi”lik dediğimiz şeyi ise İstanbul’un “fantastik” ikizi bir dünya ile bizimki arasında bulunan saklı geçidi korumak için babadan oğula geçen bir görev olarak özetleyebiliriz. Fakat büyülü ve önemli bir görev bu.

İstanbul şehrinin bir ikizi var demiştik. Fakat bu şehri ikizi olarak adlandırsak da orada hayat tamamen farklı. Burası cadılar, tılsımcılar, büyücüler, goblinler, periler gibi farklı türden birçok yaratığa ev sahipliği yapıyor. Bu arada yaşadığımız dünya Alt, bahsini ettiğimiz diğer dünya Üst İstanbul olarak nitelendiriliyor.

Bekçi, her iki şehri birbirinden ayıran Tek Kapı’yı korumakla görevlidir. Her iki tarafa da aittir. Aynı zamanda arada bir ortaya çıkan Kaçak Kapılar’ı bulup, kimse bu geçişleri kullanmadan önce kapatıp mühürlemekle de sorumludur. Deniz de bir sonraki bekçidir fakat bu durumdan haberdar değildir.

Babasının anlattığı masallarla büyüyen ve 12 yaşına gelmesine rağmen hâlâ bu hikâyeleri zevkle dinlemeye devam eden Deniz’in okuldaki yalnızlığı, hayalperestliği, kafasında dolanan düşünceleri okuyarak adım atarız maceraya. Çok hızlı ama aynı zamanda sürükleyici bir girişle başlar olaylar. Daha en başta, açılan bir Kaçak Kapı’dan geçen cüceyle karşılaşır Deniz ve hayal gördüğünü zanneder. Çünkü bu tür bir yaratıkla ilk defa karşılaşmıyordur. Bundan önce de olmuştur. Hatta bu sebeple başını belaya sokmuştur. Ardından devreye babası girer ve gerekli müdahaleyle durumu kontrol altına alır. Çünkü Deniz, bu gerçeği öğrenmek için çok küçüktür. Henüz hazır değildir. Fakat hayat bazen sizi hazırlıksız yakalar.

Babasının kendisine anlattığı bu masallar aslında kendisini Üst İstanbul’a hazırlamak içindir. Böylece gerçeği öğrendiğinde kendini bildi bileli dinlediği masallar işe yarayacak, onu bir nebze bu yeni dünya ve görevine hazırlayacaktır.

Yazarımız, önceki kitaplarından da alışkın olduğumuz betimleyici bir anlatım diline sahip. Genel olarak akıcı ve sürükleyici, merak dozajını belli seviyede tutan yazımıyla her yaştan kesime hitap ediyor. Kitapta ne fazla çocuksu bir yan, ne de ağır bir dil mevcut. Haliyle iki yüz elli küsürlük kitap kısa sürede sonlanıyor ve gözler bir sonrakini aramaya başlıyor.

Yolculuk Teması ve Büyümek

Fantastik edebiyatta sıkça gördüğümüz ve yazarın önceki kitaplarında da rastladığımız yolculuk teması burada önemli bir rol oynuyor. Deniz’in Arayış Ormanı’nına varması ve ardından yine orman içinde çıktığı yolculuk bize aslında büyümeyi ve bu yolculuk sırasında farkındalığının artmasını gösteriyor. Sadece bedensel değil, zihinsel ve duygusal büyüme de bu aşamada etkin rol oynuyor.

Peki bu yolculukta Deniz yalnız başına mı? Yanında, aslında babasının dostu olan ve daha sonra Deniz’le de yakın arkadaş olan Ena adlı kız bulunuyor. Bir Üst İstanbullu, aynı zamanda Bilinmezlikler Okulu Tılsım Sanatı öğrencisi olan Ena bu yolculukta Deniz’in en önemli yardımcısı ve yol arkadaşı oluyor.

Yaşına Göre Davranmak

Kitabı okurken rahatsız olduğum, fakat sonra üzerine düşünüp belki tam da anlatılmak istenen budur dediğim bir yerden bahsetmek istiyorum. Deniz’in içseslerini italik harflerle okuduğumuz ara paragraflara rastlıyoruz kitap boyunca. Bu durum, özellikle de Üst İstanbul bölümlerinde fazlaca rahatsız etti beni. Gerek kurmaya çalıştığı mantık, gerekse içsesiyle karşı tarafa verdiği cevaplar ve tavırları pek hoşuma gitmedi. Sanki kurguyu baltalıyormuş gibiydi. Lakin kitap bittikten sonra şunu fark ettim. Karşımızdaki kişi, ergenliğe bile henüz adım atmış 12 yaşında bir çocuk. Daha ne olduğunu anlayamadığı olaylar içinde bir oradan bir buraya koşturmaya başlamış. Tam da olması gereken hareketleri yapıyor. Ve belki de bu sayede karakter derinliği bir tık yukarı çıkıyor.

Kitaptaki bazı önemli noktaların tahmin edilebilir olması, sonlarda oluşan heyecan duygusunu azaltıyor. Özellikle kitap içerisinde verilen ve ters köşe beklediğim bir-iki yerin öyle olmaması, kurgu içerisinde verilen tahmin gibi çıkması biraz hayal kırıklığı yarattı açıkçası. Ama bu durumun okuyucudan okuyucuya değişebileceğini de ekleyeyim.

Eserin biraz daha uzun tutmasını dilerdim. Zira çok hızlı gelişti olaylar ve bir anda, ağzımıza bir parmak bal çalarak son buldu sanki. Akıcı yazım tarzı ile hızlıca tükettiğiniz sayfalar, sonu da aynı hızla getirdi. Üst İstanbul’da ve Arayış Ormanı’nda biraz daha zaman geçirmek isterdim mesela. Kitabı okumaya ve Üst İstanbul’u tanımaya başladığınızda, daha fazla detay almak isteyeceksiniz benim gibi. Tabi uzunluk-kısalık meselesinin sadece yazarın elinde olmadığını biliyorum ama umut ediyorum sonraki kitaplarda bu anlamda daha doygun bir metne sahip oluruz. Ayrıca ana karakterden bağımsız olarak ikiz İstanbul’da geçen çok güzel yan hikayeler çıkabilir. Gerekli ortam ve çeşitliliğe sahip arka planı yeterince mevcut.

Kitap ilk macerayı nihayete erdirip daha önemli bir yolculuğun haberini vererek ve kafamızda bazı soru işaretleri bırakarak sonlanıyor. Spoiler olmaması açısından bahsetmediğim bazı önemli kısımların cevapları sonraki kitaplara kalıyor. Bakalım ne zaman kavuşacağız.

Yazının başında da belirttiğim üzere, Göktuğ Canbaba önemli bir açığımızı kapatabilir bu seriyle birlikte. Deniz’in büyümesini, yürüdüğü zorlu ve acımasız, ama aynı zamanda yeni keşiflerle dolu yolu hep beraber okuyacak, tanıklık edeceğiz. İnanıyorum bu anlamda güzel de örnek oluşturacaktır.

Son olarak yazmadan geçmek istemiyorum: Ozanın Şarkısı’nı okumuş olanları da küçük bir selam bekliyor. Özellikle bahsi geçerken yüzünüzde hafif bir tebessüm oluşabilir, aman kaçırmayın!

Artık bizim de çocuk kahramanımız olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Üstelik macera yeni başlıyor!

İyi okumalar.

Site Kurucusu ve Genel Yayın Editörü
Tekniker. Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi. Kitap okumayı, film izlemeyi ve özellikle animeleri çok sever.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Üst İstanbul’a Açılan Kapı: Arayış Ormanı

Artık bizim de çocuk kahramanımız olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Üstelik macera yeni başlıyor!

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün