Zaman Makinesi: Zaman Yolcusu’nun Bilimsel Romansın Merkezinde Çıktığı Arayış

H.G. Wells’in ‘Zaman Makinesi’ adlı kült yapıtının "Bilimkurgu Klasikleri" baskısını inceledik.

Bilimkurgunun adının daha ‘bilimkurgu’ bile olmadığı zamanlarda, bu türün daima en iyi yazarlarından biri olan H.G. Wells tarafından kaleme alınmış, adını sonuna kadar hak edercesine “zamana karşı koyan” bir eser Zaman Makinesi.

Öncelikle Wells’in hem bilimkurgu yazınına hem de insanlığın ortak belleğine yaptığı katkılardan bahsetmek gerekir. Onun dönemine kadar gelen bilimsel romans külliyatında, Mary Shelley’in Frankenstein’ı gibi göz önüne çıkan çok az eser vardı. Zaman Makinesi‘nden önce “Rip Van Winkle” (Washington Irving) ve “Looking Backward” (Edward Bellamy) gibi zamanda yolculuk temalı eserler verilmiş olsa da bunlar hep baş karakterin uyuması ve başka bir çağda uyanması üzerindeydi. Ancak Wells bugün pek çok filme, kitaba, diziye ve oyuna konu olan ‘bilimsel yollarla zamanda yolculuk’ fikrini ilk kez ortaya atmış ve deyim yerindeyse tarihe adını altın harflerle kazımış oldu.  Geleceğe Dönüş, Donnie Darko, Interstellar ve daha bir çok filmin; ayrıca 22.11.63 gibi değerli kitapların da bize kazandırılmasını, Wells’in bu yaratıcı hayal gücü ve kurgu yeteneğine borçluyuz. Yani bugün bilimkurgu yazınında elimizde olan kaynakların çoğunun fikir babası kendisi. Daha sonra kaleme alacağı ‘Görünmez Adam’ kitabıyla da görünmezlik fikrini ilk Platon ileri sürmüş olsa da o, bu olguyu ilk kez bilimsel yollarla açıklama çabası içine girmesiyle yapacağımız her övgüyü hak ediyor gibi görünüyor.

Kitaba gelecek olursak, zamanda yolculuk fikrini ele aldığı zamanlarda ne Einstein daha İzafiyet Teorisi’ni orta atmıştı ne de Kuantum Fiziği konuşuluyordu. Bu da Zaman Makinesi kitabını kendi çağının ötesine taşıyor. Wells’in üniversite yıllarında “Kronik Argonotlar” olarak adlandırdığı ilk taslaklarında, zamansal uzamda bir hareketliliğe rastlanmasa da sonraki yıllarda bu taslaktan yola çıkarak yazdığı ‘Zaman Makinesi’ eseri, adeta onun çıraklıktan ustalığa nasıl bir sıçrama gerçekleştirdiğini gözler önüne seriyor. Wells, kimyadan biyolojiye, sosyolojiden atropolojiye; hem doğa bilimlerindeki hem de sosyal bilimlerdeki yetkinliğini hiç zorlanmadan okuyucuya sunuyor.

Kitap, zaman yolculuğu konusuna Sadık Hidayet’ten Kör Baykuş ve William Hope Hodgson’dan Sınırdaki Ev gibi ince ama karmaşık okumalarla giriş yapmış bünyeme ilaç gibi geliyor. Bahsettiğim iki kitap da zamansal hareketlilik konusunu işleyen, görece ince eserler olsalar da bu konuya yeni giriş yaptığım için ağır deneyimler olmuştu. Oysa Wells, bu konuyu öyle bir ele almış ki ne bizi tamamen makinelerin o soyut dünyasına hapsedip gerçeklikten koparıyor ne de büsbütün romantik bir eser önümüze koyup bu konuyu havada ve temelsiz bırakıyor.

Zamana dair zamanının ötesinde bir sohbet

“Neredeyse tüm evrende kabul görmüş olan bir fikri yalanlamak zorunda kalacağım. Örneğin, size okulda öğretmiş oldukları geometri, tamamen yanlış kavrama üzerine kuruludur.”

İsimsiz bir Zaman Yolcusu’nun (ondan böyle söz etmek daha uygun), bir grup arkadaşıyla kendi evinde girişmiş olduğu ancak tek taraflı yürüttüğü bir sohbetle başlıyor kitap. Bilimle kafayı bozmuş bu bilim insanının, arkadaşlarını zamanda yolculuk fikrine alıştırmak için gerçekleştirdiği bu konuşma, bize enfes bir okuma metni sunuyor. Burada Wells, ontolojiye de el atıp çok yönlü düşün dünyasını Zaman Yolcusu üzerinden bizlerle buluşturuyor. Kitap boyunca Simon Nowcomb’tan Karl Marx’a kadar uzanan göndermeler de cabası.

Zamanda yolculukla ilgili fikirlerine gelmeden önce gerçek bir cismin dört yönde uzanması gerektiğini, bunların da uzunluk, genişlik, derinlik ve bir de şimdiye kadar gözden kaçırılan süreklilik uzamı olduğunu savunuyor. Dördüncü uzamınsa, yani sürekliliğin, zaman olduğunu ileri sürüyor Zaman Yolcusu. Bazı felsefecilerin ve bilim insanlarının bu konuyu ele aldıklarını ancak yetersiz kaldıklarını anlatırken bu konuşma arkadaşlarının da katılmasıyla biz okuyuculara karşısında sanki Aristo’yla Platon, Öklit’le Pisagor konuşuyormuşçasına keyif veriyor.

Uzayın içindeki diğer boyutlarda rahatça hareket edilebilirken neden zaman boyutunda da hareket edilemeyeceğini sorgulamaya başlayarak arkadaşlarının o gün yemek yemek için toplandıkları Zaman Yolcusu’nun evinden tamamen kafası karışmış bir şekilde ayrılmalarına yol açıyor. Tabii bunu onlara gösterdiği yeni icadı da tetikliyor, Zaman Makinesi. Biz de hikayeyi onun arkadaşlardan birinin gözünden okuyarak tanıklık ediyoruz.

“Ondan daha az yetenekli bir adamı meşhur edecek şeyler onun elinde birer hileydi sanki. Her şeyi kolaylıkla yapabilmek bir hatadır.”

Bahsettiği şeyler aslında insana biraz mantıklı geliyor olsa da Zaman Yolcusu’nun her şeyi bilen insanlara özgü havası dinleyicilerini, yani arkadaşlarını ve biz okuyucuları, bu konu hakkında bir kez daha düşünmeye itiyor. Zamansal hareketlilik hakkında yeterince düşünüp düşünmediğini bilmediğimiz eski ve yeni arkadaşları bir hafta sonra tekrar aynı yerde yemek yemek üzere sözleşmişlerdir fakat bu yemeğe Zaman Yolcusu, hem biraz geç kalır hem de gediğinde üstü başı biraz harap olmuş durumdadır. Daha o gelmeden yapılmaya başlanan zamanda yolculuk şakalarına devam eder arkadaşları, onun bu perişan halini gördükten sonra da. Ancak gerçekten endişelenen birkaç arkadaşının merakını gidermek üzere başlar bize hikayesini anlatmaya.

İcat ettiği makine sayesinde zamanda gidip geldiğinden bahseden Zaman Yolcusu, kimseyi ikna etme tasası taşımadan bu makinenin nasıl işlediğini ve onun sayesinde gittiği M.S. 802.701 yılında başına gelenleri dinleyicilerinin fikirlerini umursamaz bir tavırla anlatmaya başlıyor.

Dünyanın gittiği bu zamanında karşılaştığı insanımsı yaratıklara, Eloilere, ve onların yaşam şekillerine tanıklık ediyoruz biz de o anlattıkça. İnsanların ve doğanın öngörülemez evrilişine hayretler ediyoruz sayfaları birbiri ardına çevirdikçe. Wells’in zihninin daha önce keşfedilmemiş köşelerinde dolaşıyoruz. İlk bakışta insanların hiçbir zorlukla karşılaşmayan yeni yaşam düzenleri dikkatimizi çekiyor. Neredeyse cinsiyetlerini yitirmiş görünümleri de bu evrimin bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.

“Erkeğin iktidarı ve kadının yumuşaklığı, aile kurumu ve mesleklerin ayrımı, bir fiziksel güç çağının saldırgan gereklilikleridir yalnızca.”

Çoğu distopyada karşımıza çıkan o ileri teknolojinin yol açtığı aşırı denetim ve insanların bireysel yabancılaşma sonucu robotik davranışlar gösteren bir mekanizmaya dönüşmesini bu kitapta göremesek de sorun yine bireyin pasifize olmasının yol açtığı kurulu düzen. Çünkü Wells’in distopyası biraz daha özgün ve bize her şeyin daha kolay olması sonucu insanın evrildiği o yeteneksiz, hisleri heyecanları körelmiş, renksiz dünyayı karşımıza çıkartıyor. Fiziksel dengenin ve güvenliğin sağlandığı bu yeni dünyada Zaman Yolcusu’nun gördüğü üzere gücün pabucu dama atılmıştır. Bu yeni toplumsal düzende, aslında bireylerin gitgide birbirlerine benzemeye başladıkları ve işlevsizliştikleri günümüz dünyasının sanki bir yansımasıyla karşılaşıyoruz.

“Değişimin ve değişime gereksinimin olmadığı yerde akıl da yoktur.”

Zamanla buradaki tek canlının yalnızca ilk geldiğinde tanıştığı Eloiler olmadığını, dünyayı daha sonra karşımıza çıkan Morlocklar’la paylaşmak zorunda olduklarını görüyoruz. Zaman Yolcusu’nun aklında sürekli yeniden oluşturmak zorunda kaldığı yeni dünya düzeni oldukça basit ve akla yatkın olsa da hikayenin sonunda biz de onunla birlikte yıkılan dünya algımızın yerine bir yenisini koymaya çalışmaktan yoruluyoruz. Kendi tabiriyle bilinmeyen bir dünyada onun yabancı bir hayvan olarak zamanına geri dönme serüvenine kitap boyunca eşlik ediyoruz.

Kitabın sonlarında da girişindeki kadar olmasa da çok yerinde toplumsal mesajlar, eleştiriler içeriyordu. Wells, hikayeyi çok fazla uzatmadan kararında bitirmiş. Sadece bir bilimkurgu eseri olarak değil, bir fikir yazısı olarak da okunması gereken bir düşünce yazısı aynı zamanda metin. Anlatım dili de oldukça akıcı ve bu özelliğiyle göz korkutan kült kitapların tam karşısında yer alıyor. Makinelerin bilinmez diliyle kafasındaki sistemi açıklama girişimiyle zihnimizi bulandırmıyor ama betimlemelerinin ayarı ve kalitesi sayesinde Zaman Yolcusu’nun korkularını, heyecanlarını, çaresizliklerini biz de onunla beraber yaşıyoruz sanki.

Kitapta beni rahatsız eden tek şeyse Zaman Yolcusu’nun dünyanın sadece ufak bir kısmında yaşanan değişimlere tanık olup gördüğü düzeni sanki bütün dünyada öyleymiş gibi kanıksayıp dünyayı bütünüyle aynılaşmış koca bir bahçe olarak görmesi oldu.

Çeviri ve editörlük

“Mevcut edebiyatımız iyi durumda, buna şüphe yok; ama bir düşünür için, yazılmamış kitaplar çok daha çekicidir.”

İthaki Yayınları’nın ‘Bilimkurgu Klasikleri’ başlığı adı altında eşsiz eserlerle birlikte dilimize yeniden kazandırdığı Zaman Makinesi’nin çevirisi daha önce aynı yayınevinden çıkan ‘Atlantis’in Çöküşü’nü de Türkçeye kazandıran Volkan Gürses tarafından yapılmış ve oldukça başarılı olmuş. Hele bir de Patrick Parrinder tarafından hazırlanan önsözü kitapla birleşince ufkumuzu iki katına çıkartıyor sanki. Fanatik olmasam da sadık bir bilimkurgu okuru olarak kazandığım bir alışkanlık sonucu bu önsözü kitaptan sonraya bırakın derim. Daha çok anlamlı oluyor hikayeyi bildikten sonra okumak.

Son olarak, daha önce “The Time Machine” adıyla 1960 ve 2002 yıllarında beyaz perdeye uyarlanmış olsa da filmlerden ziyade 2002 yapımı olanının müziklerini dinlemenizi tavsiye ediyorum.

H.G. Wells’in insanlığın hiç dinmeyecek hevesini ele aldığı bu kült kitabı mutlaka okumanızı öneririm ama makinesini size bir tur verse bile geleceğin nasıl şekillendiğine dair o korkunç kolektif merakımızı bastırıp bu nazik teklifi için teşekkür edip reddetmeliyiz bence. Biliyorum çok zor ama zaten kolay olan ne var ki?

1994 yılında İstanbul’da doğdum. Okumayı ve yazmayı öğrendiğimden beri bir şeyler yazıyorum. Daha çok da okuyorum. Sosyoloji son sınıf öğrencisiyim. İnceleme alanım bu dünyanın insanları olsa da ilgi alanım başka dünyalar. Bir Bellatrix, Auri kadar olmasa da ben de pek buralardan sayılmam zaten.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Zaman Makinesi: Zaman Yolcusu’nun Bilimsel Romansın Merkezinde Çıktığı Arayış

H.G. Wells’in ‘Zaman Makinesi’ adlı kült yapıtının “Bilimkurgu Klasikleri” baskısını inceledik.

Bültenimize Katılın!

E-posta adresinizle listemize abone olun, tüm gelişmelerden önce siz haberdar olun!

Başa dönün